Connect with us

Makale

Fatih Sultan Mehmed’in Mora Seferleri (1458-1460) ve Sonuçları

Fatih Sultan Mehmed’in Mora Seferleri (1458-1460) ve Sonuçları

Okuma Süresi: 9 dakika

Osmanlı Devleti’nin yedinci hükümdarı olan II. Mehmed’in İstanbul’u fethi ile Anadolu ve Rumeli arasında kalan toprak bütünlüğü de sağlanmış oldu. Fatih Sultan Mehmed bu aşamadan sonra Osmanlı hanedanına eşit düzeyde olan diğer Türk ailelerinin güçlerini ellerinden alarak devleti, köle sınıfından oluşturduğu bir imparatorluk haline getirmiştir.

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethi ile yıkılan Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkentini ele geçirmiş ve kendisini “Kayser” ilan etmiştir.

Böylelikle Fatih Sultan Mehmed cihanşümul bir anlayışla geçmişte Doğu Roma İmparatorluğu’na ait tüm topraklarda hak iddiasında bulunmuştur. Bu çalışma; Fatih Sultan Mehmed’in, Doğu Roma İmparatorluğu’nun devamı niteliğinde olan ve Paleologos hanedanına mensup olup, Mora yarımadasında hüküm süren iki kardeşin kötü yönetimine karşı Fatih Sultan Mehmed’in aşamalı olarak Mora üzerinde nasıl denetim kurduğu incelemektedir. Yapılacak olan bu çalışma neticesinde 1458 ve 1460 yıllarında gerçekleşen iki sefer sonucunda Mora topraklarının nasıl Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altına girdiğinin daha iyi anlaşılması arzu edilmektedir.

Anadolu Selçuklu Devleti 13. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Moğol üstünlüğünü hissetmeye başlasa da asıl egemenlik süreci 1243 yılında gerçekleşen Kösedağı Savaşı ve sonrasında Baycu Noyan komutasındaki Moğol-Türk ordusunun Anadolu’yu işgal süreci ile başlamaktadır. Bu tarihten sonra Anadolu yarımadası göç hareketlerine ve merkezi otoriteden kısmen yoksun olan beyliklerin yönetimine geçmiştir. Bu beyliklerden birisi olan ve Söğüt bölgesini kendisine mesken tutmuş Osmanlı Beyliği bir uç beyliği olması neticesinde Anadolu’da yaşanan bu iç karışıklılardan pek fazla etkilenmemiştir.

Osmanoğulları, uç beyliği olmanın stratejik faydalarından yararlanarak, batılarında yer alan ve çekişmeler ile taht kavgaları yaşayan Doğu Roma İmparatorluğu ile ilgilenmeye başlamıştır.

Osmanlı Devleti’nin kurucusu olarak bilinen Osman Bey bu iç karışıklık ortamından yararlanarak öncelikle çevresinde bulunan ve tekfurların yönettikleri küçük kaleleri ele geçirerek hem gaza anlayışına hizmet etmiş hem de diğer beyler ve beylikler arasından kolayca sivrilip yükselebilmiştir. Bu şekilde, Osman Bey’in çevresinde siyasi/askeri bir örgütlenme oluşmaya devam ederken, icra edilen gaza ve fetih faaliyetleri daha sistemli bir hale gelmeye başlamıştır.

Osmanlı Devleti’nin Orhan Bey dönemindeki sınırları Bursa, İznik, Balıkesir, Manyas gibi yerlerden oluşsa da Osmanlı Devleti hala bir sınır beyliğinden ibarettir.

