Türkiye Selçukluları ile Dânişmendliler Arasındaki İlişkiler – 1. Bölüm

Malazgirt Meydan Muhârebesi ile Anadolu coğrafyasının Türk yurdu hâline gelme sürecinin başlaması ve Alp Arslan’ın, Bizans ile yaptığı muâhedenin yerine getirilmemesi sonucu Türkmen beylerine Anadolu’nun fethini emretmesi, Anadolu’da birtakım beyliklerin kurulmasının yolunu açmıştır. Bu beylikler; kimi zaman ittifak içerisinde olurken, kimi zaman da çıkarları sonucu birbirleri ile çekişmeye girişmişlerdir. Bu yazımızda, Malazgirt Meydan Muhârebesi’nin akabinde kurulan beyliklerden biri olan Dânişmendli Beyliği ile Kutalmışoğullarının kurduğu Türkiye Selçuklu Devleti arasındaki ilişkilerden bahsedeceğiz. Bu ilişkiler içindeki çekişmelerin ana nedeni ise Türkiye Selçuklu Devleti gibi Dânişmendli Beyliği’nin de Anadolu’da hâkimiyet kurma çabalarıdır.

Kaynaklarda adı ”Ali Taylu” olarak geçen [1] ve Dânişmendli Beyliği’nin kurucusu Gümüş Tegin’in babası olan, bundan ötürü Dânişmendli Beyliği’nin de atası kabul edilen Dânişmend Gâzi’nin; Dandânâkân Muharebesi (1040) öncesinde Gazneliler ile görüşmeye giden elçilik heyetinde bulunduğu, güzel sözleri, aklı ve bilgeliği ile öne çıktığı bilinmektedir. Ali Taylu’nun oğlu Gümüş Tegin, Malazgirt Meydan Muhârebesi’nden sonra Orta Anadolu’ya gelerek Sivas yöresine yerleşen Türkmenlerden olup; emrindeki beyler ile Çorum, Tokat, Amasya gibi birtakım bölgeleri de topraklarına katarak ve birtakım fetihler gerçekleştirerek merkezi önce Sivas, sonra Niksar olmak üzere, Anadolu’da yüz yıl dolaylarında ömür sürecek ilk beyliklerden birini kurmuştur.

Dânişmendliler, kız alıp verme yoluyla Türkiye Selçuklu sultânları ile akrabalık ilişkileri de kurmuşlardır.

Dânişmendli Beyliği’nin kurucusu Gümüş Tegin, Türkiye Selçuklularının kurucusu olan Süleyman Şah’ın dayısıdır ve son dönemlerine dek Bizans’a ve Haçlılara karşı Türkiye Selçukluları ile ittifak hâlinde bir politika yürütmüştür. Hatta yeğeni Süleyman Şah’ın 1085 yılında Antakya üzerine çıktığı seferde kendisi de Malatya muhâsarası ile görevlendirilmiş fakat şehri elinde tutan Ermeni Gabriel, Büyük Selçuklu Sultânı Melikşah’tan yardım isteyince bu muhâsara başarılı olamamıştır.

Süleyman Şah, Büyük Selçuklu ile giriştiği savaşta mağlup olup vefât edince (Haziran 1086) oğulları da Melikşah’ın ordusuna esir düşmüştür [2].

Henüz Antakya seferine çıkmadan evvel İznik’te, Ebûl’l-Kasım’ı kendi yerine Nâib olarak bırakmıştır. Fakat Ebû’l-Kasım da Emir Bozan tarafından öldürülünce yerine bıraktığı kardeşi Ebû’l-Gâzi, Nâib olarak devletin başına geçmiştir. Büyük Selçuklu Sultânı Melikşah’ın vefâtıyla ortaya çıkan karışıklıklardan faydalanarak kaçmayı başaran I. Kılıç Arslan, İznik’e gelerek yönetimi tekrardan ele almıştır (1092). Devleti ihya etmek için yaptığı birtakım girişimler sonucu; önce kayınpederi Çaka Bey ile Bizans’a karşı savaşırken, daha sonra Bizans ile birlik olup Çaka Bey’i öldürmüş ve barış muâhedesi yaparak Bizans tehlikesini de ortadan kaldırmış oldu.

