Son Güncelleme:

Dânişmendli Beyliği’nin kuruluşundan Gümüş Tegin’in vefâtına dek olan süreçte Türkiye Selçuklu – Dânişmendli ilişkilerini, yine bu başlık altında 1. Bölümde işlemiştik [1]. Bu 2. Bölümde ise Türkiye Selçuklu – Dânişmendli ilişkilerinin, Gümüş Tegin’in vefâtından Dânişmendli Beyliği’nin yıkılışına kadar olan sürecini ele alacağız.

Gümüş Tegin’in vefâtından sonra I. Kılıç Arslan, Gümüş Tegin’in oğlu Yağısıyan’ın elinde bulunan Malatya’yı almıştır. I. Kılıç Arslan, Anadolu hakimiyeti konusunda kendisine rakip olan Gümüş Tegin’i bertaraf etmiş, onun oğlunun elinde bulunan Malatya’yı almış ve ayrıca Bizans ile de muâhede yaparak Batı sınırlarını güven altına almış olduğundan, artık Doğu’ya yönelme fırsatını ele geçirmiştir. Doğu, Türkiye Selçukluları için büyük önem taşımaktadır. Zira I. Kılıç Arslan’ın dedesi Kutalmış ve babası Süleyman Şah, Büyük Selçuklu ile taht mücadelesi için savaşırken vefât etmişlerdi. Bu kez kendisi Doğu’ya yönelmiş ve birtakım Türkmen beylerinin dâvetine iştirak ederek Büyük Selçuklu için tehlike arz etmeye başlamıştır.

I. Kılıç Arslan, Büyük Selçuklu komutanlarından Çavlı ile savaşa girişmiştir. Bu savaşta yenileceğini anlayınca Habur Çayı’nın karşısına geçip kurtulmayı denediyse de kendisinde ve atında bulunan zırhların ağırlığından dolayı karşı kıyıya geçmeyi başaramayıp suya gömülerek vefât etmiştir [2].  Gümüş Tegin’in vefâtıyla yerine oğlu Emir Gâzi geçmiştir. Tahta geçtiğinde I. Kılıç Arslan’a tabî olan Emir Gâzi, I. Kılıç Arslan’ın vefâtıyla birlikte oluşan Anadolu’daki otorite boşluğundan faydalanmıştır. İlk önceleri Türkiye Selçuklularında olan güç, bu kez Dânişmendlilere geçmeye başlamıştır.

I. Kılıç Arslan vefât edince eşi Ayşe Hatun [3], oğlu Tuğrul Arslan’ı sultân ilan etti.

Fakat bu sultânlık yalnızca Malatya ve çevresinde etkili olmuştur. I. Kılıç Arslan’ın oğullarından Şâhinşah ise babasının vefât ettiği savaşta esir düşmüştür. Türkiye Selçuklu tahtı üç yıllık bir boşluk yaşadıktan sonra Şâhinşah, 1110 yılında esaretten kaçarak Konya’da sultânlığını ilan etmiştir. Şâhinşah’ın sultânlığında büyük gelişmeler ve tarihî olaylar meydana gelmemişse de Bizans ile ufak çaplı çatışmalar yaşanmış ve ardından barış imzalanmıştır. Şâhinşah, Bizans imparatoru ile yaptığı anlaşmadan dönerken; Dânişmend beyi ve kayınpederi olan Emir Gâzi’nin desteğini alan kardeşi Mesud [4] tarafından önü kesilerek esir edilmiş ve gözlerine mil çekildikten bir süre sonra da yayının kirişi ile boğdurularak idam ettirilmiştir [5].

Az evvel de bahsettiğimiz gibi Sultân Mesud, kayınpederi Emir Gâzi’nin desteğini alarak başlattığı taht kavgasının sonucunda tahta oturdu. Ayrıca Emir Gâzi vefât edene kadar da onun sözünün altında hareket etti. Böylece Anadolu hakimiyeti, Türkiye Selçuklu Devleti’nden Dânişmendli Beyliği’ne geçti. Sultân Mesud, Türkiye Selçuklu Devleti’nin başında olmasına rağmen Konya ve çevresinde nüfûz sahibiydi. Malatya ise hâlâ annesi Ayşe Hatun’un emri altındaki Tuğrul Arslan’ın elinde bulunuyordu.




Ayşe Hatun gücünü pekiştirmek adına, I. Kılıç Arslan’ın vefâtının ardından 1113 yılında Artuklu Belek Gâzi ile evlenmiştir ve Belek Gâzi, Tuğrul Arslan adına hareket etmiştir.

