Tanzimat ve Batılılaşma Yolunda Bir Osmanlı Aydını: Koca Mustafa Reşid Paşa

Oğuz Köseler, Dokuz Eylül Üniversitesi, Tarih Bölümü, Lisans 3. Sınıf.

Bu içerik, misafir yazar tarafından hazırlanmıştır. Siz de Tarih-i Kadim’de kendi içeriğinizi paylaşmak istiyorsanız tıklayın.

Mustafa Reşid Paşa, 1800 yılında İstanbul’da II. Bayezid vakıflarından birinin yöneticisinin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İlmiye kurumunda öğrenci ve çıraklık yaşamına atılmış, 1810’da babasının ölmesi ile Ispartalı Seyid Ali Paşa’nın hizmetine girmiştir. Onunla Mora’ya gittiğinde (1821) hem Osmanlı ordularının yenilgiye uğramasına, hem de Mehmed Ali Paşa’nın Batı usulündeki modern ordusuna tanık olmuştur. Yeni askeri kurumların üstünlüğünü görmek, Avrupa’nın öğrenilecek çok şeyi olduğu konusunda onu ikna etmiştir. Mora’daki hayatı, ona ilmiye sınıfı hayatının kendisi için uygun olmadığını göstermiştir. Bunun üzerine pek çok genç Müslüman gibi o da Babıali’de yeni kurulan katiplik bölümüne girmek istemiştir. Böylece Mustafa Reşid Paşa, Sultan Mahmud Dönemi Babıali bürokrasisinin genç üyelerinden biri olarak katiplik bürosuna katılmıştır.

Kaleminden çıkan belgelerdeki yazı ve anlatım padişahın hoşuna gitmiş, hâmisi Pertev Paşa tarafından padişaha övülmüş ve tavsiye edilmiştir.

Hükümdar, bu gencin Fransızca öğrenmesini istemiştir. Bu isteği yerine getirdiğinde, artık yeni devir bürokrasisinin de öncüsü haline gelmiştir. Babıali’ye girdiğinde kısa sürede yükselen Mustafa Reşid Paşa, 1834’te Paris Elçisi, sonra Londra Elçisi, ardından Hariciye Müsteşarı, bundan kısa bir süre sonra da vezirlik rütbesiyle Hariciye Nazırı olmuştur. II. Mahmud öldüğünde Hariciye Nazırlığı ile beraber, Londra Elçiliğini yürütüyordu. Padişahın ölümü üzerine İstanbul’a dönerek kısa süre sonra Tanzimat’ı ilan etmiştir. 1857’de 61 yaşında ölene kadar beş kere Osmanlı devletinin sadrazamı olmuş, hariciye nazırlığı, valilik, Meclis-i Vala, Meclis-i Tanzimat reislikleri gibi Babıali’nin yüksek görevlerinde bulunmuştu [1].

Mustafa Reşid Paşa’nın Fikir Dünyası

Mustafa Reşid Paşa, Yakınçağ Türk tarihinde etkisi en fazla olan şahsiyetlerden birisidir. Etkisi sadece yaşadığı sürece görülmemiş, ölümünden sonra da devam etmiştir. Nitekim Şinasi ve Abdullah Cevdet Paşa’nın onun hakkındaki görüşlerine baktığımız zaman bunu görebilmek son derece mümkündür. Şinasi’nin deyimi ile Mustafa Reşid Paşa Osmanlı Devleti için bir “Medeniyet Resulü” görevi görmüştür [2]. Cevdet Paşa ise Mustafa Reşid Paşa için, “Bu devirde andan büyük adam yok idi.” demektedir [3]. Mustafa Reşid Paşa, Paris ve Londra elçilikleri sırasında görevleri ve yaşadıkları itibariyle gerçekten önemli işlerde bulunmuş ve medeniyet bâbında önemli tecrübeler edinmiştir. Paşa, Paris’te Fransızca öğrenmek için bir hoca aramış, tanıdıkları bunun bir bayan olmasının daha faydalı olacağını belirtmişlerdir. Bunun üzerine Fransızca dersi almak üzere Opera’da çalışan bir bayandan ders almıştır. Mustafa Reşid Paşa’nın bu opera sanatçısından sadece dil değil kibarlık ve zarafet konusunda da istifade ettiği muhakkaktır [4].