Osmanlı Devleti’nin diğer beylikler arasında üstün konuma gelmesi hiç şüphesiz 1350 yıllarından sonraki dönemi kapsamaktadır. Bu dönemde Karesi tahtı için yaşanan bir çekişme, 1345’te Orhan’a bu beyliği topraklarına katma fırsatı verdi. Osmanlı Devleti bu aşamadan sonra Doğu Roma İmparatorluğu’nda yaşanan iç çekişmeleri bir süre takip ederek harekete geçebileceği uygun zamanı beklemeye başlamıştır. 1341 yılında III. Andronikos’un ölümüyle beraber Doğu Roma İmparatorluğu’nda taht mücadelesi yaşanmaya başladı. İmparator naibi Kantakuzenos tahtta hak iddia ederek Dimetoka’da imparatorluğunu ilan edip başkent İstanbul’u ele geçirmek için Orhan Gazi’den askeri yardım istemiştir.

Kantakuzenos, Osmanlılardan aldığı yardım neticesinde uzun bir kuşatma sonrasında başkente girmiş ve III. Andronikos’un oğlu Yuannis ile müşterek bir yönetim anlayışını kabul etmiştir. Bu askeri ortaklıktan sonra Osmanlı askerleri defalarca Kantakuzenos’un birlikleri ile beraber Rumeli bölgesinde savaşmışlardır. Kantakuzenos 1352 yılında Osmanlılara kışlamaları için Çimpe (Cinbi) kalesini verdi. Orhan Gazi’nin oğlu olan ve uç bölgelerde Osmanlı kuvvetlerini komuta eden Süleyman Paşa, 1352 yılında bu kaleye Osmanlı askerlerini bir daha çıkmamaları üzere yerleştirdi ve böylece Osmanlıların Trakya topraklarında bir askeri üssü olmuş oldu.

Balkanlara ayak basmasıyla hızla bu bölgede fetih hareketlerine başlayan Osmanlı Devleti ilk önemli sınavını 1364 tarihinde Haçlı ordularıyla gerçekleştirdiği ve tarihte adına “Sırpsındığı” denilen savaş ile verdi.

Bu savaşta alınan başarı ile Osmanlı askeri faaliyetleri Doğu Roma İmparatorluğu sınırlarını aşarak Avrupa’ya uzanmış, Batı Trakya ve Bulgaristan üzerine doğru yoğunlaşmıştır. Osmanlı fetihleri bu bölgede öyle hızlı gelişim göstermiştir ki 1352-54 yıllarında batıdaki sınırları Gelibolu bölgesinde olan Osmanlı toprakları 1374 yılında Sırbistan’a kadar dayanmıştır.  Nitekim 1389 yılında gerçekleşen Kosova Savaşı sonrasında Osmanlı orduları önünde hiçbir Balkan devletinin duramayacağı anlaşılmış ve Yıldırım Bayezid döneminde gerek Anadolu’da gerek Balkanlar’da doğrudan fetih stratejisine geçilmiştir.

Yıldırım Bayezid döneminde hızla devam eden Balkan fetihleri neticesinde Osmanlılar, Kosova ile kazandıkları üstünlüğü korumakla beraber Arnavutluk ve Bosna’ya akınlar düzenlemekte ve Tırnova, Silistre, Niğbolu ve Vidin gibi önemli şehirleri ele geçirerek Bulgaristan Krallığı’na son vermektedirler. (1392)  Yıldırım Bayezid ile Emir Timur arasında yaşanan çekişmeler neticesinde iki devlet 1402 yılında karşı karşıya gelmiş ve Yıldırım Bayezid’in savaşı kaybedip esir düşmesiyle Osmanlı Devleti için çözülme süreci başlamıştır. Anadolu’da beylerin yeniden beyliklerini kurmalarına karşın Balkanlar’da bu dönemde Osmanlı yönetimine karşı isyan hareketlerine pek rastlanmamıştır. I. Mehmed’in kardeşlerini yenerek tahta oturmasıyla on bir yıl süren fetret devri sona ermiştir. I. Mehmed kendi döneminde Osmanlı Devleti’ni tekrar ayağa kaldırmak için bazı girişimlerde bulunmuş ve elde kalan toprakları korumaya yönelik politikalar izlemiştir. II. Murad döneminde Osmanlı Devleti bir takım iç mücadelelerin ardından tekrardan fetih politikalarına dönmüştür. 

