Zamanın Tanığı: Kemalpaşazade ve 1509 İstanbul Depremi

II. Bayezid döneminde Edirne ve İstanbul medreselerinde müderrislik yapan, Yavuz’un Anadolu Kazaskeri, Kanûnî’nin Şeyhülislâmı Kemalpaşazâde Şemseddin Ahmed (öl. 1534), II. Bayezid’in emriyle Türkçe bir Tevârîh-i Âl-i Osmân (Osmanlı Hanedan Tarihleri) kaleme almıştı. Kemalpaşazâde, Kanûnî zamanında eserini 1527 olaylarına kadar getirip 10 cilde tamamlamıştı. Osmanlı ulemasının bu önde gelen adamı, oldukça kapsamlı olan bu eserinde, kendi çağından önceki Osmanlı tarihini anlattığı gibi, bizzat görüp tanık olduğu olayları da anlattı.

Hemen her depremde hasara uğrayan İstanbul surlarının 19. yüzyıldaki hâli (Pardoe).

Kemalpaşazâde, 11 Eylül 1509 tarihinde yaşanan Büyük İstanbul Depremi sırasında, bir yıl önce atandığı İstanbul Sahn-ı Seman medresesinde müderrislik yapıyordu. Yaşananları kendi gözlemiyle Tevârîh’inin 8/2’nci defterinde anlattı ve bir din adamı olması dolayısıyla, olan bitenlere kendi manevî hissiyatı ile dünya görüşünü yansıttı. Zamanın Tanığı’nın söylediklerini hiçbir yorum eklemeden, günümüz dilinde aktardık:

Kemalpaşazâde (sağda), Tercüme-i Şakâikû’n-numâniye, res. Nakşî, 17. yy (TSMK H. 1263).

“Ulu Kostantiniye’deki Büyük Zelzelenin Anlatılması

Sözü geçen yılın Cemaziyelevvel’inin yirmi altıncı gecesi ki, Se-şenbe gecesidir [11 Eylül 1509, Salı], İstanbul’da büyük zelzele gerçekleşip yerküreye velvele bıraktı. Önce bir büyük gürültü patırtı kopup akabinde sarsıntılar şiddetlendi ve uzadı, nice konak ve kasırları yıktı. Hak Teâlâ eksiksiz kudretinden şu bir araya gelmiş imansızlar olan yeryüzünün bazı zararlı kimselerinin şüphelerini yok etmek için kıyamet korkusunu görünür kıldı. Ulu camilerin ve çokça mescitlerin minareleri düşüp, kubbeleri bulut kubbeleri gibi parça parça olup, şen ve bayındır Kostantiniye’nin birçok yerleri yıkılıp gitti. Yıkılan binalar altında nice insanlar kalıp, başları ayakları parçalanıp taş ve toprak içinde sıkıştı kaldı. Damlar duvara takılıp, taş ve tahta birbirine sıkışıp, altında niceleri ölmeden gömüldü kaldı. Hayli zamandan sonra bazısını kazıp taş toprak arasından çıkardılar, [bu kimseler] henüz diri idi, amma bet beniz gitmiş, hayretinden kendini dağıtmış, sanki mezarda yatanların biri idi. Nicelerin uykudan gözü açılmadan ecel eli ağızlarını kapadı, ne kabri kazıldı ne kefeni dikildi, ne kimse üstlerini örttü ne de gömdü.




O büyük felakette şunlar ki, damı yıkılırken uyandılar, ansızın kıyamet koptu, gökler başlarına yıkıldı sandılar:

Kadın-erkek, genç ve yaşlı, o hadisede telef olan, kaza yayından atılan helak edici oka hedef olan bin kişi vardı, belki fazla idi. Yıkılıp harap olan evler, mescitler ve kiliseler üç binden çoktu. Çatısı, kapısı ve ocağı, penceresinin camı ve minarelerinin şerefeden yukarısı yıkılanların haddi hesabı yoktu.

Azdı çün halk, Vâhid-i kahhâr
Eser-i kahrini idüb izhâr
Rûm mülkine zelzele saldı
Rûm mülkine velvele saldı
Havl ile toldı içi bahr-i berrün
Üstine geldi altı nice yerün
Hâli halkun olub harâb u yebâb
Ol gice oldu sanki yevm-i hesâb

(“Halk azdığı için eşsiz Kahhar (Allah), kahır eserini gösterip Anadolu ülkesine zelzele ve velvele saldı. Kara ve denizin içi korkuyla doldu. Nice yerin altı üstüne geldi. Halkın hâli harap ve viran oldu. O gece sanki hesap günüydü.”)

O hüzün gecesinde halk sersemleşip azap ateşinin kıvılcımlarının sıcaklık ve hararetinin korkusuyla çok kişiler gaflet uykusundan uyandılar.

Erkek ve dişi her kişi şaşkın ve perişan olup her ne kadar güvenilmez, duygusuz ve isyankâr var ise günahlarından tövbe ile dönüp uslandılar.
Anılan şehir açıklanan biçimde harap olup Saray-ı Âmire’nin [Topkapı Sarayı] dairesinde olan sağlam duvarlarda ve şerefli haremde olan binalarda dağılma oluştu. Kasırlarının rahatlık veren alanlarından Devletli Padişah’ın ıtırlı gönlüne konan ümitsizlik tozu keder ve teessür verdi.

Gördi çün şehr ü zelzele hâlin
İtdi ihrâc arzun iskâlin
Taht-gâhı koyub hemân ol ân
Cânip-i Edirne’ye oldı revân

(“Şehrin ve zelzelenin hâlini gördüğü için, arzın yükünü dışarı çıkardı. Hemen o an başşehri bırakıp Edirne tarafına yola çıktı.”)

Hisarın ve saray duvarlarının onarılmaya ihtiyaç olan yerleri tamir olunsun diye kullar arasındaki becerikli esnafa ve çevre beldelerden amelelere hazır olmaları emrolundu.

Emr-i âlîşâna idüb imtisâl
Akdı erbâb-ı binâ deryâ-misâl

(“Şanlı emre uyup bina ustaları derya misali aktı.”)




Zikredilen binaların gerekleri alınıp tamamlandı. Hazırlanan ve çalışan güvenilir kimseler gayret ayağı üzerine durup iki aya komayıp tamiratı tamamladılar. Adı geçen yapının benzerini yapmaya Sultan’ın gücü olduğunu ilan edip duyurdular.”

Kaynak

Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih Koleksiyonu, 4221 numaradan transkripsiyon yayınını yapan Ahmet Uğur, The Reign of Sultan Selim I in the Light of the Selim-Nâme Literature içinde, Berlin 1985, s. 36-38.

Tarih-i Kadim Arşiv
Tarih-i Kadim bünyesinde bir dönem yazarlık yapmış ancak belirli sebeplerden dolayı aramızdan ayrılmak zorunda kalan değerli yazarlarımızın, emeklerinin saklandığı arşiv bölümü.