Londra Elçiliği sırasında, dönemin devlet adamları ile Osmanlı Devleti’nde gerçekleştirmek istediği reformlar hakkında görüşme yapma imkanı bulmuştu.

Bu bakımdan Mustafa Reşid Paşa, Batılılaşmayı gönülden istemekle beraber Osmanlı Devleti’nin kurtuluşunun ancak böyle mümkün olacağını düşünüyordu. Bu açıdan faaliyetlerine bakıldığında, Batılılaşmayı yürütmede son derece kararlı ve tavizsiz hareket ettiğini görmek mümkündür. Mustafa Reşid Paşa, Osmanlı İmparatorluğu hakkında şu görüşlere sahiptir: Birincisi, bugünkü yapısı ve haliyle devletin yaşaması mümkün değildir. İkincisi, Türkler kendi kendilerine medenileşemez. Üçüncüsü, gerekli görülen bütün reformların kolayca gerçekleşmesi için padişahın arzu ve iradesi yeterlidir. Dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Guizot’un düşüncelerine göre Mustafa Reşid Paşa;

Avrupa medeniyetinin bazı kaide ve şartlarını Osmanlı İmparatorluğu’na getirtme ümit ve arzusu ile meşguldür. Bunu Avrupa medeniyetini, Müslüman adetlerinden daha çok sevdiği için değil, Avrupa politikasında memleketine ve padişahına yer, ağırlık ve itibar kazandırmak için yapıyordu. Ondaki hakim ve değişmez fikir, Türkiye’yi Avrupa’da tutabilmek için, Avrupa’yı Türkiye’de tatmin ve memnun etmek gerektiğiydi. O, Hristiyanlara hak ve hürriyetler, büyük devletlere imtiyaz ve tavizler vermekle İmparatorluğu güçlendireceğini, Müslim ve Gayrimüslimler arasında barışı temin edeceğini düşünüyordu.” [5]

Yukarıdaki izahlardan da anlaşılacağı üzere Mustafa Reşid Paşa modernist bir anlayış ile düşün dünyasını biçimlendirmişti. 

Nitekim bu dönemde Osmanlı bürokrasisi, bu modernist anlayış ile biçimlenmiş ve Mustafa Reşid Paşa, kendisinden sonra devleti yöneten birçok devlet adamını bu usule uygun olarak yetiştirerek, devletin Batılılaşma yolunda ilerlemesine önemli katkıda bulunmuştu. Ayrıca Mustafa Reşid Paşa, genel bir reform planı için Padişah’ın Saray ve Babıali’de danışma kurulları oluşturmasını da sağladı. Mustafa Reşid Paşa, halk hakimiyeti fikrine hiç temas etmezken, hükümdarın yetkilerini vekillerine devretmesi fikrine dayanarak bunu uyguladı. Böylece XX. yüzyılın akımı olacak demokratik devlet anlayışının Osmanlı’daki ilk temellerinden birini attı [6].

XIX. yüzyıl’da özellikle II. Mahmud ve Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile beraber devletin temelini sağlamlaştırmak için hukuk düzenini büyük ölçüde yenilemek gerektiği de pek iyi anlaşılmıştı. Burada dikkate değer nokta, Osmanlı devletinin hukuk alanındaki yeniliklere de yabancı kaldığıdır. Baktığımız zaman devlet kuruluşundan itibaren dinsel hukuka göre idare edilmekteydi. XVII. yüzyıl sonunda Osmanlı insanı tam bir güvensizlik içindeydi. Batıda ise aydınlanma çağı hukuk düşüncesini de etkilemekteydi. Mustafa Reşid Paşa bu durumun farkına, Avrupa’da bulunduğu görevler sırasında varmıştı.

Ona göre “Ülkede dirliğin sağlanması için her Osmanlı vatandaşının canından ve malından emin olması gerekti.”