1096 Sonbahar’ında Anadolu’ya varan ve Halkın Haçlı Seferi olarak anılıp düzensiz ve başıbozuk birliklerin oluşturduğu Haçlı Seferi’ndeki Türk başarısı, Türklerin kendilerine olan güveni arttırdı.

Tam teşekküllü, kontlardan ve şövalyelerden oluşan asıl büyük ordunun arkadan geleceğini bilmeyen ve bu nedenle önlem alma ihtiyacı görmeyen I. Kılıç Arslan, Dânişmendli Gümüş Tegin’in de göz diktiği Malatya’ya ondan evvel varmak için 1097 yılı İlkbahar’ında yola koyuldu. Malatya’ya şiddetle saldırılması ve surları mancınıklarla dövülmesine rağmen şehir bir türlü düşmüyordu. Çünkü önceki saldırılardan tecrübeli olan Gabriel, şehri ve surlarını tahkim ettirmiştir. Halk, Gabriel’i sevmemekteydi ve I. Kılıç Arslan, Süryani olan patrik aracılığıyla Gabriel’den şehrin teslim olmasını istedi. Bunun üzerine Gabriel, teklifi geri çevirip patriği de öldürdü. Bu sırada I. Kılıç Arslan; düzenli birliklerden oluşmuş ve yüz binini askerlerin, kalan sayıyı ise asker ailelerinin oluşturduğu, toplamda 600.000 kişilik bir Haçlı ordusunun Anadolu’ya geçtiğini ve gelen ordunun hedefinin İznik olduğu haberini alınca muhâsarayı bırakmıştır ve böylece başarısız olmuştur.

I. Kılıç Arslan hızlıca geri dönerek İznik’i kurtarmak istedi fakat bunda başarılı olamayınca şehirdekilere, serbest davranmakta özgür oldukları, haberini iletti.

Her iki taraf da birçok kayıp vermiş, her yer cesetlerle dolmuştu. 18 Haziran 1097’de İznik şehri, içindeki Türkler ile beraber Bizans’a teslim olmuş ve aralarında I. Kılıç Arslan’ın eşinin de bulunduğu esirler, Bizanslılar tarafından iyi muamele görmüşlerdir. Hatta fidye karşılığı serbest bırakılacakları da söylenmiştir. I. Kılıç Arslan geri çekilirken bu ilerleyen Haçlı ordusunu durdurmak amacıyla derhal Anadolu’daki beyliklere ve emirlere yardım çağrısı yaptı.

Kayseri’de bulunan Hasan Bey ve Niksar’ı fethedip bir müddet orada konuşlanmış olan Dânişmendli Beyi Gümüş Tegin başta olmak üzere birtakım Selçuklu emir ve komutanları, bu çağrı üzerine birliklerini harekete geçirdiler ve ordusunu Eskişehir’de yerleştirip pusuya yatırmış olan I. Kılıç Arslan’ın yardım çağrısına karşılık verdiler. 1 Temmuz 1097 sabahında Haçlıların uykusu, Türklerin ok yağmuru ile açıldı ve iki ordu büyük bir savaşa tutuştu. Bir taraftan ok yağmuruna karşı neredeyse hiç zarar görmeyen ağır zırhlı Haçlılar; diğer taraftan Haçlıların, ilk kez karşılaştıkları savaş taktiği olan sahte ricat ile kayıplar vermeleri arasında gidip gelen savaşta iki taraf da çok büyük kayıplar verdi. Her taraf ölü bedenler ile doldu ve akan kanlar yer yer birikintiler oluşturdu. Sultân I. Kılıç Arslan, tamamen çevreleyip muhâsara ettiği ve Norman Kontu Bohemund’un komuta ettiği bu büyük orduyu Haçlıların tamamı sandı fakat Bohemund’un, Türkler tarafından etrafı tamamen sarılmadan evvel arkadan gelen orduya haberci göndermesi ile savaşın gidişâtı tamamen değişti.

