Connect with us

Makale

Sultan II. Bayezid Dönemi Kültür Faaliyetleri

Okuma Süresi: 12 dakika

II. Bayezid, Fatih Sultan Mehmed ile Arnavut ya da Fransız asıllı Gülbahar Hatun’un oğludur. Doğumu konusunda ihtilaflar olsa da 1448 ve 1451 tarihleri kabul görmektedir. İstanbul’un fethi sırasında henüz çocuk olan II. Bayezid, ertesi yıl Edirne Sarayı’nda kalabalık bir eğitim kadrosuyla sancağa çıkıp Amasya’ya gitti ve burada 27 yıl boyunca yöneticilik yaptı. Özel eğitiminin yanında Amasyalı Nacizade, Çandarlızade İbrahim, Hamza Beyzade Mustafa Paşa ve Hattat Şeyh Hamdullah gibi aydınlar ile dostluklar kurarak çok yönlü kültür bir edindi.

II. Bayezid şehzadeliği döneminde Uygur yazısını ve çok az İtalyanca öğrenmiştir.

Osmanlı Devleti’nin yükselme devri padişahlarından olan II. Bayezid’in şahsiyeti, 31 yıl süren saltanatı sırasında babası Fatih Sultan Mehmed ve oğlu Yavuz Sultan Selim devrindekinin yarısı kadar bile fetih hareketinde bulunamadığı için bu yönden sönük gözükmektedir. Özellikle bu dönemi inceleyenlerin, bir hükümdarı sadece ordusu başında fetih hareketlerinde bulunan bir komutan bakış açısıyla inceledikleri için böyle bir çıkarımda bulunmaları doğal karşılanmalıdır. Ancak bu dönem özellikle mimari, kültür-sanat ve askeri teşkilatlanma açısından ele alınacak olursa II. Bayezid’ın ne kadar başarılı bir devlet adamı olduğu daha net bir şekilde anlaşılabilir. II. Bayezid’ın hayatı üç dönemde ele alınabilir: II. Bayezid’ın hayatının ilk devri, şehzadelik dönemidir. Bu dönemde genç şehzade, zevk ve sefa âlemlerine dalarak içki ve afyon kullanmıştır. Fatih Sultan Mehmed oğlunu bu düşkünlüklere alıştıranların ölüm emrini verse bile oğlu bunu engellemiştir.

Sultan II. Bayezid’in tahta çıkışı, Hünernâme.

II. Bayezid, hayatının ikinci döneminde içki meclislerini terk ederek dini bir yaşantıya geçiş yapmıştır. Bu dönemde ordunun başında seferlere katılan II. Bayezid, geniş fetih hareketlerinde bulunmasa bile önemli noktaların fethini gerçekleştirmiştir. Ayrıca kara ve deniz ordusuyla yakından ilgilenen II. Bayezid babası gibi ordunun modernizasyonuna dikkat etmiş, özellikle Osmanlı deniz kuvvetlerini dünya ile rekabet edecek düzeye çıkarmaya çalışmıştır.

II. Bayezid’in fetih siyasetinde babası kadar başarılı olamamasının en büyük sebeplerinden birisi, kardeşi Cem Sultan ile giriştiği rekabettir.

 II. Bayezid – Cem Sultan Mücadelesi

II. Bayezid’ın son on yılı ise mücadeleden çekindiği, savaşmaktan çok barış yönlü bir siyasi politika izlemeyi tercih ettiği bir dönemdir. Hayatının üçüncü dönemi ile daha çok tanınan II. Bayezid batılıların gözünde ve bugün tarih kitaplarımızda her daim bu dönemi ile tanınmaktadır.

II. Bayezid’i ihtiyarlık dönemi olan 1503 yılında ziyaret eden Venedik elçisi Andrea Gritti onu şöyle tanımlamaktadır: “Boyu ortadan uzun, zihnen meşgul görünen ve fıtraten sakin biri. Ayrıca az yemek yer, hiç şarap kullanmaz, ata binmekten hoşlanır; ancak nikris hastalığı nedeniyle at binme ve av partilerine katılamamaktadır. Daima ibadetle meşgul olur, çokça camiye gider, felsefe ve özellikle kozmografya ile ilgilenir.”