Dolayısıyla Gülhane Hatt-ı Hümayun’unun 3 Kasım 1839’da ilan edilmesinden sonra Osmanlı Devleti’nde hukuk alanında yenileşmenin yolu açılmış, çağdaş hukuk anlayışı Tanzimat ile yerleşmeye başlamıştı. Nihayetinde de 1876’da ilan edilen ilk Türk Anayasası, Tanzimat’taki hukuk anlayışının devamını teşkil etmektedir. Bu bağlamda sonuç olarak Tanzimat ile başlayan hukuk alanındaki yenileşme hareketi ve XIX. yüzyıl sonunda yetişen hukukçu kuşağı, Cumhuriyet dönemindeki hukuk inkılabını gerçekleştirenlere de nüfuz etmiştir. Bu noktada Mustafa Reşid Paşa’nın gayreti ve fikirleri büyük önem arz etmektedir.

Ali İhsan Gencer’e göre “Memlekette irfan hayatı namına girişilen bütün yeniliklerin öncüsü hiç şüphesiz Koca Mustafa Reşid Paşa olmuştur.” Mustafa Reşid Paşa’nın fikirleri ile öncülük ettiği yenilik hareketlerinden biri de şüphesiz ki Türk İlimler Cemiyeti’nin, yani Encümen-i Daniş’in teşkilidir. Mustafa Reşid Paşa, Encümen-i Daniş’in teşkiline dair bir emirname yayınlamıştır. Emirnamede özet olarak şunları yazmaktadır:

“… Evvelce bizde ilim ile uğraşanlar vardı. Fakat gitgide kelimecilik revaç bulmuş, yalnız şiirle uğraşılmağa başlanmıştır. Bu gibi eserlerle ancak mahdut ve muayyen bazı münevver adamlar meşgul olabilir. Halbuki asrın icap ettirdiği ilmin, memlekette intişarı ve vatandaşın bundan istifadesi Darü’l-Fünun binasının ikmaline kadar, okutturulacak kitapların ihzarı için de bir Encümen-i Daniş ihdası lazım addedimiştir…” [7]

Encümen-i Daniş

Nihayet Encümen-i Daniş, 18 Temmuz 1851 tarihinde açıldı. Encümen-i Daniş’in başlıca görevi okullar için Türkçe ders kitapları yazmak ve tercüme etmekti. Devrin ileri fikirli aydınlarını toplayan Encümen-i Daniş, çağdaş medeniyete ve sağlam fikri ve ilmi esaslara girebilmek için ciddi ve büyük bir girişim teşkil etmektedir. Mustafa Reşid Paşa’nın fikirleri ve gayretleri ile Encümen-i Daniş’in kuruluşuna ön ayak olması, onun ilim ve irfana verdiği önemi bizlere göstermektedir. Sonuç olarak Mustafa Reşid Paşa, karakteri, cesareti ve görüşleri ile devrinin önde gelen yeni Osmanlı aydını tipini teşkil eden çağdaş bir devlet adamıydı. Fikir bakımından Şinasi, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi gibi varisler ve takipçiler yetiştirerek Türk kültürü üzerinde önemli tesirler bırakmıştır.

Diplomatik Faaliyetleri

Sina Akşin’e göre; “Osmanlı Devleti, başlangıcından 18.yüzyılın sonuna değin dört büyük badireden geçmiştir. Bunlar;

1. Timur İstilası ve 1402 Ankara Meydan Muharebesi.

2. Celali İsyanları.

3. Karlofça ve Pasarofça Antlaşmaları.

4. Ayanlarla mücadele uğrunda II. Mahmud’un padişahlığı sırasında ve ertesinde Avrupa devletlerine bağımlı hale gelinmesi.” [8]