Mengücekoğullarının Kemah hâkimi İshak Bey, 15 Mart 1118 yılında Malatya yöresinde yağma yapmıştır [6]. Bunun karşısında Belek Gâzi yanına Tuğrul Arslan’ı alarak Kemah’a gitmiş ve burayı istila etmiştir. Belek Gâzi, Haçlılar ile mücadeledeyken İshak Bey ise Kemah’ı geri almıştır. Belek Gâzi, Haçlılar ile olan mücadeleden döner dönmez İshak Bey’in üzerine yürümüşse de İshak Bey karşı koyamayacağını anlayınca Trabzon Dükü Constantin Gabras’tan yardım istemiş ve Belek Gâzi de buna mukabil İshak Bey’in de kayınpederi olan Dânişmendli Beyi Emir Gâzi’den destek almıştır.

Emir Gâzi ve Artuklu Belek Gâzi ile Trabzon Dükü Constantin Gabras ve Mengücekli İshak Bey, 1120 tarihinde Gümüşhane’deki Şiran bölgesinde savaşa tutuştular. Bu savaşı Dânişmendli Emir Gâzi – Artuklu Belek Gâzi ittifakı kazanmış ve Mengücekli İshak Bey ile Trabzon Dükü Constantin Gabras esir düşmüştür. Ayrıca çok sayıda esir alınan bu savaşta 5000 civarında Rum ölmüştür. Emir Gâzi; Gabras’ı 30.000 fidye karşılığında, damadı Mengücekli İshak Beyi de fidye olmadan serbest bırakmıştır. Bu davranış karşısında Artuklu Belek Gâzi ile araları açılmıştır [7].

Artuklu Belek Gâzi’nin 6 Mayıs 1124’te Haçlılar ile giriştiği mücadelede şehit olması üzerine Emir Gâzi, Belek Gâzi engeli ortadan kalkınca yanına Sultân Mesud’u da alarak Malatya’yı muhâsara altına aldı (13 Haziran 1124). Malatya’yı bir ay muhâsara olmalarına rağmen alamadılar ve Emir Gâzi, oğlu Muhammed’i burada askerleri ile bırakarak geri çekildi. I. Kılıç Arslan’ın bir diğer oğlu ve Ankara meliki olan Arap; kardeşi Mesud’un, babaları I. Kılıç Arslan’ın yürüttüğü siyasete ters düşmesine çok kızdı ve ilk olarak bu Malatya muhâsarası sırasında Dânişmendli topraklarında ufak çaplı bir yağmaya girişti. Öte yandan Malatya’da halkın durumu içler acısı bir hâl aldı ve şehir, bu muhâsarada dışarısı ile her türlü irtibâttan yoksundu. Ayrıca Tuğrul Arslan gizlice Haçlılardan yardım almaya gitmişse de bu talebine karşılık bulamayarak geri döndü.

Malatya, altı aylık muhâsaraya dayanamayarak teslim olmuştur.

Ayşe Hatun ve Tuğrul Arslan, daha fazla dayanamayıp şehri Dânişmendlilere teslim ederek Minşar Kalesi’ne çekilmişlerdir. Dânişmendliler ise 10 Aralık 1124 tarihinde altı aylık gibi uzun bir muhâsaranın ardından şehre girebilmişlerdir. Uzun süre dışarısı ile irtibâtı olmayan Malatya halkı, büyük kıtlık yaşamış ve bu süreçte zengin kesim ile fakir kesim birbirine düşman olmuşlardır. Hatta şehirde kedi, eşek gibi hayvanların yanı sıra ağaç yaprakları dahi tüketilmiştir. Dânişmendliler, ilk iş olarak buraya erzak yardımı ve büyük baş hayvan yardımları yapmış ve Malatya, Dânişmendli Gümüş Tegin zamanında olduğu gibi onun oğlu Emir Gâzi zamanında da refah düzeye ulaşmıştır.

Sultân Mesud, kayınpederi Emir Gâzi ile beraber Doğu’da fetihlere giriştiği sırada kardeşi Arap, Emir Gâzi’nin olmadığı sırada 30.000 kişilik bir ordu ile abisi Mesud’a saldırmıştır. Kardeşi karşısında yenilgiye düşen Sultân Mesud, Bizans imparatoruna giderek yardım talebinde bulunmuş ve askeri birlik alarak bu sefer de Emir Gâzi’nin yanına gitmiştir. Türkler arasındaki bu ihtilaflardan faydalanmak isteyen Bizans İmparatoru II. Ioannes Komnenos ise Kastamonu yöresinde Türklere karşı sefer düzenlemiş ve birçok yerde tahribât yapmıştır. Emir Gâzi ile güçlerini birleştiren Sultân Mesud, o sırada Konya’yı muhâsara altına alan Arap’a karşı saldırıya geçmiştir. Arap bu savaşı kaybederek Kilikya Ermeni Prensi I. Thoros’a sığınmıştır (1126).