II. Bayezid, âlim ve şair bir hükümdardır. Şiirlerinde “Adli” mahlasını kullanan sultanın Türkçe ve Farsça şiirlerini topladığı bir divanı vardır.

İstanbul’u tam anlamıyla Türk payitahtı ve bir ilim-kültür merkezi yapan II. Bayezid’dir. II. Bayezid, 31 yıllık hükümdarlığı boyunca bilim adamlarını ve sanatçıları himaye etmiş, ülke siyasetinde ve Doğu-Batı dengesinde babası kadar hoşgörülü olmasa bile pek çok tarihçi, yazar ve ozanı koruduğu bir gerçektir. Çağdaşı 30 kadar ilim adamına yüksek maaşlar bağladığı ve onları payitahtta tutmaya çalıştığı bilinmektedir. II. Bayezid, şeriatın her alanda uygulayıcısı ve dikkatli bir takipçisi olarak kanun, nizam ve idarede Fatih devrinde çok genişleyen örfi devlet kanunlarının alanını daraltmıştır. II. Bayezid’in, babası Fatih Sultan Mehmed’in Bellini’ye yaptırdığı resimleri saraydan çıkartıp pazarda sattırmasına karşılık, Leonardo Da Vinci’ye Haliç ve Boğaz köprüleri için projeler yaptırması, aynı konuda Michalengelo’nun önerileriyle ilgilenmesi onun da babası gibi batıya açık bir hükümdar olduğunun bir kanıtıdır.

II. Bayezid, adına bir külliye yaptırmış ve şeyhülislamların müderris olarak derslere girmesini şart koşmuştur. Bu sorumluluk, Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi ile başlamıştır. II. Bayezid ayrıca Cebeciköy suyollarını tamir ettirerek şehri daha yaşanılabilir bir yer kılmaya çalışmıştır.

II. Bayezid.

II. Bayezid babası Fatih Sultan Mehmed gibi el yazmalarına ve kütüphanelere son derece önem vermiştir.

Fatih Sultan Mehmed Döneminde Kültür Faaliyetleri

1502 yılında saray kütüphanesinin bağımsız ve sistemik bir katalogunu hazırlatmıştı. 340 varaka ulaşan bu kataloga göre kütüphanede 5.700 cilt içinde 7.200 farklı kitap bulunmaktadır.

II. Bayezid dönemi Osmanlı klasik kültürünün yerleşmesi bakımından çok önemlidir. Mueyyedzade Abdurrahman, Molla Lütfi, İdris-i Bitlisi, Kemalpaşazade, Tacizade Cafer ve Sadi Çelebiler, Zembilli Ali Efendi, Necati, Zati, Firdevsi gibi âlim, şair ve sanatkârlar II. Bayezid döneminin önde gelen isimlerindendir. Dönemin tarihçileri II. Bayezid’ı okumayı seven, sessizlikten hoşlanan, savaş adamı olmaktan çok sakin yaratılışlı, bilimsever ve siyasetçi olarak tanımlamaktadır.

II. Bayezid Döneminin Bazı Önde Gelen İlim Adamları

Pozitif Bilimler

Molla Lütfi

Fatih Sultan Mehmed’in ölümünden sonra da Osmanlı İmparatorluğu’nda pozitif bilimlere olan ilginin devam ettiği görülmektedir. Bu dönemde Sinan Paşa ve öğrencisi Tokatlı Molla Lütfi’nin matematik ve astronomi üzerine çalışmaya devam ettiklerini biliyoruz. Molla Lütfi yüz kadar bilim dalının isim ve konularını gösteren “El-Metalibu’l-İlahiye fi Mevzuati’l Ulum” adlı bir eser yazmıştır. Ali Kuşçu’dan matematik dersleri almış olan Molla Lütfi’nin önemli sayılayabilecek bir eseri de “Tazi’ifu’l-Mezbah” (Sunağın İki Katına Çıkartılması) adını taşımaktadır.