II. Murad 1434-1442 yıllarında Balkanlarda Osmanlı fetihlerine devam etmiş, bu dönemde Sırbistan’ı ilhak ederek topraklarına katan Osmanlı Devleti ayrıca Avrupa’nın kapısı olarak nitelendirilen Belgrad önlerine kadar ilerlemiştir.

Bu ilerleyiş Macar ordularının saldırılarıyla kesintiye uğramış ve 1444 yılında Macarlar ve Sırp despotu ile imzalanan Edirne Antlaşması ile yerini barış politikalarına bırakmıştır. Osmanlı Devleti’nde bu dönemde yaşanan taht değişikliğinin ardından Macarlar, Doğu Roma İmparatorluğu ve Papalık birleşerek bir Haçlı seferi organize etmişlerdir. Osmanlı ordusu Haçlı ordularını 10 Kasım 1444 yılında Varna’da mağlup ederek Balkan coğrafyasından kolayca sökülüp atılamayacağını ortaya koymuştur. Hunyadi komutasındaki Macar ordusu ve ona destek olan asi İskender Bey kuvvetlerince Balkanlara üçüncü defa saldırıda bulunan ordular 1448 yılında II. Kosova Savaşı’nda mağlup olarak Türkleri Balkanlardan atmak ve İstanbul’u kurtarmak için yaptıkları son girişimde de başarısız olmuşlardır.

FATİH SULTAN MEHMED’İN BİRİNCİ MORA SEFERİ (1458)

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u kuşatma altına almadan önce şehre gelebilecek bütün yardımların önünü kesmeye amaçlamıştır. Bu plan neticesinde Sultan II. Mehmed’in emriyle, 1452 yılında İmparator XI. Konstantin’in Mora’da bulunan kardeşleri Dimitrios ve Thomas’ın üzerine Turhan Bey komutasında bir kuvvet gönderilerek buradan gelecek yardımın önüne geçilmiştir. Osmanlı Devleti’nin İstanbul’u fethiyle beraber Doğu Roma İmparatorluğu sona ererken XI. Konstantin’in kardeşleri Dimitrios ve Thomas yeni imparatorun kim olacağı hakkında bir görüş birliğine varamamaları sonucunda Mora yarımadasında kendilerine ait birer devlet kurdular. Dimitrios devletinin başkentini Mistra olarak belirlerken, Thomas da Patras’a yerleşmiştir.

Bu dönemde Doğu Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla Mora yarımadasında bulunan Arnavutlar ayaklanmış ve kendi yönetimlerini kurmak istemişlerdir. Arnavut isyancılar kendilerine önder olarak eski imparator ailelerinden olan Manuel Kantakuzen’i seçtiler. Ayrıca Arnavutlar, Venedik Cumhuriyeti’nden destek alabilmek için bölgeyi onlara sunmuşlardır. İki kardeş Fatih Sultan Mehmed’den yardım talebinde bulunurken Fatih Sultan Mehmed, Venedik ve Napolilerin bölge ile yakından ilgilenmeleri üzerine önce Turhan Bey oğlu Ömer’i ardından da Turhan Bey’i bölgeye göndererek isyanı bastırmış ve yönetimi yıllık 12 bin altın vergi ödemeleri koşuluyla iki despot kardeşe bırakmıştır.

1456 yılında Osmanlı ordusunun Belgrad önlerinde ağır bir mağlubiyet almasıyla Hristiyan dünyası Ege Denizi’nde ve Mora’da bir takım faaliyetlerde bulunmaya başladı. 

