Son Güncelleme:

Bu yazı Hakan Bozdemir tarafından hazırlanmıştır.

“Memleketin işi ve saltanatın ahvali; genç, bilgisiz ve tecrübesiz Sultan’ın, sefiller ve ayak takımıyla düşüp kalkması yüzünden bu hale geldi. Onun eğlenceye olan aşırı düşkünlüğünden işin sonu musibete ve felakete vardı…” [1]

-Mühezzibüddin Ali

II. Gıyâseddin Keyhüsrev, Türkiye Selçuklu Devleti’nin tarihçilerce “altın çağını” yaşadığı I. Alâeddin Keykubad devrinin hemen akabinde sultanlık tahtına geçmiştir. Devletin çöküşe geçmesine sebep olan en önemli olay da işte bu sultan zamanında meydan gelmiştir. Genel manada II. Gıyâseddin Keyhüsrev devrine dair incelemeler, bahsini ettiğimiz bu olay yani Kösedağ Savaşı çerçevesinde yapılmaktadır. Kösedağ Savaşı, araştırmacılar tarafından zaman zaman duygusal anlamdaki yorumların yapıldığı bir olaya dönüşmüş, bu bağlamda II. Gıyâseddin Keyhüsrev’in kişiliğine dair yorumlar da ortaya çıkmıştır. Bu yorumların temel sebebi ana kaynakların II. Gıyâseddin Keyhüsrev hakkında ortaya koydukları bilgiler olmakla beraber, yapılan çalışmalarda yine de araştırmacıların kişisel görüşlerine yer verdiklerini söyleyebiliriz. Bu çalışmada, II. Gıyâseddin Keyhüsrev devrinin araştırmacılar tarafından ne şekilde bizlere aktarıldığı konusuna temas edeceğiz. Bunu yaparken yalnızca kişisel görüş içeren satırları ele almayıp, genel kanaatlere dair ve tarih literatüründe oturmuş bilgelere de temas edeceğiz. Başlıktan da anlaşılacağı üzere, II. Gıyâseddin Keyhüsrev’i tarihçilerin satırları kapsamında ele alacağız.

Çalışmamızın kapsamını, bahsi geçen devrin tarihî anlamda incelenmesi oluşturmadığı için bu devirle alakalı uzunca bilgi vermeyeceğiz. Nejat Kaymaz tarafından hazırlanan Anadolu Selçuklu Sultanlarından II. Giyâsü’d-dîn Keyhüsrev ve Devri [2] adlı çalışmayı bu konuda önerebiliriz.

Türkiye Selçukluları üzerine çalışmalar yapan en önemli tarihçilerden Osman Turan’ın verdiği bilgileri aktararak çalışmamıza başlamanın yerinde olacağını düşünüyoruz. Onun Selçuklular Zamanında Türkiye adlı eserinde, II. Gıyâseddin Keyhüsrev’i farklı sayfalarda kifayetsiz, sefahat hayatı içinde olan, zayıf ve liyakatsiz biri olarak tanımladığını görüyoruz. Bu satırlardan örnekler verecek olursak:

“…bu zayıf Selçuklu sultanı burada yine büyük bir askerî hatayı işliyordu. Zira Gıyâseddin Keyhüsrev akıllı devlet adamlarının sözüne baksa ve Moğolları Sivas’ta beklese idi Selçuklular için muharebe en müsait şartlar içinde kabul edilecekti…” [3]

Bahsi geçen muharebe Kösedağ’dır. Yukarıda, bu yorumların temel sebeplerinin ana kaynaklardaki bilgiler olduğunu belirtmiş hatta çalışmamıza yine bir ana kaynak olan İbn Bîbî’den alıntıladığımız örnekle başlamıştık. Ancak Osman Turan’ın satırlarında geçmişe dönük olarak –se/-sa eklerinin dahi kullanıldığını görmekteyiz. Bu durum, Kösedağ’daki büyük yenilginin yeni yorumları da beraberinde getirdiğini gözler önüne sermektedir. Osman Turan, farklı bir sayfada Anonim Selçuknâme’den alıntı yaparak Moğolların Anadolu’ya giriş sebeplerini şu şekilde izah etmektedir:

