Connect with us

Makale

Türkiye Selçuklu Devrinde Ticaret: 1. Bölüm

Okuma Süresi: 11 dakika

Ticaret, tarih boyunca tüm siyasî teşekküllerin son derece önem verdiği, esasında sağlam bir iktisadî yapıya sahip olabilmek için önem vermek de zorunda olduğu bir alan olmuştur. Bu doğrultuda tüm bu siyasî teşekküllerin hâkim olduğu ticaret yolları, üretim gücü ve ürün eksikliği de aynı oranda önem arz etmiştir. Ele geçirilen topraklarda tam hâkimiyet sağlamak ve kalıcı olabilmek için ticarî ilişkilerde de aktif ve yapıcı rol oynamak zarurî şartlardan biridir. Türkiye Selçuklu Devleti de bu önemli alanı göz ardı etmemiş ve ticarî faaliyetlere dair önemli atılımlar yapmıştır. Bu çalışmamızda Türkiye Selçuklu Devleti’nin dünya ticaretinde bulunduğu konuma ve bu alanda yapmış olduğu faaliyetlere temas etmeye çalışacağız. “Türkiye Selçuklu Devrinde Ticaret’’ konusu, geniş bir yapıyı teşkil ettiği için bu çalışmayı bir giriş mahiyetinde hazırladık. Daha sonraki çalışmamızda, ticarî bağlamdaki anlaşmalar, alım-satım yapılan ürünler, yaşanan ticarî problemler ve sair konulara daha etraflıca temas edilecektir.

Çalışmamızı üç farklı bölümde incelemeyi uygun gördük. Birinci bölümde “Türkiye Selçuklu Devrinde Ticaret Yolları’’, ikinci bölümde “Türkiye Selçuklu Devletinin Ticarî Faaliyetleri’’, üçüncü bölümde ise “Kösedağ Savaşının Ticarî Hayata Etkileri’’.

Anadolu toprakları tarih boyunca son derece stratejik bir konuma sahip olmuştur.

Bu konumu nedeniyle de şiddetli savaşlar ve arkası gelmez bir mücadele ortamı ortaya çıkmıştır. Toprak hâkimiyeti bağlamında sürekli mücadelelerin yaşanmasının yanında, iktisadî olarak da mücadelenin var olduğu bilinen bir gerçektir. Türkiye Selçuklu Devleti de bu koşullar içinde var olma mücadelesi vermiş, kurulduğu 1075 yılından fiilen sona erdiğini kabul ettiğimiz 1308 yılına kadarki süreçte, iktisadî gücün en temel noktasını teşkil eden ticarete önemli ölçüde mesai harcamıştır. Yaşanan savaşlarla beraber ticaret büyük zararlar görse de ülkedeki ticarî faaliyetlerin duraksamaması için çeşitli tedbirlerin alındığını bilmekteyiz. Türkiye Selçuklu Devleti’nde dış ticaretinin ayakta kalmasına ve çokça ilgi görmesine sebep olan çeşitli unsurlar vardır. Bunlardan biri özellikle İtalyan şehir devletlerine verilen ticari imtiyazlardı. Bu imtiyazlar sayesinde Türkiye Selçuklu topraklarında rahatlıkla ticaret yapabiliyor olmaları, onlar için Anadolu’yu önemli bir konuma getirmekteydi. Tüccarların güvenliğine verilen değer doğrultusunda ülkelerin ticaret hacminde de artışlar meydana gelir. Türkiye Selçuklu Devleti kurduğu kervansaraylar ile tüccarların konaklamasına ve buna bağlı olarak kişisel ihtiyaçlarından güvenliklerine kadar birçok farklı konuya eğilmiştir.