Lorraine Dükü Godfrey de Bouillon, Fransa Kralı I. Philip’in kardeşi Hugue, Toulouse Kontu Raymond, Normandiye Dükü Robert gibi isimlerin başında olan büyük Haçlı ordusunun geldiğini gören I. Kılıç Arslan; muhâsara eden taraf iken muhâsara edilen taraf durumuna düşmek üzereydi. Daha fazla kayıp vermeden ve bu büyük Haçlı orduları arasında yok olmadan geri çekilmeye başladı. Geri çekilirken yardımda geciken ve ancak savaştan sonra yetişebilen 10.000 kişilik Türk birliğinin küçük düşürücü ikazlarına rağmen, bu büyüklükteki orduya çete savaşları ve yıpratma akınlarıyla saldırılması gerektiğini düşünerek Eskişehir’den ayrıldı [3]. Türkler, geri çekilirken Haçlıların güzergâhında bulunan tüm yolları tahrîp etti, su kuyularını kapattı ve yiyecek bulabilecekleri tüm alanları yok ettiler. Ayrıca yine aynı güzergâhta bulunan Türk yerleşimlerindeki halkı da zarar görmemeleri için dağlara gönderdiler.

I. Kılıç Arslan bu kez yanına, Eskişehir Savaşı’nda kendileri katılmayıp askerlerini gönderen Emir Hasan’ı ve Gümüş Tegin’i alarak Haçlılara yeniden saldırmayı planladı.

Haçlılar aç susuz şekilde Konya’ya vardılar ve oradaki sulak bahçelerde birkaç gün mola verdikten sonra tekrar yola koyuldular. Türkler, Ereğli’de Haçlıların karşısına çıkınca Bohemund kumandasındaki Haçlı ordusu tekrar saldırıya geçti. Bu girişiminde de başarısız olan I. Kılıç Arslan yeniden geri çekildi. Haçlıların Kayseri’ye yürümesi üzerine Kayseri Emiri Hasan, kendi bölgesinde savunma amaçlı çatışmaya tutuşsa da başarılı olamadı ve vefat etti.

I. Haçlı Seferi, Dânişmendli Beyliği’ne zarar vermezken Türkiye Selçuklu Devleti’ni bayağı yıpratmıştır. Başkent İznik elden çıkmış ve ordusu da büyük hasara uğramış olan Türkiye Selçuklu Devleti, Konya ve çevresinde ancak nefes almaya çalışan bir konuma düşmüştür. I. Kılıç Arslan, Büyük Haçlı ordusunun Anadolu’dan geçerken bıraktığı tahribâtı yeniden onarmak, kayıpları yeniden gidermek ve bu durumdan faydalanarak Türklerin üzerine akınlar düzenleyen Bizans ile uğraşmak zorunda kalmıştır. Gümüş Tegin ise Haçlılar, Dânişmendli topraklarına uğramadığı ve yapılan savaşlarda fazla asker kaybetmediği için Türkiye Selçukluları kadar hasara uğramamıştı. Bu nedenle güçlü kalarak Trabzonlu Rumlar ile mücadeleye girmiştir.

Dânişmendli Gümüş Tegin, kendisi gibi Türkiye Selçuklularının da daima hedefinde bulunan Malatya’ya göz dikmiştir. Zaten Eskişehir Savaşı’ndan evvel Süleyman Şah’ın kardeşleri de Malatya’yı muhâsara etmek istemiş fakat orayı alma emeli olan Gümüş Tegin, aracı görevi üstlenerek buna engel olup barış yaptırmıştı. Lâkin şimdi I. Kılıç Arslan’ın kendini toparlama sürecinden ve bu süreçte bir de Bizans ile uğraşmak zorunda kalmasından fırsat bularak derhal ordusunu toparlamış ve Malatya’ya inmiştir. Malatya’yı muhâsara altına almış, şehre varan tüm tedarik yollarını takrîp ettirip kestirmiş ve şehrin dışarıdan yardım almasını olanaksız hâle getirmiştir. I. Kılıç Arslan ise bu olup bitene, içinde bulunduğu karışıklıklar nedeniyle ses çıkaramamıştır.

