Connect with us

Makale

Asya Kralı, Mısır Firavunu, Pers İmparatoru: Büyük İskender’in Muharebeleri

Asya Kralı, Mısır Firavunu, Pers İmparatoru: Büyük İskender’in Muharebeleri

Okuma Süresi: 13 dakika

III. Aleksandros, (Büyük İskender) sefere çıkmadan önce (M.Ö. 336) sadece Makedon kralıyken; seferini, Babil’e tekrar dönüp tamamladığında (M.Ö. 325) mevcut unvanının yanına Asya Kralı, Mısır Firavunu ve Pers İmparatoru unvanlarını da eklemekle kalmamış, Hellenlerin mefkurelerinden birini de gerçekleştirmişti (Pers İmparatorluğu’nu istila etmek). Üstelik, Büyük İskender, sadece 11 yıl sürmüş olan bir sefer neticesinde tüm bu olayları gerçekleştirerek dünya tarihinde yaklaşık üç yüz yıl sürecek Hellenistik dönemi başlatmıştır. İşte bu yazıda da ölümünden sonra adı dünyevi bir başarının simgesi kabul edilmiş (Bosworth, 2005, s. 17) olan Büyük İskender’in bu büyük seferi sırasında yönettiği muharebeleri mümkün olduğunca anlatıp, uygulanan taktikleri de tahlil etmeye çalışacağım.

Büyük İskender’in sefere çıkmasından önce, selefi olan II. Philippos’un (M.Ö. 383-336) [1] halefine bıraktığı ve dolayısıyla sefere çıkmasına vesile olan siyasî ve bilhassa askerî mirasını ve bu seferin en büyük dürtülerinden biri olan Hellenizm mefkuresini ayrı bir başlık altında özetlemeyi uygun buldum.

Hellenizm mefkuresi ve II. Philippos’un politikalarına olan etkilerine dair.

Hellenlerin anlamadığı bir Grekçe lehçesini konuşan (Diakov-Kovalev, 2017, s. 371) Makedonlar kendilerini Yunan olarak kabul ediyor (Tekin, 2016, s. 123) ve Polybios ile Herodotos gibi antik tarihçiler de bu fikre katılıyordu (Mansel, 2014, s. 411). Dolayısıyla yukarıda bahsettiğim mefkurelerden biri olan Hellen şehir devletleri arasında bir birliği Makedonlar da arzuluyordu. Aristoteles’in de “Eğer Hellenler bir devlet halinde birleştirilmiş olsalardı tüm dünyaya hakim olabilirlerdi.” (Droysen, 2007, s. 49) cümlesiyle desteklediği bu fikre tüm Hellen devletleri sıcak baksalar da aralarındaki rekabetten ötürü, kimin lider olacağı tartışmalarından dolayı bu birliğin kurulması sürekli erteleniyordu (Tekin, 2016, s. 124).

II. Philippos’un da en önemli amacının Pers memleketini fethetmek olduğu ve sefere çıktığı zaman geride bir tehdit bırakmak istemediği iddiasını (Freeman, 2018, s. 299) kabul edersek bu iki durumun kesiştiği nokta şu olur: II. Philippos, hem Hellen birliğini kurup liderliği ele alacak hem de Pers seferine çıkmak için uygun bir ortam hazırlamaya çalışacaktı. Ayrıca II. Philippos’un bir diğer büyük amacı da içinde Hellen kentlerinin de olduğu bir Balkan devleti kurmaktı (Mansel, 2014, s. 414). II. Phlippos’un bu istekleri de aşağıda izah etmeye çalışacağım bazı olaylara vesile olmuştu.

II. Philippos (Panaiotis, DeviantArt).

II. Philippos’un bazı icraatları ve halefine bıraktığı mirasa dair.

II. Philippos, savaşçı Illyria (günümüzdeki Arnavutluk) boylarının bazılarını ve Trakya’daki kimi asi prenslikleri kendisine cebren bağlamıştı (Bosworth, 2005, s. 19). Illyria seferi hem hedeflenen bir Balkan devleti kurma yolunda hem de Makedonya’nın batı sınırının güvenliğini teşkil etme konusunda önemlidir. Trakya seferi ise bölgedeki zengin maden yataklarının II. Philippos’un eline geçmesiyle ekonomik olarak Makedonya’yı geliştirmekle kalmayıp boğazlardan başlayacak olan Pers seferi için yolların güvenliği bakımından mühimdir. Ayrıca Trakyalı birçok asker Büyük İskender’in ordusuna katılacaktı, hatta altı phalanks taburundan en az üçünü teşkil edeceklerdi (Bosworth, 2005, s. 19). Üstelik II. Philippos, Trakyalı, Teselyalı ve Illyrialı kadınlarla evlenerek bu ülkelerle akrabalık ilişkileri de kurmuştu.