“…Anonim Selçuknâme de, Moğolların Gıyâseddin Keyhüsrev’in eğlence ile uğraştığını ve zayıf şahsiyetini anladıktan sonra memnun oldular ve Selçuklu ülkesine saldırdılar, demekle bu hususa işaret eder. Onlar bu durumu o derece ganimet saydılar ki Alâeddin Keykubad tarafından kabul edilen ve onun ölümü ile oğlu Keyhüsrev tarafından Moğolistan’a gönderilen Moğol elçisinin dönüşünü dahi beklemeden taarruza geçtiler.” [4]

Bu eserdeki diğer örnekleri şu şekilde sıralayabiliriz:




“…Sultan Gıyâseddin Keyhüsrev cahil ve bayağı (aşağılık/pespaye) etrafı yerine akıllı devlet adamlarının fikirlerine itibar etseydi Moğolların böyle ucuz bir zafer kazanmaları mümkün olamazdı.” [5]

“(Baba İshak), Türkmenleri mal, ganimet ve hâkimiyet vaatleri ile harekete geçirirken Gıyâseddin Keyhüsrev’in sefahat hayatını ve kötü idaresini ayaklanmanın meşrûiyetine sebep sayıyordu.” [6]

“Gıyâseddin Keyhüsrev’in kifayetsizliğine ve büyük devlet adamlarının bertaraf edilmiş olmasına rağmen Alâeddin Keykubad’ın bıraktığı maddî ve manevî miras yaşıyor…”[7]

Ali Sevim ve Erdoğan Merçil’in beraberce hazırladıkları, hacimli bir eser olan Selçuklu Devletleri Tarihi’nde de II. Gıyâseddin Keyhüsrev dönemine temas edilmiştir. Bu eserde de Kösedağ yenilgisinin tüm yükü Sultan’ın omuzlarına yıkılmaktadır. Bu doğrultudaki satırları aynen aktarıyoruz:

“…böylece öncü savaşından sonra 80 bin kişilik koskoca bir Selçuklu ordusu, sultanın korkak olması ve yeteneksizliği, deneyimli devlet adamlarına önem vermemesi ve taktik yanlışlıkları sebepleriyle, Türk tarihinin hiçbir döneminde bir eşi daha görülmemiş olan perişan bir duruma düştü.” [8]

Eserde yalnızca Kösedağ yenilgisine atıf yapılmamış, bu yenilgi üzerinden devletin gerileme süreci de II. Gıyâseddin Keyhüsrev’in sorumluluğuna devredilmiştir.

Bu bağlamda yeteneksiz, ahlâkî bozuklukları olan, içki, eğlence ve kadınlara düşkünlüğü ile öne sürülen sultan için, Türkiye Selçuklu Devleti’ni başsız bırakan ve felakete sürükleyen bir imge çizilmektedir. [9]

Türk tarihi üzerine önemli çalışmalar yapmış olan Fransız tarihçi Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu isimli eseriyle Türkiye Selçuklu Devleti’ni ele almıştır. Doğal olarak bu eserde de II. Gıyâseddin Keyhüsrev devrine temas edilmiştir. Üzerinde çalıştığımız devrin anlatımının ilk satırlarında, önemli devlet adamlarının görevden alınması mevzusu işlenmiş ve burada II. Gıyâseddin Keyhüsrev için “bir parça dengesiz olan hükümdar” yakıştırılması yapılmıştır. [10]

Bu eserde, bahsini ettiğimiz diğer eserlere oranla II. Gıyâseddin Keyhüsrev’e karşı daha ılımlı bir yaklaşım mevcuttur. Yaşanan Kösedağ yenilgisi sebebiyle, hakkında olumlu anlamda söz söylenmekten çekinilen bir sultan olarak karşılaştığımız II. Gıyâseddin Keyhüsrev için Cahen’in bazı cümleleri dikkat çekmektedir. Bu cümlelerden bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz:

