Osmanlı Kronikleri Gözünden Arnavut ve Arnavutluk İmajı

Bu makalemizde Osmanlı İmparatorluğu’nun henüz kuruluş döneminde, çevresinde göstermiş olduğu siyasi ve askeri başarılar neticesinde önce Rumeli’ne sonrasında nasıl Balkanlara hâkim olduğuna kısaca değinip, daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun Arnavutluk üzerinde kurduğu hâkimiyetin dönemin Osmanlı tarihçileri ve Osmanlı İmparatorluğu’nda resmi tarihçilik görevinde bulunmuş ve bu konuda eserler yazmış olan kişiler gözünden inceleyeceğiz. Makalemizin ana amacı kuruluş ve yükseliş dönemlerinde Osmanlı hâkimiyeti altına girmiş olan Arnavutluk coğrafyasının Osmanlı tarihçileri ve dönemin anonim kronikleri gözünden inceleyerek bir imaj çalışması oluşturmaktır.

Osmanlı İmparatorluğu kurulduğu Söğüt ve Domaniç hattı üzerinde bulunması ve coğrafi avantajından dolayı Anadolu’da yaşanan iç karışıklıklar ve bunalımlardan fazla etkilenmemesi neticesinde kısmen daha otonom refleksler gösterebilmektedir. Bulunduğu coğrafi avantajı iyi kullanan Osmanlılar kısa sürede büyük askeri başarılar sağlayarak hem Anadolu’da diğer beyliklere isimlerini duyururken hem de Batılı kaynaklarda yer almaya başlamışlardır.

Bu askeri başarıları siyasi başarıların da takip etmesiyle 1354 yılında Osmanlı ordusu Doğu Roma İmparatorluğu ile bir anlaşma yaparak Rumeli’nde kalıcı bir üs elde etmiştir.

Orhan Bey döneminde özellikle ordu, teşkilat ve eğitim alanlarında yapılan düzenlemeler ile Osmanoğulları beyliği bir devlet sistemi haline gelmeye başlamıştır. Bursa gibi önemli bir merkezin ele geçirilmesi ile Osmanlılar bölgede söz sahibi güçler arasına girdiler. I. Murad döneminde Edirne’nin fethi ile Osmanlı Devleti artık bir Balkan gücü olmaya aday olmuştur. 1364 yılında Macar, Bulgar, Eflak ve Bosna krallıklarından oluşan Haçlı ordusu önünde kazanılan zafer ile Osmanlılar, Balkan coğrafyasında yeni sahalar bulabilmiş ve Arnavutluk’a kadar uzanan bölgede akınlar ve fetihler düzenleyerek bölgede kalıcılığını hissettirmiştir.




I. Murad Dönemi Arnavutluk Akınları

1364 yılında gerçekleşen ve Haçlı ordularına karşı Osmanlı Devleti’nin galibiyeti ile sonuçlanan Sırp Sındığı Savaşı neticesinde Osmanlılara Yunanistan, Makedonya ve Sırbistan yolu açılmış oldu. Doğu Roma İmparatorluğu ve birçok Sırp prensliği, Osmanlılara vergi vermeyi kabul etti. 1376-1381 arası dönemde Doğu Roma İmparatorluğu’nun kendi iç sorunlarıyla ilgilenmesi neticesinde I. Murad Balkanlarda rahat bir yayılma alanı elde etti ve Osmanlılar bu dönemde Balkanlara kalıcı olarak yerleşmeye başladılar. 1380 yılında Osmanlı akınları Ohri’ye ve oradan Arnavutluk’un içlerine kadar uzanıyordu. Rumeli Beylerbeyi Timurtaş Paşa komutasında Osmanlı ordusu önce Pirleye’yi almış daha sonra ise Manastır’ı fethetmiştir.

Bu fetih hareketleri Hoca Sadeddin Efendi’nin “Tâcü’t-Tevarih” isimli eserinde şöyle anlatılmaktadır:

“İşbilir beyler ve değerli vezirleriyle görüştükten sonra padişahın vardığı karar üzere, Arnavutluk ile Bosna diyarına akın fermanı çıktı. Büyük ordunun başına Timurtaş Bey’i serdar tayin ederek bu yöreye ilk kez göndermiş oldu. Timurtaş Bey, önce Arnavutluk iline hareket ederek yol üzerinde bulunan bazı kaleleri fetheyledikten sonra ülkenin içine akıncıları saldı. Arnavud kaviminin güzellikte, tatlılıkta emsali olmayan oğlancıkları, kızları gazilerin eline girdi ve her gazi bir peri çehreli nazlıyı gerdeğine alıp çeşitli ganimetlerle muradına ulaştı.”