Ülkenin güney sınırını ise Hellen devletleri oluşturuyordu ve II. Philippos bu konuda oldukça dikkatliydi çünkü kendisi iyi bir Grek eğitimi görmüştü [2], bundan dolayı da Hellen kültürüne karşı bir hassasiyeti vardı. Ancak II. Philippos’un Orta Yunanistan’daki politikalarını Atina ve müttefikleri onaylamıyordu. Demosthenes’in ateşli söylemlerinin tesiriyle [3] ve Trakya’daki fetihlerin de Atina’nın Karadeniz’den yaptığı buğday ithalini kötü yönde etkilemesiyle Atina ve müttefikleri Makedonya’ya karşı savaş hazırlıkları yapmaya başladılar (Tekin, 2016, s. 125).

Yükselen bu tansiyonun bir sonucu olarak M.Ö. 338’de Chaeronea Muharebesi meydana geldi.

Makedon lehine biten savaş, II. Philippos’un istediği gibi (Sparta hariç) tüm Hellen devletlerinin dahil olduğu ve liderliğini üstlendiği Korinthos Birliği’nin kurulmasına [4] sebep olmasından ve Büyük İskender’in ilk harp tecrübesi olmasından dolayı önemlidir [5]. Üstelik savaşta II. Philippos, ihya ettiği Makedon ordusunun ne kadar güçlü olduğunu kanıtlamıştı [6]. Muharebesinin ardından yapılan Korinthos görüşmelerinde II. Philippos, Kserkses’in yaptıklarının intikamını almak ve Anadolu’daki Yunan şehirlerini kurtarmak amacıyla (Bosworth, 2005, s. 33) Pers İmparatorluğu’na savaş açtığını ilan etti. Aynı yıl M.Ö. 336 yılında Yunan ve Makedon askerlerinden mürekkep 10.000 kişilik bir orduyu Hellespontos’tan (Çanakkale Boğazı) geçirmişti. II. Philippos bu sefere bizzat komuta etme niyetindeydi ancak bir suikast sonucu öldürüldü [7].

Konuyu artık daha fazla uzatmadan şu cümlelerle özetlemek istiyorum: Trakya seferi neticesinde elde edilen zengin maden yatakları devletin ekonomisine can vermiştir [8]. Illyria seferinde devletin batı sınırındaki asayişi sağlayabilmiştir. Chaeronea Muharebesi’nin ardından kurulan Korinthos Birliği vesilesiyle de Makedonya coğrafyada bir süper güç konumuna gelmiştir [9]. Ordu hakkındaki reformları da oldukça önemlidir [10]. Sayılan tüm bu gelişmeler Büyük İskender’in doğuya sefere çıkmasını sağlamıştır.

Büyük İskender’in kral olması ve doğuya sefere çıkmasına dair.

II. Philippos’un M.Ö. 336 yılındaki suikastı Makedonya’da siyasi bir krize sebep oldu. Son zamanlarda aralarındaki ilişki pek iyi olmadığı için Büyük İskender’den şüphelenenler vardı ancak suçluların bulunması ve idam edilmesi Büyük İskender hakkındaki çoğu şüpheyi ortadan kaldırdı [11]. Büyük İskender tahta çıktığı vakit bir süre Makedonya’daki siyasi rakipleriyle ve Illyrialı, Trakyalı ve Hellen kavimleri ile uğraştı (Bosworth, 2005) [12]. Onun içindir ki sefere çıkınca Makedonya’da oldukça güvendiği bir generalinin idaresine 12.000 phalanks piyadesi bırakarak (Bosworth, 2005, s. 45), II. Philippos’un daha önceden Anadolu’ya gönderdiği orduya katılmaya yola çıktı (M.Ö. 334) [13].

Büyük İskender, Anadolu’ya geçtiği ilk vakit Troia’da, Akhilleus’un mezarı olduğu iddia edilen yere gitti ve kurban kesip dua etti (Bosch, 1942, s. 25). Akhilleus’u ve Troia’yı ziyaret etmesi propaganda bakımından oldukça önemliydi çünkü Büyük İskender, hatiplerin ve şairlerin bazılarının Yunan ve Yunan olmayanların arasında yaşanan ilk büyük harplerinden biri olduğu iddia ettiği Troia Muharebesi’ndeki iki tarafın da Yunan olduğunu iddia ediyor (Tekin, 2016, s. 128) ve bahsedilen Hellenizm mefkuresine Anadolu’yu da ekliyordu. Akhilleus’un ve Priamos’un torunlarının ortak bir düşmana karşı savaşacağı fikri tüm diyara yayılmıştı ve desteklenmişti.