Arap, Türklerden ve Ermenilerden müteşekkil birlik ile yeniden Dânişmendlilere saldırdı.

1127 yılında Emir Gâzi’nin oğlu Muhammed’e saldırmış ve esir etmiştir. Ayrıca Muhammed’in oğlu Yunus’a da saldırarak esir eden Arap, hiç hız kesmeden Emir Gâzi ve abisi Sultân Mesud’a da saldırmıştır. Bu savaşı Arap yenmiş olmasına rağmen, Emir Gâzi yüksek bir tepeye çıkarak zafer kazanmış gibi davul ve borular çaldırarak askerlerini tekrar bir araya toplamayı başarmıştır. Bastıran sis arasında galip geldiğini düşünen Arap’ın askerleri dağılmaya başladığında; yaptığı hile ile vaziyeti kendi lehine çevirmeyi başaran Emir Gâzi karşı saldırıya geçmiştir. Arap yenilgiye uğrayarak kaçarken Emir Gâzi de onu takip etmiş ve Ankara’yı da alarak oğlu Muhammed’i kurtarmıştır.

Arap, tekrardan yenilmiş olmasına rağmen mücadeleden vazgeçmemiş ve elinde bulunan kuvvetlerle yeniden Dânişmendli topraklarına saldırmıştır. Bu durum karşısında öfkelenen Emir Gâzi tekrardan Arap’a saldırmış ve mağlup etmiştir. Birkaç kez böyle tekrar eden olaylar sonrasında Arap artık karşı gelemeyeceğini anlayarak bir daha mücadeleye girişmemiştir (1127) [8]. Böylece Sultân Mesud, taht için kendisine muhâlefet edecek rakibi kalmadığı için rahatlamışken kayınpederi ve Dânişmendli Beyi olan Emir Gâzi de hâkimiyet sahasını iyiden iyiye genişletmiştir. Sultân Mesud’un başında bulunduğu Türkiye Selçuklu Devleti, yalnızca başkent Konya ve çevresinden ibâret bir devlet hâlindeyken başında Emir Gâzi’nin bulunduğu Dânişmendli Beyliği de Ankara, Çankırı, Malatya ve Sakarya’yı da alarak Batı’da Sakarya, Doğu’da Malatya’ya kadar genişlemiştir.

Bundan sonraki yıllarda Emir Gâzi, ara ara Batı’da Bizans ile Doğu’da da Haçlılar ile mücadelelere girişmiştir.

Ayrıca Bizans’ta taht mücadelesi başlatan ve II. Ioannes Komnenos’un kardeşi olan Isaakios tahtı ele geçiremeyince önce Sultân Mesud’a, ardından da Emir Gâzi’ye sığınmıştır. 1132 yılında Emir Gâzi, Bizans’tan Kastamonu’yu geri almak için sefer düzenlediğinde yanında Sultân Mesud da yer almıştır [9]. Bunun dışında, Emir Gâzi’nin Çukurova yöresindeki bazı kalelere yaptığı fetihlerde Sultân Mesud da bulunmaktadır [10]. Az evvel de bahsettiğimiz üzere Sultân Mesud, Emir Gâzi’nin gücü altında kaldığından dolayı pek fazla gelişim gösterememiş fakat onun vefâtı üzerine tekrardan güçlenmeye başlamıştır.




Emir Gâzi 1134 yılında vefât edince beyliğin başına en büyük oğlu Muhammed geçti.

Melik Muhammed ile eniştesi Mesud’un araları pek iyi sayılmazdı [11]. Bizans, Dânişmendlilerden Kastamonu’yu geri almak için sefere çıktığında İmparator II. Ioannes Komnenos; Türkiye Selçuklu Sultânı Mesud ile Dânişmendli Beyi Melik Muhammed’in arasındaki bu anlaşmazlıktan yararlanmak için I. Mesud’a bir elçi gönderdi. Aralarında bir muâhede yapıldı ve Mesud, bu Kastamonu muhâsarası için yardımcı birlik dahi gönderdi. Melik Muhammed, durumdan haberdâr olunca Kastamonu’nun elinden çıkacağını anladı ve bu dargınlığın; aynı kökten gelen, başrolde Türkler olmak üzere hem Dânişmendlilere hem de Türkiye Selçuklularına büyük zararı olacağını söyleyerek barışma talebinde bulundu. Sultân Mesud bu barışı kabul etti ve Kastamonu muhâsarası için Bizans’a gönderdiği birliklere geri dönmelerini söyledi.

