Son Güncelleme:

Oğuz Köseler, Dokuz Eylül Üniversitesi, Tarih Bölümü, Lisans 3. Sınıf.

Bu içerik, misafir yazar tarafından hazırlanmıştır. Siz de Tarih-i Kadim’de kendi içeriğinizi paylaşmak istiyorsanız tıklayın.

Günümüzde futbol, sınır tanımayan küresel bir olgu olup kültürü bakımından ise neredeyse her toplumda yer edinmiş durumdadır. Türk toplumunun ise futbolla ilk tanışması 19. yüzyılın son çeyreğinde gerçekleşti. Başta İzmir ve İstanbul’da zengin Levanten ailelerin aracılığıyla Türk halkı futbolla tanıştı. Fakat bu zaman dilimi içerisinde Sultan II. Abdülhamid iktidarında istibdat dönemi yaşanıyordu. Dönemin şartları gereği padişah futbolu yasaklatmıştı. O dönemde futbol, Osmanlı topraklarında başta İngiliz, Rum ve Ermeniler olmak üzere sadece gayrimüslim tebaa arasında oynanmaktaydı.

Daha sonra Futbol, İttihat ve Terakki iktidarlığı döneminde ilgi odağı oldu ve yükselişe geçti. Futbol ile tanışan Türk halkı futbola daha o zamanlardan bir hayli ilgi göstermekteydi. Mamafih o dönemde ilk Türk futbol takımlarının teşekkülü sonucunda modern futbol imparatorlukta yavaş yavaş yerini almaya başladı. Sonuç olarak bu yazı kapsamında, Türk toplumunda 1900-1923 yılları arasındaki zaman dilimi baz alınarak, Milli kimlik inşasında futbolun yerini ve önemini inceleyeceğiz.

Futbol kelimesi köken olarak İngilizce ‘’Football’’ kelimesinden gelmektedir. Bu kelimenin  Türkçedeki karşılığı ise ‘’Ayak topu’’ dur.

Futbol oyununun tarihi İsa’dan önce ikinci binyıla dek uzanır. [1] Fakat modern futbolun doğum tarihi İngiliz Futbol Birliği’nin kurulduğu 26 Ekim 1863’tür [2]. İngiltere’de önceleri futbol, köylerde gençlerin sıklıkla oynadığı kuralsız bir oyundu. Ancak sanayi devrimiyle beraber köylü çocukları atölyelerde ve fabrikalarda işçi olarak çalışmaya başlayınca futbolu kentlere taşıdılar. Bunun yanı sıra yolların ve taşımacılığın da gelişmesi futbolun tüm İngiltere’ye yayılmasını sağladı. Böylelikle futbol artık sadece köylülerin değil kentlerde yaşayanların da ilgi odağı olmaya başlamıştı.

Zamanla spor bilinci artan halk bunu bir pratik haline getirdi. Başta Winchester, Oxford, Cambridge ve Shrewsbury kolejleri futbolun geliştiği okullar oldu ve ilk modern futbol kuralları da Cambridge Üniversitesi öğrencileri tarafından konuldu. İşçi sınıfının da çalışma saatleri dışında eğlence odağı haline gelmeye başlayan futbol, İngiltere’de giderek kurumsallaşmaya başladı. 1855 yılına gelindiğinde ilk İngiliz futbol kulübü olan ‘’Sheffield United FC’’ kuruldu. Futbolun asıl kurumsallaşması ise FA (Football Association)’nun kurulması ve 1871 yılında 15 takımın katıldığı Futbol Federasyonu karşılaşmaları ile olmuştur. Dolayısıyla Modern futbol İngiltere’de doğup büyümüş, dünyaya İngiltere’nin penceresinden denizler ve okyanuslar yoluyla yayılmıştır.

İngiliz denizciler ve tacirler her gittiği ülkenin limanlarında futbol oynuyor, orada bulunan yerel halk ise bundan etkilenerek onları taklit etmeye çalışıyordu.