Türkiye Selçuklu Devrinde Ticaret Yolları

Anadolu coğrafyasında son derece önem arz eden ticaret yolları bulunmaktaydı. Bu yollar, Anadolu dışındaki farklı birçok ticaret yolları ile de bağlantı içindeydi. Doğu’dan Batı’ya, Kuzey’den Güney’e ulaşan ticaret yollarının yanında Doğu’dan başlayarak Bizans’ın merkezi konumunda bulunan İstanbul’a kadar ulaşan yolları da mevcuttu.

Tebriz ile Halep arasındaki ticaret yolu Hoy, Van, Ahlat, Bitlis, Harran ve Münbiç gibi şehirlerden geçmekteydi. Yine Tebriz’den başlayarak Erzurum, Sivas, Kayseri, Konya ve Ayas güzergâhını takip eden farklı bir ticaret yolu daha bulunmaktaydı. Bahsi geçen bu hattın ortaya çıkmasında Haçlılar ile verilen mücadele etkili olmuştur.

Haçlıların Doğu Akdeniz’deki ablukası, Anadolu üzerindeki uluslararası ticareti önemli bir konuma taşımıştır.

Alâiye (Alanya) ve Antalya limanlarının ticarette önem kazanması, Haçlıların Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerinin bir sonucu olarak görülmektedir. Selçukluların Karadeniz limanlarını fethetmeye başlamasıyla İstanbul ile Trabzon arasındaki Bizans’ın deniz ticareti olumsuz etkilenmiş ve bu güzergâh da Selçukluların kontrolü altına girmiştir. Farklı bir ticaret yolu ise Tebriz’den yola çıkarak Anadolu’da Erzurum, Sivas, Kayseri, Konya istikametlerini takip ederek Antalya’ya ve Alâiye’ye ulaşmaktaydı. Tebriz-Trabzon hattı, çok eski zamanlardan beri kullanılan bir yol olarak karşımıza çıkmaktadır ki bu yol, Erzurum üzerinden geçmekteydi. Selçuklular bu yolu Bayburt üzerinden kullanmaktaydılar.

Sivas, Ankara, İzmit, Gebze güzergâhını takip eden, Tebriz’den başlayarak İstanbul’da sonlanan, Bağdat’tan başlayarak Malatya ve Ankara üzerinden yine İstanbul’a ulaşan ticaret yolları bulunmaktaydı. Anadolu’da Kuzey ile Güney boylamı arasında takip eden çeşitli ticaret yolları bulunmaktaydı. Bu ticaret yolları aşağıdaki güzergâhları takip etmekteydi;

• Sinop’tan yola çıkarak Ankara, Konya, Antalya ve oradan da Alâiye’ye ulaşan bir ticaret yolu bulunmaktadır.
• Samsun-Ayas hattındaki ticaret Amasya, Aksaray, Konya veya Amasya, Sivas Kayseri üzerinden sağlanmaktaydı.
• Bağdat veya Şam üzerinde başlayan ticaret yolları, Malatya’da bir araya gelerek Karadeniz sahillerindeki farklı şehirlere ulaşmaktaydı.

Halep’ten başlayarak Kayseri, Ankara veya Konya üzerinden Bizans’ın merkezi İstanbul’a ulaşan ticaret yolları mevcuttu. Suriye limanlarından Anadolu’ya ticaret için gelen Batılı tüccarların, Antakya’dan başlayarak İskenderun Körfezi üzerinden Konya istikametinde yine İstanbul’a ulaşan ayrı bir güzergâhı kullandıkları da bilinmektedir.

Türkiye Selçukluları devrinde Anadolu’daki ticarette meydana gelen değişimler için değinilmesi gereken önemli birkaç dönem vardır.

Aktarmış olduğumuz bu yollar sürekli olarak kullanılmamış, rotalarında gerek Haçlı Seferleri ile gerekse Moğol istilaları ile sık sık değişiklikler meydana gelmiştir. 1075 sonrası dönemde güçlenmeye başlayarak devlet mekanizmasını tamamlamayı başaran Selçukluların, yaşanan Haçlı Seferleri ile bir sarsıntı geçirmesi, doğal olarak ticaret yollarında da değişimlere sebep olmuştur.

