[İnceleme] Cüzcânî – Tabakât-ı Nâsırî

Bu yazı Hakan Bozdemir tarafından hazırlanmıştır.

1193 yılında Fîrûzkûh’ta doğup, Delhi Türk Sultanlığının hükümdarı olan Gıyâseddin Balaban’ın saltanatı sırasında (1266-1287) vefat etmiş olan Cüzcânî, kaleme aldığı Tabakât-ı Nâsırî adlı eseriyle 13. yüzyılın önde gelen müverrihleri arasına girmiştir.

Farsça olarak kaleme alınan ve 1260 yılında tamamlanan eser, bu dildeki en meşhur ve en önemli kaynaklardan biri olarak değerlendirilmektedir.

Cüzcânî tarafından Hz. Âdem’den itibaren kendi zamanına kadar yaşanan tarihî olayların kaleme alındığı bu eser, genel bir İslâm tarihi hükmündedir. Eserde, Türk tarihi için önemli bir konumda bulunan Gazneliler ve Selçukluların yanı sıra Hindistan’da hüküm süren Delhi Türk Sultanlığına ait bilgiler de bulunmaktadır. Moğol istilası hakkında vermiş olduğu bilgilerle de ayrı bir öneme kavuşmaktadır. Bu çalışmamızda; yukarıda adını andığımız siyasî teşekküllerden farklı olarak Samanîler, Eyyûbîler, Harzemşahlar ve Gurlular gibi Türk tarihine etkisi olmuş diğer teşekküller hakkında da bilgi veren Tabakât-ı Nâsırî adlı eseri tanıtacağız.

Tam adı Ebû Minhâcüddîn Osmân b. Sirâciddîn Muhammed el-Cüzcânî olan müellif, kısaca Minhâc-i Sirâc olarak tanınmaktadır.

1193 yılında Fîrûzkûh’ta [1] doğmuştur. [2] 13. yüzyılın ilk yarısında Delhi Türk Sultanlığı bünyesinde önemli ve yüksek dinî mevkilere yükseldiğini görüyoruz. Bugünkü Afganistan’ın vilayetlerinden birisi olarak bildiğimiz Cüzcan, Cüzcânî ve ailesinin nam olarak kullandığı bir yer adıdır. Esasında büyük dedesi Cüzcan’dan ayrılarak Gazne şehrine yerleşmiş ve bir daha geri dönmediyse de bu namı kullanmaya devam etmişlerdir. [3]

Elçi olarak başladığı kariyerinde, 1228 yılında Delhi sultanı Şemseddin İltutmuş’un atamalarıyla Delhi’deki en yüksek hukukî ve dini kurumların başına getirilmiştir. Cüzcânî, Behram Şah zamanında ülkedeki karışıklıklardan bunalarak Bengal’deki Leknevtî şehrine gittiyse de iki yıl sonra Delhi’ye geri dönmüştür. Burada yeniden önemli görevlendirmelere tabi tutulan Cüzcânî, 1253 yılında gerçekleşen saray içi çatışmalarda gözden düşerek azledilmiştir. Daha sonraki hayatında da inişli çıkışlı bir süreç yaşamış ve Gıyâseddin Balaban’ın saltanatı sırasında (1266-1287) vefat etmiştir.




Tabakât-ı Nâsırî

Öncelikle belirtmemiz gerekir ki, bu eserin önemi birçok tarihçi tarafından kavranmış ve hakkında çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Türk tarihçiliğinin önemli simalarından olan Fuad Köprülü’nün belirtecek olduğumuz kısa ifadesi, bu hususta önem arz eder: “…Tabakât-i Nâsirî’nin Moğol devri ile uğraşan bir tarihçi için birinci derecede mühim bir kaynak olduğunu söylemek hiç de yanlış değildir.” [4]

Cüzcânî tarafından günümüze ulaşmayan birçok kaynaktan yararlanılarak 1260 yılında tamamlanan bu eser, 13. yüzyıl eserleri arasında ayrıcalıklı bir öneme sahiptir.

Başka kaynaklarda mevcut olmayan bilgileri içermesi bakımından, özelikle Moğol istilası olmak üzere, Hint, Afgan ve İran coğrafyası üzerine çalışmalar yapan tarihçilerin mutlak surette başvurması gereken bir kaynak olmuştur.

Mukaddime kısmında, eserin neden kaleme alındığı hususuna Cüzcânî açıklık getirmektedir. Başkadılık görevini yerine getirdiği sırada, Gazneliler zamanında ortaya çıkmış olan bir eser eline ulaşmış ve sadece peygamberler tarihi, Emevî, Abbasî, Acem ve Gazneli sultanlarından bahsedilen bu eseri tamamlamaya karar vermiştir.