Sefer boyunca Büyük İskender, birçok şehri ve hatta Mısır’ı, kendisini Perslere karşı bir kurtarıcı olarak gördükleri için direnişle karşılaşmadan fethetmiştir. Ancak ben yazının başlığından da anlaşılacağı üzere tüm seferi anlatmaktan ziyade büyük çaplı muharebeleri (Granikos, İssos, Gaugamela ve Hypasdes) ayrı bir konu başlığı altında anlatmayı uygun buldum.

Granikos Muharebesi

Büyük İskender, Troia ziyaretinin ardından Granikos Nehri’nin (Biga Çayı) sarp bir mevzisinde Pers ordusunun olduğu bilgisini alarak ordusuyla oraya hareket etti. Persler, çoğunluğu süvarilerden mürekkep ve Yunan paralı askerleri de içeren bir ordu ile nehrin karşı yakasında bekliyorlardı. Büyük İskender de nehrin diğer tarafına konuşlandı. Böylece, Büyük İskender’in yaklaşık 18.000 kişilik (Tekin, 2016, s.129) ordusu ile Persler, M.Ö. 334 yılının Haziran ayının başlarındaki bir ikindi vaktinde karşılaşmış oldular (Lendering, 2018 s.88).

Mansel, 2014, s. 456.

Pers ordusunun süvarileri ön taraftaydı, paralı hoplitler ise daha yüksek bir mevkide konuşlanmışlardı. Büyük İskender kendisini süvarileriyle birlikte sağ kanada yerleştirdi, ortaya phalanksını koydu ve sol kanada Parmenion komutasında biraz piyade ve süvari konuşlandırdı.

Büyük İskender’in kurmayları, 20.000’i süvari, 20.000’i de paralı Yunan hopliti olan ve Memnon komutasındaki (Bosch, 1942, s.26) Pers ordusuna böylesi bir mevzideyken saldırmanın kumar olduğu konusunda hemfikirdiler. Çünkü Perslere saldırmak için önce düşman ateşi altında nehri geçip adından temas kurmak için yaklaşık 3 metrelik yamaç tırmanmaları gerekiyordu (Bosch, 1942, s. 26). Ancak Büyük İskender kurmaylarının bekleme tavsiyesine uymadı ve risk alarak ordusuyla hücuma kalktı. Çünkü Pers süvarilerinin, Sarissalı phalanksının önünde olduğunu fark etmişti (Parker, 2018, s. 41).

Granikos Muharebesi (Cornelis Troost, 1737).

Büyük İskender, phalanksına nehirde ilerleme emrini vererek kendisi de Perslerin sol kanadına saldırdı [14], Parmenion’a bekleme emri verdi. Phalanks, Pers süvarileriyle temas kurduğunda Büyük İskender refakatçi süvarileriyle birlikte karşılaştığı atlıları püskürterek Pers ordusunu sol taraftan kuşatmaya başladı. Tam bu sırada Parmenion sağ tarafa yetişerek Pers atlılarına karşı yapılacak imhayı neticelendirdi.

Bosch, 1942, s. 29.

Ardından yüksek bir mevzide konuşlanan paralı Yunan hoplitlerine saldırıya geçildi, phalanks doğrudan hoplitlerle temas kurdu, Büyük İskender’in ve Parmenion’un süvarileri de arkadan sararak onları imha ettiler.

Büyük İskender cesur hareketleriyle ölümden döndü; bir cirit göğüs zırhına isabet etmiş ve bir balta neredeyse miğferini yarmıştı (Parker, 2018, s.41). Savaşta Perslerin kayıplarının Makedon kayıplarına oranla çok daha fazla olduğunu biliyoruz. Granikos, hakim mevkide ve sayıca üstün olan düşmana karşı bir imha Muharebesiverilmiş olmasından ve Büyük İskender’in askeri dehasının gerçek manada ortaya çıkmasından dolayı önemlidir.

Bosch, 1942, s. 30.

Granikos Muharebesi’nin Büyük İskender lehine sonuçlanmasıyla; Lydia, Ionia, Karia, Lykia, Pamphylia, Pisidia, Galatia ve Phrygia olarak adlandırılan Ege ve Akdeniz kıyıları, Batı ve İç Anadolu fethedildi. Muharebesinin ardından yazdırdığı bir kitabede kendisini Makedon hükümdarı olarak zikretmesinden ziyade Korinth Birliği’nin kumandanı olarak ifade etti. Bu da Yunanların desteğini almak için çabaladığının bir göstergesiydi (Bosch, 1942, s. 30).

