Kuruluş ve Yükseliş Dönemlerinde Osmanlı Vakanüvisleri

Bu makalemde Osmanlı tarihçiliğinin oluşum ve gelişim sürecinden bahsederek, Osmanlı tarihçiliğinin zamanla geçirdiği evrelerden ve bu tarihleri ele alan vakanüvislerin biyografilerinden bahsedeceğim. Makalenin amacı Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve askeri alanda kazandığı başarıları ve dünya tarihi için önemli olan gelişmeleri Osmanlıların nasıl gördüğü ve bunları nasıl kaleme aldığını aktarmak üzerine olacaktır. Bu çerçevede, dönemin koşullarına göre Osmanlı Devleti’nin tarihe olan bakış açısını da bir nebze olsun anlamış olacağız.

Dünya üzerinde yaşamış birçok milletin tarih yazıcılığı metotları incelendiğinde betimleme, çözümleme ve anlatı tekniği olarak üç temel üzerine durulduğu görülmüştür.

Bunlar içerisinde; belirli bir zaman dilimi hakkında bilgi veren metinlerde gerçek ya da kurgusal olay / durumları içerisine alan söylem türü biçimindeki anlatı, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarından itibaren tarih yazıcılığında kullandığı temel tekniklerden biri olmuştur. Özellikle Türk sözlü kültüründen kaynaklanan gelenekle birlikte Anadolu Selçuklularında ve Osmanlı tarih yazıcılığında nakil ve anlatıya dayalı bir anlatım tarzı hâkimdi.

Osmanlı İmparatorluğu, tarih yazıcılığı konusunda uzun süre İslam ekolünü takip etmiş olsa da 600 yıllık saltanatı boyunca çeşitli alanlarda birçok eser üreten tarihçiler sayesinde “Osmanlı tarih yazıcılığı tarzı” oluşturmayı başarmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih yazıcılığı sürecinin oluşumu 15. yüzyıl gibi geç bir tarihte başlamaktadır. Osmanlılar hakkında bilgilerin, devletin kuruluşundan ancak 100 yıl sonra kaleme alınmaya başlaması o dönem için devlet teşkilatlanmasının henüz tam olarak kurulamadığını bizlere göstermektedir. Bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili ulaşılan ilk bilgiler; Pacymeres ve Nicepharos ile Arap seyyah ve tarihçilerin eserleri ile bazı menâkıbnâmelere dayanmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş tarihi ve ilk dönem faaliyetleri konusunda yerel kaynaklar arasında ilk bilgiyi Ahmedî’nin “İskendernâme” isimli eserinde görmekteyiz. Ayrıca Orhan Gâzi’nin imamının oğlu olan Yahşi Fakih’in o dönemi anlatmış olduğu bir menâkıbnâmesi hakkında bilgiye sahip olsak da metnin kendisine ulaşılamamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk dönemi tarih yazıcılığı, edebi alan içerisinde değerlendiriliyor ve ayrı bir metot ile ele alınmıyordu. Bu nedenle kaleme alınan ilk tarihi eserler birer destan niteliği taşımaktaydı. Bu konuda Osmanlıların rol modeli İranlı yazar Firdevs’inin başyapıtı olan “Şehname” idi.




Halil İnalcık’a göre 1300-1490 arası dönemi büyük ölçüde menâkıbnâmeler aydınlatmaktadır.

Klasik dönem Osmanlı tarihçiliği saray merkezli gerçekleştiği için tarihçilerin eserleri, özellikle kuruluş yılları ve sonrasındaki birkaç yüzyıl boyunca yöneticilerin başarıları ve hayat hikâyeleri üzerinden ilerlemekteydi. Böyle olmasının asıl sebebi ise şu idi: Tarihçiler, dönem itibariyle farklı nedenlerle de olsa yazdıkları eserleri para kazanmak, geçimlerini temin etmek, öldükten sonra kalıcı bir eser bırakmak ve geçmişteki olayları yeni nesillere aktarmak gayesi ile kaleme almaktaydı. Bu nedenle tek kişi veya tek dönemi anlatan metinler yerine genel tarihler yazılmış ancak o dönem eserin kime sunulacağına göre olaylar değişkenlik göstermiştir.