Papalık donanmaları Ege’de Osmanlı yönetimindeki adalara saldırılar düzenlerken, Mora’da iç düzeni sağlayamayan iki despot kardeş başta Papalık ve diğer İtalyan devletlerinden aldıkları destekle Osmanlı Devleti’ne ödemeleri gereken vergileri ödemediler. Fatih Sultan Mehmed bir elçi ile despotlara şu mesajı iletti: “…Ya bana ödemeniz gereken haracı ödersiniz ve aramızda barış olur ya da acilen ülkeden ayrılın ve topraklarınızın yönetimini bana bırakın.” Fatih Sultan Mehmed’in bu buyruğunun yanı sıra Serezli bir tüccarın Mora’da esir düşen Müslüman kadınları görmesi ve durumu Edirne’de yapılan divanda anlatması sefer için oluşan sebeplerden birisi olarak görülebilir. Ayrıca özelikle Venedik, Ceneviz ve Napoli devletlerinin bölgedeki Arnavutları isyana teşvik etmelerinin yanında despot iki kardeşe de Osmanlı’ya karşı isyan etmeleri durumunda destek olacaklarını bildirmeleri neticesinde Fatih Sultan Mehmed 1458 yılında Mora üzerine sefere çıktı.

Fatih Sultan Mehmed seferin Mora üzerine olduğunun anlaşılmaması için veziriazam Mahmud Paşa komutasında bir kısım orduyu Sırbistan üzerine yolladı; ardından Serez’de hazırlanan asıl ordu ile Teselya üzerine inen Fatih Sultan Mehmed, böylece Mora seferine başlamış oldu. Dimitrios ve Thomas, Osmanlı ordularının üzerlerine geldiklerini anlayınca bir elçi ile vergilerinin bir kısmı olan 4500 altını padişaha gönderdiler. Fatih Sultan Mehmed vergiyi az bularak ordusuyla beraber Korint kentine doğru ilerledi; şehir üç kademeli surlardan oluşmaktaydı.

Ordusunun bir bölümünü kuşatmayla görevlendiren Sultan, Peloponnes içlerine doğru ilerlemeye devam etti.

Dimitrios ve Thomas kaçarak korunaklı kalelere sığınırken, Osmanlı ordusunun karşısına bir gücün çıkmamasıyla şehir ve kasabaların büyük bir bölümü teslim oldular. Fatih Sultan Mehmed, önemli liman şehirlerini ve kaleleri fetih ederek dört aydır kuşatma altında olan Korint kalesine geri döndü. Şehir halkına yapılan teslim çağrısına ret cevabının alınmasıyla öncelikle surlara büyük toplar ile saldırılar düzenlendi, şehrin açlık çekmesi ve Piskoposun ihaneti neticesinde şehir teslim oldu. Böylelikle ilk Mora seferini tamamlayan Sultan Mehmed yarımadanın büyük bir bölümünü eline geçirirken Patras, Korint, Kalavrita ve Vostitza gibi önemli kuzey Mora kıyıları Türk egemenliğine girmiştir. Sefer sonrasında iki despot ellerinde kalan bölgenin yönetimini Fatih Sultan Mehmed’in izni ile tekrar üstlenmiş, bunun yanında yıllık üç bin duka ödemeye mecbur bırakılmışlardır.

FATİH SULTAN MEHMED’İN İKİNCİ MORA SEFERİ (1460)

Fatih Sultan Mehmed’in 1458 yılındaki ilk Mora seferinin ardından bölgede sağlanan kısa bir huzur döneminin hemen sonrasında Mora’daki despotlardan Thomas anlaşmaya uymayarak tekrar ayaklanmıştır. 1459 yılında Papa’nın düzenlediği Mantua konferansında bölgede yaşayan Arhontlar ve Arnavut reislerinin isyan hareketleri büyük bir sevinçle desteklenirken, batılı güçlerin en kısa sürede bölgeye gelerek onları “Türklerin zulmünden” kurtaracakları bildirildi. Ayrıca Papa II. Pius ile Milano Düşesi olan Bianca Maria (Milano Dükü Sforza’nın eşi) tarafından küçük bir askeri birlik de Mora’ya gönderildi. Bu haber neticesinde kurtuluş ümitlerini Fatih Sultan Mehmed’e bağlayan Dimitrios’a karşı Thomas batılılardan ve özellikle Papalıktan gördüğü destek ile öncelikle kardeşi Dimitrios’a ait topraklara saldırdı ve Patras’ı kuşattı. Thomas’ın bu hareketi üzerine Mora’nın ileri gelenleri Thomas’ın safına geçti. Daha sonra Dimitrios’a ait Karytaina, St. George, Bordonia, Kastritsa ve diğer kaleler zaptedildi.