“Hükmettiği toprakların alanı göz önüne alınırsa, Keyhüsrev’in babasından (I. Alâeddin Keykubad) daha güçlü bir hükümdar olduğu düşünülebilir…”

“Ne olursa olsun Keyhüsrev, Mısır hükümdarı ile birlikte Ortadoğu’nun tartışmasız en kuvvetli iki hükümdarından biridir.” [11]

Daha önce aktardığımız eserlerde, bırakın II. Gıyâseddin Keyhüsrev’i güçlü gösterecek bir cümle kurmayı, aksine onu beceriksiz ve bununla doğru orantılı olarak liyakatsiz bir kişi olarak atfetmeyi uygun bulmuşlardır. Cahen’in, devre ve dolayısıyla Sultan’a olan yaklaşımının daha iyi anlaşılabilmesi adına, bahsini ettiğimiz eserden bir alıntı daha yapmamız yerinde olacaktır:

“…bu arada bütün gelişmeler Selçuklu Devleti’nin yapısında ve Keyhüsrev’in politikasında bazı zaaflar olduğunu bize göstermektedir. Moğol müdahalesi yalnızca bu zaafları gün ışığına çıkarmıştı yoksa bu zayıflama işaretleri çok zaman önceden ortaya çıkmıştı ve iyice fark edilmekteydi…” [12]

Türk tarihçiliğinin önemli isimlerinden olan Faruk Sümer’in de, bahsini ettiğimiz süreci kapsayan bir makalesi mevcuttur. Eser, Anadolu’da Moğollar başlığını taşımaktadır. 1237 yılında Alâeddin Keykubad’ın vefatının ardından II. Gıyâseddin Keyhüsrev’in tahta geçtiği aktarılmış ve hemen akabinde yeni sultanın “aklen kifayetsiz, ahlâken düşük, iradesiz, hâsılı her bakımdan zayıf bir şahsiyet olduğu” belirtilmiştir. [13]

Faruk Sümer’in, Kösedağ Savaşı’nın sonucu ile alakalı kurmuş olduğu cümleler konumuz dâhilinde önem arz eder:

“…bu ordunun, takriben yirmi bin kişilik kısmının Moğollar tarafından çevrilip yok edilmesi üzerine geri kalan kısmı da sultanın korkaklığı, aczi ve muktedir bir kumandanın olmaması yüzünden, bütün ağırlıklarını bırakarak savaşmadan dağıldı. Böyle utanç verici ve sonucu pek ızdıraplı bir mağlubiyetin eşine Türkiye tarihinde rast gelinmez.“ [14]

II. Gıyâseddin Keyhüsrev devrine dair en başta tavsiye etmiş olduğumuz Anadolu Selçuklu Sultanlarından II. Giyâsü’d-dîn Keyhüsrev ve Devri isimli çalışmanın yazarı olan Nejat Kaymaz, bir makalesinde “gerilemeye sebep olan amiller, kendine has şartlar içinde, başlangıç olarak kabul edilen belirli tarihlerin etrafında, uzun veya kısa süren bir hazırlık devresi geçirmiştir.” satırlarına yer vermektedir. Yine de inhitatın yani gerilemenin sebebi olan hadiselerin, altı-yedi yıl gibi kısa bir süre zarfında gerçekleştiğini vurgulamıştır. Temas ettiğimiz diğer tarihçiler gibi Kaymaz da, I. Alâeddin Keykubad’ın ardından “liyakatsiz bir kimse olan II. Gıyâseddin Keyhüsrev’in hadiseli bir şekilde” tahta geçtiğini aktarmaktadır. [15]