Bu dönemde Osmanlı ordusu yeni gittiği bölgeyi tanımak ve ganimet elde etmek için sık sık uc’larda bulunan akıncı birliklerini bölgeye gönderirdi. Bu dönemde Osmanlılar karşısında bölgede onlara zorluk çıkartabilecek bir güç unsuru olmadığı için kaynağımız özellikle Arnavut kavminin kızlarının güzellikleri ve bu güzellerin gaziler üzerinde bıraktığı etkilerden bahsetmektedir.

Osmanlı Devleti’nin bölgede yaptığı fetihlerin devam etmesiyle 1389 yılında Osmanlı Devleti ile Sırpların ittifakı altında kurulan ordu Kosova Savaşı’nda karşı karşıya geldiler. I. Murad’ın ve Lazar’ın savaş meydanında hayatlarını kaybetmelerine karşın Osmanlı Devleti bu zafer neticesinde ciddi bir askeri ve siyasi kazanç sağladı.

Osmanlılar savaştan aldıkları galibiyet neticesinde Sırplar vasallık haline gelmiş, Osmanlılar; Makedonya, Arnavutluk ve Sırbistan üzerine ilerleme imkânı bulmuşlardır.

Yukarıda bahsettiğim Sırp ittifakının içinde Arnavutların da yer aldığı Oruç Beğ’in “Oruç Beğ Tarihi” isimli eserinde geçen şu cümlelerden anlayabiliyoruz:

“Murad Han Gazi dahı her tarafa hükm itdügi yirlere nameler göndürdi. Çeriler cem itmeğe başladı. Anatolu, Rum-ili leşkerleri cem idüp, Anatolu’dan on bin yaya ve Rum-eli’nden on bin azab hazır idüp ve akıcılardan dahı yigirmi bin mikdarı akıncılar çıkarup elli altmış bin leşkerler cem olup Kos-ova’ya çıkdı. İttifakı cem’iyyet Kos-ova’da oldı. Laz-oglı Despıt dahı serf ve Laz’dan ve Arnavud’dan ve Bosna’dan ve Ungurus’dan dahı çok ulufeci dutdı.”

Sultan Murad Hüdavendigar döneminde Osmanlıların Balkanlardaki güçlerle yaptıkları mücadeleler neticesinde Osmanlılar bir Balkan Devleti haline gelmiştir. Bu dönemde özellikle Arnavutluk üzerine sadece akınlar düzenlenmiş olması neticesinde dönemin kaynakları Arnavutluk ve Arnavutlar hakkında pek bilgi vermemektedir.

Ancak ilerleyen yıllarda Balkanlardaki hâkimiyetini sağlamlaştıran Osman Devleti, Arnavutluk üzerinde daha aktif bir siyaset izleyecektir.

Murad Hüdavendigar’ın savaş meydanında hayatını kaybetmesinden sonra yerine tahtta I. Bayezid çıktı. Yıldırım döneminde Osmanlı Devleti, Anadolu ve Rumeli topraklarında genişlemeye devam ederken bir yandan da İstanbul’u kuşatma altına almıştı. Bu dönemde batıdan gelen Haçlı seferi ve doğudan yaklaşan Timur tehlikesi nedeniyle kısa sürede iki cephe ile ilgilenmek durumunda kalan Sultan I. Bayezid öncelikle 1396 yılında Niğbolu Savaşı ile Haçlı ordularını mağlup etmeyi başarmıştır. Ancak 1402 yılında gerçekleşen Ankara Savaşı’nda Timur’un ordularına kaybetmesi neticesinde esir alınmış ve devlet 11 yıl boyunca 4 kardeşin taht mücadelesine sahne olmuştur. Bu dönemde Anadolu’da beylikler yeniden ortaya çıkarken batı yönlü fetihler durmuştur. Bu nedenlerle bu dönemde kaynaklarda Arnavutluk ile ilgili bazı akıncı beylerinin faaliyetleri dışında pek bir bilgiye rastlanmamaktadır.