Ayrıca bu bölgelerde yaşayan Arnavut ve Arhontlar, Dimitrios ve Thomas’a katılmayıp kendi bağımsızlıkları için savaşmaya başladılar.

Fatih Sultan Mehmed, Mora’daki bu iç karışıklığı haber alır almaz öncelikle tüm bu olaylardan sorumlu tuttuğu kişi olan Mora Sancakbeyi Turhan oğlu Ömer’i azletti ve yerine Hamza Paşa’yı görevlendirdi. Hamza Paşa ve Osmanlı birliklerinin Mora’ya gelmesiyle beraber Thomas, kuşatmalarını kaldırarak geri çekilmek zorunda kaldı. Bu sırada Thomas ve Dimitrios aralarındaki gereksiz savaşa son vererek birlikte mücadele etme kararı aldılar. İki kardeş Kastritzi kentinde buluşarak dini bir ayin ile birlikte artık birbirileri ile savaşmayacaklarına yemin ettiler. Fatih Sultan Mehmed iki despot arasındaki barıştan hoşnut olmadı ve Hamza Paşa’yı olaydan sorum tutarak onu azletti.

Fatih Sultan Mehmed, Mora sorununa kesin bir çözüm getirmek için Hamza Paşa’nın yerine Zağanos Paşa’yı görevlendirdi. Thomas ve Dimitrios arasındaki barış sadece bir hafta sürdü ve Dimitrios, Thomas’a karşı saldırıya geçti. Lakin o dönemde askeri ve siyasi olarak Thomas’tan kötü durumda bulunması nedeniyle saldırılarında başarısız oldu ve ailesiyle beraber Monemvasia kalesine sığındı. Elçileriyle Sultan’dan yardım isteyen Dimitrios’a, Fatih Sultan Mehmed öncelikle önden bir ordu gönderdi; bu ordu Monemvasia’yı kuşatan Thomas’ın kuvvetlerini püskürttü ve onu Leontarion kalesine geçmek zorunda bıraktı. Thomas bu zor duruma karşı Osmanlılardan barış istemek zorunda kaldı. Fatih Sultan Mehmed o dönemde Doğu’dan yaklaşan Uzun Hasan tehlikesiyle ilgilenmek istediği için Thomas’ın barış teklifini kabul etti ve ona şu şartları sundu:

“Osmanlılardan aldığı kaleler iade edilecek, Türk kaleleri etrafındaki askerleri geri çekilecek, yıllık vergi ve savaş tazminatı olarak 10 bin altın ödenecek.” 

Thomas bu şartları kabul etmesine rağmen Mora’da yaşanan olaylar neticesinde halkından gerekli vergiyi toplayamamıştır. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmed, Uzun Hasan üzerine gerçekleştireceği seferi bir yıl sonraya bırakarak Mora üzerine yürüme kararı aldı (1460).