XVII. yüzyılda imzalanan Karlofça ve Pasarofça antlaşmaları, Osmanlılara askeri ve diplomasi alanında iki önemli ders verdi. Özellikle Karlofça antlaşması sonrasında ilk defa Müslüman Osmanlı Devleti ile Hristiyanlar arasında kıyaslamalar yapıldı. XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Osmanlı Devleti, askeri ve diplomasi alanında yenilik yapmasına rağmen aşama kaydetse de başarılı olamadı. Sonuç itibariyle XIX. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı Devleti, her alanda Avrupa’nın çok gerisinde kalmıştı. 1833 yılında Rusya ile imzalanan Hünkar Antlaşması nedeniyle Osmanlı Devleti, Avrupa karşısında yalnız kaldı. II. Mahmud, Osmanlı Devleti’ni içinde bulunduğu yalnızlıktan kurtarmak, Rus tehlikesini bertaraf etmek, Mısır ve Cezayir meselesini Osmanlı Devleti lehine çözebilmek ve yaptığı reformlara dış destek sağlamak için Avrupa başkentlerinde daimi elçilikler açmaya karar verdi [9].

Mustafa Reşid Paşa’nın Paris’e elçi olarak gönderilmesi bu karar üzerine olmuştur.

Mustafa Reşid Paşa; 1834, 1835, 1841, ve 1843 yılları olmak üzere dört defa Paris’e elçi olarak atanmıştır. 1839 yılında Londra’da iken kısa bir müddet için Paris’te görevlendirilmiştir [10]. Mustafa Reşid Paşa, elçilik görevinde bulunduğu vakitte en çok Cezayir’in Fransızlar tarafından işgali, Mısır meselesi ve özellikle de Lübnan buhranı ile ilgili meselelerde diplomatik faaliyetlerde bulundu. Mustafa Reşid it Paşa bu hususlarda Osmanlı Devleti lehine olmak üzere genel çözüm yöntemleri aramıştır. Bu genel çözüm yöntemleri bulunduğu an meselelerin çözüleceğine inanıyordu. İşte, Mustafa Reşid Paşa diplomatik faaliyetlerini bu temel esas üzerinde yürütmeye çalışmıştır. Bu bağlamda İngiltere ve Fransa’yı şu iki hususun zaruretine inandırarak, onların bu konuda yardım ve desteğini sağlamaya çalışmıştır:

1. Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğü ve istiklali, Avrupa barışı için şarttır. Ayrıca, İngiliz ve Fransız menfaatlerinin korunması ve devamı için imparatorluğun bütünlüğü ve istiklali Rusya’ya ve ayrılıkçı hareketlere karşı müdafaa edilmelidir.

2. Osmanlı İmparatorluğu’nun reformlar yoluyla modernleşmesi ve kuvvetlenmesi Avrupa’nın tasvip ve yardımları ile olmalıdır [11].

İlk hususta Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü ve güvenliğinin tehdit altında bulunduğu ve devletin parçalanması halinde Avrupa ve Dünya barışı için tehlikeler doğacağına dikkat çekilmiştir.

Bu bağlamda Mustafa Reşid Paşa, özellikle İngiltere ve Fransa’yı, imparatorluğun bütünlüğü zaruretine inandırma gayesi gütmüştür. İkincisi ise Mustafa Reşid Paşa reformların yapılması için mutlaka Avrupa’nın, Babıali veya padişah nezdinde teşebbüste bulunmasını gerekli bulmaktadır. Bu noktada sonuç olarak Mustafa Reşid Paşa, o günkü şartlara uygun olarak gerek dış politikada gerekse iç politikada Osmanlı’nın kurtuluşunu ve geleceğini, büyük devletlerin, imparatorluğun işlerine müdahale etmesinde görmüştür. Yine Dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Guizot’un düşüncelerine göre;

“Mustafa Reşid Paşa’da, ülkesinde yapmak istediği işlerin başarısı için çok lüzumlu olan niteliklerden birisi eksiktir. Türkiye’de güçlü bir ıslahatçı olmak için Türklük vasfı çok az idi. Gençliğinden itibaren Türkiye’nin Avrupa ile münasebetleri konusuyla ilgilenmiştir. O, daha çok Avrupalı bir diplomata benziyordu…” [12]

Guizot’un bu izahından da anlaşılacağı üzere Mustafa Reşid Paşa, döneminin ilerisinde bir devlet adamı idi. Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu feci duruma son derece hakimdi. Fakat ne yazık ki reformları tamamen başarılı olamasa da ileriki döneme ışık tutmuş, modernleşmede ve diplomatik ilişkilerde temel dönüşüm noktası teşkil etmiştir.