Bir diğer önemli dönem ise 1176 yılında gerçekleşen Miryokefalon Savaşı’ndan sonraki süreçtir. Selçuklular bu savaşta aldıkları başarı ile aynı zamanda Anadolu topraklarındaki hâkimiyetlerini de sağlamlaştırmışlardır. Bu durum onların ticaret yolları üzerinde de daha fazla etkili olmalarına sebebiyet vermiştir. Bahsedilmesi gereken başka bir dönem ise Moğol istilaları ve 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı’ndan sonraki dönemdir. Moğolların Anadolu’ya gelmesi ve bahsi geçen savaşta Selçukluları yenilgiye uğratmalarıyla Anadolu’daki siyasî dengelerde hızlı bir değişim meydana gelmiştir. Bu değişim, Selçukluların aleyhine bir durum teşkil etmiş, ekonomik anlamda Anadolu halkı hızla gerilemeye başlamıştır. Moğolların uyguladığı katı siyaset sebebiyle daha önce Anadolu’dan geçen tüccarlar da buralardaki ticaret yollarından uzaklaşmaya başlamışlardır.

Türkiye Selçuklu Devleti’nin Ticarî Faaliyetleri

Türkiye Selçukluları için ticaretten söz açıldığında akla ilk gelen yapılardan biri kervansaraylar olmuştur. Önemli ticaret yollarına sahip olan Anadolu’ya gelen tüccarlar, yolculuklarını yüzlerce kişinin dâhil olduğu kervanlarla yapmaktaydılar. Bu geniş kafilelerin mal ve can güvenliği Türkiye Selçuklu Devleti için büyük önem arz etmekteydi. Kervanların dinlenmesine olanak sağlayan, içerisinde ahır, depo ve yatacak yerlerin bulunduğu han ve kervansaraylar inşa edilmiştir. Kervansaraylar, hana göre daha geniş bir yapıyı teşkil eder. Güvenlik bakımından da buralar devletin kontrolü altındaydı ve muhafızlar tarafından korunmaktaydı.

Sarı Han, Nevşehir.

Tüccarların refahına önem vermek ve onları memnun etmek, Selçuklular için en temel etkenlerden biriydi.

Tüccarlar için son derece önemli olan kervansaraylar, en işlek ticaret yolları üzerinde 30-40 kilometre aralıklarla üst düzey yöneticiler tarafından inşa ettirilmiştir. Buralarda tüccarlara verilen hizmetler öylesine üst düzeydeydi ki hayvanlar için yapılan ahırlar, malların koyulacağı depolar ve tüccarların konaklayacağı yerlerin dışında hamam, hastane, eczane, ayakkabı tamircisi ve nalbant gibi hizmetler de sunulmaktaydı. Buralarda zengin veya fakir ayırt edilmeksizin herkese aynı hizmet anlayışı ile yaklaşılmaktaydı ve yolcuların her türlü ihtiyaçları karşılıksız olarak sağlanmaktaydı. Verilen hizmetlerin giderleri vakıflar tarafından karşılanıyordu.

Kervansaraylar için devletin harcadığı gelir her ne kadar ağır bir yükü beraberinde getirse de buralardan sağlanan itibar ve akabinde iç ve dış siyasette ortaya çıkan artış, bahsi geçen yükü etkisiz kılmaktadır.

Türkiye Selçuklu Devleti için 1176 yılında Bizans’a karşı Miryokefalon Savaşı’na kadar geçen süreç, ticarî bağlamda etkili olunamayan bir süreçtir.