Gümüş Tegin, Malatya’yı üç yıl boyunca yazın muhâsara altına almış, kışın Sivas’a dönüp dinlenmiştir.

Bu muhâsaraya daha fazla dayanamayan Ermeni Gabriel; Antakya prensi olan Bohemund’dan, kızı Morfia’yı vermek ve şehri teslim etmek karşılığında yardım istemiştir. Bu habere sevinen ve fırsatı değerlendirmek isteyen Bohemund da beraberindeki prensler, reisler ve ordusu ile hızlıca Malatya’ya doğru yola çıkmıştır. Bohemund’u önce sevinçle karşılayan halk, daha sonradan onların birtakım zulümlerini görünce derhal Dânişmendli Beyi Gümüş Tegin’den yardım istemişlerdir. Ermeni Gabriel de olanlardan haberdâr olunca Bohemund’un şehre girişini biraz geciktirmeye çalışmıştır.

Gümüş Tegin, ordusunu pusuya yatırıp tetikte tutarken tüm bunlardan bihaber ilerleyen Bohemund, ordusunu Malatya yakınlarındaki Gafına bölgesinde dinlendirmek için bekletti. O sırada Gümüş Tegin’in ordusu bir anda ortaya çıkıp Haçlılara ok yağdırmaya başladı. Gümüş Tegin’in çok az kayıp verdiği bu pusuda, neredeyse tamamı kılıçtan geçirilip yok edilen Haçlılardan yalnızca az sayıdaki asker kaçabilirken çok sayıda asker de esir alındı. Bohemund ve akrabası Richard da bu esirler arasındadır. Gümüş Tegin, bu esirleri bir grup askerle birlikte önce Sivas’a, ardından Niksar’a göndererek hapsettirmiştir (Ağustos 1100).

Gümüş Tegin, Malatya’yı muhasâraya devam ettiği sırada; kaçan Haçlı askerleri de Urfa kontu Baudouin’e uğradıkları pusudan bahsetmiştir. Ayrıca Ermeni Gabriel, kızı Morfia’yı ve Malatya’yı bu kez de Baudouin’e teklif edince hiç durmadan yola çıkmıştır. Gümüş Tegin, Baudouin’in yola çıkıp üzerine geldiğini öğrenmiş, aldığı esirlerin ve ganimetlerin yeterli olduğunu düşünerek muhâsarayı kaldırıp geri dönmüştür. Baudouin ise Gümüş Tegin’in peşine düşmüş fakat kendisinin de pusuya düşürülebileceğini düşünerek bundan vazgeçip Malatya’ya gitmiş ve şehri Gabriel’den teslim alarak Urfa’ya dönmüştür.

Bohemund’un esir edilişi İslâm dünyasında çok büyük bir sevinç yaratırken Haçlı dünyasında büyük üzüntüye yol açmış ve yeni bir Haçlı Seferi hazırlığı başlamıştır.

I. Kılıç Arslan bu olaylar sırasında Konya’yı, Türkiye Selçuklu Devleti’nin başkenti yapmış ve devlet; askeri, ilmî, kültürel ve mâli olarak tekrar toparlanma sürecinden geçmiştir. Türkiye Devleti, her ne kadar kısa sürede toparlanmış olsa da Konya ve çevresinde sıkışıp kalmıştı. Doğu’daki Türkler ile bağlantısı kalmadığından dolayı Türk nüfûsu açısından beslenemezken; sefer hazırlığında olan Avrupa, yeni bir Haçlı ordusu ile ülkenin batısını yeniden tehdit etmeye başlamıştır.

Yeni Haçlı Ordusu

İlk Haçlı Seferi’nin bânisi Papa II. Urbanus’un ölümüyle yerine geçen II. Paskalis, Haçlı Seferi’ni desteklemeye devam etti. Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden mürekkep üç Haçlı ordusu, ayrı ayrı Anadolu’ya geçti. Bohemund ve Richard’ın esir edilişi, Haçlıları Niksar’a yönlendirmiştir. Ayrıca bu yeni Haçlı ordusu; dindaşlarının Kudüs ve çevresini hâkimiyet altına alması haberiyle içlerindeki coşkuyu körükleyerek ve dindaşlarından farklı olarak Kudüs’e gitmek için değil, Anadolu’yu almak için geliyordu.