II. Murad Dönemi Arnavutluk Fetihleri

II. Murad döneminde 1423 yılında Arnavutluk üzerine bir sefer düzenlenmiştir. Evrenuzoğlu İsa Bey komutasında gerçekleşen bu harekât neticesinde birçok Arnavutluk şehri ele geçirilmiştir. Bu sefer neticesinde bölgenin kontrolünü elinde bulunduran Araniti ve Kastriota ailelerini Osmanlı egemenliğini tanımış ve bölgede Osmanlı hâkimiyetini pekiştirmiştir. Bu dönemde savaşı İsa Bey’e kaybeden Jan Kastriota’nın 4 çocuğu rehin olarak Osmanlı başkentine getirilmiştir. Osmanlılar bölgedeki hâkimiyetini sağlamlaştırmak üzere Arnavutluk üzerine sık sık seferler düzenlemişlerdir. 1431 yılında gerçeklen bir seferin ayrıntılarını Hoca Sadeddin Efendi’nin “Tâcü’t-Tevarih” eserinden şöyle okuyoruz:

“1431 tarihinde Rumeli dilâverlerini, beylerbeyleri olan Sinan Bey ile Arnavutluk diyarına akın göndermesi bu cümleden sayılır. Sinan Bey de yanındaki beylerle cenk yolunu tutup, merdanelik sancağını dalgalandırdı. Serhade ulaştığı zaman Arnavut topraklarına akıncılar salıp dağıttı. Bunlar buldukları aşağılıkları tepeleyerek çoluk çocuklarını tutsak alıp bol ganimetlerle sevinç içinde İslam askerinin ordugâhına döndüler. Ele geçirilen delikanlı ve oğlancıklar, işveler saçan ay yüzlü dilberler o kadar çoktu ki ordugâh, kıyamet günüymüş gibi ruhların toplandıkları alana, sevinç ve huzur veren cennete döndü.”

Bu cümlelerden de anlaşılacağı gibi Osmanlıların bölgedeki galibiyetleri neticesinde Arnavutların imajı ganimet yönünden zengin olduğu için gayet iyidir.

Bu dönemde Jan Kastriota’nın oğullarından en küçüğü olan İskender Bey, Osmanlı sarayında yetiştirilip İslamiyeti kabul etmişti. Oldukça zeki ve kabiliyetli olan İskender Bey, Osmanlı sarayında takip ve takdir edilmiş ve sancak beyliğine kadar yükselmiştir. Bu dönemde İskender Bey’in imajı Hoca Sadeddin Efendi’nin “Tâcü’t- Tevarih” eserinde şöyle anlatılmaktadır:

“Arnavutluk hâkiminin İskender adında fidan gibi bir oğlu vardı ki onu tanıyanların anlattığına göre bir afet, gönlü alan yüzü, güzellik ve letafet bakımından eşsiz idi. Bu delikanlıyı babası, bağlılığını belirtmek için padişahın mutlu kapısına gönderdi.”

1443 yılında Jan Kastriota’nın ölmesiyle birlikte Osmanlılar Kastriota’ya ait olan toprakları ilhak ettiler.

Bu ilhak neticesinde Osmanlılar Niş civarında savaşırken İskender Bey ordudan ayrılarak elinde sultana ait olduğu iddia ettiği sahte bir ferman ile Kroya kalesine girmiş ve kaleyi ele geçirmiştir. Osmanlı – Arnavutluk ilişkilerinde bir dönüm noktası olan bu süreç neticesinde İskender Bey Osmanlıların bölgeyi tam olarak hâkimiyeti altına almasını 25 yıl geciktirmiştir.

İskender Bey’in bu faaliyetleri ve bu faaliyetler sonucunda Osmanlı’nın bölgedeki egemenliğinin tehdit altına girmesi dönemin Osmanlı tarihçileri gözünden İskender Bey imajının kötü çizilmesine neden olmuştur. Yine Hoca Sadeddin Efendi’nin  “Tâcü’t- Tevarih” eserinde İskender Bey bu faaliyetlerinden dolayı şöyle anlatılmaktadır:

“Ama o soysuz çıkmış, kudretli padişahın nimetini unutmuş, gurur kadehinden gaflet dolusunu içerek ol serhadde bulunan bazı Osmanlı topraklarına el uzatmıştı.”