Sadece Osmanlı İmparatorluğu’nun anlatıldığı ilk eser, XV. yüzyılın ortalarında kaleme alınan, Âşıkpaşazâde’nin “Osmanoğullarının Tarihi (Tevârîh-i Âl-i Osman)” isimli eseridir. Âşıkpaşazâde; bu eseri yazmaktaki asıl amacının Yahşi Fakih Menâkıbnâmesi’nden yola çıkarak Osmanlı Devleti tarihini derlemek olduğunu belirtmektedir. Âşıkpaşazâde’nin “Tevarih-i Âl-i Osman” eserinde soru-cevap kısımlarında yer alan biyografik bilgiler daha sonraki tarihçilere tarih yazımı konusunda model oluşturmuştur.

Osmanlı tarihçiliğinde kırılma noktalarından biri hiç şüphesiz İstanbul’un fethi olmuştur. O dönemin koşulları göz önüne alındığında; klasik dönem Osmanlı tarihçiliği tarzı, çeşitlilik göstermekle birlikte temel olarak devletin siyasi işleyişi ve kazanılan zaferler ile doğru orantılıydı. Bu nedenle İstanbul’un fethi Osmanlıların Asya ve Avrupa’daki imajlarını bütünüyle değiştirmiş ve Osmanlı, içerisine girdiği dönüşüm süreciyle devleti bir imparatorluk haline getirirken aynı zamanda bir cazibe merkezine de dönüşmüştür. Bu dönemde Osmanlı tarih yazıcılığında şehnameciliğin başladığı görülmektedir. Kâşifi’nin “Gazaname-i Rum” ve Mehmed b. Hacı Halil el-Konevi’nin “Târih-i Âl-i Osman” gibi eserleri bu türde kaleme alınmış ve sultanı öven şiirler yazılmıştır.

Osmanlı klasik dönemi tarih yazıcılığında başlangıçta sade bir dil kullanılırken zamanla bu alanda İran etkisiyle dilin sadeliğinin bozulduğu görülmüştür.

II. Bayezid dönemi, Osmanlı tarih yazıcılığı için altın çağ olarak ifade edilmektedir. II. Bayezid’in ilim adamlarını koruyup onları tarih yazmaya teşvik eden politikaları neticesinde bu dönemde tarih yazıcılığı çok gelişmiştir. Aşağıda biyografilerine yer verilen birçok tarihçi, bu dönem içerisinde eserlerini kaleme almış ve Osmanlı tarihçiliğinin iyice yerleşmesini sağlamışlardır. Bu dönemde Osmanlı tarihçiliği süreç içerisinde dil, şekil üslup ve tür açısından gelişme kaydederek sağlam bir zemin üzerine oturtulmuştur.

Tarihsel süreç içerisinde Osmanlı tarihçiliği; sözlü gelenek kültürü ile başlamış, zamanla devlet teşkilatlanması ve devletin kazandığı başarılar nedeniyle geçmişi bilmek ve geleceğe bu günlere dair izler bırakma ihtiyacı ile devam etmiştir. Yahşi Fakih Menâkıbnâmesi ile başlayan süreç, Osmanlı tarih yazıcılığı için çok önemli olan saray takvimleri ile desteklenmiş ve zamanla saray çevresinde genel insanlık tarihini de içine alan Osmanlı tarihi yazımı başlamıştır. Destan, hikâye, mit ve efsaneler ile başlayan süreç zamanla temel kaynaklar üzerine yönelmiş ve II. Bayezid dönemi ile birlikte tarihe ve olaylara eleştirel bakışın ilk kıvılcımları görülmeye başlamıştır. Kanuni Sultan Süleyman dönemi itibariyle dünya imparatorluğu olma isteğine büyük ölçüde kavuşan Osmanlı İmparatorluğu için tarih yazıcılığı konusu daha da önemli hale gelmiştir.