Türkiye’de, İlhanlılar ve bu kapsamda Türkiye Selçukluları üzerine de önemli çalışmalara imza atmış olan Mustafa Uyar’ın, Refik Turan editörlüğünde yayınlanmış olan Selçuklu Tarihi El Kitabı isimli eserde Moğol İstilası Döneminde Selçuklular ismini taşıyan bir makalesi mevcuttur. Burada, II. Gıyâseddin Keyhüsrev’in şahsına dair, daha önce sekizinci dipnotumuzun asıl metninde Ali Sevim ve Erdoğan Merçil’den aktardığımız satırlara aynen yer verilmiştir. [16] Hatırlatmak gerekirse, bu satırlarda II. Gıyâseddin Keyhüsrev için yeteneksiz, tecrübeli devlet adamlarına önem vermeyen ve taktik yanlışlıkları yapan bir kişi olarak temas edilmiş ve Selçuklu ordusunu eşi görülmemiş perişan bir hale soktuğu aktarılmıştı. İleride temas edecek olduğumuz Mustafa Uyar’ın farklı bir makalesinin, konumuz dâhilinde en fazla öneme sahip çalışma olduğunu şimdiden belirtelim.




Günümüzdeki bir diğer önemli Selçuklu tarihçilerinden Erkan Göksu’nun, Kösedağ Savaşı (1243) ismini taşıyan bir makalesi mevcuttur.

Bu çalışmanın hemen başında, I. Alâeddin Keykubad zamanında Moğollara karşı takip edilen akıllı siyasetin, II. Gıyâseddin Keyhüsrev zamanında devam etmediği ve devlet idaresinde zafiyetler oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Yeni sultanın, Moğol tehlikesini iyi teşhis edemediğine temas eden Göksu, bu satırlara referans olarak Anonim Selçuknâme’yi bize sunmuştur:

“Anonim Selçukname’de, Moğolların Erzurum’u kuşattığı sırada Seyfeddin Sungur Lala’nın, Sultan’a adam yollayarak imdat kuvveti istediğini ancak şarap içmekte olan Sultan’ın “Moğol’un ne kadar askeri var ki” diyerek onları küçümsediğini ve çok az sayıda yardım gönderdiği söylenmektedir.” [17]

1242 yılında Moğollar, Anadolu üzerine ilk akınlarını düzenlemişler, 1243’e geldiğinde yeni bir akının sesleri II. Gıyâseddin Keyhüsrev tarafından duyulmuştur. Kaçınılmaz bir savaşın eşiğine gelen II. Gıyâseddin Keyhüsrev, devlet erkânını toplayarak bir toplantı yapmıştır. Bu toplantı neticesinde alınan kararlara ayrıca temas etmeyeceğiz fakat belirtebiliriz ki alınan kararlar herkesçe uygun bulunmuştur. Bizim burada vurgulamak istediğimiz esas durum Erkan Göksu’nun, toplantı sonrasında II. Gıyâseddin Keyhüsrev için “…geç de olsa Moğol tehlikesinin ciddiyetini kavrayan Sultan” yakıştırmasını yapasıdır. Bununla beraber, Moğolların karşısına olabildiğince büyük bir ordu ile çıkılması gerektiğinin bilincinde bir sultan portresi çizmektedir. [18] Neticede basit bilgiler olarak görülen bu aktarımlar, II. Gıyâseddin Keyhüsrev gibi neredeyse olumlu anlamda hakkında bilgi bulunmayan bir sultan için yazılınca önemli görülmektedir.

Yaşayan önemli Selçuklu tarihçilerimizden Salim Koca’nın da, Kösedağ Savaşı özelinde kaleme aldığı 50 sayfalık bir makalesi mevcuttur. Henüz makalenin özetinde dahi Kösedağ Savaşı’nın sonucu için aktarılan satırlar, makalenin devamındaki II. Gıyâseddin Keyhüsrev yaklaşımları için bize ipucu vermektedir:

“…başta Sultan Keyhüsrev olmak üzere bütün Selçuklu komutanları ile asıl Selçuklu ordusunun savaşa girmeden utanç verici bir şekilde kaçmasıyla sonuçlanmıştır. Bu kaçışın bedeli ise, Anadolu’nun istilâsı ile Türkiye Selçuklu Devleti’nin bir daha kurtulmamak üzere Moğol hâkimiyeti altına girmek şeklinde olmuştur.” [19]