Lütfi’nin bu eseri yazarken İzmirli Theon’un Delas adasında yapılan sunağın iki katına çıkartılmasına dair, Platon’dan öğrenmiş gibi yazdığı ünlü eserden ilham aldığı sanılmaktadır. Molla Lütfi de adı geçen eserinde önce çizgi ve karelerin kendileriyle çarpımı üzerinde durmuş, sonra küpün ikileştirilmesinin yanına yeni bir küp eklemek olmadığını, aksine bunu sekiz defa büyütmek olduğunu açıklanmıştır. Lütfi, bu vesile ile ünlü Kadızade’nin “Eşkalu’t-Tesis” adlı eserine yazılan Ebu’l-Fetih’ten başlayarak birçok eserde sözü edilen geometri bilmeyen kadının yargıda yanlışlık yaptığı yolundaki düşünceyi tekrarlamıştır.

Kaynaklarda Molla Lütfi keskin zekâlı, keskin dilli, bilimin birçok dalında bilginlik derecesine ulaşmış, söz söylemekte ve hazır cevaplıkta üstün yetenekli geleneksel bilimlerin yanında, akılcı bilimlere de ayrı bir önem veren, bilgisinden ötürü de gururlu bir kimse olarak tanıtılmaktadır.

Molla Lütfi zekâsının parlaklığından dolayı halk arasında “Deli Lütfi” olarak tanınmaktadır.

Molla Lütfi’nin hocası Sinan Paşa bilindiği üzere Fatih Sultan Mehmed zamanında (1470) vezirliğe yükselmiş, o yıl Sahn-ı Seman’da ve Şeyh Vefa zaviyesinde müderrislik yapan Lütfi de hocası sayesinde Fatih’in saray kütüphanecisi (Hafız-ı Kütüp) olmuştur.

Molla Lütfi, II. Bayezid’in hükümdarlığı döneminde Fatih medreselerine müderris olarak atanmıştır. Bu atama eskiden beri eserlerini eleştirerek rahatsız ettiği İbrahim Hatipzade’nin kıskançlığını kabartmıştır. Samimi bir Müslüman olan ancak derslerinde dinden ziyade vicdani ve ruhi yönlere önem veren Molla Lütfi’nin dinsiz olduğu iddiası ortaya atıldı. Bir meclis huzurunda yargılanan Molla Lütfi bazı üyelerin karşı oyuna rağmen Hatipzade’nin fetvasıyla ölüme mahkûm edildi. Bilindiği gibi Sokrates’in de benzer suçlamalar ile idama mahkûm edilmesi, tarihteki hataların tekrar ettiğinin en net göstergesidir.

Molla Lütfi’nin suçlandığı konuların neler olduğu bir taraftan Molla Ahaveyn’nin “Ahkamu’z-Zındık” adlı eserinde, öte yandan Molla Lütfi’nin hocası Sinan Paşa’nın kardeşi olan Ahmed Paşa’nın yazdığı iki şikâyet mektubundan anlaşılmaktadır. Molla Ahaveyn’in eserinde belirttiğine göre Molla Lütfi, şeriat kanunlarına saldırmış, çevresine öğrencileri, cahil ve heveslerine düşkün kimseleri toplamış, onların çoğunu inkâra ulaştırmış, sapkınlığı kesin bir kimse idi. Ancak bu iddialara öteki kaynaklarda rastlanmamaktadır. Dönemin diğer kaynaklarında Molla Lütfi’nin eleştiri ve taşlamalarda herhangi bir ayırım yapmaksızın bilim adamları, vezirleri ve beyleri hedef aldığını ve onların da Molla Lütfi’yi bir bahane ile yok etmek için birleştikleri yazmaktadır.

Yaratılan bu ortam sonucunda Molla Lütfi, divana çağırılarak halkın önünde yargılanmıştır.

Rakipleri Molla Lütfi’yi zındıklıkla suçlamış ancak buna karşın onlarca tanık aleyhe ifade vermiştir. Lütfi hiçbir zaman şirk yani Tanrı’ya ortak koşma suçu işlemediğini sürekli vurgulamıştır. Tarafların iddialarını dinleyen kazaskerler ilk duruşmada bir karar alamamışlardır. Divandaki ikinci toplantıda da uzun tartışmalar yaşanmış ancak Hatipzade ve vezirlerin baskılarıyla idam kararı alınmıştır. Divanda alınan karar padişah II. Bayezid tarafından da onaylanınca 1494 tarihinde Molla Lütfi, At Meydanı’nda (Sultanahmet Meydanı) idam edildi.