Osmanlı Vakanüvisleri

Yahşi Fakih

Yahşi Fakih, şimdiye kadar tanınan en eski Osmanlı tarih yazarıdır. Hayatı hakkındaki biricik bilgi, Orhan Gâzi’ın imamının oğlu olduğudur, İmamın adının İshak Fakih olduğu sabittir. Âşıkpaşazâde, hastalanarak evinde yattığı bir tanıdık olarak İshak’tan bahseder ve Yahşi’nin “Menâkıb-ı Âl-i Osman ta Yıldırım Hana gelince” eserinin sahibi bulunduğunu da açıkça anlatır. Telif ettiği Menâkıb’ın 1389 tarihine kadar geçen vakaları (I. Murad’ın ölümü) içerdiği tahmin olunabilirse de, 1403 den sonraki vakalardan bahsetmediği de muhakkak sayılabilir.

Âşıkpaşazâde mukaddimesinde Yahşi’nin eserinin Bayezid’in cülusuna, yani 1389’a kadar gecen vakaları içerdiğini açıkla söylüyor. Aynı mukaddimeden Yahşi’nin 1413 yılında da henüz hayatta olduğu anlaşılıyor. Çünkü bu dönemde Âşıkpaşazâde henüz 20’li yaşlarında iken hastalanarak Yahşi Fakih’in evinde bir süre tedavi edilmiş ve o sırada bu eseri okumuştur. Yahşi Fakih’in verdiği bilgiler Orhan Gâzi’nin imamı olan babası İshak’ın rivayetlerine dayanmaktadır.

Âşıkpaşazâde

Asıl adı Derviş Ahmed, mahlası Âşıki’dir. Çorum’da, Elvan Çelebi köyünde doğdu. Dedesinin babası olan Âşık Paşa, XIV. Yüzyıl batı Türkçesinin en eski manzum eseri olan “Garibnâme” isimli eserin yazarıdır.

İlk Osmanlı tarihçilerinden olan Yahşi Fakih’in yanında bulunmuştur. Eseri, birinci ağızdan dinlenmesi ve yazıya geçirilmesi bakımından Osmanlı tarihi için çok önemlidir. Atsız’a göre Âşıkpaşazâde 20 yaşlarında iken hastalanmış ve Orhan Gâzi’nin imamının oğlu olan Yahşi Fakih’in evinde kalmıştır. Bu süreçte Âşıkpaşazâde, Osmanlı tarihinin Yıldırım Bayezid’e kadar olan bölümünü burada yazılı olarak görmüş ve okumuştur.

Âşıkpaşazâde, tarih yazmaktaki asıl görevinin Yahşi Fakih Menâkıbnâmesi’nden yola çıkarak Osmanlı Devleti’nin tarihini derlemek olduğunu belirtir.

Âşıkpaşazâde 1437 yılında II. Murad’ın Sırp seferine ve 1448 seferine katılmıştır. Eserde anlatılan birçok savaş ve kuşatmaya Âşıkpaşazâde’nin bizzat katılmış ve yerinde görmüş olması eserin önemini daha da arttırmaktadır. Âşıkpaşazâde, eserini yazdığı zaman 86 yaşında idi. Bu yapıtın önemi; kendi içinde tutarlı bir bütün oluşturması, yalnızca Osmanlıları konu etmesi ve açık bir biçimde yazarın kişiliğinin damgasını da taşıyan ve birinci elden bilgiler veren ilk yapıt olmasıdır.

Âşıkpaşazâde eserini karşılıklı konuşma tarzında yazmış ve Osmanlı padişahlarını birer gazi olarak anlatmıştır. Eser, maneviyat temelleri içerisinde destansı özellikler barındırmaktadır. Eser Türkçe nesir olarak yazılmış olan ilk Osmanlı tarihidir ve bütünüyle Osmanlı tarihini ele almaktadır. Âşıkpaşazâde eserinde yer yer Osmanlı devlet adamlarını ve komutanlarını eleştirmiş, ayrıca yapıtında Osmanlı’nın kuruluş dönemindeki iktisadi ve sosyal hayat hakkında bilgiler de vermiştir.

Eserin bir diğer özelliği Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda önemli rol oynayan 4 zümreden bahsetmesidir. Bunlar; Gâziyan-ı Rum, Âhiyân-ı Rum, Abdalân-ı Rum ve Bâcıyân-ı Rum’dur.