Bunun sonucunda İngilizler modern futbolu, başta sömürgeleri altında bulunan ülkeler olmak üzere ticaret için gittikleri diğer Latin Amerika ülkeleri, Afrika ülkeleri ve Asya ülkelerine de yaymışlardı. Modern futbolun İngilizler vasıtasıyla yayıldığı topraklardan biri de Osmanlı Devleti olmuştur. 19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde İzmir, İstanbul, Aydın, Trabzon, Amasya ve Mersin’de zengin levanten aileler yaşamaktaydı. Bu kentlerden özellikle İstanbul ve İzmir’de yaşayan Whittallar, Giraudlar, Charnaudlar modern futbolun Osmanlı topraklarına yayılmasında rehber olmuşlardır [3]. 19. Yüzyılın son çeyreğinde İngiliz ailelerin gençleri sokak aralarında hem eğlence hem de spor amaçlı kendi aralarında bu oyunu oynuyordu. Zamanla bunlar kendi takımlarını kurmaya başlayacak ve Osmanlı topraklarında ilk futbol müsabakalarını gerçekleştireceklerdir.

Türkler’in Modern Futbol İle İlk Münasebetleri ve İlk Türk Futbol Takımı

Türkler’in modern futbolla tanışması ve aralarında futbolun yayılması İstanbul ve İzmir’de başta İngilizler olmak üzere levantenlerin, gayrimüslimlerin futbol faaliyetleri neticesinde gerçekleşmiştir. İzmir’den İstanbul’a giden futbol meraklısı James LaFontaine burada kilit nokta konumundadır. LaFontaine tam anlamıyla bir futbol hastasıydı ve bunu diğer insanlara da öğretmek istiyordu. Nitekim kendisi de sonraları anılarında şöyle bahsedecektir:

‘’Biz üç beş İngiliz, Moda Çayırı’nda bu işe başladık. Ancak iki takım kuracak kadar oyuncumuz vardı. Aynı insanlarla oynamaktan bıkıp usanmıştık. Lakin Türk gençlerini bu işe teşvik etmekten korkuyorduk.’’ [4]

LaFontaine’nin burada bahsettiği korkunun kaynağı iktidarda bulunan padişah II. Abdülhamid’dir. Çünkü o dönemde II. Abdülhamid iktidarlığında istibdat dönemi yaşanmaktaydı. Padişah futbolu Türkler arasında yasaklatmıştı [5]. Bunun nedeni, futbol kalabalık kitlelerle oynandığından dolayı örgütlü bir harekete sebep olabileceğinden ötürüydü. Sinan Meydan’ın aktardığı üzere;

‘’Padişahın, insanların örgütlenmesinden bu kadar korkmasının nedeni Jön Türkler ve İttihatçılardı. Bu örgütler padişahın yönetim anlayışına, daha doğrusu monarşiye karşı mücadele ediyorlar ve öncelikle anayasanın ilanını ve meclisin açılmasını, sonra da padişahın tahttan indirilmesini planlıyorlardı. Tüm bunların farkında olan padişah ise, daha çok öldürülmekten korkuyordu. Bunun için kurduğu jurnal ağı ve hafiye teşkilatı aracılığıyla insanların bir araya gelmesine izin vermiyordu.’’

Baktığımız zaman böyle bir ortamda futbol oynamak ve futbol takımı kurmak büyük cesaret isteyen bir işti.

Çünkü bunu gerçekleştirdiğiniz takdirde padişahın emirlerine karşı çıkmış olmakla beraber anlayışa göre de örgüt kurmuş sayılıyordunuz. Bu da doğal olarak hiçbir gencin sonuçlarına katlanmak istemeyeceği bir durumdu. Dolayısıyla Türkler büyük bir istek, merak ve kıskançlık duygusuyla İngiliz ve Rum gençlerinin kendi aralarında takımlar kurup Moda, Kadıköy ve Haydarpaşa Çayırında yaptıkları maçları izliyorlardı. James LaFontaine bu maçlardan anılarını şöyle anlatacaktır:

‘’Maçın olmadık bir yerinde kafasında fesiyle bir Türk seyirci sahaya dalar, yakaladığı topu tekmeleyip havaya dikmeye çalışırdı. Bu yüzden maçlarımız sık sık kesintiye uğrardı. Bu futbol heveslerini durduracak bir polis kuvveti bulunmadığından, çok sıkıntı çekerdik…’’[6]