“Kötü yaradılışlı idi anınçün ana iyilik battı”

İskender Bey’in Kroya kalesini ele geçirmesinden sonra Evrenuzoğlu İsa Bey komutasındaki Osmanlı ordusu Kroya üzerine gönderildi ancak bir sonuç alınamadı. Bu karşılaşma Mehmed Neşri’nin kaleme aldığı “Cihannüma” isimli eserde şöyle anlatılmaktadır:

“İskender derlerdi, Arnavud’un Beyi oğluydu. Asılda Hunkâr’ın iç oğlanıydı. Hünkâr ol vilâyeti ana timar vermişti. Sonra Hunkâr’a âsi olup, kaçıp, anda duraklamıştı ki, asılda timarıydı. İsa Bey’in varan akıncılarının yolunu ol bağlamıştı. Elhâsıl gaziler gördüler kim, kâfirler yolları bağlamışlar.”

1445 yılında Firuz Bey komutasındaki Osmanlı ordusu İskender Bey’in kuvvetlerine karşı yenildi. Arnavutluk’a üst üstte gönderilen iki ordunun da mağlup olmasıyla üç yıl boyunca bölgeye asker sevkiyatı yapılmadı. İskender Bey bu dönemde iyi ilişkiler içinde olduğu Venedik ile bir takım sorunlar yaşaması üzerine II. Murad bölgedeki bu karışıklığı fırsat bilerek İskender Bey üzerine sefere çıktı. Sultan Murad Arnavutluk seferine çıkarken Manisa’dan şehzade Mehmed’i de çağırarak seferde yanında olmasını istedi. II. Murad, Arnavutluk’taki Kocacık’ı (Svetigrad) kuşattı. Bu kuşatma Osmanlı kroniklerinde de yer almıştır.

Kuşatma Oruç Beğ’in “Oruç Beğ Tarihi” isimli eserinde şöyle anlatılmaktadır:

“Ve girü Sultan Murad Han sefer idüp Arnavud vilayetine varup Kocacuk-hisar’ına düşüp hısarı feth idüp vilayetini vurup yıkup erkeğini kılıçdan geçürüp oglını ve kızını ve avratını esir idüp, yağma ve talan idüp Arnavud begi Sikender Beg dirler denize kaçup, Sultan Murad Han ol vilayetleri alup kelisalarını yıkup evlerini yakup viran kılup, ehl-i İslam ol vilayetde sevket dutmuştur.”

Bu dönem itibariyle özellikle İskender Bey’in Arnavutluk’taki faaliyetleri ve Osmanlı fetihlerini geciktirici hamleleri Osmanlı kaynaklarının Arnavutluk ve Arnavutlara olan bakışını belirlemektedir. İskender Bey’in kazandığı her başarıda veya Osmanlılara çıkardığı her zorlukta Osmanlılar gözünde Arnavut imajı o denli kötüye doğru gitmiştir.

II. Mehmed Dönemi Osmanlı – Arnavutluk İlişkileri

II. Mehmed döneminde Osmanlılar daha etkin bir Arnavutluk politikası izlemişlerdir. Balkanlarda alınan galibiyetler ve İstanbul’un fethi ile birlikte Osmanlı Devleti bir imparatorluk haline gelmiş ve bu dönem de Fatih Sultan Mehmed kendini “Kayser” sıfatıyla Doğu Roma İmparatorluğu’nun geçmişteki toprakları üzerinde hakkı olduğunu belirten bir siyaset gütmeye başladı. Mora despotları ve Trabzon Rum İmparatorluğu üzerine gerçekleştirilen bu seferlerde Fatih Sultan Mehmed’in amacı net olarak görülebilmektedir.

Fatih Sultan Mehmed’in özellikle batı yönlü izlediği siyasette Ege adalarının alınması donanmanın geliştirilmesi, Mora üzerinde hâkimiyet kurulması ve Arnavutluk coğrafyasının kontrolünün sağlaması düşüncelerinin ardında Roma’ya düzenlenecek büyük sefer planlanmaktaydı. Roma üzerine düzenlenecek sefer için Arnavutluk’un konumu büyük önem taşımaktaydı. Dönemin kaynaklarında Osmanlı İmparatorluğu’nun Fatih Sultan Mehmed dönemin en erken olarak 1455 yılında Arnavutluk üzerine bir ordu gönderildiği belirtilmektedir.