Mahkemedeki iddialar ve Molla Lütfi’nin haksız yere öldürülmesi halkın ve şairlerin büyük üzüntüsüne ve tepkisine neden olmuştur. Birçok kişi Molla Lütfi’yi hak yolunda biri olarak şehit gözüyle bakmıştır. Adnan Adıvar’ın da dediği gibi bu olay Osmanlı Türkiyesinde bilim ve düşünce adına uğranılan ilk felaket olsa gerektir. Molla Lütfi’nin acıklı sonuna karşın, Osmanlı İmparatorluğu’nda akli ilimler önemini, İslami eğitimin çerçevesi içinde de olsa, bir süre daha korumuştur.

II. Bayezid babası gibi geniş düşünceli ve serbest fikirli bir hükümdar değildi; babasının zamanındaki fikir hareketi onun zamanında yoktu. Özellikle dönemin atmosferinin bir yansıması olarak, İslam’ın Sünni yorumu dışındaki yorumlara karşı sert tutumlar alındığı Molla Lütfi örneğinden yeterince anlaşılmaktadır. Aslında devletin sosyal ve dini tabanını derinden etkileyeceği düşünülen Safevi hareketine karşı devlet din ve fikir konusundaki özgür düşünceyi olabildiğince engellemeye çalışmıştır.

Mirim Çelebi

Bu dönemde matematik ve astronomi konusunda da önemli çalışmalar yapıldığı görülmektedir. Dönemin önde gelen astronom ve matematikçisi, Mirim Çelebi adıyla da bilinen ünlü Mahmud b. Mehmed’dir. Ali Kuşçu’nun torunu olan Mirim Çelebi, Hocazade ve Sinan Paşa’nın öğrencisi olmuştur. Matematik ve astronomiye dair eserleri olan Mirim Çelebi, Uluğ Bey Zic’ine II. Bayezid’in emriyle “Dusturu’l-Amel ve Tashihu’l-Cedvel” adlı Farsça bir açıklama yazısı yazmıştır. Ancak belirtmek yerinde olur ki Mirim Çelebi, Batlamyus sistemi üzerine kurulu bilgilerle uğraşıp kitap yazdığı sıralarda, Batı’da Kopernik bin yıldan beri bilim dünyasına egemen olan Batlamyus sistemini yıkmaya çalışıyordu.

I. Selim döneminde Anadolu Kazaskerliğine yükselmiş bulunan Mirim Çelebi, bu hükümdar için Ali Kuşçu’nun “Fethiye” isimli eserine bir makale yazmıştır. Mirim Çelebi ayrıca güneş saatleri gibi astronomi aletlerine ve diğer uygulamalara dair literatüre katkıda bulunmuştur.

II. Bayezid döneminde çok sayıda gökbilimci Osmanlı sarayına akın etmiş ve padişaha toplamda 30 kadar eser ithaf etmişlerdir. Tarihi kesin olmamakla birlikte 1495 yılı sonrasına atfedilen bir defter, Osmanlı hazinesinden maaş alanlar arasında altı müneccime yer verir. Osmanlı dönemine ait astronomi eserlerinin neredeyse yarısı II. Bayezid’e ithaf edilmiştir.

Muzafferüddin Şirazi ve Muslihiddin b. Sinan

II. Bayezid dönemi matematikçileri arasında dikkati çekenlerden birisi de Muzafferüddin Şirazi’dir. İran’daki karışıklıklardan ötürü İstanbul’a gelen Şirazi, esas itibariyle Türkiye’de yetişmiş bir bilim adamıdır. Kazasker Müeyyedzade’nin yardımıyla Sahn-ı Seman medreselerinden birine müderris olmuştur. Muzafferüddin Şirazi, Öklid geometrisini okuturken buna bir açıklama yazmış, ayrıca “Takvim” isimli Farsça bir makale kaleme alarak, bu eserinde takvimin yapılış tarzını açıklamaya çalışmıştır.