Issos Muharebesi

Granikos Muharebesi’ndeki bozgunun ardından Pers hükümdarı Dareios, yaklaşık 30.000 kişilik bir orduyu (Bosworth, 2005, s. 78) Babil’den harekete geçirdi ve Anadolu’ya doğru yola çıktı. Bütün orduyu yola çıkarıp çıkarmamak konusunda aslında Persler ve Yunan paralı askerler arasında tartışma çıkmıştı [15] ancak bu münakaşa sonrasında alınan karar neticesinde tüm ordu yola çıktı.

Issos Muharebesi (Albrecht Altdorfer, 1529).

Büyük İskender, ordusuyla o sırada Kilikya bölgesindeydi ve Parmenion da Kral Yolu’nun Suriye kısmına gönderilmişti. Pers ordusunun Sochi’de kamp kurduğu bilgisini aldı ve Parmenion ile buluşup Issos’a (günümüz İskenderun civarı) hareket etti ancak sonrasında sahil şeridi boyunca güneye doğru yürümeye başladıysa da tekrar istihbarat alarak geri döndü. Dareios da, Issos’a kuzeyden intikal etti. İki ordu birbirini takip etmelerinin ardından Issos’ta M.Ö. 333 yılında karşı karşıya geldiler ordularının konumları gereği sanki Persler Anadolu’dan, Makedonlar da Suriye’den gelmişler gibi bir durum ortaya çıktı. Arazi Makedon birlikleri için uygundu ancak Pers kuvvetleri oldukça sıkışmıştı zira araziye göre oldukça fazla sayıları vardı. Dolayısıyla hareket kabiliyetleri düşüktü. Amanos Dağları ile Akdeniz arasında kalan bu düzlükte ordular savaş düzenini aldılar. Büyük İskender süvarileriyle sağ kanatta, ortada mızraklı paralı hoplitler ve phalanks, sol cenahta ise Parmenion kumandasında Yunan ücretli süvarileri vardı. Perslerin, Amanos’ta bulunan bir birliğini karşılamaları için bir kısım askerini de dağın eteğine konuşlandırmıştı.

Mansel, 2014, s. 459.

İlk hamleyi Büyük İskender gerçekleştirdi. Refakatçi süvarileriyle Perslerin sol kanadına hücum etti.

Aynı zamanda iki ordunun arasında bulunan Pinaros Çayı’nı (Mansel, 2014, s. 458) geçmeleri için phalanksına emir verdi. Bu sırada Makedonların solunda yer alan Parmenion da Pers atlılarının taarruzunu karşıladı. Büyük İskender karşılaştığı piyadeleri yardı ve doğrudan Dareios’a hücuma geçti. O esnada çayı geçerken formasyonunda bozulmalar olan phalanksa da Yunan ücretli askerleri taarruza geçti.

Bosch, 1942, s. 41.

Dareios kendisine yapılan bu hücumdan dolayı telaşlanarak firar etti, Büyük İskender de zor duruma düşmeye başlayan phalanksına yardıma koşarak paralı askerlere arkadan saldırdı. Parmenion o sırada taarruza dayanmış ve Dareios’un firar haberini aldıklarında kendisine saldıran süvariler ricat etmeye başlamıştı. Dolayısıyla çayın karşı tarafına geçmeyi başarmıştı. Büyük İskender’in bahsedildiği gibi arkadan saldırıya geçmesiyle de tüm Pers ordusu gayri nizami biçimde geri çekilmeye başlamış ve muazzam kayıplar vermişti. Büyük İskender, Dareios’u akşama kadar kovalasa da sonra Issos’a tekrar dönmek durumunda kaldı [16].

Bosch, 1942, s. 42.

Issos zaferinin sonunda Büyük İskender’e, Dareios tarafından sulh teklif edildi ancak bu teklif reddedildi [17]. Ardından Suriye ve Mısır’ın (Suriye’deki bazı şehirlerde kuşatmalar yaşandı ancak Mısır direniş göstermedi) fethedilmesiyle de Pers İmparatorluğu’nun Akdeniz ile olan tüm bağlantısı kesilmişti. İskender, Mısır’da yaptığı birtakım ilmi ve dini faaliyetlerin ardından tekrar Suriye’ye doğru yola çıktı.