II. Mehmed döneminde gönderilen ordu Oruç Beğ’in “Oruç Beğ Tarihi” isimli eserinde şöyle geçmektedir:

“Hasan Beğ oglı İsa Beg‘e leşker koşup Ungurus’a akın ve Evrenos-oglı İsa Beg’e leşker koşup Arnavud’a akın virdi gayet ile ganilik ve toyumluklar oldı.”

Osmanlı İmparatorluğu’nun her zaman Arnavutluk coğrafyasıyla yakından ilgilendiği ve özellikle dönemin Batılı güçleri olan Napoli, Papalık ve Venedik’in bölgedeki faaliyetlerini takip ettiğini biliyoruz. Dönem dönem bölgeye akıncılar gönderilirken bölge siyasetinde ciddi değişimlerin yaşanması durumunda Osmanlı sultanı bizzat ordunun başında bölgeye seferler düzenlemiştir.

1464 yılında İskender Bey, Osmanlı İmparatorluğu ile imzaladığı anlaşmaya uymayarak Venedik ve Macarların oluşturduğu ittifaka dâhil olarak Osmanlı İmparatorluğu’na ait kalelere saldırılar düzenledi. Bölgeye gönderilen birliklerin İskender Bey’in faaliyetleri karşısında çaresiz kalması neticesinde Fatih Sultan Mehmed 1466 yılında bizzat ordunun başında Arnavutluk üzerine sefere çıktı.  Fatih Sultan Mehmed döneminin tarihçisi olan ve birçok sefere ordu ile beraber katılmış olan Tursun Beğ “Fatih’in Tarihi” isimli eserinde I. Arnavutluk seferini şöyle anlatmaktadır:

“Bu görünür büyüklüğün sesinden ve ezici güçten lanetli kâfirlerin aklı başından gitti, sarp dağlara ve aşılmaz derelere saklandılar, derbendleri tutup savunma ve karşı koyma hususlarında ellerinden geleni geri komadılar, aşırı hoyratlıkta, dik başlılık edip inatla direndiler.”




Tursun Beğ Fatih’in Tarihi isimli eserinde Arnavutlarla ilgili ise şöyle demektedir:

Şu huriler ki çadırda görenler

Açıkça hükm eder ki cennettir

Koynuma koyup yattıkça göreydin

Sanaydın bir bedende iki candır

 Şu oğlanlar ki ondan öte güzellik

Olur derlerse vallahi yalandır.”

Osmanlı tarihçilerinin Arnavutluk üzerine düzenlenen seferlerde alınan esirler ve edinilen ganimetten memnun oldukları yukarıdaki dizelerden de oldukça rahat bir şekilde anlaşılmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Murad itibariyle girdiği Arnavutluk coğrafyasında II. Mehmed’e gelene kadar tam bir hâkimiyet kurulamamasının nedeni bölgenin coğrafi olarak dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Bölgeye gönderilen birlikler dar boğazlarda ya da dağlardan küçük birliklerle yapılan ani baskınlarla imha edilmekte, bölgeye gönderilen büyük ordulara karşı ise ele geçirilmesi çok zor olan kalelere sığınmaktaydılar.

Arnavutluk seferinde bizzat ordunun yanında bulunan Tursun Beğ Arnavutluk coğrafyasını şöyle tarif etmektedir:

“Arnavut diyarını görenler kendi duyu gücüyle sarplığı malumdur; göremeyenlere şu kadar bilgi yeter ki o şirret dolu yerlerin iniş çıkışlarının sarplığı ve giriş çıkışlarının güçlüğü öyle bir derecededir ki “İskender-i Zülkarneyn girememiştir.” derler”

Arnavutların Osmanlılarla yaptıkları anlaşmalara uymamaları ve dönemin Hristiyan güçleriyle ittifak halinde bulunmalarından dolayı Tursun Beğ’in “Fatih’in Tarihi” isimli eserinde “Arnavut tayfası şirretlik, sahte gözü peklik, serkeşlik ve dik başlılık üzere yaratılmıştır. O hınzırların bu kadar boyun eğmesi ve bağlılığı padişahın kan dökücü kılıcındandı.” olarak tarif edilmişlerdir.

Arnavutların bu faaliyetleri neticesinde Arnavut imajı Hoca Sadeddin Efendi’nin ““Tâcü’t-Tevarih” eserinde “Bu dağınık kavmin ve öbek öbek bölünmüş halkın fesat ateşlerini, inat alevlerini söndürmek için padişahın sefere çıkması daha uygun ülkeleri gölgesi altına alan zafer bayraklarının dalgalanması da elbette yerinde olur denilmişti.”