Şükrullah

Şirvanlı olan eserin sahibi yapıtını 1456-1459 yılları arasında tamamlamıştır. Bir kere Karamanoğlu İbrahim Bey ile başka sefer de 1448 yılında Mirza Cihanşah’ın yanına özel vazifeli elçi olarak gönderildi. Şükrullah’ın eseri olan Behcetü’t-Tevârîh 13 kısımdan meydana gelmektedir. 8. kısım, II. Mehmed’in tahta çıkmasına kadar gelen Osmanlı padişahlarından bahseder.

Behcetü’t Tevarih genel tarih kitabı olsa da daha çok bir İslam tarihidir. Ancak coğrafya, etnografya ve din konularını da kapsamaktadır. Eser; yaratılış, yıldızlar, gezegenler, toprak, iklimler, insan vücudu ve ırklardan bahsettikten sonra olayların tarihine Hz. Adem’den başlar. Şükrullah’ın eserini kaleme alırken yararlandığı kaynaklar arasında bugün kaybolmuş coğrafi eserler de bulunduğundan Behcetü’t-Tevârîh’in coğrafya bakımından da değerli olduğu kabul edilir.

Eserin Osmanlı tarihi için önemine gelirsek; Çelebi Mehmed – II. Murad ve II. Mehmed dönemlerini (1413-1459) kapsayan eser, özellikle tarihçinin 1407 yılından itibaren verdiği bilgiler, o dönemi daha iyi anlamamız için çok değerli olup bu dönem için ana kaynak özelliği taşımaktadır. Osmanlı tarihinin ilk zamanlarına ait olup başka kaynaklarda rastlanılmayan özellikleri içeren bu eser Kanuni Sultan Süleyman döneminde Ahmed Ağa adlı birinin teşvikiyle 1530 yılında Farisi mahlaslı biri tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eser daha sonraları Karamanî Mehmed Paşa, Sarıca Kemal, Ruhi Çelebi, Mehmed Zaim ve pek çok tarihçi tarafından kaynak olarak kullanılmıştır.

Enverî

Şair ve tarihçi olan Enverî’nin hayatı hakkında kapsamlı bilgiler ne yazık bulunmuyor. Enverî hakkında bilgiler, yazarın kaleme aldığı “Düstürnâme” isimli kitabında yer almaktadır. II. Mehmed ve II. Bayezid devirlerinde (1451-1512) yaşamış olan Enverî, 1464 yılında Sadrazam Mahmud Paşa’nın emriyle genel bir İslam tarihi, Aydınoğulları ve Osmanlı tarihi kaleme almıştır. Eser 3730 beyitten oluşmakta ve mesnevi tazında yazılmıştır.

Eser, dönemin Sadrazamı Mahmud Paşa’ya ithaf olunmuş olup, giriş ve 22 kitaptan oluşmaktadır. Eser üç kısımda incelenebilir:

1. kısım, ilk 17 kitap olup genel İslam tarihi ve Moğollar hakkında bilgiler içerir.

2. kısım, Aydınoğulları tarihini anlatır ve 18 kitaptan oluşur.

3. kısım, 19-20-22 kitaplardan oluşur ve Oğuzlardan 1466’ya kadarki Osmanlı dönemini kapsar.

Eserin Osmanlı tarihçiliği için önemli olan bölümü Düstürnâme’nin 842 beyti ile anlattığı Osmanlı tarihine ait olan bölümüdür. Eserin bir diğer özelliği Türkçe yazılmış olup “evrensel tarih” özelliği taşımaktadır. Ayrıca eserde Fatih ve Timur karşılaştırmaları bulunmaktadır. Enverî’nin yararlandığı kaynaklar; Beyzâvî’nin Nizamu’t Tevarih’i, Hâce Selman ve Semerkantlı bir müellif ile Doğu Roma kaynaklarıdır.