Delhi’deki devlet yönetimine yakın konumda bulunması, onun eserini daha nitelikli hale getirmektedir. Ayrıca eserin tamamlanmasında, olayların şahitlerinden de bilgiler almıştır.

Cüzcânî tarafından ortaya koyulan Tabakât-ı Nâsırî adlı eser toplam yirmi üç tabakadan oluşmaktadır. Bu tabakalarda yer alan konular ise şu şekildedir:

Birinci Tabaka: Bu tabaka, peygamberler tarihi hükmündedir. Hz. Âdem’den başlayarak Hz. Muhammed’in vefatına kadarki süre ele alınmıştır.

İkinci Tabaka: Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin aktarıldığı bu tabaka, Hulefâ-yi Râşidîn devrini aktarmaktadır. Bunun dışında Hz. Ali’nin oğulları ve konu dâhilinde sair konulara da temas etmektedir.

Üçüncü Tabaka: Bu tabakanın kapsamını Emevîler oluşturmaktadır.

Dördüncü Tabaka: Emevîlere karşı yaptıkları ihtilalle hâkimiyet sağlayan Abbasîler bu tabakada yer almaktadır.

Beşinci Tabaka: Eski Fars hanedanlarının tarihine ayrılmıştır.

Altıncı Tabaka: Yemen hâkimleri aktarılmaktadır.

Yedinci Tabaka: 821-873 yılları arasında Horasan ve Maveraünnehr’de hüküm süren Tahirîler aktarılmaktadır.

Sekizinci Tabaka: 861-1003 yılları arasında Sîstan’da hüküm süren Saffârîler, bu tabakanın içeriğini oluşturmaktadır.

Dokuzuncu Tabaka: 819-1005 yılları arasında, yine Horasan ve Maveraünnehr’de hüküm süren Sâmânîler aktarılmıştır.

Onuncu Tabaka: 932-1062 yıllarında İran ve Irak’ta hüküm sürmüş olan Deylem asıllı Büveyhîler bu tabakanın içeriğini oluşturmuştur.

On Birinci Tabaka: Gazneliler ele alınmıştır.

On İkinci Tabaka: Selçuklular, bu tabakanın içeriğini oluşturmaktadır.

On Üçüncü Tabaka: Irak, Azerbaycan, Fars ve Nîşâbur atabegleri burada aktarılmıştır.

On Dördüncü Tabaka: Farsça’da “Sakaların Ülkesi” anlamındaki sakâstan kelimesinden türeyen Sîstan’a ve bugünkü Afganistan’ın bir vilayeti olan Nimruz’a hükmetmiş kişiler bu tabakanın içeriğini oluşturmaktadır.

On Beşinci Tabaka: Eyyûbîler yer almaktadır.

On Altıncı Tabaka: Hârezmşâhlar aktarılmaktadır.

On Yedinci Tabaka: Gûrlular tarihi bu tabakanın kapsamını oluşturmaktadır.

On Sekizinci Tabaka: Gûrluların, Bamiyan ve Tohâristan kolları bu tabakada aktarılmaktadır.

On Dokuzuncu Tabaka: Gazne şehrinde hüküm sürmüş olan Gûr sultanları burada aktarılmıştır.

Yirminci Tabaka: Bu tabakada, Hindistan’da kurulmuş olan Delhi Türk Sultanlığı’nın, İltutmuş devrine kadarki sultanları aktarılmıştır.

Yirmi Birinci Tabaka: Delhi Türk Sultanı İltutmuş ve onun halefleri bu tabakanın içeriğini oluşturmaktadır.

Yirmi İkinci Tabaka: İltutmuş ve onun halefleri zamanındaki devlet adamları aktarılmıştır.

Yirmi Üçüncü Tabaka: Son olarak bu tabakada Moğol istilası konusuna temas edilmiştir.

Tanıtmakta olduğumuz kaynak, dünyanın çeşitli dillerine çevrilmiştir ancak her araştırmacı kendi alanı doğrultusundaki bölümleri anadiline kazandırmaktadır.

Özellikle Türkiye’de yapılan çeviriler, bu kapsama örnek olmaktadır. Mustafa Uyar’ın Ötüken Neşriyat’tan çıkan çevirisi “Moğol istilasına dair kayıtlar”ı kapsarken, Erkan Göksu’nun Türk Tarih Kurumu tarafından çıkan çevirisi ise “Gazneliler, Selçuklular, Atabegligler ve Hârezmşâhlar” konuları dâhilinde ortaya koyulmuştur. [5]

Eserin Hindistan coğrafyası ile ilgili kısımları (11., 17. ve 23. tabakalar) ilk kez W. Nassau Lees, Khadim Hosain ve Abd al-Hai tarafından yayımlanmıştır. Moğollar ile ilgili kısım, 1890 yılında neşredilmiştir. Tam hali ile notlandırılarak ilk Farsça baskısı Abdu’l-hayy Habîbî tarafından ortaya koyulmuştur. Akademi camiasında en çok kullanılan çeviri ise H. G. Raverty tarafından İngilizce olarak yapılan tam tercümedir. [6] Raverty’nin yapmış olduğu bu tercümenin boyutu, iç ve dış kapak dâhil olmak üzere 768 sayfadır. [7]




Eseri incelediğimiz zaman, tarihî şahsiyetlerin kısa biyografilerine yer verildiğini görüyoruz. Bu bağlamda, eserde sözü edilen şahsiyetlerin siyasî faaliyetleri de yine kısa olmakla beraber yer almaktadır.