Orduların bir tanesi ”Hacılar Yolu” olarak anılan ve İznik-Ankara doğrultusunda ilerleyen yolu takip ediyordu [4].

I. Kılıç Arslan hiç durmadan yanındaki az bir kuvvetle birlikte, fakat daha tecrübeli ve güçlü olarak, İznik yakınlarına gitti. İznik yakınlarında ufak bir birliği imha ederken Anadolu’nun çeşitli bölgelerine haberler göndererek yardım isteğinde bulundu. Halep Selçuklu Melik’i Rıdvan, Harran Emir’i Karaca ve Artuklu Belek gibi isimler de kaynaklarda anılmaktadır. I. Kılıç Arslan, Dânişmendli Gümüş Tegin’e de yardıma gelmesi için haber gönderdi; zaten bu ilerleyiş Gümüş Tegin’i de ilgilendiriyordu ve durdurulmadıkları takdirde Bohemund’u kurtarma amacıyla Niksar’a geleceklerdi. Kaynakların bazısı savaşa iştirâk edenin Gümüş Tegin olduğunu söylerken, bazısı da oğlu Melik Gâzi’den bahsetmektedir.

Türkler, Haçlı ordusunun geçeceği yollar üzerindeki Türk yerleşimlerini boşaltmış, su kuyularını doldurarak kapatırken tarlaları yakmış, Haçlı ordusunu aç ve susuz bırakarak yormuşlar fakat Çankırı’ya dek Haçlı ilerleyişine herhangi bir müdâhelede bulunmamışlardı. Haçlılar ise geçtiği yollarda güçlükle bulabildiği yerleşimleri yağmalıyor ve insanları kılıçtan geçiriyordu. Buna rağmen erzak yetersizliği nedeniyle gönderdikleri ufak askeri gruplar, Türkler tarafından imha ediliyordu. Büyük ordu Amasya’ya vardığında I. Kılıç Arslan idâresindeki Türkler ile karşı karşıya geldi. Haçlı nüfûsu iki yüz bini aşarken Türk askeri ancak yirmi bin civarındaydı.

2 Ağustos 1101 tarihinde karşı karşıya gelinen ordunun artçı birlikleri yapılan saldırılarla yok edildi.

Merzifon’da Türkler tarafından önü kesilip muhâsara edilen Haçlı ordusu, daha fazla ilerleyemedi. Yiyecek bulmak için geriye gönderdikleri birlikler de tuzak kurularak Türkler tarafından yok edildi. Haçlılar, Türklerin 5 Ağustos’a dek süren ok atışlarıyla sürekli zarara uğruyor ve açlıktan yorgun düşüyordu. Tüm bunlar üzerine etrafı tamamen sarılmış olan Haçlı ordusunun başka çâresi kalmadı ve 5 Ağustos 1101 günü savaşa tutuştular.

Haçlılar düzen alıp beş ayrı orduya ayrıldı.

İlk ve en büyük ordu, sabah savaşa başladı ve bayağı hırpalandıktan sonra umutlarını yitirip geri çekildi. İkinci ordu da aynı kaderi yaşadıktan sonra sıra üçüncü orduya geldiğinde; beraberindeki Peçeneklerin savaştan çekilmesi üzerine Haçlılar kılıçtan geçirildi ve artık akşam olduğu için iki ordu da savaşmayı bıraktı. Gecenin ilerleyen saatlerinde Haçlıların; kadınları, çocukları ve piyadeleri geride bırakıp kaçmaya çalışması üzerine Türkler davullar çaldı ve sabahın ilk saatlerinde Haçlıları kovalamaya başladılar. Kaçanlardan geride kalanlar ya kılıçtan geçirildi ya da esir edildi. Böylece Türkler, daha en başta üçe ayrılan Haçlıların bir ordusuna karşı zafer kazandılar.