Bu süreçten sonra her ne kadar Anadolu’daki hâkimiyet Selçuklu Türklerinin eline geçmeye başlasa da Akdeniz ve Karadeniz kıyılarındaki şehirlerin Selçukluların elinde olmayışı ticaretin de tam anlamı ile kontrol altına alınamamasına sebep oluyordu. Bu sahilleri ellerinde tutan yabancılarla kurulan ticarî ilişkiler, aralarındaki türlü siyasî karmaşalardan dolayı duraksamaktaydı. Sahillere ulaşarak yolculuklarına son verecek olan kervanlar yollarda kalıyor ve bu durum Türkiye Selçuklu Devleti’ni zor duruma sokuyordu.

Kıbrıs, Batı ile Doğu arasındaki ticaretin mihenk taşı durumundaydı. Buradan Antalya’ya gelen mallar, Konya’ya ve buradan da kuzey istikametinde Sinop ve Samsun sahillerine kadar ulaşmaktaydı. Dolayısıyla sahil şehirlerine sahip olmak son derece önem arz ediyordu. Bu durumu fark eden II. Kılıç Arslan, 1182 yılında Antalya’yı kuşatmış fakat ele geçirememiştir. I. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında da buradaki hâkimiyet mücadelesi devam etmiştir. I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Antalya’ya yapmış olduğu ilk kuşatma girişimi 1191 yılında Kıbrıs’a yerleşmiş olan Haçlıların yardıma gelmesi sebebiyle başarıya ulaşamamıştır. Sultan Gıyaseddin yine de ordularını Antalya çevresinde kuşatma halinde tutmuştur. Şehirde yaşayan Rumlar, bu kuşatma halinin ve baskıcı durumun sona ermesi için Selçuklu Sultanına yardım etme girişiminde bulundular. Şehirde yaşayan Rumlar, Latinlerin yönetiminden de iyice bunalmışlardı. Fırsatı iyi değerlendiren I. Gıyaseddin Keyhüsrev, 1207 yılında yaptığı saldırı ile Antalya’yı ele geçirmiştir.

Antalya’nın ele geçirilmesinden sonra I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in yaptığı ilk işlerden biri Venedikliler ve Kıbrıs Kralı ile ticaret anlaşmaları yapmak olmuştur. Yapılan bu anlaşmalar doğrultusunda Anadolu toprakları, uluslararası ticaretin canlılık kazandığı bir yer haline gelmiştir.

1211 ile 1220 yılları arasında hüküm sürmüş olan I. İzzeddin Keykavus, babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra iç işlerdeki karışıklıklara son vermiş ve 1213 ve 1214 yıllarında Kıbrıs Kralı’na mektuplar göndererek yeni ticarî anlaşmalar yapmıştır.

Her iki ülke tüccarlarının birbirlerinin topraklarında ticaret serbestliği kazanması, korsanlık faaliyetlerinin sıkça yaşandığı Akdeniz’de karşılaşılan bu tür girişimlerde, iki ülkenin de tüccarların sığınmalarının kabulü, tüccar ölümlerinde ölen tüccara ait malların ülkesine iadesi gibi şartlar, bu anlaşmaların özünü oluşturmuştur.

İznik Laskaris ve Trabzon Komnenos devletleri arasında yaşanan çekişmenin, Karadeniz ticaretini sekteye uğrattığını gören I. İzzeddin Keykavus, Samsun ve Sinop gibi önemli iki liman şehrini ele geçirmeyi planladı. İki devletin birbirleriyle rekabet hainde bulunmasını fırsata çeviren I. İzzeddin Keykavus, 3 Kasım 1214 tarihinde Sinop’u fethetti. Böylelikle Akdeniz’den sonra Karadeniz’de de Selçuklular önemli bir güç toplamış oldular.

Türkiye Selçuklu Devleti adına çok büyük faaliyetlere imza atmış olan Sultan Alaeddin Keykubat (1220-1237),  ticarî anlamda da önemli başarılar sağlamıştır.