Mustafa Reşid Paşa’nın Gözden Düşmesi

Mustafa Reşid Paşa ve diğer Tanzimatçıların manevi değerlerden uzak olduğu Ahmed Lütfi Efendi’nin kaleme aldığı eserinde birkaç anekdotla anlatılmaktadır. Bunlardan bazıları şöyledir;

“Evkaf Nazırı Eğribozlu Mahir Bey bir gün Hariciye Müsteşarı Rıfat Bey’e şöyle diyor; ‘Taaccüp ederim sizin halinize. Vaktiyle Ebussuud ve İbn-i Kemal gibi zatların vaz eyledikleri kanunu bozup sizin gibi adamlar onlara bedel kanunlar vaz u tanzim ediyorsunuz.'”

“Mustafa Reşid Paşa Avrupa’da, Mahir Bey Evkaf Nazırı olarak Dersaadet’te bulunduğu vakit bir Cuma selamlığında cennetmekan Sultan Abdülmecid Han Hazretleri, Mahir Bey’in mutaassıp olduğunu bildikleri cihetle ‘Acaba bugün Avrupa’da Reşid Paşa Cuma namazını nasıl eda eder?’ deyu Mahir Bey’i şeref-i hitab-ı alileriyle mültefat buyurduklarında ‘burada iken kılmazdı ki orada kılsın’ dediği meşhurdur.” [13]

Anlaşılacağı üzere Mustafa Reşid Paşa döneminde manevi değerlerden uzak bir şahsiyet olarak alafrangalık ile suçlanıyordu. 

Diğer taraftan Mustafa Reşid Paşa, büyük diplomatik başarısına rağmen Mısır meselesinin çözülmesinden sonra kaleme aldığı Ferman-ı Ali müsveddesinde; Mısır hazinesinden senelik 80 bin kesenin maliye hazinesine aktarılması ve Mısır’da bir Osmanlı defterdarı bulunması maddeleri, onun Hariciye Nezareti’nden azline sebep olmuştur [14]. Fakat Mustafa Reşid Paşa’nın gözden düşmesinde; Avrupalılar ile çok fazla içli dışlı olması, dine karşı mesafeli duruşu, Tanzimat’ın getirdiği bazı yeniliklerin başta memurlar olmak üzere halkta oluşturduğu memnuniyetsizlikler ve devlet adamları arasındaki çekememezliklerin de etkili olduğunu dönemin kaynaklarına baktığımız zaman rahatlıkla görebiliyoruz.

Sonuç

Sonuç olarak baktığımız zaman Mustafa Reşid Paşa, Yakınçağ Türk tarihinde izler bırakan bir devlet adamıdır. Bulunduğu görevler itibariyle alanında yetişmiş bir bürokrat olarak reformist faaliyetleri Osmanlı Devleti’nde yeniliklere sahne olmuştur. Diplomasi, hukuk ve eğitim alanındaki reformlara öncülük etmesi, Osmanlı Devleti’nin modernleşme yolunda son derece önem arz etmektedir. Bu bağlamda Mustafa Reşid Paşa, kendisinden sonra gelen devlet adamlarını da etkileyerek devletin modernleşme yolunu açmıştır.

Edebiyat alanında ise özellikle Şinasi kendisinden çok etkilenmiştir, ki Mustafa Reşid Paşa üzerine de bir kasidesi vardır. Bunun yanı sıra Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi gibi tarihimizde derin izler bırakan şahsiyetleri de etkilemişti.

Ancak her dönemde devlet adamlarının muhalefeti bulunduğu gibi Mustafa Reşid Paşa’nın da muhalefeti bulunuyordu. Özellikle fazla batıcı olmakla birlikte Batılı devletleri Osmanlı iç meselelerine karıştırmak münasebetiyle eleştiriliyordu. Fakat belirtmek gerekir ki her dönemin ve tarihi şahsiyetlerin kendi şartları ve olanaklarıyla değerlendirilmesi lazım gelir.

