Karşılaşma: Yavuz Sultan Selim Babasıyla Savaştı mı?

1510’da hastalığı iyice artan II. Bayezid, büyük oğlu Ahmed’i veliaht tayin etti. Bunun üzerine Şehzâde Selim, babası II. Bayezid’e karşı isyan bayrağını açtı. Şehzade ve padişah Haziran 1511’de Edirne yakınlarında karşı karşıya geldi. Başta anlaşır gibi oldular, Selim’e istediği gibi Rumeli’nde sancak verilecek ve padişah hiçbir evladını veliaht atamayacaktı. Ancak Selim dönüş yolundayken padişahın sözünü tutmayacağı yönünde bir istihbarat aldı ve askerleriyle babasının peşine düştü. Osmanlı tarihinde ilk kez Ağustos 1511’de Çorlu Ovası’nda bir baba-oğul çatışması yaşandı. Bazı tarihçiler bu konuda I. Selim’in isyan ettiğini, babasıyla savaştığını ve yenilip kaçtığını yazdılar, bazılarıysa bunları tüm güçleriyle inkâr ettiler.

İşte bu iki farklı söylemin en güçlü temsilcileri:

16. yüzyıldan popüler bir tarih metni olarak yazılmış Giese Anonimi ve Kanunî Sultan Süleyman’ın nişancısı Celâlzade Mustafa Çelebi’nin (ö. 1567) Sultan Süleyman’a sunulmuş Selimnâme’si karşı karşıya.

Anonim, Tevârîh-i Âl-i Osmân, 16. yüzyıl

“Sultan Selim Trabzon’dan ayaklanıp (hurûc idüp) gemiye binip Kefe’ye geçti. Sonra Rumili tarafına Kili ve Akkirmanâ çıktı. Sultan bunu işitince İstanbul kadısı Sarı Gürz’ü ve sekbanbaşını nasihat etmek için Sultan Selim’e elçiliğe gönderdi. Vardırlar dediler ki: “Sancağına var git, diğer kardeşlerin gibi. Biz de geliriz diye arbede etmesinler.” Sultan Selim “Allah’ın buyruğu değil midir üç-dört yılda bir varıp sıla etmek? Ben de varayım babamı ziyaret edeyim. Ondan sonra sancağıma döneyim” dedi. Kısacası engel olamayıp elçiler Sultan Bayezid’e geldiler. Sultan Bayezid dedi ki: “Semendire’yi ona verdim, varsın oraya gitsin”. Sultan Selim “Yok, elbette babamın yüzünü görüp elini öpmeyince gitmem” dedi, yıl 1511 idi.




Sonra Sultan Selim Edirne’ye yakın gelip kondu. Sultan Bayezid de Edirne’den kalkıp askeriyle İstanbul’a yöneldi. Sultan Selim de “Edirne’den İstanbul’a varıncaya kadar düşman yoktur, bu beyleri ve askerleri alıp gitmekten maksadı kardeşim Sultan Ahmed’i tahta geçirmek için beklemektir” dedi. O da kalkıp babası ardından gitti. Çorlu sınırına gelince babasıyla savaştı (ugraşdı). Sultan Bayezid’in ayaklarının dermanı yoktu. Ata binmeye kudreti yoktu. Araba içindeydi. Arabanın örtüsünü örtüp Allah’a yalvarıp dua etti. Bir miktar cenk olduktan sonra Sultan Selim yenilip (sınup), bütün adamlarını ve hazinesini koyup kaçtı. Karadeniz kenarında Medye diye bir köy vardır, oraya varıp gemiye girip Kefe’ye vardı. O kış içinde yine gemiye binip Rumili’ne çıktı.”

Şükrî-i Bitlisî Selimnâmesi’nde Çorlu karşılaşması. 1520’ler. Topkapı Sarayı MK, H. 1597.

Celâlzâde Mustafa, Meâsir-i Selîm Hânî (Selimnâme), 1555-1567

“Sultan Selim’in Osmanlı tahtını ele geçirmeleri ve babaları Sultan Bayezid Han ile olan maceraları, Rûm ülkesinde (Anadolu’da) insanlar arasında son derece meşhur olup anlatılagelmiştir. Ancak meselelere vâkıf olmayıp işleri dıştan görenler, olayların içyüzüne bakmadan, kısa akılları erdiği kadar kitaplar ve risaleler yazmış, Sultan Selim’i babasına karşı isyanla suçlamışlardır.

Sultan Selim Han atası Sultan Bayezid Han ile Çorlu Ovası’nda savaşıp, çarpışmada mağlup oldu derler. Haşa ve asla! Cesaret kaynağı olan o padişah bu suçlamadan tamamen ari idi. Memleketler fetheden bir padişah, açık görüşlü bir yönetici ve saltanatın kural ve kaidelerini bilen yegâne bir şahıs iken saygıdeğer pederine isyan eder ve başkaldırabilir miydi? Saltanata ait işlerden mahrum ve cahil, hilafetin bilgece olaylarını anlamadan habersiz boş şeyler söyleyenlerin, hadiselere zıt dayandırmalarıdır ki, bunlar açıkça bir iftira ile yazılmıştır. Bunu yazan cahiller, ahmaklık ve cehalet şarabıyla sarhoş ve şaşkın kimselerdir.

O zamanlarda güneş gibi parlak olan Selim Han’ın saltanata eğilimleri olsa idi, Rumili’nin yiğitlerinden, cesaret ve ikbâl timsali aslan ve kaplanlarından yanında o kadar kahramanlar vardı ki, hafif bir hücum ve işaret ile düşmanı bir anda dağıtabilir ve hepsini felaket zincirinin esiri edebilirlerdi. Türlü savaşçılar ve şanlı yeniçeriler Sultan Selim’in canıgönülden kullarıydılar. Bunlar Sultan Selim’in o zaman birazcık rızalarının olduğunu bilseydiler veya savaş meydanında onun yüzünü görseydiler, hepsi onun uğruna canlarını feda ederdi. Üstelik o sırada Sultan Bayezid’in en seçkin askerlerinden oluşan kapı halkı, Hadım Ali Paşa ile Anadolu tarafına isyan bastırmaya gönderilmişti.