Zafer coşkusu uzun sürmedi çünkü diğer ordunun Konya’ya yöneldiği haberi alınınca I. Kılıç Arslan, yanına Dânişmendlileri ve diğer Türk beyleri de aldı, birlikte 8 günlük mesafe gittiler. Türkler, 13 Ağustos’ta henüz Konya’ya varamamış olan Haçlıların yolunu kestiler ve savaşa tutuştular. Türkler, henüz kayıp vermemiş ve dinç olan Haçlılara karşı üstünlük sağlayamayınca Konya’ya geri çekildiler. Haçlılar hiç beklemeden yollarına devam ettiler fakat üç gün boyunca ne yiyecek ne de içecek bulabildiler. Türkler, yorgunluktan bîtâp düşmüş halde olan Haçlıların etrafını sardılar ve kıran kırana geçen savaşta Haçlı ordusunun neredeyse tamamını kılıçtan geçirip yok ettiler.

İkinci ordu ile savaşırken arkadan gelen üçüncü orduya karşı askerî müdâhelede bulunamayan Türkler, yalnızca diğer savaşlarda da yaptıkları gibi yolları tahrîp edip tüm yiyecek ve içecek kaynaklarını ortadan kaldırdılar. Ayrıca ikinci orduya karşı kazanılan zaferden sonra da dinlenmeye ihtiyaç vardı. Zira bir ay içerisinde iki büyük Haçlı ordusu ile savaşan Türkler, hem dinlenmeye hem de Amasya’da bıraktıkları birliklerin de katılımlarına gerek duyuyorlardı.

Üçüncü ordu, aç susuz halde Akgöl Ovası’na vardı (5 Eylül 1101).

Askerlerin su içmek için Ereğli Irmağı’na doğru atıldıkları sırada, ırmağın karşı tarafında pusuya yatan Türkler derhal ok yağmuruna başladılar. Bir anda saldırıya uğrayıp panikleyen Haçlıların toparlanmalarına fırsat vermeyen Türkler, hemen etraflarını sardı ve Haçlıları kılıçtan geçirdiler. Savaşı uzaktan izleyen Bizanslı birlikler ise Türklerin kendi etraflarını sarmak üzere olduklarını görünce hızlıca kaçtılar. Böylece Anadolu’da yalnızca Türkiye Selçuklularını değil, tüm Türk varlığını tehdit eden Haçlı orduları; yine Anadolu’da yaşam süren başta Gümüş Tegin’e bağlı Dânişmendli Beyliği olmak üzere, başka başka Türk beylerinin de katılımlarıyla yok edilmiş oldu. Bu haber tüm Türk ve İslâm dünyasında büyük bir sevinç ve neşe ile karşılandı.

Savaşın ardından Selçuklu beyleri kendi bölgelerine çekildi. I. Kılıç Arslan, Konya’ya; Gümüş Tegin ise Niksar’a döndü. I. Kılıç Arslan, kaybı az olmasına rağmen devleti yeniden toparlanmaya soktu. Gümüş Tegin ise Haçlı Seferi’nin son bulması üzerine artık yıllardan beri hayalini kurduğu Malatya’nın fethine hazırdı. Ayrıca Bohemund için Bizans, 260.000 altın fidye ödemek istedi fakat Bohemund bunun yarısı miktarda parayı ve kendisinin Bizans’a verilmemesini teklif etti. I. Kılıç Arslan, Gümüş Tegin’e haber yollayıp alınacak fidyenin yarısının kendisine verilmesini istemişse de Gümüş Tegin, bunu kabul etmedi.

Gümüş Tegin, Malatya’yı almaya hazırdı.