Gaugamela Muharebesi

Dareios, memleketine döndüğünde tekrar ordu kurmaya teşebbüs etti. Kurulacak bur ordu yine muhtelif milletlerden meydana gelecekti [18]. Asker toplama işleminin bitmesinin ardından Pers ordusu 45.000 süvari ve 200.000 piyadeden oluşuyordu ilaveten 200 adet tekerleklerinde tırpanı olan arabalar imal edilmişti ve 15 adet de fil takviye edilmişti (Bosch, 1942, s. 51).

Gaugamela Muharebesi.

Persler bu savaşa ciddi olarak hazırlanmışlardı. Bazı birliklerin önüne olası bir hücuma karşı önlem olarak demir ayak oltaları serpilmiş ve üstleri örtülmüştü. Ayrıca muharebe alanını Dareios seçmişti; Issos’taki arazi ordusuna uygun değildi ve şimdiki arazi ise düz ve geniş bir ova olmasından dolayı kalabalık ordusu için idealdi. İki ordunun karşı karşıya geldiği bu meydana Büyük İskender 7.000 süvari ve 40.000 askerle geldi (Bosch, 1942, s. 53). M.Ö. 30 Eylül 331 tarihinde günümüz Erbil yakınlarında orduların karşılaşmasıyla savaş meydana geldi.

Mansel, 2014, s. 464.

Persler, savaş arabalarını ve süvarilerini muhtemelen ilk taarruzu yapmak için ön saflara konuşlandırmıştı. İkinci safta ise ortada ise Dareios ve muhtelif uluslardan mürekkep piyadeler ve süvariler vardı. Büyük İskender ise yine sağ tarafa kendisini yerleştirmiş, ortaya phalanksını konuşlandırmış ve sol kanatı da Parmenion komutasındaki piyadelere ve süvarilere bırakmıştı. İskender her zamanki gibi sağ kanattan süvarileriyle, bu sefer yanına bazı piyadelerini alarak atağa geçti ve Pers sol kanadındaki süvarilerle karşılaştı. O esnada savaş arabaları Sarissalı piyadelerin üstüne salındı ancak Dareios’un umduğu gibi bir tesir gösteremedi. Pers sağ kanadı da Parmenion’un birlikleri üzerine saldırdı.

Bosch, 1942, s. 55.

Parmenion oldukça zor durumda kalmıştı ve ortada yer alan phalankslar da oldukça meşguldü.

Büyük İskender birtakım çarpışmaların ardından kendisini oyalayan süvarilerden sıyrılarak ya da defederek tıpkı Issos’ta olduğu gibi Dareios’a saldırdı. Dareios, Büyük İskender tarafından yapılmış bu oldukça şiddetli saldırıdan ürkerek yine firar etti. Aynı zamanda merkezdeki phalanks kendisini başarıyla savunmuş ve Parmenion’un yardımına yetişmişti. Büyük İskender ise Dareios’u kovalamaya başlamış ve emrindeki bazı süvari birliklerini Parmenion’u sıkıştıran Perslere arkadan saldırması için göndererek savaşa nihai sonucu getirmiştir [19].

Bosch, 1942, s. 56.

Savaş, Persler için tam anlamıyla bir bozgun olmuş ve ordularının yarısını kaybetmişti, kalanı da dağılmıştı, Makedonların kaybı ise oldukça azdı. Dareios ise Gaugamela Muharebesi’nde Büyük İskender’i ilk karşılayan süvari komutanı olan Bessos adlı Baktria satrapı tarafından sonradan öldürülmüştü.

Muharebenin ardından Mezopotamya tamamıyla fethedilmişti ve Babil, yeni başkent olarak tayin edilmişti. Ancak şöyle bir sorun vardı: Tarihte hiçbir Yunan elçi ya da paralı asker Susa’dan ileriye gitmiş değildi ve dolayısıyla Büyük İskender bundan sonraki yolculuğunun tamamını meçhul topraklara ve kültürlere karşı yapacaktı (Bosch, 1942, s. 63). Üstelik önünde artık düzenli bir orduya sahip bir devlet kalmadığından sürekli çete savaşlarıyla uğraşmak zorunda kalacaktı.

Hydaspes Muharebesi

Büyük İskender’in ordusundaki Makedon ve Yunan nüfusu iyice azalmaya başlamıştı çünkü bu askerler ya savaşlarda ölmüş ya da fethedilen şehirlerdeki garnizonlara bırakılmıştı. Dolayısıyla bu orduda Doğu kökenli askerlerin sayısında bir artış yaşanmıştı. Üstelik artık, Büyük İskender’in ordusunda Turan boylarından katılan atlı okçular da mevcuttu.

Hydaspes Muharebesi (André Castaigne, 1911).