1466 yılında gerçekleştirilen Arnavutluk seferi sırasında Fatih Sultan Mehmed bölgenin kontrolünü sağlamak için coğrafi konumu çok iyi olan bir noktaya İlbasan isimli bir kale yaptırdı.

Kaleye bölgenin güvenliği sağlayacak kadar yeniçeri yerleştiren Fatih Sultan Mehmed ordusuyla beraber İstanbul’a geri döndü. İlbasan kalesi dönemin Osmanlı kroniklerinde de sıkça bahsedilmektedir.  Hoca Sadeddin Efendi’nin eserinde kaleden şöyle bahsedilmektedir:

“Bütün Arnavutlar boyun eğdikleri, hiçbiri bile bunun dışında kalmadığı halde Arnavutluk halkının verdikleri sözden döndükleri, bilir bilmez baş kaldırdıklarını ve aradaki hukuku unuttukları bilindiğinden, bir önlem olmak üzere İslam halkının barınacağı sağlam bir hisar yapılması buyuruldu.”

1467 yılında İskender Bey ve kuvvetlerinin İlbasan kalesini kuşatma altına aldığı haberi üzerine Fatih Sultan Mehmed bizzat ordunun başında II. Arnavutluk Seferi’ne çıktı. İlbasan kalesinin İskender Bey tarafından kuşatılması Tursun Beğ’in “Fatih’in Tarihi” isimli eserinde şöyle geçmektedir:

“Kılıç parıltısı gözlerinden birkaç gün kaybolunca çocukluk çağından beri devlet eşiğinin toprağında büyümüşken bozgunculuk yoluna düşüp, bir bölük kötülük peşinde kâfire baş olmak için en kötü giysi olan din değiştirme giysisini boynuna şal gibi dolayıp devlet eşiğinden kaçıp “Beyinizin oğluyum” diye aralarına katılmış olan hain İskender’in o azgınlık kışkırtmasıyla o diyarın şirretleri yer yer düşman olup o isyankâr önlerine düştü, başı göğe ermiş olan Elbasan kalesi üzerine yürümek niyetine girmişler.”

Fatih Sultan Mehmed komutasındaki Osmanlı ordusunun bölgeye gelmesiyle İskender Bey kuvvetleri geri çekilmiş ancak Osmanlı ordusu bölgede kalıcı bir istikrar sağlamak adına Arnavutluk coğrafyasının içlerine kadar ilerlemişlerdir.

Fatih Sultan Mehmed’in II. Arnavutluk Seferi Oruç Beğ’in “Oruç Beğ Tarihi” isimli eserinde şöyle anlatılmaktadır:

“Def’a Sultan Muhammed Han girü Arnavud vilayetine sefer itdi. Girü Arnavud vilayetinin kâfirlerinin hıyaneti cihetinden vardı. Arnavud vilayetine girü velvele bırakdı. Hicri 872. İlini, vilayetini yakup yıkup harab idüp, girü padişah defteri mücebince sekiz bin kâfiri kılıçdan geçürüp gelüp gitdi.”

Oruç Beğ’in eserinde de söylediği gibi Arnavutluk sorununu kökünden çözmek isteyen Fatih Sultan Mehmed Osmanlı ordusuna direnç gösterebilecek tüm olası yerleri imha etmiş ve kaynakta aktarıldığına göre 8 bin civarında Arnavut’u kılıçtan geçirmiştir.

İskender Bey’in ölümü ile beraber Arnavutluk coğrafyasına özellikle Venedik ve Napoli’nin ciddi hamleleri oldu. Bölgedeki kalelere yerleşmeye başlayan Venedik ve Napoli birlikleri Osmanlıların dikkatlerini bir kez daha Arnavutluk üzerine çekti. 1478 yılında Osmanlı ordusu bizzat Fatih Sultan Mehmed’in komutanlığında üçüncü Arnavutluk seferine çıktı. Osmanlı İmparatorluğu’nun bu seferdeki asıl amacı İşkodra ve Kroya kalelerini ele geçirerek İtalya üzerine yapılacak bir sefer için böylesine önemli bir konumu sorunsuz bir şekilde ele geçirmekti.

Arnavutluk coğrafyasının ne denli engebeli ve ulaşımın ne derece zor olduğuna yukarıda değinmiştik.