Gümüş Tegin, Gabriel’e haber yollayıp şehri teslim etmesini söylemişse de Gabriel, kendine ve Baudouin’e olan güveninden dolayı bunu reddetmiştir. Gümüş Tegin ise bunun üzerine ordusuyla beraber Malatya’ya inmiştir. I. Kılıç Arslan şehri muhâsara ettiği sırada Malatyalı Süryaniler, Gabriel ile konuşup I. Kılıç Arslan ile muâhede yapmasını istemişlerdi. Gabriel ise Süryani Patriği ve beraberindekileri öldürmüştü. Şimdi ise Gümüş Tegin’in, Malatya’yı muhâsara altına alması üzerine aynı olayları ve olası bir ihaneti yaşamamak için birçok Süryani ve Ermeni’yi öldürdü.

Tüm yaşanan olaylara daha fazla dayanamayan yerli halk ve hatta askerler, şehrin kapılarını Gümüş Tegin’e açtılar (18 Eylül 1102). Gümüş Tegin içeri girdiğinde karşı koymak isteyen halka evlerine dönmelerini ve kimseye bir zarar verilmeyeceğini söyledi. Halk, bu haber üzerine hemen geri çekildi. Gümüş Tegin, askerlerine verdiği sözden dolayı yağma yapmalarına izin verdi. Şehrin uzun süren yiyecek ihtiyacı ise Dânişmendlilerin hüküm sürdüğü bölgelerden getirilen erzaklar ile temin edilmiş ve Dânişmendli Gümüş Tegin döneminde Malatya, her açıdan gelişim göstererek refâha eren bir şehir hâline gelmiştir.

Gümüş Tegin ile I. Kılıç Arslan’ın Savaşı

I. Kılıç Arslan, Bizans ile muâhede yaptıktan sonra artık Doğu Anadolu’daki Haçlı tehdidini de ortadan kaldırma sırası gelmişti. Elbistan yöresinde zulme uğrayan Ermenilerin daveti de bu isteği tetikleyen nedenler olmuştur. I. Kılıç Arslan, Maraş ve yöresini Haçlı tehlikesinden kurtarmıştır (1103). Buradan Antakya seferine çıkacağı sırada Gümüş Tegin’in, Mayıs 1103’te Bohemund’u serbest bıraktığı ve Richard’ın fidyesi konusunda da Bizans ile görüştüğü haberini alınca bu duruma çok sinirlenmiş, Antakya seferinden vazgeçip Gümüş Tegin’in üzerine yürümüştür. Kaynakların bir kısmı I. Kılıç Arslan ile Gümüş Tegin arasındaki savaşın; Maraş’ın, I. Kılıç Arslan’ın eline geçmeden önce gerçekleştiğini yazarken; bir kısmı da Maraş’ı aldıktan sonra gerçekleştiğini yazmaktadır.

Aksarayî’ye göre Gümüş Tegin, I. Kılıç Arslan’ın öfkesini bastırmak için 10.000 dirhem göndermiş fakat I. Kılıç Arslan buna itiraz ederek ”Buraya İslâm’ı korumak için geldim. Senin parana ihtiyacım yok.” yanıtını vermiştir [5]. I. Kılıç Arslan ile Gümüş Tegin’in ordusu, 1103 yılı Ağustos’unda Maraş’ta savaşa tutuştular ve savaşın gâlibi I. Kılıç Arslan oldu. Gümüş Tegin ise bu mağlubiyetten sonra bir daha kendini toparlayamamış, beyleri de I. Kılıç Arslan tarafından kılıçtan geçirilmiştir. Gümüş Tegin’in ölümünü, kaynakların bazısı 1104 olarak, bazısı da 1105 olarak kaydetmektedir.

Gümüş Tegin’in ölümüyle I. Kılıç Arslan, 1105 yılında Malatya seferine çıkıp şehri muhâsara etmiştir [6].

Malatya’da o sırada Gümüş Tegin’in oğlu Yağısıyan bulunuyordu. 28 Haziran’dan 2 Eylül’e kadar süren muhâsarada şehrin surları çok fazla hasar almıştı ve hatta birkaç kulesi de yıkılmak üzereydi. Daha fazla dayanamayacağını ve şehri savunmanın boşa çıkacağını anlayan Yağısıyan, hayatının bağışlanacağının teminâtını alınca şehri I. Kılıç Arslan’a teslim etmiştir. Böylece Malatya, üç yıllık Dânişmendli hâkimiyetinden sonra I. Kılıç Arslan’ın şehri almasıyla beraber Türkiye Selçuklu Devleti’ne geçmiştir.