İmparator II. Ioannes Komnenos, gece Türklerin geri çekildiğini görünce Melik Muhammed ile Sultân Mesud’un barıştığını anladı ve muhâsaraya daha fazla devam etmeden geri çekilme kararı aldı. Bundan sonra Sultân Mesud, Bizans ile arası bozulduğundan dolayı onlarla uğraşmak zorunda kaldı. Bunun yanında Melik Muhammed de hem Maraş çevresindeki hem de Kuzey sınırlarındaki hâkimiyetini genişletip sağlamlaştırmaya çalışıyordu. Bir aralık Haçlılar ile Ermeniler arasında savaş çıktı ve Melik Muhammed bundan yararlanarak Güney’deki hâkimiyetini genişletti. Bununla beraber Bizans da Anadolu’da aldığı kale ve köylerin hemen Türkler tarafından geri alınmasından bitkinlik yaşadığı için bir süre sefere çıkmayınca Sultân Mesud da bundan yararlanarak Batı’daki sınırlarını genişletti.

Bizans İmparatoru II. Ioannes Komnenos, Dânişmendliler ile Türkiye Selçuklularının bu denli ilerleyişinden iyice rahatsız olmuş ve doğrudan Dânişmendlileri bitirmek üzere Niksar’ı almak için yola koyulmuştur (1139). Anadolu’daki Türk varlığını ortadan kaldırma amacı güden bu saldırıya karşı Sultân Mesud ve Melik Muhammed birlikte hareket etmişlerdir [12]. Büyük direncin ve II. Ioannes Komnenos’un yeğeni ve Isaakios’un da oğlu olan Ioannes”in ihaneti sonucu olarak Niksar düşmemiştir (1140). Muhâsarayı geri çeken imparator, üç yıl sonrasında Suriye’de seferdeyken ölmüştür.

Melik Muhammed 1142 tarihinde [13] Kayseri’de vefât edince Dânişmendli Beyliği’nde taht mücadelesi boy gösterdi.

Melik Muhammed’in Zünnûn, Yunus ve İbrahim adında üç oğlu vardı. Melik Muhammed, Sivas Meliki Zünnûn’u veliaht ilan etti fakat kardeşleri ve amcası Yağıbasan buna karşı çıktı. Yağıbasan, Melik Muhammed’in eşi ile evlenerek Kayseri’de hâkimiyeti ele geçirdi ve Zünnûn bu durum karşısında çaresizce kaçtı. Fakat sonradan Kayseri’yi almayı başardı. Ayrıca Melik Muhammed’in kardeşlerinden Aynüddevle de daha önce Haçlılara ve Artuklulara sığınmışken; Melik Muhammed’in vefâtıyla Malatya’yı alıp merkez edindi.

Bu durumda Dânişmendliler; Malatya’da Aynüddevle, Sivas’ta Yağıbasan ve Kayseri’de Zünnûn olarak üç kola ayrılmış oldular. Sultân Mesud, bu taht mücadelesinden yararlanma amacıyla damadı olan Kayseri Meliki Zünnûn’u destekledi. Yağıbasan ile Aynüddevle de bunlara karşı ittifak oluşturdular. Sultân Mesud, önce Sivas’a giderek Yağıbasan’a saldırdı ve Yağıbasan dağlara çekildi. Böylece Sivas dâhil, Ankara ve Çankırı bölgeleri tamamen Türklere geçti ve oğlu Şâhinşah’ı Ankara-Kastamonu-Çankırı meliki tayin etti (1143).

Sivas’ı aldıktan sonra Malatya’ya geçen Sultân Mesud, 17 Haziran 1143’te başlayan muhâsarada başarılı olamadı ve üç ay sonra 14 Eylül 1143’te muhâsarayı bırakıp Konya’ya geri döndü. 1444 yılında Aynüddevle’ye karşı yeni bir sefere girişti ve Elbistan bölgesini topraklarına katarak oğlu Kılıç Arslan’ı da buranın meliki tayin etti. Ardından Malatya’yı yeniden muhâsara ettiyse de Bizans İmparator’u I. Manuel Komnenos’un Selçuklu topraklarına girmek üzere olduğu haberini alınca geri çekilip imparatorun üzerine yürüdü. Yağıbasan ve Aynüddevle, sınırlarını genişleterek gücünü pekiştiren Sultân Mesud’a karşı Bizans ile ittifak yaptılarsa da yeni bir Haçlı Seferi tehlikesine karşı Sultân Mesud ve Bizans imparatoru I. Manuel Komnenos aralarında muâhede yaptılar.