Öyle ki Fatih Sultan Mehmed sefer sırasında at ile ilerleyememiş ve hastalığı neticesinde koluna iki askerin girmesiyle sefere devam edebilmiştir. Osmanlı ordusunun bölgeye girmesiyle Arnavutlar her zaman olduğu gibi dağlara ya da korunaklı kalelere çekildiler.

Aşıkpaşazade’nin “Osmanoğulları’nın Tarihi” isimli eserinde İşkodra seferi kararı şöyle anlatılmaktadır:

“Bu İskenderiye vilayetinin halkı dik başlıdır. Hiç kimseye itaat etmezler.” dediler. Padişah “O zaman onların askerleri çoktur ve kendileri de pek cesurdur?” dedi. Yanındakiler “Devletli sultanım, o İskenderiye halkının dik başlılığının sebebi o hisarları sebebiyledir.”

Aşıkpaşazade’nin de Arnavutlar hakkında değindiği nokta birçok Osmanlı tarihçisi ile benzeşmektedir. Arnavut halkının üzerine akınlar ve seferler düzenlenmesine karşın coğrafi şartlarının verdiği avantajı en iyi şekilde kullanan Arnavutlar Osmanlıların dikkatini başka tarafa çevirdiği anda küçük birliklerle ve vur-kaç taktikleri ile itaat altına girmeyip üzerlerine gönderilen kuvvetleri ise sarp dağlar üzerine kurulmuş güçlü kalelerde geri püskürtmeyi başarmışlardır. Bu arada Arnavutlara özellikle İtalya’dan çok sayıda takviye kuvvet ve maddi yardım gönderilmektedir. Osmanlı İmparatorluğu uzun uğraşlar ve aylarca süren kuşatmalar neticesinde Kroya ve İşkodra kalelerini almayı başarmışlardır.

Bu fetihleri Tursun Beğ şöyle anlatmaktadır:

“O isyancı dik başlıların fethini imkânsız sandıkları ve sığınıp kazandıkları her yer Allah Teâlâ’nın yardımıyla bir hücuma bile dayanamadı.”

Fatih Sultan Mehmed döneminde Arnavutluk’taki iki stratejik öneme sahip kalenin fethedilmesine karşın II. Bayezid döneminde de Arnavutların Osmanlı birlikleri için bölgede sorun çıkardıklarını biliyoruz. Özellikle II. Bayezid döneminde yaşanan olaylar karşısında Tursun Beğ “Tursun Beğ Tarihi” isimli eserinde Arnavutları şöyle anlatmaktadır:

“Ba’zılar dirler kim: Arnavud halkı Arab’un bazı bed-asıllarından fellahlarından azmışlardur. Şol ashabu’l-Uhdud gibi yahud ashabu’l Eyketi, veyahut Buhtunnasr kavmi gibi, bu tagiler kim vardur, padişahlarına asi ve hayin olup kimi Yemen’den kimi Sa’id-ili’nden ve kimi Magrib ve kimi Firengistan’dan gelüp hıyanet cihetiyle vatan dutmuşladur sarplık yerlerde ol zamandan berü azmışlardur. Bir dürlü mezheb, bir dürlü dil söylemişlerdür, hayinlerdür, merriklerdür. Merrik dimek yani dut öldürin dimekdür. Şunun gibi hayinlerdür. Zalim tayifedür kim evvelden hıyanet ile gelmiş pelidlerdür(Alçak kimse). Kimesneye baş egüp indirmezler, haraca muti olmazlar. Olanı dahı zarruri olup virürler. Fursatında girü fursat buldukları vakt aman virmezler öldürürler.”

Osmanlılar gözünde sürekli isyan eden ve sürekli istikrarı bozucu yönde hareket eden Arnavutlar devlet için veya devletçi bakış açısı gözünden “hain, iflah olmaz, dizsiz, imansız, dik başlı ve en önemlisi vergiye razı olmayan” insanlar olarak adlandırılmaktadırlar.

Yine II. Bayezid döneminde Arnavutluk’ta gerçekleşen bir başka vaka ise Tursun Beğ’in eserinde şöyle anlatılmaktadır:

“Padişahımız Sultan Bayezid Han bu azamet-i leşker ile geldügi bilüp, her biri parekende ve bölük bölük olup, sarplık yerlere çıkup, sarplık taglar, depeler başında yollar ağzında turup, binceneler ağzını alup, yani halas işler itmişledür. Mesela, Semendireyi yiyen şimdi sancag begi Hadım Süleyman Paşa’ya Arnavud sancağını virdüklerinde Arnavud’u yerken, ol sarplık yerlerde Süleyman Paşa’yı gafil avlaup dutup, altun üsküflü ademilerini habs idüp alup gitdiler. Akıbet Süleyman Paşa’yı Firengistan’a satdılar.”