Dilerseniz şimdi ilk Türk futbol takımının hikayesine geçelim. Hikaye İstanbul Kadıköy’de başlıyor:

‘’1901 senesinin Sonbaharı’nda Kadıköy’deki genç bir adam karşısındaki duvara kendi kendine şut çekiyordu. Duvara çarpıp geri gelen topu bazen ayağının içi ile plase, bazen de burnu ile abanarak karşılıyor, ayağını topa alıştırıyordu. Bu talimi uzaktan izleyen arkadaşı yanına sokuldu. Biraz şaşkın bir ifadeyle:

-Azizim ne yapıyorsun, duvarı mı yıkacaksın ? Diye takıldı. Beriki topla oynamayı bırakıp yanına gelen arkadaşına döndü.

-Bak İngilizler, Rumlar takım kurdular, müsabaka yapıyorlar. Gel biz de bir futbol takımı kuralım onlara duman attıralım!’’ [7]

Bu sözlerin sahibi, Bahriye Subayı Fuad Hüsnü ve arkadaşı Danyal Reşat Bey’dir.

İkili arasında geçen konuşma ilk Türk futbol takımı ‘’Black Stocking’’in [8] kuruluş hikayesi olmuştur. Fuat Hüsnü Bey Son Posta Spor sekreteri Fuat Aral ile yaptığı bir söyleşi de ilk futbol takımımızın kuruluşunu böyle anlatıyor ve devam ediyordu:

‘’O tarihte Abdül Hamid’i kuşkulandıran bir iki gizli toplantı yaptık. Reşad Danyal Bey Başkanı, Mehmet Ali Bey Umumi Kaptan oldu. Ben de Kaptan Muavini seçildim. Kulübün diğer a’zaları Kemani Nuri Bey, Fahri Bey, Nureddin Bey, Hafız Mehmed, Hafız Mustafa, Emcet, Hüseyin, Mazhar, Şevki ve Reşad Beyler’di. Kulübün kuruluşu 1901 senesinin Sonbaharı’na rastlar. Akabinde faaliyete geçmiş, Reşad Danyal Bey’in Başkanlığı altında Papazın Çayırı’nda egzersizlere başlamıştık. Lokalimiz şimdiki Fenerbahçe Stadı’nın karşısında Halil Mahmudiye ilk mektebinin altındaki Hurşid Ağa’nın kahvesi idi. Üşüdüğümüz veya çok yorulduğumuz zaman hemen oraya sığınır, çay, kahve içer, kendimizi toplardık. Aradan beş dakika geçmeden tekrar çayıra döndüğümüz, akşama kadar bıkmadan usanmadan topa gelişigüzel vurduğumuz vaki idi.’’

Fakat Black Stocking’in futbol tarihimiz içerisinde varlığı uzun soluklu olmamıştır. Sadece birkaç ay varlığını devam ettirebilen bu kulüp baskılar sonucunda dağıtılmıştır. İlk Türk futbol takımımız olan Black Stocking’in varlığını sürdürdüğü kısa zaman zarfı içerisinde faaliyete geçen sadece bir maçı vardır. Kulüp ilk ve son maçına 28 Ekim 1901’de çıkmış ve Rum takımı ile karşılaştığı bu müsabakadan 5-1 mağlup ayrılıştır. [9]

Milli Kimlik İnşasında Futbol

Buraya kadar olan bölümde modern futbolun Türk topraklarına girişi ve ilk Türk futbol takımı hakkında bilgiler aktardık. Bu noktada şüphesiz ki futbol, Türkiye’nin ve Türklerin tarihinde önemli bir yere sahiptir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra işgal kuvvetlerinin ülkeyi ele geçirmesine karşılık yürütülen Vatan Müdafaası’nda ve ulus kimliği kazanılmasında futbolun ve özellikle Fenerbahçe Futbol Kulübü’nün önemi nazar-ı dikkate şayandır. Bu açıdan işgal sırasında ve mücadele yıllarında İstanbul’da yabancılara karşı yapılan futbol müsabakaları son derece önem arz eder. Müsabakalar sırasında Türk seyircileri maçları coşkuyla izleyerek sahada alınan galibiyet neticesinde bir nevi moral bulmaktaydı. O günlere tanıklık eden Ali Naci Karacan Fenerbahçe’nin müsabakalarını şöyle anlatır;

“Mütareke devrinde halkın işgal kuvvetlerine hıncı o derecede idi ki Fenerbahçe’nin hemen her Pazar giriştiği bu maçlar, daha doğrusu futbol oynuyorum diye yaptığı o milli kavgalar, inanılmaz bir ilgi uyandırdı.” [10]

Diğer taraftan bu yıllarda mücadeleye verilen desteğin başka boyutları da mevcut idi.