II. Bayezid döneminin pozitif bilimleri ile uğraşan ilim adamlarından birisi de Muslihiddin b. Sinan’dır. Sinan’ın en önemli eseri “ Risale-i Eflatuniye” adını taşımaktadır. Eser “Eflatun’un kelimatını, Bizanslı âlimin şerhi” diye başlamakta ve açıklamanın yazılmasını Fatih’in Bizanslı bilgine emrettiğini söylemekte ve bu bilgiyi Fatih’in ölümü üzerine oğlu II. Bayezid’e sunduğunu belirtmektedir. Burada sözü edilen konu bir sıvıya batırılan bir cismin hacmine eşit miktarda sıvının ağırlığı kadar ağırlığından kaybedeceğine dair olan ünlü Arşimet ilkesinden ibaret bulunmaktadır. Bu eserin Eflatun’un eseri olarak kabul görmesinin nedeni, Doğu’da karışık meseleleri “İlahi” lakabıyla anılan Platon’a (Eflatun)  bağlama âdetiyle ilgilidir.

Ahi Çelebi

II. Bayezid döneminde tıp ile ilgili olarak Ahi Ahmed b. Kemal’in çalışmalarından söz edilebilir. Ahi Çelebi adlı ünlü hekimin babası Kemal de hekimdi. II. Bayezid kendisini saraya almak istese de teklifi kabul edilmemiştir. Ahi Çelebi, II. Bayezid döneminde Osmanlı sarayına girerek 3 hükümdara hizmet etmiştir. Ahi Çelebi, böbrek ve mesane taşları üzerine bir eser yazmış, taşın bedende nerelerde olduğunu, belirtilerini, taşın idrar yolunu zedelediği ya da tıkadığı zaman yapılacak tedavi yollarını anlatmıştır.

Bu dönemde tıp alanında bahsedilmesi gereken önemli şahsiyetlerden birisi İbrahim b. Abdullah el-Cerrah’tır. Onun “Alaim-i Cerrahin” adlı eseri kısmen çeviri kısmen telif bir tıp kitabıdır. Cerrah İbrahim’in bu eserinde ilk defa elde taşınan ateşli yaralardan ve onların tedavilerinden bahsettiği görülmektedir.

Tarih

II. Bayezid dönemi, Osmanlı tarihçiliği bakımından çok önemli bir dönemdir. Hatta Osmanlı tarihçiliği II. Bayezid zamanında başlamıştır. Ahmedi ve Şükrullah istisna edilirse ilk Osmanlı kroniklerinin II. Bayezid döneminde ve onun emriyle kaleme alınmış olduğu görülür. Osmanlıların kuruluş dönemi için ana kaynak vazifesini gören Aşıkpaşazade’nin tarihi, Neşri’nin Cihannüma’sı, İdrisi Bitlisi’nin Heşt Behişt’i ve İbn Kemal’in (Kemalpaşazade) Tevarih-i Âl-i Osman’ı, II. Bayezid döneminde yazılmış eserlerdir.

Aşıkpaşazade’nin “Tevarih-i Âl-i Osman”ı Osmanlıların kuruluşundan 1502-1503 yılına kadar olan olayları anlatmaktadır. Üç padişah dönemi olaylarını bizzat yaşamış olan Aşıkpaşazade, Osmanlıların ilk dönemlerine ait bilgileri Bursa’da Orhan Gazi Camii imamı Yahşi Fakih’ten, Yıldırım Bayezid ve Mehmed Çelebi dönemine ait bazı olayları bunlara şahit olmuş bazı kimselerden dinleyerek aktarmıştır.

II. Bayezid’e takdim edilmek üzere yazılmış ilk Osmanlı tarihlerinden olan Mehmed Neşri’nin “Kitab-ı Cihannüma” adı altında yazdığı eseri, bu adından çok “Neşri Tarihi” diye bilinmektedir.

Eser ilk defa 1492 yılında Mehmed Neşri tarafından tamamlanarak II. Bayezid’e takdim edilmiş, daha sonra I. Selim döneminde yapılan Mısır seferi de esere eklenmiştir.