Fatih Sultan Mehmed önce ordusuyla beraber Korint’e geldi. Burada birkaç gün konaklayan Sultan’ın huzuruna Dimitrios’un elçisi Manuel Asan geldi. Fatih Sultan Mehmed elçiyi hapsederek ve Thomas’tan önce Dimitrios üzerine yürüyerek ona ait bütün toprakları ele geçirdi.  Mahmud Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Mistra’da bulunan Dimitrios’u teslim olması için ikna etti ve Dimitrios, Asan’ın serbest bırakılması koşuluyla teslim oldu. Fatih Sultan Mehmed’in huzurunda gayet iyi karşılanan Dimitrios’a hayatı için endişe etmemesi gerektiği bildirilmiş ailesiyle beraber olmasına izin verilmiştir. Mistra’da dört gün kalan Fatih Sultan Mehmed daha sonra ordusuyla beraber Peloponnes içlerine ilerlemeye başladı.

Osmanlı ordusunun askeri teçhizatının ve zamanın en iyi konvansiyonel silahlarıyla donanmış olduğunun bilinmesi neticesinde Mora halkı ve çevre şehir ve kasabalarında ciddi bir dirençle karşılaşılmadı. 

Öncelikle ordu Lakonya ve Arkadya’yı alarak Bordonia’ya yöneldi ve daha sonra Kastritzi’yi ele geçirdi. Osmanlı ordusunun bu kolay ilerleyişi ve Venedik arazi içinde bulunan Modon, Koron ve Navarin kalelerinin sınırlarına yaklaşmasıyla Thomas artık çareyi Mora’yı terk etmekte buldu. Despot Thomas ailesiyle birlikte 28 Temmuz’da Porto Longo’dan gemiyle önce Korfu adasına, oradan da İtalya’ya sığınmıştır. Zağanos Paşa ve emrindeki birlikler ise Patras, Tripoli ve Kalavrita’yı ele geçirerek Sultan’ın ordusuyla birleşti. Osmanlı ordusunu bir yıl boyunca direnişi ile uğraştıran tek kasaba olan Salmonikan’ın ele geçirilmesiyle beraber 1461 yılında Mora seferi tamamlanmış oldu.

Osmanoğullarının kuruluşları itibariyle sürekli olarak Batı’ya dönük siyasetleri neticesinde beylik kısa bir zamanda bağımsız bir devlet haline gelmiş ve bölgede etkin bir güç unsuru olmuştur. Osmanlı Devlet, özellikle Rumeli’ye adım attıktan sonra oldukça hızlı bir şekilde bölgeyi fethetmeye başlamış ve kısa bir zamanda bir Balkan devleti haline gelmiştir.

Fatih Sultan Mehmed 1453 yılında Doğu Roma İmparatorluğu’nu ele geçirerek öncelikle Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Rumeli arasında kalan toprak bütünlüğünü sağlamış ve kendisini “Kayser”i ilan etmiştir. Böylece tarihte Doğu Roma İmparatorluğu’na ait olan tüm topraklar üzerinde meşruiyet hakkını elde etmiştir. Fatih Sultan Mehmed bu hakkı korumak için öncelikle Paleolog hanedanına mensup ve Mora’ya hükmeden iki kardeş olan Thomas ve Dimitrios üzerine 1458 ve 1460 yılında iki sefer düzenlemiş, ardından 1461 yılında Trabzon Rum İmparatorluğu’nu ortadan kaldırmıştır.

Böylece, Osmanlı İmparatorluğu’nun yedinci hükümdarı olan Fatih Sultan Mehmed’in “Kayser” unvanına karşı çıkabilecek tüm siyasi rakipler ortadan kaldırılmış oldu.

Osmanlıların Mora yarımadasını fethiyle beraber Ege Denizi için oldukça stratejik öneme sahip bir bölge de ele geçirilmiştir. Mora’nın fethi ile Ege Denizi’nde ele geçirilen adaların güvenliği sağlamış oldu. Ayrıca Çanakkale ve İstanbul Boğazı gibi iki önemli geçidin güvenliği sağlanarak başkentte yapılabilecek herhangi bir saldırının da önüne geçilmiş oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun Mora yarımadasında hâkim duruma gelmesiyle Venedik ve Osmanlı ilişkileri oldukça zayıflamış ve bu durum Mora’nın fethinden yaklaşık iki yıl sonra iki devlet arasında 16 yıl sürecek bir savaşa neden olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu, Mora yarımadasını ele geçirerek hem Ege Denizi’nin ve başkentin güvenliğini sağlamayı hem de ilerleyen süreçte İtalya’ya düzenlenecek olası bir sefer için bu bölgeyi etkin bir şekilde kullanmayı amaç edinmiştir.  

