İbn Tağrîberdî ve en-Nücûmü’z-zâhire Adlı Eserinin Usul ve Üslup Yönünden İncelenmesi

XV. yüzyılda yaşamış olan İbn Tağrîberdî, Memlük tarihçiliğinin en önemli isimlerinden birisidir. Yazıda onun tam adı  en-Nücûmü’z-zâhire fî mülûki Mısr ve’l-Kahire olan tarih eserinin Memlük tarih yazımından aldığı miras, İbn Tağrîberdî’nin uyguladığı yeni yöntemler ve eserin kaynaklarıyla olan bağı incelenmeye çalışılacaktır.

İbn Tağrîberdî’nin Hayatı

Adı Yusuf olan yazarın künyesi Ebü’l-Mehâsin Cemâlüddîn Yusuf b. Tağrîberdî el-Atâbekî el-Yeşbugavî ez-Zâhirî’dir ve 1410 yılında Kahire’de doğmuştur [1]. İbn Tağrîberdî’nin babası, Memlük Devleti’nde önemli görevlerde bulunmuş aslen Anadolulu (Diyar-ı Rum) bir emirdir. Memlük Sultanı Berkuk’un (ö. 1399) memlüklerinden olan baba Tağrîberdî, ölümüne değin sarayda silahdarlık [2] ve atabekü’l-asakirlik [3] olmak üzere Halep naibliği ve Dımaşk naibliği gibi önemli mevkilerde de bulunmuştur [4].

Babası 1412’de Dımaşk naibliği görevindeyken öldüğünde İbn Tağrîberdî, henüz 2 yaşındaydı. Küçük Yusuf’u, devrin Hanefi kadısı Nasırüddin İbnü’l-Adîm Muhammed ile evli olan ablası yanına aldı. Eşinin 1416’da ölümü üzerine ablası, başkadılık makamında bulunan Celalüddin Abdurrahman el-Bulkunî ile evlendi. İlk eğitimini ilmiye sınıfına mensup bu iki şahsiyetten alan İbn Tağrîberdî, sonrasında devrin önemli alimlerinin derslerine katıldı. Hadis, fıkıh, tarih, edebiyat, müzik, nahiv gibi zamanının önemli ilimlerinde tahsil gördü. Arapça ve Türkçenin yanı sıra Farsçayı da öğrendi. Diğer yandan babası dolayısıyla evlâdü’n-nâs’tan [5] olması, bazı kız kardeşlerinin devrin önemli emirleri ile evlenmiş olmaları ve İbn Tağrîberdî’nin Memlük askeri elitiyle de arasında doğal bir bağ vardı [6]. Evladü’n-nas’tan olmasının ve hizmet-i sultâniye olarak adlandırılan saray hizmetlerinde bulunmasının yanında alim kimliğiyle de sultanların meclislerinde yer alması İbn Tağrîberdî’nin hayatı boyunca Memlük sarayıyla yakın ilişki içerisinde olmasını sağladı [7]. Yazıda konu edeceğim en-Nücûm eserinin yanında, en önemli eserleri şunlardır:

1) El-Menhelü’ş-şafi: Safedî’nin (ö. 1363) veyafat türünde yazılmış el-Vâfî bi’l-vefayat isimli eserine yazılmış bir zeyldir.
2) Havâdisü’d-dühûr: Makrîzî’nin (ö. 1442) es-Sülûk adlı tarih kitabına yazdığı zeyl.

İbn Tağrîberdî bu eserlerinin dışında başka tarih, edebiyat ve müzik alanında da eserleri vardır [8]. Ölmeden evvel kendisine bir türbe yaptırarak bazı arazilerini onun geliri için vakfetmiş ve 3 Haziran 1470 günü Kahire’de ölünce kendi yaptırdığı türbesine gömülmüştür [9].

En-Nücûmü’z-zâhire ve Memlük Tarih Yazımı

Bu ana başlık altında ilk olarak en-Nücûmü’z-zâhire genel olarak anlatılacak, sonrasında eserin yazıldığı döneme kadar Memlük tarih yazımı özetlenecek, bunun akabinde eserin Memlük tarih yazımından miras aldığı özellikler ve bu tarih yazımına eklediği yeni hususlar üzerinde durulacaktır. Son olarak da İbn Tağrîbedî’nin en-Nücûmü’z-zâhire’sindeki kayıtlar hocalarının eserlerindeki kayıtlarla karşılaştırılarak İbn Tağrîberdî’nin hangi eserden ne miktarda yararlandığı açıklanmaya çalışılacaktır.

En-Nücûmü’z-zâhire’nin Genel Özellikleri

Öncelikle hemen belirmek gerekiyor ki uzmanlar tarafından en-Nücûmü’z-zâhire, İbn Tağrîberdî’nin en önemli eseri olarak nitelendirilmektedir [10]. İbn Tağrîberdî’nin, Sultan Çakmak’ın (ö. 1453) oğlu Muhammed için yazdığı bu eseri, Mısır’ın Müslümanlar tarafından fethinden (641) başlayarak 1468 yılına kadar gelen bir Mısır tarihidir. Eser kronolojik bir sıra takip etse de saltanat devirlerine göre bölümlere ayrılmıştır. Hangi sultanın zamanı söz konusuysa o dönemde yapılan aziller, atamalar ve sürgünler ayrıntılı olarak verilir. Sultanın adının tam künyesini, devletteki kaçıncı hükümdar olduğunu, “kariyer”ini, tahttan hal edilmişse sonraki yaşamını anlatır. Merasimler ayrıntılarıyla anlatılır. Ayrıca her bölümün sonuna bir vefayat kısmı eklenerek o devirde vefat etmiş önemli kişilerin biyografileri (tercüme-i hal) eklenmiştir. Bunun yanında yine mevzubahis olan hükümdarın devrinde gerçekleşmiş doğal afetler, yangınlar, fiyat artışları, salgın hastalıkların ve Mısır’daki yapıların yanı sıra yer yer çevre ülkelerdeki hadiseler hakkında da bilgiler verilmiştir.