Salim Koca, bahsini ettiğimiz makalenin giriş kısmında, Türklüğün aleyhine gerçekleştiğini belirttiği Katvan Savaşı, Ankara Savaşı, Viyana Bozgunu ve Balkan Savaşlarının yanına Kösedağ’da alınan yenilgiyi de eklemektedir. Aynı bölümde Osman Turan ve Nejat Kaymaz’ın isimlerini zikreden Koca “Her iki uzmanın da araştırması, kaynak bilgisinin tahlili ve tasvir sanatı bakımından iyi olmasına rağmen bu tarihî olay, Türk tarihinin akışına etkisi bakımından incelenmediği için yeteri kadar açıklanabilmiş değildir. Biz, her iki tarihçinin de gözünden kaçmış olan bu noktayı göz önüne alarak geniş bir değerlendirme yapmaya çalışacağız.” demektedir. [20] Bu yönüyle, Koca’nın çalışmasının çok geniş bir yaklaşım prensibiyle ele alındığını baştan vurgulamalıyız.

Çalışmada, Moğolları istilâya özendiren etkenler 5 farklı başlık halinde sıralanmıştır. Bunlardan ilk ikisi, doğrudan II. Gıyâseddin Keyhüsrev kapsamında değerlendirilebilir: [21]

a-) Devletin başında çocuk yaşta ve yetersiz bir hükümdarın bulunması.

b-) Merhum Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın güvenlik politikasının tamamen terk edilmesi.

c-) Anadolu’nun zengin ve müreffeh bir ülke olması.

ç-) Türkmen (Babaîler) isyanı ve faydasız seferlerle Selçuklu ordusunun yıpratılması.

d-) Moğol hükümdarlarının dünya hâkimiyeti düşüncesi.

Koca, ilk başlığı incelemeye, çocuk yaşta tahta çıkan II. Gıyâseddin Keyhüsrev için “Hükmetmekten çok hükmedilmeye muhtaç bir vaziyetteydi.” sözlerini kullanarak başlamıştır. Akabindeki süreçte II. Gıyâseddin Keyhüsrev için ifade ettiği satırları aktararak bu esere dair incelememizi de sonlandıracağız:

“Sultan II. Gıyâseddin Keyhüsrev’in hem özel hayatı hem de resmî hayatı beğenilmeyen çirkin davranışlarla dolu idi. Toplumun nefretini uyandıran bütün kötülükleri âdeta şahsında toplamış gibiydi. Eğlence, bu değersiz hükümdarın tek meşguliyeti idi. Selçuklu sarayında, eğlence ve çılgınlığın her çeşidi yaşanmaktaydı. Keyhüsrev, hiçbir devlet işini ciddiye almıyordu. O, yetenekten değil, karakterden yoksundu.” [22]




Şüphesiz ki, buraya kadar aktardığımız bilgilerin temel sebebini, İbn Bîbî’nin El Evamirü’l-Ala’iye Fi’l-Umuri’l-Ala’iye adını taşıyan eseri başı çekmekle beraber, sair ana kaynaklar oluşturmaktadır.

Ancak yapılması gereken bir husus var ki, o da bu eserlerin nitelik bakımından incelenmesidir. Daha önce temas ettiğimiz Mustafa Uyar’ın bir makalesi bu konuda bize ışık tutmaktadır.