Anadolu’nun işgali sırasında Mustafa Kemal’e tam destek vermek için mücadeleye katılan örgütlerden biri de Fenerbahçe idi. İstanbul’un sempatik kulübü Fenerbahçe bu görevi bizzat Mustafa Kemal’den almıştı.

Mustafa Kemal’in Samsuna çıktığı günlerde Fenerbahçe’nin Altıyol’daki iki katlı kulüp binasında özel bir toplantı yapılıyordu. Fenerbahçe’nin önde gelen yöneticilerinden Ali Naci Karacan ve bazı arkadaşları bir yıl kadar önce kulübü ziyarete gelen Mustafa Kemal’in oturduğu masanın etrafında oturmuş, işgal boyunca nasıl bir politika izleyeceklerini tartışıyorlardı. Toplantının sonunda alınan kararlar Fenerbahçe’nin sahalarda yapacağı maçların artık ‘’Ulusal çıkarlara’’ hizmet edeceğini gösteriyordu. Ali Naci Karacan, o gün alınan kararları sonradan şöyle açıklamıştı:

“1 – Fenerbahçe’yi Mütareke döneminin İstanbul’a döktüğü işgal kuvvetlerine mensup takımlarla çarpıştırarak, mümkün olduğu kadar galibiyetlere sevk etmek.

2 – İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve bilhassa Rumlar, Ermeniler ve bunların muhtelifleriyle yapılacak maçları gazetelerde mümkün olduğu kadar anlatarak, Fenerbahçe’yi milli bir mücadele bayrağı halin koymak ve halka sevdirmek.

3 – Bir Taraftan ve mütemadiyen maçlar ve diğer tarafları, bu maçların gazetelerde propagandasını yaparak, büyük kitlelerin futbola karşı alakasını hareketlendirmek ve Fenerbahçe maçlarına mümkün olduğu kadar fazla seyirci gelmesine çalışarak hem hasılat temin etmek, hem de futbol merakını halk arasında neşretmek.” [11]

Fakat Fenerbahçe aynı anda iki müsabakaya çıkacaktı.

Hem Dereağzı’ndan Anadolu’ya gizlice silah ve cephane kaçırarak Kurtuluş Savaşı’na sürekli aktif destek sağlayacak hem de İstanbul’da işgal güçleriyle ve azınlık takımlarıyla yapacağı karşılaşmaları kazanarak halkın moralini yükseltip ulusun kırılan onurunu bir nebze de olsa onaracaktı. [12] Balkan ve Çanakkale Savaşları’nda cephelerde mücadele veren futbolcular şimdi de bir ulusun kurtuluş mücadelesinde görev alacaklardı. Fenerbahçeli futbolcular, Kurbağalıdere’deki antrenman sahasında bir yandan antrenman yaparken öte yandan gizlice kulüp binasına silah saklıyorlar ve gece karanlığında bunları Anadolu’ya gönderiyorlardı. Sinan Meydan’ın aktardığı üzere;

‘’Kulüp binasının sekiz on metre ötesinde motorların yanaştığı bir iskele vardı. Kulüp binasının kayıkhanesi ise silah ve cephane deposu olarak kullanılıyordu. Geceleri iskeleye gizlice yanaşan motorlara yüklenen silah ve cephaneler, Anadolu’ya kaçırılıyordu.’’ [13]

Fenerbahçeli kahramanlar böylelikle bir ulusun uyanışına vesile olacak olan mücadeleye silah yardımında bulunuyor ve bizlere futbolun aslında sadece bir oyundan ibaret olmadığını gösteriyorlardı.