Arnavutların dağlardan ani bir baskın ile el geçirip esir olarak Avrupa’ya sattıkları Hadım Süleyman Paşa daha sonra karşılığı ödenerek tekrardan İstanbul’a dönmesi sağlanmıştır.




Sonuç

Murad Hüdavendigar döneminde ilk kez akıncı birliklerinin gönderildiği ve bölgede Osmanlı varlığının ilk adımlarının atıldığı Arnavutluk coğrafyasında, 16. yüzyılla kadar anlatımı devam eden kronikler gözünden incelendiğinde görüldüğü gibi II. Bayezid dönemine kadar bile tam bir hâkimiyet sağlanamamıştır. Coğrafyanın dik ve engebeli oluşu, Arnavutluk’un karşı kıyısında İtalya’nın ve sürekli yardıma hazır İtalyan devletlerinin oluşu ayrıca ve en önemlisi Arnavutların inatçı ve zor itaat altına alınabilen karakteristik özellikleri nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu bölgenin kontrolünü sağlamakta ve bölgeden düzenli vergi almakta güçlük çekmiştir. Bu nedenle dönemin tarihçileri gözünden çizilen Arnavut ve Arnavutluk imajı benzer özellikler taşımakta ve hepsi Arnavutların zor itaat altına alınmasından, vergi vermemelerinden ve her fırsatta isyana kalkışmalarından bahsetmektedir. Osmanlı İmparatorluğu uzun uğraşlar sonucunda ve merkezi imparatorluk sistemini iyice yerleştirdikten sonra bu tür zor kontrol edilebilir bölgelerde bile askeri gücü ve devlet teşkilatlanmaları sayesinde düzeni ve kalıcılığını sağlayabilmiştir.


İçeriğimizi beğendiniz mi? Çalışmalarımızı geliştirmemize katkıda bulunmak istiyorsanız bağışçımız olabilirsiniz.


Kaynaklar:

Neşri, Kitab-ı Cihannüma Cilt II, Haz. Faik R. Unat – Mehmed A. Köymen, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1957

Aşıkpaşazade, Osmanoğulları’nın Tarihi, Haz. Kemal Yavuz – Yekta Saraç, K Kitaplığı, İstanbul, 2003

Anonim Tevarih-i Al-i Osman, F. Gisse Neşri, Haz. Nihat Azamat, Edebiyat F. Basımevi, İstanbul, 1992

Oruç Beğ, Oruç Beğ Tarihi, Haz. Necdet Öztürk, Çamlıca Basımevi, İstanbul, 2008

Tursun Bey, Fatih’in Tarihi, Haz. Prof. Dr. Mertol Tulum, Kapı Yayınları, İstanbul, 2013

Hoca Sadeddin Efendi, Tacü’t Tevarih, Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1979

Yaşar Yücel ve Ali Sevim, Osmanlı Klasik Döneminin Üç Hükümdarı Fatih-Yavuz-Kanuni, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1991

Feridun M. Emecen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600),  Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,  İstanbul 2016

Mustafa Cezar, Mufassal Osmanlı Tarihi Resimli-Haritalı Cilt 1, Türk Tarih Kurumu,  Ankara 2010

Selahattin Tansel, Fatih Sultan Mehmed’in Siyasi ve Askeri Faaliyetleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1953

Johann W. Zinkeisen, . Osmanlı İmparatorluğu Tarihi 2. (Çev. Nilüfer Epçeli), Yeditepe Yayınları, İstanbul 2011

Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2009

Halil İnalcık, Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları, İSAM Yayınları, İstanbul, 2010

Samet Şahin
13 Ekim 1995 tarihinde Gaziantep'te dünyaya geldi. İlköğretim ve lise eğitimini İstanbul'da tamamlamıştır. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden 2018 yılında mezun olmuştur. Şu an aynı üniversitenin Balkan Araştırmaları bölümde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Özel olarak Osmanlı İmparatorluğu, genel olarak ise Yakın Çağ siyasi olayları ile ilgilenmektedir.