Tursun Bey

Mahlası Lebibi’dir. Tursun Bey’in hayatı hakkında pek bilgi bir bilgi bulunmamaktadır. Yalnızca kaleme aldığı eserinde kendisi hakkında verdiği bilgiler vardır. Tursun Bey, İstanbul’un fethi sırasında bizzat savaş alanında bulunmuş ve fethe dair çok önemli bilgiler aktarmıştır. Devlet kademesinde divan katipliği, Anadolu ve Rumeli defterdarlığı makamlarında da bulunmuş olan Tursun Bey; “Târîh-i Ebü’l-Feth” isimli, II. Mehmed’in saltanatının tamamını ve II. Bayezid’in saltanatının ilk 6 senesini içeren bir eser meydana getirmiştir. II. Murad devrinin kısa bir özeti ile başlayan eser, II. Mehmed dönemi için ilk okunması gereken eserlerden biridir. Tursun Bey eserini 1497-1500 yılları arasında kaleme almıştır.

Tursun Bey’in eserindeki dil ve üslup yapısı aynı dönemde yazılan Âşıkpaşazâde, Oruç ve Neşrî’den farklıdır. Diğer eserlerde yalın bir dil ve kesin bir anlatım tarzı hakim iken Tursun Bey’in eserinde Arapça ve Farsça yapılara daha uygun uzun cümleler, bol sıfatlar, benzetmeler ve mitolojik unsurlara fazlaca rastlanmaktadır. Tursun Bey eserinde bazı olayları derinlemesine ve daha detaylı bir şekilde anlatırken bazı olayları ise oldukça kısa bir şekilde anlatmaktadır. Örneğin Fatih’in tahta çıkışı ve Sadrazam Mahmud Paşa’yı ilk kez azlettiği dönem arası süreci geniş bir şekilde ele alırken bundan sonraki dönemi daha kısa bir şekilde ve pek ayrıntıya girmeyerek anlatmıştır. Özellikle Cem-Bayezid çekişmesine hiç yer vermemiştir. Tabii bu eserin tamamlanma dönemi ile de ilgilidir.

Tursun Bey’in eserinde geçen kişiler; isimleri, rütbeleri ve görevleriyle anılmakta oldukları için bu bizlere eserin daha da önemli olduğunu göstermektedir.




Mehmed Neşrî

Evliya Çelebi’ye göre Germiyanlıdır. Halil İnalcık, Bursa şer’iyye sicillerine dayanarak tam adının Hüseyin b. Eyne Bey olabileceğini belirtmiştir. Bursa’da müderris olduğu kesindir. 19. yüzyıldan itibaren kaynaklarda yazarın ismi Mehmet Neşrî olarak geçmektedir. 1520 yılında Bursa’da öldüğü tahmin edilmektedir.

Mehmed Neşrî, II. Murad, II. Mehmed ve II. Bayezid devirlerinde yaşamış olup II. Bayezid dönemi tarihçisidir. “Cihannüma” isimli eseri evrensel tarih anlayışıyla kaleme alınmış ve 8 kısımdan oluşmuş olup, Hz. Âdem’den başlamaktadır. Son kısım Osmanlı tarihi ağırlıklı olup 1485’e kadar olan olayları anlatmaktadır. Neşrî’nin bu eseri Osmanlı tarihçiliği açısından daha önceleri kaleme alınmış eserlerden farklıdır. Bu eserde “tarih için tarih” anlayışı kendini göstermeye başlamıştır.

Mehmed Neşrî’nin Cihannüması “eleştirel” tarzda yazılmış ilk Osmanlı tarihidir.

En önemli eseri olan Cihannüma, evrensel bir tarih kitabı olacak şekilde kaleme alınmıştır. Yaratılıştan başlayıp kendi dönemine kadar getirdiği 6 bölümden oluşan eserini 1493 tarihinde Sultan II. Bayezid’e sunmuştur. Eserin sadece 6. bölümü günümüze ulaşabilmiştir. Bu bölüm, Evlad-ı Oğuzhan, Selâtin-i Selçukiye, Selâtin-i Âli Osman başlıklarını taşıyan üç kısım (tabakadan) meydana gelmektedir. Osmanlı tarihi, II. Bayezid dönemine kadar (1485) gelmektedir. En sonunda II. Bayezıd için yazılmış bir kaside yer almaktadır.