Erkan Göksu’nun çevirisinde Gazneliler tarihine ait 15 farklı ismin biyografisine yer verilmiştir. [8] Müellifin birçok hata yaptığını belirtmekle beraber Selçuklulara ait beyanlarının da var olduğunu söyleyebiliriz. [9] Bu hususta Rûm Selçukluları Sultanları adı verilen bir başlığa dahi ihtiyaç duyulmuştur. Eserin 12. tabakasını teşkil eden Selçuklular bölümü, 2010 yılında Akbar A. Aghdam tarafından da çevrilerek yayınlanmıştır.  [10]

Yukarıda, Selçuklulara dair birçok hatanın eserde yer aldığını belirtmiştik. Bu duruma bir örnek vermek gerekirse Anadolu Selçuklu sultanları sıralanırken, bunların birincisinin adının Mahmûd b. Melikşâh olarak belirtilmesini gösterebiliriz. [11]

Gazneli Devletinin yıkılışı ve akabinde Gurluların faaliyetleri hakkında bilgilere rastladığımız eser, Delhi Türk Sultanlığının kuruluş sürecinin nasıl gerçekleştiği noktasında bize ışık tutmaktadır. [12] Bütün halde Türkçeye kazandırılması gereken bu eserin, henüz 1873 yılında tam hali ile İngilizceye aktarılmış olması, Türk tarihçiliği adına düşündürücüdür.

Kaynakça

[1] Fîrûzkûh, bugün İran’ın Tahran şehri sınırları içindeki bir yerleşim yeridir.

[2] A. S. Bazmee Ansari, “Cûzcânî, Minhâc-ı Sirâc”, DİA, C.8, Y.1993.

[3] Minhâc-i Sirâc el-Cûzcânî, Tabakât-ı Nâsırî (Moğol İstilasına Dair Kayıtlar), Ötüken Neşriyat, Çev. Mustafa Uyar, 2016, s15.

[4] M. Fuad Köprülü, “Cûzcânî”, İA, C.3, Y.1963, s.237; Cûzcânî, Tabakât-ı Nâsırî (Moğol İstilasına Dair Kayıtlar), s.14.

 [5] Bahsi geçen eserler için bkz.: Minhâc-i Sirâc el-Cûzcânî, Tabakât-ı Nâsırî (Moğol İstilasına Dair Kayıtlar), Ötüken Neşriyat, Çev. Mustafa Uyar, 2016; Minhâc-i Sirâc el-Cûzcânî, Tabakât-ı Nâsırî (Gazneliler, Selçuklular, Atabegligler ve Hârezmşâhlar), Çev. Erkan Göksu, TTK, 2015.

[6] Cûzcânî, Tabakât-ı Nâsırî (Moğol İstilasına Dair Kayıtlar), s.11.

[7] Minhaj-i-Sirâj al-Jurjâni, Tabakât-ı Nâsırî, Eng. Trans. Major H. G. Raverty, Gilbert&Rivington, London, 1873.

[8] Cûzcânî, Tabakât-ı Nâsırî (Gazneliler, Selçuklular, Atabegligler ve Hârezmşâhlar), ss.19-56.

[9] Cûzcânî, Tabakât-ı Nâsırî (Gazneliler, Selçuklular, Atabegligler ve Hârezmşâhlar), ss.57-104.

[10] Minhac Sirâc Cüzcânî, “Tabakat-ı Nasırî On İkinci Tabaka: Selçuklular”, Çev. Akbar A. Aghdam, Tarih Okulu Dergisi, S.8, Y.2010, ss.111-140.

[11] Cûzcânî, Tabakât-ı Nâsırî (Gazneliler, Selçuklular, Atabegligler ve Hârezmşâhlar), s.98.

[12] Minhaj-i-Sirâj al-Jurjâni, Tabakât-ı Nâsırî, s.384.

 

Tarih-i Kadim Arşiv
Tarih-i Kadim bünyesinde bir dönem yazarlık yapmış ancak belirli sebeplerden dolayı aramızdan ayrılmak zorunda kalan değerli yazarlarımızın, emeklerinin saklandığı arşiv bölümü.