Aynüddevle 1152 yılında vefât edince yerine oğlu Zülkarneyn geçti. Yağıbasan hem 1151 yılında Karedeniz kıyılarını yağmaladı [14] hem de  Zülkarneyn’e, babası Aynüddevle gibi savunma yapmasını söyledi. Bunun üzerine Sultân Mesud, Yağıbasan üzerine harekete geçti fakat Yağıbasan, Sultân Mesud’a itaat etti. Ardından Malatya’ya hareket etti fakat Zülkarneyn, Sultân Mesud’un huzuruna çıkıp af diledi. Böylece Mesud, 15 Ağustos 1152 tarihinde [15] Malatya’yı topraklarına kattığı halde yönetimini yine Zülkarneyn’e ve annesine bıraktı.

Dânişmendliler, yalnızca Sultân Mesud’un damadı olan Zünnûn’un hüküm sürdüğü Kayseri kolundan ibâret kalmış olmakla beraber yine Türkiye Selçuklularına bağlı kalmıştır.

Sultân Mesud, Yağıbasan ile artık iyi geçinmeye başlamış ve hatta kızını Yağıbasan’a vererek kendine damat yapmıştır. Ayrıca 1153 yılında Ermenilere karşı düzenlediği seferde Yağıbasan da kayınpederi Sultân Mesud’un yanında yer almıştır. Türkiye Selçuklu Devleti’ni, Dânişmendliler karşısında tekrar eski gücüne kavuşturan ve Anadolu’daki tek hâkimin kendileri olduğunu gösteren Sultân Mesud, 1155 yılında vefât etmiştir. Vefat etmeden önce de oğlu Kılıç Arslan’ı yanına çağırarak sultân ilan etmiş ve tacını onun başına geçirmiştir (1155) [17].

II. Kılıç Arslan tahta çıktığında ilk olarak taht mücadeleleri ile uğraşmıştır. Yağıbasan, Dânişmendli Beyliği’ni yeniden eski gücüne kavuşturmak amacıyla isyan etmiş ve bu isyana Zünnûn, Zülkarneyn ve II. Kılıç Arslan’ın kardeşi Şâhinşah’ı da dâhil ederek ittifak yapmıştır. Ayrıca Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos da bu ittifakı desteklemiştir. Böylece II. Kılıç Arslan bu ittifaka karşı yalnız hareket etmek zorunda kalmıştır.

Yağıbasan, yanında müttefikleri olduğu halde Kayseri bölgesine girdi. Bunun üzerine II. Kılıç Arslan derhal harekete geçti ve iki ordu karşı karşıya geldi. Din adamlarının araya girerek barış için yalvarmaları sonucunda iki ordu da silah çekmeden kendi bölgelerine geri çekildiler. Buna rağmen Yağıbasan ilk fırsatta Elbistan’a girince II. Kılıç Arslan tekrardan onun üzerine harekete geçti. II. Kılıç Arslan’ın hücuma geçtiği sırada din adamlarının yeniden araya girmesiyle bu kez muâhede yapıldı (Ekim 1155).

Türkiye Selçuklu tahtına genç bir hükümdârın geçtiğini öğrenen Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos, derhal ittifak oluşturmuştur.

Bu ittifaka Yağıbasan, Zünnûn ve Zülkarneyn de katılmıştır. Ayrıca Yağıbasan Ordu ve çevresini Bizans’a bırakmıştır. Her ne kadar ittifak oluşturulmuşsa da II. Kılıç Arslan, Bizans ile muâhede yaparak bu ittifakı etkisiz hale getirmiştir. II. Kılıç Arslan, Erzurum Saltuklu Beyi İzzeddin Saltuk’un kızı ile nikahlanmıştı ve gelin konvoyu Konya’ya giderken yolları Yağıbasan tarafından kesilmiş; kaçırılan gelin Zünnûn ile evlendirilmiştir. Bu aşağılama karşısında harekete geçen II. Kılıç Arslan, Yağıbasan’ın üzerine yürümüş fakat Bizans muâhedeyi bozarak Yağıbasan’a yardımcı birlikler göndermiş ve II. Kılıç Arslan, Yağıbasan karşısında mağlup olmuştur.