28 Temmuz 1922 Akşehir Futbol Müsabakası

Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz öncesinde savaş planlarını düşmana sezdirmeden diğer komutanlara anlatmak zorundaydı. Fakat işgal güçlerini kuşkulandırmadan diğer komutanlarla bir araya gelmesi zordu. Telgraf emirleri de işgalci güçlere veya İstanbul Hükümeti’ne iletildiği için bu yol tehlikeli olabiliyordu. Bu nedenle farklı bir yol izlenmesi gerekiyordu. Nitekim strateji dehası Mustafa Kemal Paşa üzerinde düşündüğü bu konu hakkında bir yol bulmuştu. Bu bağlamda Akşehir’de bir futbol maçı düzenlenecek ve bu vesile ile komutanlarla bir araya gelebilecekti. Mustafa Kemal Paşa fırka kumandanına verdiği emirde ‘’Akşehir’de bir futbol turnuvası ayarlayın. Komutanlarla seyredelim.’’[14] diyordu.

Birkaç gün sonra Anadolu Ajansı, Mustafa Kemal Paşa’ya bağlı ordu birliklerinin katılacağı bir futbol turnuvası düzenleneceğini, final maçının 28 Temmuz tarihinde 1. ve 2. Ordu takımları arasında oynanacağını bildirdi. Ayrıca ajans, Mustafa Kemal Paşa’nın ve tüm kuvvet komutanlarının final maçını izlemek için Akşehir’e geleceğini de duyuruyordu. Charles H. Sherrill anılarında bu maçla ilgili detaylara yer verecekti:

‘’Bu büyük futbol maçıyla ilgili haberler, gazetelerde ön planda yer alıyordu. Bu durumdan, Yunanlılar da hoşnut görünüyordu. Zira, Türk ordusunun hiç olmazsa yakın bir gelecekte herhangi bir harekatta bulunması söz konusu olmayacaktı. Çünkü Türkler, şimdilik yalnızca futbolla ilgileniyordu.’’[15]

28 Temmuz günü 1922’de Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa ve 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa Akşehir’deki müsabakayı seyretmek için stadda kendilerine ayrılan özel bölüme geldiler. [16] Mustafa Kemal Atatürk, Akşehir’deki maça Nutuk’ta da yer vermiştir:

‘’28 Temmuz 1922 günü, öğleden sonra icra edilen bir futbol müsabakasını seyretmek vesilesiyle ordu kumandanları ve bazı kolordu kumandanları Akşehir’e davet edildi. 28-29 Temmuz gecesi kumandanlarla umumi bir tarzda taaruz hakkında görüş alışverişinde bulundum. O final maçında verdiğim taaruz emrinin tarihini, Vekiller Heyeti’ne bildirmemiştik. Artık, onlara resmi olarak duyurmanın zamanı gelmişti…’’[17]

Sonuç olarak Akşehir’de düzenlenen bu futbol müsabakası Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük dehası üzerine Türkiye’nin tarihinde bir dönüm noktası teşkil eder. Futbol böylelikle milli mücadeleye vesile olarak ülke savunması konusundaki görevini yerine getiriyordu.

General Harington Kupası

İşgal Kuvvetleri Komutanı General Harington, dönemin spor dergisi olan Spor Alemi’nde bir ilan vermişti. İlanda, Harington İngiliz Karması’nın, Türk kulüplerinden biriyle maç yapmak istediğini belirtiyordu. Fenerbahçeli yöneticiler aynı gün İngilizlere verdiği cevapla iki takım arasında müsabaka yapılması kararlaştırıldı. Maçın adı İngiliz Gardlar Karması ve Fenerbahçe idi. [18] Maçın haberi İstanbul’da büyük coşku yaratmıştı. 29 Haziran 1923’te düzenlenen maçta Fenerbahçe’nin golünü Rüştü Dağlaroğlu şöyle anlatır:

‘’Bu öyle bir goldü ki kurtarılamazdı. Bu öyle bir gol oldu ki hiçbir benzeri bu derece içten ve gönülden alkışlanmamıştı. Ve nihayet öyle bir gol oldu ki Türk’ün zaferini ve Fenerbahçe’nin düşman karşısında yenilmezliği ilan etmişti. [19]

Maç sonunda bir Teşkilat-ı Mahsusa üyesi Fenerbahçe’nin zaferini telgrafhaneye giderek elindeki şifreli telgrafla Ankara’ya müjdeledi. Mustafa Kemal Paşa aldığı bu telgrafı görünce sevinerek özel kalem müdürüne uzattı ve ‘’Bu telgrafı derhal Lozan’a, İsmet Paşa Hazretleri’ne gönderin!’’[20] dedi. Telgrafı alan İsmet Paşa ve heyeti hiç olmadıkları kadar neşe ve mutluluk içerisindeydiler.