Neşrî, tarih yazma işine hevesle ve gücünün yettiği ölçüde girdiğini, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan kendi zamanına kadar gelen olayları topladığını ifade etmektedir. Cihannüma isimli eser kendisinden sonra gelen tarihçiler tarafından da dikkate alınmış ve 15. yüzyıl için ana kaynaklardan biri olarak kullanılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu kuruluş dönemi itibariyle kazandığı zaferler ile özellikle Doğu Roma İmparatorluğu kayıtlarında ve bölgeyi ziyaret eden birçok seyyahın eserlerinde kendisine yer bulmuştur. O dönemki kültür ve henüz yerleşmemiş devlet teşkilatlanması nedeniyle Osmanlılarda devlet eli ile tarih yazımı olmamıştır. Onun yerine saray takvimleri tutulmuş ve günün önemli gelişmeleri böyle kayıt altına alınmıştır. Devletleşme ve teşkilatlanma arttıkça Osmanlılar kendi tarihlerinin yazılmasına önem göstermiş ve sözlü kültür geleneğinden sıyrılan devletçi görüş her alanda olduğu gibi geçmişteki olayları da yazılı bir hale getirme ihtiyacı duymuştur.

Osmanlı İmparatorluğu için bugün bile kuruluşunda temel alınan kaynaklar devletin kuruluşundan en az bir asır sonra yazıla geçirildiği için sözlü kültür içinde değişime uğramış ve o dönem ki Türk-İslam kültürü nedeniyle “gaza, cihad, ululuk” gibi kavramlar çerçevesinde kaleme alınmıştır. Bugün aslında Osmanlı Devleti’nin özellikle Anadolu ve Arap coğrafyası üzerinde hakimiyet kurana dek Balkanlarda çok da İslami dayatmada bulunmadığı ve devlet işlerini daha pragmatik çözümler ile sonuca ulaştırdıklarını biliyoruz.


İçeriğimizi beğendiniz mi? Çalışmalarımızı geliştirmemize katkıda bulunmak istiyorsanız bağışçımız olabilirsiniz.


Yaralanılan Kaynaklar:

Franz Babinger, Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri, (Çev. Prof. Dr. Coşkun Üçok), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1992.
Ayda Perçin, Osmanlı Tarihçileri, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Ankara, 2012.
Feridun Emecen, Osmanlı Kronikleri ve Biyografi, İslam Araştırmaları Dergisi, Sayı 3, 1999.
Samet Arıker, Osmanlı Tarih Yazıcılığı, Iğdır Üniversitesi Sosyal B. Dergisi, Sayı 8, 2015.
Âşıkpaşazâde, Osmanoğullarının Tarihi. (Çev. Kemal Yavuz ve Yekta Saraç) K Kitaplığı, İstanbul, 2003.
Tursun Bey, Tarih-i Ebü’l-Feth (Çev Mertol Tulum) İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul, 1977.
Mehmed Neşrî, Neşrî Tarihi, (Haz. Mehmet Altay Köymen & Faik R. Unat) Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1983.
Mustafa Cezar, Mufassal Osmanlı Tarihi Resimli-Haritalı Cilt 1, Türk Tarih Kurumu, Ankara,2010.
Şehabettin Tekindağ, Osmanlı Tarih Yazıcılığı, Belleten, Sayı 140, Türk Tarih Kurumu, 1971
Anonim Osmanlı Kroniği 1299-1512, Haz. Necdet Öztürk, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 2000
Nihal Atsız, Üç Osmanlı Tarihi, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2011
Colin Imer, İlk Dönem Osmanlı Tarihinin Kaynakları, Söğütten İstanbul’a (Der. Oktay Özel & Mehmet Öz) İmge Yayınları, Ankara, 2005

Samet Şahin
13 Ekim 1995 tarihinde Gaziantep'te dünyaya geldi. İlköğretim ve lise eğitimini İstanbul'da tamamlamıştır. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden 2018 yılında mezun olmuştur. Şu an aynı üniversitenin Balkan Araştırmaları bölümde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Özel olarak Osmanlı İmparatorluğu, genel olarak ise Yakın Çağ siyasi olayları ile ilgilenmektedir.