Alâeddin Keykubat’ın ilk yöneldiği yerlerden biri “Kalonoros’’ olarak bilinen, fethettikten sonra “Alâiye’’ adını alan, günümüzde ise Alanya olarak adlandırılan şehirdir. Keykubat’ın burayı fethetmesi ile Akdeniz’de Antalya’dan sonra önemli bir liman şehri daha Selçukluların eline geçmiş oldu. Keykubat’ın ticarî anlamda önem arz eden bir diğer seferi ise Kırım’da bulunan Suğdak üzerine olmuştur.  Bu sefer, Anadolu’da bulunan tüccarların yanı sıra özellikle Mısırlı tüccarların Sinop üzerinden Güney Rusya ülkeleri ile yaptıkları ticarî faaliyetleri emniyete almak almak adına büyük önem arz ediyordu. Selçukluların Kastamonu uç beyi olan Hüsameddin Çoban Bey komutasında gerçekleşen bu sefer neticesinde 1227 yılında Suğdak ele geçirilmiştir.

Denizlerdeki hâkimiyetini perçinleştiren Türkiye Selçuklu Devleti, bu süreçten sonra dış ticarette önemli atılımlar ve sık sık yabancılar ile anlaşmalar yapmaya başlamıştır.

Bu noktada Alâeddin Keykubat’ın özellikle Venedikliler ile yapmış olduğu anlaşmalar ayrıca önem arz eder. Bahsettiğimiz bu anlaşmaları, daha sonraki çalışmamızda etraflıca ele alacak olduğumuzdan dolayı burada ayrıca aktarma ihtiyacı görmedik. Tüccarların güvenliğine son derece önem verdiği ve bu bağlamada savaştan çekinmediği anlaşılan Keykubat’ın, 1225 yılında Kilikya Ermenileri üzerine sefer tertip ettiği ve onlara ait dört kaleyi ele geçirdiğini görmekteyiz. Bu seferin sebebi ise Selçuklu ülkesine gelirken Ermeni diyarında malları yağmalanan tüccarların, Keykubat’a şikâyetleri ve tüccarların güvenliğinin Ermeniler tarafından sağlanmamasıdır.

Kösedağ Savaşının Ticarî Hayata Etkileri

Alâeddin Keykubat’ın ölümünden sonra yerine oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev geçmiştir. Bu dönemde başarısız bir siyaset izlenmiş ve bunun sonucu olarak 1243 yılında Moğollar ile yapılan Kösedağ Savaşı, Türkiye Selçuklu Devleti’ni büyük bir ateşin içine atmıştır. Daha önce, Kösedağ Savaşı ve sonrasında Anadolu’nun siyasi yapısı hakkındaki bir çalışmamızı aktarmıştık. (Bahsi geçen yazıya ulaşmak için buraya tıklayınız.)

Moğolların, Kösedağ Savaşı neticesinde Anadolu’da söz sahibi olmaları, ticarî hayata da önemli etkiler yapmıştır. Bu etkilerin ticarî canlılığı sağlamak adına oluşmadığı, aksine Anadolu’yu olumsuz anlamda etkilediği aşikârdır.

II. Gıyaseddin Keyhüsrev ve sonrasında iş başına gelecek olan sultanların birbirleri ile sürekli mücadele etmeleri; bırakalım ticarete mesai harcamayı, var olan tüccarların dahi güvenliklerine değer vermemeleri yüzünden, Anadolu bu bağlamda iyice gözden düşmeye başlamıştır.

Kervanların saldırıya uğramaları hatta tüccarların bu saldırılarda öldürülmeleri, Anadolu’da ticarî kaybın en temel sebeplerindendir. Baskıcı tutumları sebebiyle deyim yerindeyse Anadolu’da göz açtırmamaya çabalayan Moğollara karşı kendi topraklarını koruyabilmek için beyliklerin ortaya çıkması, siyasî birliğin Anadolu’da dağılmasına sebep olmuştur. Esasında bu duruma da Moğollardan alınan yenilgi sebep olmuştur. Siyasî birliğin olmadığı fakat birçok ticaret yollarını üzerinde barındıran Anadolu’da, bu dengesiz düzende ticaretin güvenilir olması zaten beklenilemezdi.