II. Kılıç Arslan, İstanbul’a giderek Bizans İmparatoru ile yeniden muâhede yaptı. Bu muâhede ile beraber yardım da alan II. Kılıç Arslan, Yağıbasan’ın üzerine yürüdü. Yağıbasan kaçarak II. Kılıç Arslan’ın kardeşi olan Ankara-Çankırı Meliki Şâhinşah’a sığındı. II. Kılıç Arslan’a daha fazla mukavemet gösteremeyen Yağıbasan, 4 Ağustos 1164 tarihinde vefât etti. II. Kılıç Arslan da Sivas’ı tekrardan Türkiye Selçuklu topraklarına kattı.

II. Kılıç Arslan bunun ardından kardeşi Şâhinşah’ın da topraklarını elinden aldı. Sonrasında Zünnûn’a karşı sefere çıktı ve Kayseri bölgesini kendi topraklarına kattı. Zünnûn, II. Kılıç Arslan’ın kardeşi Şâhinşah’ı da yanına alarak Halep Atabegi Nureddin Mahmud’a sığındılar. II. Kılıç Arslan’ın çekindiği Nureddin Mahmud’un desteği ile tekrardan Sivas’ı almayı başardılar (1172). Fakat Nureddin Mahmud vefât edince II. Kılıç Arslan tekrardan Sivas’ı aldı ve Dânişmendlilerin Sivas kolu tamamen sona ermiş oldu (1175).




Zünnûn, Bizans’a sığındı ve Bizans’tan destek alarak Amasya’ya hâkim olmak istiyordu.

Ayrıca II. Kılıç Arslan, Bizans’ın saldırgan tavrına karşı barışçıl tavır sergilese de  İmparator I. Manuel Komnenos, Zünnûn’un topraklarını geri vermesi şartı koşuyordu. II. Kılıç Arslan bunu kabul etmedi. İmparator, önce Şâhinşah’ı abisinin üzerine gönderdi fakat Eskişehir yakınlarında pusuya düşüp başarısız olan Şâhinşah, tekrardan imparatora sığındı. İmparator, içinde Zünnûn’un da bulunduğu ve Andronikos Batatzes’in komuta ettiği 30.000 kişilik orduyu Niksar’a yolladı [18]. Niksar halkı, Zünnûn’un aslında Türkler ile beraber olduğunu ve Bizans’a ihanet ettiğini söyleyince askerler dağıldı ve Niksarlılar da kaleden çıkarak Bizanslıların kaçmasını sağladılar (1175).

Zünnûn’un vefâtına dair çeşitli görüşler vardır. Fakat bu tarihten sonra Zünnûn’dan bahsedilmemektedir [19]. Bu tarihten sonra Dânişmendlilerin son kolu olan Malatya da kendi içerisinde çeşitli taht karışıklıkları yaşayarak 1178 yılına dek ayakta kalabildi. Zülkarneyn’in oğlu 1175 yılında ikinci kez tahta geçti ve 3 yıl hüküm sürdü. II. Kılıç Arslan, Malatya’yı üç ay muhâsara ettikten sonra, 25 Ekim 1178’de şehri alarak Dânişmendli Beyliği’ni tarih sahnesinden tamamen sildi.

Yağıbasan’ın; Muzafferüddin Mahmud, Zahîrüddin İli ve Bedreddin Yûsuf adındaki üç oğlu da hiçbir taht mücadelesine girişmemiş, Türkiye Selçuklularının hizmetinde çalışmışlardır. Böylece Türkiye Selçuklu Devleti, Anadolu’da kendisine rakip olan ve ayrıca Anadolu Türklüğünde de söz sahibi olmak isteyen Dânişmendli Beyliği karşısında kimi zaman güç kaybederek, kimi zaman eşit güçlerde hareket ederek, kimi zaman da üstün güç olarak hayatını sürdürmüştür. Tüm bu süreçlerde bazen dost, bazen düşman fakat daima kız alıp verme yoluyla akrabalık ilişkileri kurmuşlardır. En nihayetinde Anadolu Türklüğünün tek önderi olduğunu kanıtlayan Türkiye Selçuklu Devleti, 25 Ekim 1178 yılında Dânişmendlilere karşı verdiği bu mücadeleyi kazanmıştır.


İçeriğimizi beğendiniz mi? Çalışmalarımızı geliştirmemize katkıda bulunmak istiyorsanız bağışçımız olabilirsiniz.