Büyük İskender, Doğu İran kavimleriyle yaptığı bir dizi ufak çaplı savaşların ardından bu bölgeyi de fethetmiş ve Hindistan coğrafyasına yürümeye başlamıştı. Büyük İskender’i bu coğrafyada iyi karşılayanlar elbette oldu ancak birtakım kalelerin fethi sebebiyle bu seferi esnasında Pauvara Kralı Poros’un muhalefetiyle karşılaştı ve savaş hazırlıkları başladı. İki taraf da bölgedeki bazı Hint boylarının desteğini almıştı ancak Poros yerel bir hükümdar olduğu için bahsi geçen bu destekler daha çok onun lehineydi.

Poros biten savaş hazırlıklarının ardından 30.000 piyade, 4.000 süvari, 200 fil ve 300 savaş aracı toplamıştı (Bosch, 1942, s. 86). Hydaspes Nehri’nin bir tarafına yerleşerek savunma muharebesi vermeyi karar verdi (Bosworth, 2005, s. 158). Büyük İskender nehre geldiğinde Poros’un kuvvetlerinin konuşlandığını gördü ancak kendisi bile nehirden saldırma riskini göze alamadı ve bir şafak vakti nehrin karşı tarafına geçip (Bosworth, 20052, s. 160-161) Hint kuvvetlerinin kuzeyine konuşlandı. Böylece iki ordu M.Ö. 326 yılında karşı karşıya gelmişti.

Mansel, 2014,  s. 466.

Bu sefer Büyük İskender bütün süvarilerini sağ kanada yığmış, sol kanat oluşturmamış (Parmenion’un yokluğunda kanadı emanet edecek birini bulamadığından olabilir) ve piyadelerini merkeze yığmıştı.

Poros ise düz bir hat oluşturarak piyadelerini ve fillerini merkeze yerleştirmiş, süvarilerini de bazı piyadelerin desteğiyle iki kanada konuşlandırmıştı.

Çatışma, Büyük İskender’in uzun bir aradan sonra büyük bir meydan muharebesine girmesinin heyecanıyla (Bosch, 1942, s. 89) yine sağ kanattan başlattığı süvari hücumuyla başlamıştı. Turan boylarından olan atlı okçular, bilhassa fillere doğru ok atışında bulunarak onları taciz ediyor ve kışkırtıyordu. Büyük İskender’in sağ kanattan arkaya sıvışmaya çalıştığını anlayan Poros kendi sağ kanadını, Makedon süvarilerini karşılamaları için yollamıştı.

Bosch, 1942, s. 90.

Bu sırada da Makedon ve Hint merkezi temas kurmuş, çatışmaya başlamışlardı. Makedon saflarındaki atlı okçuların tacizi filleri sinirlendirmiş ve onları phalanksın uzun mızraklarına doğrudan taarruz etmesini sağlamıştı. Büyük İskender ise sağ kanadı kırmış, kendisini Hint sağ kanadından karşılamaya gelen kuvvetleri bertaraf etmiş ve Hint merkezine, nehrin karşı tarafından geçerek savaşa sonradan dahil olabilmiş kuvvetlerle beraber arkadan saldırma suretiyle savaşa kati sonucu getirmişti. Hint kuvvetleri çok büyük kayıplar verirken Büyük İskender’in kayıpları ise yine oldukça azdı. [20]

Bosch, 1942, s. 91.

Hydaspes Muharebesi, Büyük İskender’in yaptığı son büyük muharebedir. Çünkü ordusu artık bu uzun seferden sıkılmış ve yorulmuş bir halde geri dönmeyi talep ediyordu. Büyük İskender bu isteği, istemeyerek de olsa kabul etti ve ordu için geri dönüş başladı [21]. Babil’de seferini sonlandıran Büyük İskender, kurduğu bu imparatorluğu bir varis bırakmadan 33 yaşında hastalandı ve öldü (M.Ö. 323).

Büyük İskender’in uyguladığı taktikler hakkında bir değerlendirme.