Özellikle Sinop, Alanya ve Antalya gibi önemli liman şehirleri ticaretteki canlılıklarını bu süreçte kaybetmişlerdir. Zamanla beyliklerin birbirleri ile mücadeleye girmeleri ile limanlardan ziyade iç bölgelerdeki ticaret yolları da büyük zarar görmüştür. Aydınoğulları, Saruhanoğulları ve Karesioğulları gibi beylikler, bulundukları konum sebebiyle dış ticarette özellikle İtalyan şehir devletleriyle deniz ticaretini dinç tutmaya çalışmışlardır ancak bu durum, Anadolu’nun geneline hitap edecek bir dinamik yapı oluşturmamıştır.

1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Savaşı ve akabinde Anadolu’nun genel anlamda ticarî faaliyetleri duraksamaya ve buradan elde edilen gelirler İlhanlılara akmaya başlamıştır.

Anadolu halkı için burada yapılan ticaretin bir kazanç getirmemesi, günden güne sarsılan iktisadî düzenin iyice bozulmasına sebep olmuştur. Her ne kadar yeni kervansaraylar yapılmışsa ve ticareti canlı tutmak adına türlü girişimlerde bulunulmuşsa da, var olan siyasî istikrarsızlık buna olanak tanımamıştır.

BİBLİYOGRAFYA

Akdağ, Mustafa, Türkiye’nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi, C.1, Tekin Yayınevi, 1979.

Aksaraylı Kerimüddin Mahmud, Müsameret-al-Ahyar, Çev. M. Nuri Gençosman, TTK, 1943.

Cahen, Claude, Haçlı Seferleri Zamanında Doğu ve Batı, Çev. Mustafa Daş, Yeditepe Yayınevi, 2016.

Eskikurt, Adnan, “Ortaçağ Anadolu Ticaret Yolları’’, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S.33, Güz 2014, ss.15-40.

İbn Bibi, Anadolu Selçukî Devleti Tarihi, Çev. M. Nuri Gençosman, Uzluk Basımevi, 1941.

Kayaoğlu, İsmet, “Anadolu Selçukluları Devrinde Ticarî Hayat’’, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, S.1, C.24, Y.1981, ss.359-373.

Ostrogorsky, Georg, Bizans Devleti Tarihi, Çev. Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu, 2015.

Polat, M. Said, “Anadolu Selçuklularında Ticarî Hayat’’, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1992.

Tezcan, Mehmet, “Türk-Moğol Hâkimiyeti Döneminde Karadeniz’de Ticaret’’, Tarih İncelemeleri Dergisi, S.1, C.24, Temmuz 2009, ss.151-194.

Turan, Osman, “Selçuklu Kervansarayları’’, Belleten, S.39, C.X, Temmuz 1946, ss.471-496.

Turan, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Ötüken Yayınları, 2016.

15 Haziran 1995 tarihinde Trabzon'da dünyaya geldi. İlköğretim ve lise eğitimini yine aynı şehirde tamamladı. 2014 yılında başladığı Kastamonu Üniversitesi Tarih bölümünden 2018 yılında mezun olmuş ve şu an yine aynı üniversitede yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Yazılarını genel olarak Ortaçağ tarihi üzerine hazırlamaktadır. Özelde ise Selçuklular, Moğollar, Memlûkler ve Altın Orda konularına ilgi duymaktadır. Ağustos 2017 tarihinden itibaren Tarih-i Kadim'de yazarlık yapmaktadır. Hakan Bozdemir ile iletişim için: hakanbdemir@gmail.com

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Bir yorum yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook

Editör Tavsiyesi

Yazarların Son Yazıları

Daha Fazla: Makale