II. Bayezid döneminde kaleme alınan bir başka tarih eseri de İdrisi Bitlisi’nin Farsça kaleme aldığı “Heşt Behişt” adlı eseridir. Önceleri Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın ve onun oğlu Sultan Yakub’un divan kâtipliğinde bulunmuş olan İdrisi Bitlisi, kendisini koruyan Kadı İsa’nın ölümünden sonra İstanbul’a gelmiştir. İdrisi Bitlisi’nin yazı tarzını ve bilgisini beğenen II. Bayezid ondan bir Osmanlı tarihi yazmasını istemiştir. İdrisi Bitlisi’nin Heşt Behişt’i, Aşıkpaşazade ve Neşri’nin tarihlerinden daha kapsamlı bir eserdir.

II. Bayezid’in emriyle yazılan tarih kitaplarından birisi de Kemalpaşazade ya da İbn Kemal diye tanınan meşhur Osmanlı tarihçisine aittir. Asıl adı Şemsüddin Ahmet olan ve dedesi Kemal Paşa’dan dolayı Kemalpaşazade diye anılan bu meşhur âlimin 200’e yakın eseri bulunmaktadır. Aşıkpaşazade ve Neşri tarihlerine göre daha uzun ve kapsamlı olan Kemalpaşazade’nin eseri “Tevarih-i Âl-i Osman” adını taşımaktadır. Kemalpaşazade eserini her padişah için ayrı ciltler halinde yazarak 8 ciltte tamamlamıştır. Kemalpaşazade, sekizinci cildi 1510-1511 yılında tamamlayarak II. Bayezid’e takdim etmiştir. 1536 yılına kadar yaşayan Kemalpaşazade, 1527 yılına kadar olan olayları da kaleme almış ve böylece “Tevarih-i Âl-i Osman” on cilt haline gelmiştir.

Bibliyografya:

SAKAOĞLU, Necdet, Bu Mülkün Sultanları, Alfa Yayınevi, İstanbul, 2015
CEZAR, Mustafa, Mufassal Osmanlı Tarihi II, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2010
İPRİŞLİ, Mehmet, İstanbul’da İlim ve Kültür Hayatı, Fatih Üniversitesi
ADIVAR, A. Adnan, Osmanlı Türklerinde İlim, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1982
JORGA, Nicolae, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Hazırlayan: Erhan Afyoncu, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2005
NEŞRİ, Mehmed, Aşiretten İmparatorluğa Osmanlı Tarihi, Hazırlayan: Necdet Öztürk, Timaş Yayınları, İstanbul, 2011
İPRİŞLİ, Mehmet, İstanbul’da İlim ve Kültür Hayatı, Fatih Üniversitesi
AKŞİN, Sinan, Türkiye Tarihi II, Cem Yayınevi.
İNALCIK, Halil, Devlet-i Aliyye I, İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2010
İNALCIK, Halil, Osmanlı İmp. Klasik Çağ, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2003
Cambridge Türkiye Tarihi II, Çeviri: ÜÇPUNAR, Bülent, Kitap Yayınları, İstanbul, 2016
Padişahlar Albümü Cilt I, Dosya Yayınları, İstanbul
UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1988
EMECEN, Feridun M. Osmanlı İmp. Kuruluş ve Yükseliş Tarihi, İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2016
İslam Ansiklopedisi Cilt II, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1979
Tarih ve Medeniyet Dergisi, Osmanlı Padişahları
AFYONCU, Erhan, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2012
ÇİÇEK, Kemal, Padişah Biyografileri
HAMMER, Von, Osmanlı Tarihi, Kamer Yayınları, İstanbul, 2013
ÖZTÜRK, Necdet, Gazi Padişahlar, Timaş Yayınları, İstanbul, 2012

13 Ekim 1995 tarihinde Gaziantep'te dünyaya geldi. İlköğretim ve lise eğitimini İstanbul'da tamamlamıştır. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden 2018 yılında mezun olmuştur. Şu an aynı üniversitenin Balkan Araştırmaları bölümde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Özel olarak Osmanlı İmparatorluğu, genel olarak ise Yakın Çağ siyasi olayları ile ilgilenmektedir. Samet Şahin ile iletişim için: shnsamett@gmail.com

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Bir yorum yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Fazla: Makale