Bu konu hakkında ilk önce bir alıntı yapmak istiyorum:

… Ancak İskender, Granikos’daki acımasız saldırısında, onu izleyen başlıca üç zaferini, İssos (M.Ö. 333), Gaugamela (M.Ö. 331), Hydaspes (M.Ö. 326) özgün kılacak bir şablon oluşturdu. Bu şablonun içeriği şöyleydi: (1) Yerel, genellikle elverişsiz araziye (İskender’in bütün muharebeleri nehirlerde ya da nehirlerin yakınlarında yapıldı) kusursuz ve tam uyum; (2) süvari yoldaşların başında -neredeyse ölümcül- şahsi birkaç ürkütücü cesaret örneği gösteren komuta yeteneği; (3) sersemlemiş düşmanı, ilerleyen falanjın mızraklarına doğru çevirmek üzere, düşman safında belli bir noktaya odaklanan çarpıcı süvari saldırıları; (4) ilk yanıltma hareketlerini yapmak ya da ansızın ortaya çıkan sorunlu yerleri doldurmak üzere uzmanlaşmış birlikler; (5) sonuçta muharebe meydanında düşman kovalamak ve yok etmek, İskender’in düşman ordularını yalnız yenme değiş, yok etme güdüsünü de yansıtmaktadır… (Parker, 2015, s. 41).

Tüm bu yerinde tespitlere ek olarak şu cümleler de kurulabilir: Büyük İskender yaptığı bütün muharebelerde ilk hamleyi yapmayı tercih etmiştir ki, dolayısıyla muhaberenin gidişatını kendisi tayin etmiştir. Sürekli sağ kanattan bir yarma hareketine teşebbüs etmiş ve ardından arkadan saldırmayı amaçlamıştır (örs ve çekiç taktiği). II. Philippos’un kurduğu yeni savaş düzenini geliştirerek klasik Hellen harp usulüne süvari sınıfını vurucu güç olarak eklemeyi başarmıştır. Özellikle Issos’ta ve Gaugamela’da Büyük İskender’in piyadelerini eğik düzende tuttuğunu görüyoruz. Bu durum hakkında da şu yorum yapılabilir: II. Philippos, gençliğinde eğik düzen formasyonunun ilk uygulayıcılarından Thebaili Epameinondas’ın yanında kalmıştı. Dolayısıyla Thebai’de öğrendiği bu taktiği oğluna da öğretmiş olması muhtemeldir.

Bütün muharebelerinde rakibin vurucu gücünü ana hedef olarak benimsemekten ziyade doğrudan ordunun kumandanına saldırmıştır. Doğu toplumlarında liderin mukaddes bir rol üstlendiğini kabul edersek Büyük İskender’in bu hareketlerindeki sebebinin sadece kişisel bir hırstan ziyade doğrudan rakip ordunun psikolojisini bozmaya yönelik bir tavır olduğunu söyleyebiliriz. Bu cümle de, sefer boyunca davasına insan çekmek adına yaptığı propagandalarla [22] psikolojiyi savaş aracı olarak kullanmış olabileceği iddiasıyla da desteklenebilir.

Dipnotlar

[1] E. Bosch, Hellenizim Tarihinin Anahatları adlı eserinin I. cildinin 9. sayfasında II. Philippos’un 24 yaşında tahta çıktığını yazar. Kendisinin M.Ö. 359 yılında hükümdar olduğu bilgisinden yola çıkarak doğum tarihi hakkında bu yorumda bulunabiliriz.

[2] II. Philippos gençliğinde Thebai’de, Epameinondas’ın yanında kalmış ve ondan bazı askeri stratejileri ve Hellen kültürünü öğrenmişti.

[3] Atinalı devlet adamı ve hatip Demosthenes, II. Philippos’u ve Makedonları barbar bir kavim olarak yorumluyor ve büyük bir tehdit olarak görüyordu. Ancak Isokrates gibi Atinalı olup da Makedonları destekleyen kişiler de vardı elbette.

[4] Korinthos Birliği aslında Hellen şehir devletleri devrinin bir sonu olarak da yorumlanabilir.

[5] Büyük İskender’in Chaeronea Muharebesi’nde komuta ettiği süvarilerle yaptığı hamle muharebenin kesin sonucunu belirlemiştir.

[6] Başta Demosthenes gibi Makedon karşıtı politikacılar geleneksel Yunan hoplitlerinin II. Philippos’un askerleriyle karşılaştırılmasını bile gülünç buluyorlardı.

[7] II. Philippos’un yaşamı ve bazı icraatları hakkında diğer bir anlatım için izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=QpDaXHRdE1I

[8] Ancak devlet hazinesinin, II. Philippos’un gösteriş yapma, hediye dağıtma ve rüşvet verme gibi masrafları dolayısıyla oldukça yorulduğunu ve Büyük İskender’in de bu durumdan dolayı sefer arifesinde bir miktar zorluk yaşadığını bilmekteyiz.

[9] Peloponnesos Muharebesi’nin ardından güçten düşen Yunan kentlerinin II. Philippos’a karşı biraz pasif kalması da bu durumun amillerinden biridir.