Sultan Selim’in harbe niyeti yoktu. Cenk yayı o sırada çözüldü. Atasına kılıç ve ok çekmedi, şeriat emrine karşı gelmedi. Doğru biçimde söylenen ve yazılanlar onun veziri Pîrî Mehmed Paşa’nın bana anlattıklarıdır. Allah aşkına kulaktan dolma dedikolduları bırak!

Çıkarcı vezirler, Sultan Selim Han eğer padişah olursa, makamlarını kaybedeceklerini biliyorlardı. Bu sebepten, padişahın iyiliğini istermiş gibi, Sultan Selim Han’ı, daima merhum Sultan Bayezid’e kötüleyip “saltanata taliptir” derler, ona muhalefet ve isyan dayandırırlardı. “Rumili’nde 50 binden fazla asker toplanmıştır. Gayesinin saltanat olduğunda kuşku yoktur” diye iftira ederlerdi. Hepsi de Sultan Selim’in babasını ziyaret etmesi hususundaki isteğini uzun müddet ertelediler. Rumili beylerini İstanbul’a götürüp Selim’in aleyhinde kullanmak istediler. Bunların istekleri, Sultan Bayezid İstanbul’a vardığında Sultan Ahmed’i getirip padişah etmek ve bütün askerleri toplayıp, Sultan Selim’in üzerine giderek, her ne yolla olursa, onunla savaşmaktı.

Sultan Selim Edirne’ye yaklaştığında adı geçen gammazların aldatmaları ve yol göstermeleriyle, Sultan Bayezid ve askerleri Edirne’den göçüp, Çorlu yakınına geldi. Savaş olduğu yerde merhum Sultan Bayezid araba içindeymiş. Tesadüfen orada bir yokuş yer varmış, tepeye çıkılırken devletin ileri gelenlerinden bazıları arabanın yanına yanaşıp, Sultan Bayezid’e “Padişah’ım arabayı döndürerek şahzâdenin heybetli askerine bir bakın. Muradı sizleri ziyaret midir, yoksa başka bir arzusu mu vardır? Malumunuz olur” diye arz ettiklerinde, merhum padişah da arabayı döndürüp, yüksek yerden aşağıya baktıklarında Sultan Selim ile yıldızlar gibi kalabalık ordusunun heybetle geldiğini gördü.

Fitneci düşmanın fesadı Sultan Bayezid’in gönlünde yer etmişti, o durumu gördüklerinde şüpheleri gerçeğe dönüştü. Sabretmeye tahammülleri kalmadı. “Oğlumun bu hücumu beni almak, tahtımdan beni kaldırıp yabana salmak için gibi görünür, bu tumturak ve tantana nedir? Hemen top urun, asker cenk etsin” diyerek, emir verdi. Bu emri verir vermez hazır olan toplar hemen ateşlenip cihanı dumana boğdular.




Bu durum karşısında Sultan Selim hazretleri hayrete düştü.

Topların atılmasıyla etrafta bulunan askerler de kılıçlarını çekip savaşa başladılar. Sultan Selim gördü ki, eğer kendisi askere yüz verirse savaş ateşi alevlenebilir. Bu düşünce ile derhâl yanında bulunan adamlarıyla askerden ayrılıp acele ile Karadeniz kenarında olan Ahyolı iskelesi tarafına yöneldi. Orada hazır gemiler varmış, birine binip Kefe tarafına yönelmişler. Bu tarafta asker başsız kaldığından, her biri bir tarafa dağılıp perişan olmuşlar. Bayezid taraftarları bu duruma mağrur olarak, “Sultan Selim mağlup olup kaçtı” diye, bağırıp çağırmış, büyük kavga dövüş ve muharebeler olmuş, çokça kan dökülüp, pek çok malzeme ve âlet yağmalanıp, hayli zarar verilmiş.

İşte o cenk ve harbin meydana gelişi bu şekilde olmuştur: Fesatçıların ve birkaç isyan kaynağı kişilerin fitneleriyle kavga çıktı. Halkın alt tabakası ise suçu Sultan Selim’e dayandırdı.”

Not: Bu iki tarih metninden size daha yakın gelen görüşü dillendiren hangisi? Her iki metnin yazıldığı çevrenin söylemlerine bir etkisi olmuş olabilir mi, olduysa sizce bu nasıl bir etkiydi? Yorumlarda görüşlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.

Kaynaklar

Abdülkadir Özcan, “Tevârîh-i Âl-i Osmân”, TDVIA, XL.

Anonim, Tevârîh-i Âl-i Osmân, F. Giese neşri, haz. Nihat Azamat, İstanbul: Marmara Üniversitesi Yayınları, 1992, s. 133-134.

Celalzâde Mustafa, Selimnâme, haz. Ahmet Uğur ve Mustafa Çuhadar, Ankara: Kültür Bakanlığı, 1990, s. 25-30, 251-256.

Celia Kerslake, “Celâlzâde Mustafa Çelebi” TDVİA, VII.

Feridun Emecen, “Selim I”, TDVİA, XXXVI.

Tarih-i Kadim Arşiv
Tarih-i Kadim bünyesinde bir dönem yazarlık yapmış ancak belirli sebeplerden dolayı aramızdan ayrılmak zorunda kalan değerli yazarlarımızın, emeklerinin saklandığı arşiv bölümü.