Dipnotlar

[1] Ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.tarihikadim.com/turkiye-selcuklulari-ve-danismendli-iliskileri/

[2]  Savaşın ve dolayısıyla I. Kılıç Arslan’ın vefât tarihine dair farklılıklar görülmektedir. Osman Turan bu tarihi 14 Haziran 1107 olarak belirtirken Işın Demirken ise 13 Temmuz 1107 yılını işaret etmektedir. Ayrıca Erdoğan Merçil, bu tarihi 3 Haziran 1107 olarak kaydetmektedir. Ayrıca bkz. DEMİRKENT, Işın, Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, TTK, Ankara 2013, s. 63; TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2014, s. 138; MERÇİL, Erdoğan, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2015, s. 112).

[3] DEMİRKENT, Işın, Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, TTK, Ankara 2013, s. 62; KESİK, Muharrem, Melikşah, TDV İslâm Ansiklopedisi, 29. Cilt, s. 58-59.

[4] Ebû’l-Ferec’e göre Şâhinşah, Emir Gâzi’nin baskılarına dayanamayarak yardım almak için Bizans imparatoruyla yaptığı görüşmeden dönerken yolunu kesen kişi kardeşi Mesud değil, Dânişmend Beyi Emir Gâzi’dir. Bu haberi alan Selçuklu beyleri de Mesud’u hapisten çıkararak sultân ilan etmişlerdir. Lakin önünü kesen kişi Mesud’dan başkası olamaz. Zira Şâhinşah, kardeşinin hapisten kurtulduğu haberi üzerine yola koyulurken önden gönderdiği öncüler Mesud’un tarafına geçiyorlar ve önceden Mesud ile anlaşmış olan Bizanslı Poukheas’ın hilesiyle Mesud’a esir düşüyor. (TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2014, s. 185; KESİK, Muharrem, Melikşah, TDV İslâm Ansiklopedisi, 29. Cilt, s. 58-59).

[5] Ali Sevim ve Yaşar Yücel’in ortak çalışması olan Türkiye Tarihi: Fetih, Selçuklu ve Beylikler Dönemi’nde geçtiği üzere mil çekme işlemi başarılı olmuyor. Bu nedenle Sultân Mesud, taht mücadelelerinin tekrar meydana gelmesini önlemek amacıyla idam ettirmiştir. (SEVİM, Ali & YÜCEL, Yaşar, Türkiye Tarihi: Fetih, Selçuklu ve Beylikler Dönemi, TTK, Ankara 1989, s. 121).

[6] KESİK, Muharrem, Emîr (Melik) Gazi (1104-1134), Avrasya İncelemeleri Dergisi (AVİD), III/2 (2014), 157-181, s. 163.

[7] TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2014, s. 189; MERÇİL, Erdoğan, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2015, s. 229; KESİK, Muharrem, Emîr (Melik) Gazi (1104-1134), Avrasya İncelemeleri Dergisi (AVİD), III/2 (2014), 157-181, s. 163-164.

[8] Ebû’l-Ferec; Arap’ın, Emir Gâzi ile olan savaştan kaçıp Bizans’a sığınırken kaybolduğunu kaydetmiştir. Süryani Mihail ise Emir Gâzi tarafından öldürüldüğünü söylemektedir. Ayrıca Anonim Selçuknâme ve Aksarayî’de de farklı bilgiler verilmektedir. Ayrıca bkz. TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2014, s. 196; AYÖNÜ, Yusuf, Selçuklular ve Bizans, TTK, Ankara 2018, s. 117; KESİK, Muharrem, Emîr (Melik) Gazi (1104-1134), Avrasya İncelemeleri Dergisi (AVİD), III/2 (2014), 157-181, s. 168-169.

[9] KESİK, Muharrem, Emîr (Melik) Gazi (1104-1134), Avrasya İncelemeleri Dergisi (AVİD), III/2 (2014), 157-181, s. 173.

[10] SEVİM, Ali, Anadolu’nun Fethi Selçuklular Dönemi, TTK, Ankara 2000, s. 140.

[11] Osman Turan, Emir Gâzi’nin vefâtından sonra Sultân Mesud ile Dânişmendliler arasında miras davasının başladığını belirtmektedir. Nedeni ise Sultân Mesud’un, Emir Gâzi’nin damadı olmasıydı. Muhtemelen Melik Gâzi ile aralarındaki anlaşmazlık bundan kaynaklıydı. Ayrıca bkz. TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2014, s. 199.

[12] TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2014, s. 203.