Sonuç

Sonuç olarak yazı kapsamından da anlayacağımız üzere modern futbol, dünyaya İngilizlerin vasıtasıyla yayılmış ve günümüzde dünyanın dört bir yanında ilgiyle takip edilen bir spor dalı haline gelmiştir. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Türk toprakları içerisinde yaygınlaşan futbol aslında sadece bir oyundan ibaret olmadığını bizlere göstermiştir. Devletin o buhranlı dönemlerinde işgal kuvvetlerine karşı yürütülen Vatan Müdafaası’nda esasında bir futbol kulübü olan Fenerbahçe’nin; Anadolu’ya silah kaçırarak direnişe yardımda bulunması bunun en güzel örneklerinden biridir.

Diğer taraftan işgal yıllarında İstanbul’da oynanan futbol müsabakaları, insanları bir araya toplayarak ulus olmanın bilincini kazanmalarına vesile olmuştur. Türkler takımlarını coşkuyla destekliyor, maçlarda yabancı takımlara karşı alınan galibiyetler neticesinde insanlar o sıkıntılı günlerde bir nevi de olsa mutluluk ve coşku duygusunu tadıyorlardı. Akşehir’de oynan futbol müsabakasıyla da futbol Milli Mücadele’deki misyonunu tamamlamıştır. Böylelikle futbol Türk Milli Kimliği’nin kazanılmasının ve Milli Mücadele’nin bir sembolü olmuştur. Futbol kazanılan başarılarla insanlar arasında bir milli his yaratmış, uygulanan stratejik yöntemlere vesile olarak Milli Mücadele’ye destek olmuş ve tarihimizin vazgeçilmez hikayeleri arasına girmiştir.

Kaynak

Pascal Boniface, Futbol ve Küreselleşme,(Çeviren:İsmail Yergüz), Ntv Yayınları, İstanbul, 2007.

Rüştü Dağlaroğlu-Haluk San, Türkiye Futbol Tarihi (1890-1923), Ankara 1973.

Günver Güneş, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Modern Sporların İzmir’e Girişi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları, İzmir 2012.

Roman Horak, Tanıl Bora, Wolfgang Reiter, Futbol ve Kültürü, İletişim Yayınları, İstanbul, 2015.

Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş, İnkılap Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2017.

Bülent Şenocak, Levant’ın Yıldızı İzmir, Şenocak Kültür Yayınları, İzmir 2003.

Mehmet Yüce, Osmanlı Melekleri Futbol Tarihimizin Kadim Devreleri, İletişim Yayınları, İstanbul, 2019.

Dipnotlar

[1] Roman Horak, Wolfgang Reiter, Tanıl Bora, Futbol ve Kültürü, İletişim Yayınları, İstanbul 2015, s.27.

[2] Theo Stemmler, Futbolun Kısa Tarihi, (Çeviri: N.Aça), Dost Yayınları, Ankara 2000, s.103.

[3] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.37.

[4] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.25.

[5] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.26.

[6] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.27.

[7] Mehmet Yüce, Osmanlı Melekleri(Futbol Tarihimizin Kadim Evreleri), İletişim Yayınları, İstanbul 2014, s.106.

[8] Black Stocking: ‘’Siyah Çoraplılar’’

[9] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.31.

[10] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.166.

[11] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.167.

[12] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.166.

[13] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.171

[14] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.197.

[15] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.198.

[16] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.199.

[17] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.200.

[18] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.205.

[19] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.212.

[20] Sinan Meydan, Sarı Lacivert Kurtuluş ‘’Kurtuluş Savaşı’nda Fenerbahçe ve Atatürk’’, İnkılap Yayınevi, İstanbul 2006, s.213.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.