Sözünü ettiğimiz makale Kösedağ Savaşı’nı Yeniden Değerlendirmek: İlhanlı Dönemi Tarihyazıcılığı Bağlamında Bir Savaşın Anatomisi [23] başlığını taşımaktadır. Moğol taraftarı bir şahsiyete sahip olduğunu bildiğimiz İbn Bîbî’nin, II. Gıyâseddin Keyhüsrev’i kötülemesi ve olabildiğince aşağı göstermesi normal bir durumdur. Uyar da makalesinde bu hususa temas etmiştir. Kapsamımız dâhilinde, eserden bir alıntı yaparak çalışmamızı sonlandırıyoruz:

“Sultan Giyâsüddîn’in Moğollara karşı durma gayreti ve cesareti sebebiyle doğabilecek “cesur ve kahraman sultan” imajını, büyük bir ustalıkla ”korkak, beceriksiz ve liyakatsiz” biçimine tevil etmeye çabalamıştır. Buna uygun olarak eserinde, Moğolların yıkıcı harekâtını durdurmaya yönelik gerçekleşen bu girişim, “cesaretin ve bağımsız yönetim isteğinin” değil, “akılsızlığın ve tecrübesizliğin” sonucu ortaya çıkan bir “hezeyan” şeklinde betimlenmiştir. Zira “cihanın efendisi Moğol ilhanlara” başkaldıran her bir kimsenin akıbetinin ne derece sefil ve acınası olduğu herkesçe bilinmeli, korkulmalı ve ona göre hareket edilmeliydi.” [24]


İçeriğimizi beğendiniz mi? Çalışmalarımızı geliştirmemize katkıda bulunmak istiyorsanız bağışçımız olabilirsiniz.


DİPNOTLAR

[1] İbn Bibi, El Evamirü’l-Ala’iye Fi’l-Umuri’l-Ala’iye (Selçuk Name), C. II, Haz. Mürsel Öztürk, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1996, s. 76.

[2] Nejat Kaymaz, Anadolu Selçuklu Sultanlarından II. Giyâsü’d-dîn Keyhüsrev ve Devri, Türk Tarih Kurumu, 2014.

[3] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, Turan Neşriyat, 1971, s. 434.

[4] Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 429.

[5] Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 439.

[6] Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, ss. 426-427.

[7] Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 420.

[8] Ali Sevim – Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi (Siyaset, Teşkilât ve Kültür), Türk Tarih Kurumu, 1995,s. 472.

[9] Sevim – Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi, s.474

[10] Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, Çev. Erol Üyepazarcı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000, s. 92.

[11] Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, s. 96.

[12] Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, s. 97.

[13] Faruk Sümer, “Anadolu’da Moğollar”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, C. 1, Y. 1970, s. 7.

[14] Sümer, “Anadolu’da Moğollar”, s. 9.

[15] Nejat Kaymaz, “Anadolu Selçuklu Devletinin İnhitatında İdare Mekanizmasının Rolü”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi, C. 2, S. 2, Y. 1964, s. 91.

[16] Mustafa Uyar‚ “Moğol İstilası Döneminde Selçuklular”, Selçuklu Tarihi El Kitabı, Ed. Refik Turan,

2014, s. 418.

[17] Erkan Göksu, “Kösedağ Savaşı (1243)”, Tarihin Peşinde, S. 2 Y. 2009, s. 2.

[18] Göksu, “Kösedağ Savaşı (1243)”, s. 4.

[19] Salim Koca, “Türkiye Selçuklu Tarihinin Akışını Değiştiren ve Anadolu’nun Kaderini Belirleyen Savaş: Kösedağ Bozgunu”, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S. 37, Y. 2015, s. 35.

[20] Koca, “Türkiye Selçuklu Tarihinin…”, s. 38.

[21] Koca, “Türkiye Selçuklu Tarihinin…”, s. 42.

[22] Koca, “Türkiye Selçuklu Tarihinin…”, s. 43.

[23] Mustafa Uyar, “Kösedağ Savaşı’nı Yeniden Değerlendirmek: İlhanlı Dönemi Tarihyazıcılığı Bağlamında Bir Savaşın Anatomisi”, Türk’ün Anadolu Tarihinde Bir Dönüm Noktası 1243 Kösedağ Savaşı ve Anadolu’nun Moğollar Tarafından İşgali, Ed. Abdullah Kaya, Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları, Y. 2018, ss. 325-334.

[24] Uyar, “Kösedağ Savaşı’nı Yeniden…”, s. 333.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.