[13] Erdoğan Merçil, Melik Muhammed’in vefâtını 1141-1142 olarak kaydetmiştir. Sultân Mesud’un, Yağıbasan’ı yenerek Sivas’ı kendine katmasını ve Malatya’yı muhâsara etmesini 1143 yılının İlkbahar ve Yaz aylarına denk geldiğini hesaba katarsak Erdoğan Merçil’in kaydı daha muhtemeldir. Ayrıca bkz. MERÇİL, Erdoğan, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2015, s. 231; Bu tarihler ile ilgili olarak farklı görüşler için ayrıca bkz. TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2014, s. 204; ÖZAYDIN, Abdülkerim, Dânişmendliler, TDV İslâm Ansiklopedisi, 8. Cilt, Sayfa 469-474, 1993.

[14] SEVİM, Ali & YÜCEL, Yaşar, Türkiye Tarihi: Fetih, Selçuklu ve Beylikler Dönemi, TTK, Ankara 1989, s. 128.

[15] KESİK, Muharrem, Danişmendliler Döneminde Niksar’da Tıp Tarih ve Kültür Sempozyumu, Niksar 2000, s. 68.

[17] SÜMER, Faruk, Mesud I, TDV İslâm Ansiklopedisi, 29. Cilt, 2004, s. 339-342; ÖZAYDIN, Abdülkerim, Kılıç Arslan II, TDV İslâm Ansiklopedisi, 25. Cilt, 2002, s. 399-403; TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2014, s. 223.

[18] Osman Turan; Andronikos Batatzes’ten söz etmemekle beraber Zünnûn’un, Gabras ile önce Amasya’ya geçtiğini fakat yöre halkı teslim olmayınca Niksar’a doğru yola koyulduğunu kaydeder. Ayrıca bkz. TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2014, s. 232; KESİK, Muharrem, Zünnûn, TDV İslâm Ansiklopedisi, EK-2. Cilt, 2016, 702-704.

[19] Ayrıca bkz. KESİK, Muharrem, Zünnûn, TDV İslâm Ansiklopedisi, EK-2. Cilt, 2016, 702-704.

Bibliyografya

Türkiye Selçuklu Tarihi (Editör: Gülay Öğün Bezer), Anadolu Üniversitesi.

AYÖNÜ, Yusuf, Selçuklular ve Bizans, TTK, Ankara 2018.

BEZER, Gülay Öğün, Türkiye Selçukluları’nın Güneydoğu Siyaseti, Türklük Araştırmaları Dergisi, Eylül 2002.

DEMİRKENT, Işın, Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, TTK, Ankara 2013.

GORDLEVSKİY, V. Aleksandroviç, Küçük Asya’da Selçuklular, TTK, Ankara 2015.

KESİK, Muharrem, Danişmendliler Döneminde Niksar’da Tıp Tarih ve Kültür Sempozyumu, Niksar 2000, s. 68.

KESİK, Muharrem, Emîr (Melik) Gazi (1104-1134), Avrasya İncelemeleri Dergisi (AVİD), III/2 (2014), 157-181.

KESİK, Muharrem, Melikşah, TDV İslâm Ansiklopedisi, 29. Cilt, s. 58-59.

KESİK, Muharrem, Zünnûn, TDV İslâm Ansiklopedisi, EK-2. Cilt, 2016, 702-704.

MECİT, Songül, Anadolu Selçukluları (Bir Hanedanın Evrimi), İletişim Yayınları, İstanbul 2017.

MERÇİL, Erdoğan, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2015.

ÖZAYDIN, Abdülkerim, Dânişmendliler, TDV İslâm Ansiklopedisi, 8. Cilt, 1993, Sayfa 469-474.

ÖZAYDIN, Abdülkerim, Kılıç Arslan II, TDV İslâm Ansiklopedisi, 25. Cilt, 2002, s. 399-403.

SEVİM, Ali, Anadolu’nun Fethi Selçuklular Dönemi, TTK, Ankara 2000.

SEVİM, Ali & Merçil, Erdoğan, Selçuklu Devletleri Tarihi Siyaset, Teşkilât ve Kültür, TTK, Ankara 1995.

SEVİM, Ali & YÜCEL, Yaşar, Türkiye Tarihi: Fetih, Selçuklu ve Beylikler Dönemi, TTK, Ankara 1989.

SOLMAZ, Sefer, Melik Gazi, TDV İslâm Ansiklopedisi, EK-2. Cilt, 2016, 249-250.

SÜMER, Faruk, Mesud I, TDV İslâm Ansiklopedisi, 29. Cilt, 2004, s. 339-342.

SÜMER, Faruk, Selçuklular, TDV İslâm Ansiklopedisi, 36. cilt, 2009, s. 380-384.

TURAN, Osman, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, Turan Neşriyat Yurdu, İstanbul 1969.

TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2014.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.