Dipnotlar

[1] İlber Ortaylı, ‘’İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı’’, Kronik Kitap, İstanbul 2018, s.237.

[2] Ramazan Ata, ‘’Mustafa Reşit Paşa ve Tanzimat’’, Mütefekkir, 2014 bahar, sayı1, s.166.

[3] Yusuf Halaçoğlu, ‘’Mustafa Reşid Paşa ve Tanzimat Erkanı’’, Mustafa Reşid Paşa ve Dönemi Semineri, Ankara, 13-14 Mart 1985, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1994, s.26.

[4] Tuncer Baykara, ‘’Mustafa Reşid Paşa’nın Medeniyet Arayışı’’, Mustafa Reşid Paşa ve Dönemi Semineri, Ankara, 13-14 Mart 1985, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1994, s.49-51.

[5] A.g.e, s.165.

[6] A.g.e, s.167.

[7] Ali İhsan Gencer, ‘’Encümen-i Daniş’’, Mustafa Reşid Paşa ve Dönemi Semineri, Ankara, 13-14 Mart 1985, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1994, s.33.

[8] Sina Akşin, ‘’1839’da Osmanlı Ülkesinde İdeolojik Ortam ve Osmanlı Devleti’nin Uluslararası Durumu’’, Mustafa Reşid Paşa ve Dönemi Semineri, Ankara, 13-14 Mart 1985, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1994, s.5.

[9] A.g.e, s.162.

[10] Bayram Kodaman, ‘’Mustafa Reşit Paşa’nın Paris Sefirlikleri Esnasında Takip Ettiği Genel Politikası’’, Mustafa Reşid Paşa ve Dönemi Semineri, Ankara, 13-14 Mart 1985, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1994, s.71.

[11] A.g.e, s.74.

[12] A.g.e, s.75.

[13] A.g.e, s.168.

[14] A.g.e, s.168.

Kaynakça

Süreli Yayınlar

Dergi

Mütefekkir

Kitap

Halil İnalcık, Mehmet Seyitdanlıoğlu, “Tanzimat&Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu”, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2019.

İlber Ortaylı, ‘’İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı’’, Kronik Kitap, İstanbul 2018.

Mustafa Reşid Paşa ve Dönemi Semineri, Ankara, 13-14 Mart 1985, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1994.

Makale

Ramazan Ata, ‘’Mustafa Reşit Paşa ve Tanzimat’’, Mütefekkir, 2014 bahar, sayı 1.

Sina Akşin, ‘’1839’da Osmanlı Ülkesinde İdeolojik Ortam ve Osmanlı Devleti’nin Uluslararası Durumu’’, Mustafa Reşid Paşa ve Dönemi Semineri, Ankara, 13-14 Mart 1985, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1994.

Tuncer Baykara, ‘’Mustafa Reşid Paşa’nın Medeniyet Arayışı’’, Mustafa Reşid Paşa ve Dönemi Semineri, Ankara, 13-14 Mart 1985, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1994.

Ali İhsan Gencer, ‘’Encümen-i Daniş’’, Mustafa Reşid Paşa ve Dönemi Semineri, Ankara, 13-14 Mart 1985, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1994.

Yusuf Halaçoğlu, ‘’Mustafa Reşid Paşa ve Tanzimat Erkanı’’, Mustafa Reşid Paşa ve Dönemi Semineri, Ankara, 13-14 Mart 1985, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1994.

Bayram Kodaman, ‘’Mustafa Reşit Paşa’nın Paris Sefirlikleri Esnasında Takip Ettiği Genel Politikası’’, Mustafa Reşid Paşa ve Dönemi Semineri, Ankara, 13-14 Mart 1985, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1994.

Misafir Yazar
Tarih-i Kadim'e misafir yazar olarak katkıda bulunan kişilerin içeriklerinin listelendiği bölüm.