Nitekim Anadolu Türklüğünde başrol oynayan Türkiye Selçuklu Devleti hükümdârı I. Kılıç Arslan, karşısında yine Anadolu’nun hâkimiyeti için tehlike olarak gördüğü Dânişmendli Beyi Gümüş Tegin’i bertaraf edip Malatya’yı da zapt ederek kendi gücünü pekiştirmiş ve Anadolu’daki Türk önderinin kendisi olduğunu ispat etmiştir.


İçeriğimizi beğendiniz mi? Çalışmalarımızı geliştirmemize katkıda bulunmak istiyorsanız bağışçımız olabilirsiniz.


Dipnotlar

[1]  TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2014, s. 145-146.

[2] Ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.tarihikadim.com/kutalmisoglu-suleyman-sah-ve-donemi/

[3] DEMİRKENT, Işın, Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, TTK, Ankara 2013, s. 35; TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2014, s. 132.

[4] DEMİRKENT, Işın, Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, TTK, Ankara 2013, s. 40.

[5] DEMİRKENT, Işın, Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, TTK, Ankara 2013, s. 58

[6] Faruk Sümer, Malatya’nın fethini 2 Eylül 1106 olarak ele almıştır. bkz. SÜMER, Faruk, Selçuklular, TDV İslâm Ansiklopedisi, 36. cilt, Sayfa 380-384.

Bibliyografya

Türkiye Selçuklu Tarihi (Editör: Gülay Öğün Bezer), Anadolu Üniversitesi.

AYÖNÜ, Yusuf, Selçuklular ve Bizans, TTK, Ankara, 2018.

BEZER, Gülay Öğün, Türkiye Selçukluları’nın Güneydoğu Siyaseti, Türklük Araştırmaları Dergisi, Eylül 2002.

ÇALIŞIR, A. Onur, Deniz Aşırı Ülkeden Havadisler: Haçlıların Mektupları (1097-1252), Kutlu Yayınevi, İstanbul 2018.

DEMİRKENT, Işın, Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, TTK, Ankara 2013.

GORDLEVSKİY, V. Aleksandroviç, Küçük Asya’da Selçuklular, TTK, Ankara 2015.

KÖYMEN, Mehmet Altay, Selçuklu Devri Türk Tarihi, TTK, Ankara, 2017.

KÖYMEN, M. Altay, Selçuklular ve Anadolu’nun Türkleşmesi Meselesi, Selçuk Üniversitesi Selçuklu Araştırmaları Dergisi, Sayı 1, 1986.

MECİT, Songül, Anadolu Selçukluları (Bir Hanedanın Evrimi), İletişim Yayınları, İstanbul 2017.

MERÇİL, Erdoğan & SEVİM, Ali, Selçuklu Devletleri Tarihi (Siyaset, Teşkilât ve Kültür), Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1995.

ÖZAYDIN, Abdülkerim, Dânişmendliler, TDV İslâm Ansiklopedisi, 8. Cilt, Sayfa 469-474, 1993.

SEVİM, Ali, Anadolu Fatihi Kutalmışoğlu Süleymanşah, TTK, Ankara, 2018.

SEVİM, Ali, Süleyman Şah I, TDV İslâm Ansiklopedisi, 38. Cilt, Sayfa 103-105, 2010.

SÜMER, Faruk, Anadolu Selçukluları, TDV İslâm Ansiklopedisi, 36. Cilt, Sayfa 380-384, 2009.

SÜMER, Faruk, Selçuklular, TDV İslâm Ansiklopedisi, 36. cilt, Sayfa 380-384.

TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014.

TURAN, Osman, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, Turan Neşriyat Yurdu, İstanbul 1969.

Göktürk Kaya
1996 tarihinde İstanbul'da doğdu. 2015 yılında Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü'nü kazandı, hâlâ burada eğitimine devam etmektedir. Temmuz 2016 tarihinden itibaren ise Tarih-i Kadim'de yazarlık yapmaktadır.