Kaynakça

Aşıkpaşazade (2003). Osmanoğulları’nın Tarihi. (Çev. Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç), İstanbul: K Kitaplığı.

Babinger, Franz (2003). Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı. (Çev. Dost Körpe), İstanbul: Oğlak Bilimsel Kitaplar.

 Cezar, Mustafa (2010). Mufassal Osmanlı Tarihi Resimli-Haritalı Cilt 1, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay.

Clot, Andre (1994). Fatih Sultan Mehmet.(Çev. Necla Işık),İstanbul: Milliyet Yayınları.

Emecen, Feridun M. (2015). Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Fleet, Kate (2016). Akdeniz’de Osmanlı Genişlemesi.(Ed. Suraiya H. Faroqhi, Kate Fleet), (Çev. Bülent Üçpunar), Cambridge Türkiye Tarihi 2. Cilt (1453-1603) İstanbul: Kitapyayınevi

İnalcık, Halil (2009). Devlet-i Aliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

İnalcık, Halil (2003). Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), (Çev. Ruşen Sezer), İstanbul: Yapı Kredi Yayınlar.

İnalcık, Halil (2015)  Türkler ve Balkanlar, Bal-Tam Türklük Bilgisi 3, Prizren ss. 22

Jorga, Nicolae (2009). Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (Çev. Nilüfer Epçeli), İstanbul: Yeditepe Yayınları.

Kunt, Metin (2002) Siyasal Tarih 1300-1600. (Ed. Sinan Akşin), Türkiye Tarihi 2 Osmanlı Devleti 1300-1600. İstanbul: Cem Yayınevi

Kritovulos(1967). İstanbul’un Fethi, (Çev. Muzaffer Gökman), İstanbul: Akşam Kitap Kulübü.

Sakaoğlu, Necdet (2015). Bu Mülkün Sultanı, İstanbul: Alfa Yayınları.

Tansel, Selahattin (1953). Osmanlı Kaynaklarına Göre Fatih Sultan Mehmed’in Siyasi ve Askeri Faaliyeti. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay.

Tursun Bey (2014). Fatih’in Tarihi. (Ed. Seval Orhan, Fatih Kerem Yardım), İstanbul: İlgi Kültür Sanat Yayınları.

Yücel, Yaşar; Sevim, Ali (1991). Osmanlı Klasik Döneminin Üç Hükümdarı Fatih- Yavuz- Kanuni. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay.

Zinkeisen, Johann W. (2011). Osmanlı İmparatorluğu Tarihi 2. (Çev. Nilüfer Epçeli), İstanbul: Yeditepe Yayınları.

Wener, Ernst (1988). Büyük Bir Devletin Doğuşu- Osmanlılar 1300-1481. (Çev. Yılmaz Öner), İstanbul: Alan Yayıncılık.

13 Ekim 1995 tarihinde Gaziantep'te dünyaya geldi. İlköğretim ve lise eğitimini İstanbul'da tamamlamıştır. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden 2018 yılında mezun olmuştur. Şu an aynı üniversitenin Balkan Araştırmaları bölümde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Özel olarak Osmanlı İmparatorluğu, genel olarak ise Yakın Çağ siyasi olayları ile ilgilenmektedir. Samet Şahin ile iletişim için: sametshn@tarihikadim.com

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Bir yorum yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook

Editör Tavsiyesi

Yazarların Son Yazıları

Daha Fazla: Makale