[10] Chaeronea Muharebesi’nin ve Makedon ordusunu hakkında birtakım bilgileri okumak için bakınız: http://www.tarihikadim.com/hellen-ve-makedon-falankslarinin-kiyasi-uzerine/

[11] Büyük İskender’in suikastın yapılmasında parmağı olanları idam ettirmesi denildiği gibi üstündeki bu şüpheleri ortadan kaldırmıştı çünkü öyle olsaydı eğer işbirlikçilerini idam etmezdi; etse bile halkın önünde kendisini suçlayacaklarından, bunu gizli yapardı (Bosworth, 2005, s. 42).

[12] Büyük İskender’in Balkanlar’daki faaliyetleri için ayrıca izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=dKQw6rxk41A

[13] Makedon ordusu 1950 süvariden ve 22.500 muhtelif sınıflardan ve kavimlerden mürekkep piyadeden oluşuyordu ancak bu sayı geri hizmetçiler, levazımcılar ve diğer muharip olmayan sınıflarla beraber 48.000’e kadar çıkıyordu (Lendering, 2018, s. 83).

[14] Büyük İskender, ilk hücumda ölen 25 asilzade süvari anısına dönemin en seçkin heykeltıraşı olan Lysippos’tan 25 tane heykel yapmasını istemiştir.

[15] Yunan paralı askerler ordunun büyük bir kısmının Babil’de kalmasını, Makedonlarla daha küçük sayıda bir orduyla savaşılmasını önermişlerdi.

[16] Issos Muharebesi hakkında başka bir anlatım için izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=5W6Zs2IOu70

[17] Büyük İskender özetle; amacı gereği Dareios’u mutlak biçimde mağlup etmeden ve Pers memleketini tam anlamıyla işgal etmeden barış yapmayacağını iletti.

[18] Batrialılar, Sogdianalılar, Arahosialılar, Arialılar, Parthlar, Hurkanialılar olmak üzere genellikle Doğu İranlı ve ya Türkistanlı milletler.

[19] Gaugamela Muharebesi hakkında başka bir anlatım için izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=vY3z3yh7a24

[20] Hydaspes Muharebesi hakkında başka bir anlatım için izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=jrmgas_MDzc

[21] Adeta ordusuna ceza vermek istiyormuş gibi, geri dönüşü çöl üzerinden gerçekleştirerek ordusunun büyük bir kısmının heba olmasına sebep olmuştur.

[22] Anadolu’ya geçtiğinde yukarıda bahsettiğimiz gibi Anadolu’daki Yunanlardan destek toplamaya çalışmış, kendisini bazen Makedon komutanından ziyade Korinthos Birliği komutanı olarak ifade etmişti. Üstelik Mısır’ı fethettiğinde de Mısır çoktanrıcılığındaki kutsal mekanları ziyaret ederek ve dua edip kurban keserek de bu bölgedeki halkı etkilemeye çalışmıştır. Ya da tüm bunları cidden samimi duygularla da yapmış olabilir.

Kaynakça

Bosch, E. (1942). Helenizm Tarihinin Anahatları I-II. İstanbul: İstanbul Edebiyat Fakültesi Yayınları.

Bosworth, A. B. (2005). Büyük İskender’in Yaşamı ve Fetihleri. Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.

Diakov V. ve Kovalev S. (2017). İlkçağ Tarihi Cilt: 1. İstanbul: Yordam Kitap.

Droysen. (2007). Büyük İskender Tarihi. İstanbul: Dharma Yayınları.

Freeman, C. (2018). Mısır, Yunan ve Roma Antik Akdeniz Uygarlıkları. Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.

Lendering, J. (2018). Büyük İskender. İstanbul: Kronik Kitap.

Mansel, A. M. (2014). Ege ve Yunan Tarihi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Tekin, O. (2016). Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş. İstanbul: İletişim Yayınları.

Parker, G. (2018). Cambridge Savaş Tarihi. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.

97 senesinin Haziranında Gaziantep'te doğdu. İlkokul eğitimini Ankara'da, lise eğitimini Antalya'da bitirmesinin ardından Marmara Üniversitesi'nde tarih öğrenimi görmeye hak kazandı. Hala bahsi geçen üniversitede lisans programını idâme ettirmektedir. Genel olarak Avrupa'nın umumî askerî tarihine, özel olarak da Antik Helen ve Roma askerî tarihlerine alakadardır. 2016 Eylülünden itibaren Tarih-i Kadim kurumunda yazarlık yapmaktadır. Necip Ümit Oral ile iletişim için: ncpmtrl@tarihikadim.com

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Bir yorum yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook

Editör Tavsiyesi

Yazarların Son Yazıları

Daha Fazla: Makale