İbn Tağrîberdî kendi devrinden önceki dönemler için diğer kaynaklara başvurur [11]. Özellikle Sultan Berkuk devrinden itibarense kendi şahitliğinin yanı sıra konuştuğu kişilerden de alıntılar ekleyerek anlatısını bu dönem için oldukça önemli bir hale getirmiştir. Sonlara doğru anlatısındaki ayrıntılar azalmaktadır. Sultan Hoşkadem’e (ö. 1467) ayırdığı bölüm tipik bir kronolojik tarih üslubunu andırır. Bunun nedeni muhtemelen ölümüne doğru bilgileri kaydederek ayrıntılarını daha sonra öğrendikten sonra eklemeyi düşünmesi olabilir.

Memlük Tarih Yazımının Genel Özellikleri

Memlük tarih yazımını kendinden evvelki dönemlerden ayıran en önemli özelliği, ilmiye ve kalemiye sınıfından olan tarih yazarlarının yanı sıra askeriyeden tarih yazan kişilerin ortaya çıkmasıdır. Sonrasında evladü’n-nas’a mensup kişiler de tarih alanında eserler vermeye başlayacak ve böylece ‘memlük-alim’ profiline mensup kişiler tarih yazımında görülmeye başlanacaktır. Diğer yandan Memlük tarihçileri yazdıkları eserlerde tür olarak da öncüllerinin devamcısı olsalar da, onların tarih yazımına kattıkları yeniliklerden birisi de günlük konuşma diline ait unsurların eserlerde yer almaya başlamasıdır [12]. Diğer yandan Memlük tarih yazımının ilk dönemleri biyografi kitaplarının (siret) altın çağıdır [13]. Erken dönemin önemli tarihçilerinden Baybars el-Mansûrî (ö. 1325), Memlük tarihçiliğinin en önemli unsuru olan “alim-memlük” profilinin ilk örneğidir. Baybars el-Mansûrî’nin de yer aldığı evladü’n-nas böylece Arapça konuşan ulema-bürokrat sınıfı ile Türkçe konuşan memlük-askeri sınıf arasında bir köprü kurmuş oldu [14].

Bu bağın sağlanması tarih eserlerinde saraydaki hadiselerden ve emirler arasındaki münasebetlerden daha ayrıntılı olarak bahsedilmesine neden olmuştur. Çünkü daha evvel tarih yazarları olarak karşımıza çıkan ulema sınıfına ya da bürokrasiye mensup tarihçiler, yaşamları ve konumları itibariyle bunu gerçekleştirmekten uzak kişilerdi. Diğer yandan klasik tarih kitapları da –başta Ebü’l-Fidâ (ö. 1331) ve Devâdârî (ö. 1336 sonrası) olmak üzere genel tarihler, Safedi’nin vefayat türündeki eşsiz çalışması gibi– Bahri Memlükler döneminde yazılmaya devam edilmiştir. Burci Memlükler döneminin en önemli tarihçisi ise Makrîzî’dir. Makrîzî’nin özellikle el-Mevâîz ve’l-itibâr’ı ve es-Sülûk’u Mısır tarihine ilişkin her şeyi kapsamaktadır; hadiseler, yapılar, sokaklar, kaleler, doğal afetler, paralar vs. Yine Makrîzî ile aynı dönemde yaşamış ve eser vermiş olan Aynî (ö. 1451), İbn Hacer (ö. 1449) ve İbn Arabşah (ö. 1450) gibi isimler de Burcî Memlükler devrinin tarihçilik alanında en önemli isimleridirler [15].

İbn Tağrîberdî’ye kadar Memlük tarih yazımının özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1) İlmiye ve kalemiye sınıfına ek olarak askeriyeye mensup kişiler yani memlük kökenli kişiler de tarih yazmaya başlamışlardır.

2) Günlük konuşma diline ilişkin öğeler, deyişler ve atasözleri tarih eserlerine girmiştir.

3) Biyografi ile vefayat kitaplarının yanı sıra genel tarih kitapları da yazılmaya devam edilmiştir.

4) Özellikle Makrîzî’nin eserlerinde –daha ziyade Mısır merkezli olarak– karşımıza çıkan, tarihi olaylarla konuya ilişkin diğer tüm unsurlarının beraber verilmesi geleneği başlamıştır.

5) Haçlılara, Moğollara ve Karakoyunlulara karşı verilen mücadeleler Memlük tarih yazımında “cihad” olarak vurgulanmıştır.

En-Nücûmü’z-zâhire’nin Memlük Tarih Yazımıyla Bağlantısı

Bu başlık altında ilk olarak eserin Memlük tarih yazımının izini taşıyan kısımları, akabinde ise tarih yazımı geleneğinden bağımsız olarak İbn Tağrîberdî’nin eserinde uyguladığı yöntemlerden bahsedilecektir [16].

Öncelikle eserin yazarı olan İbn Tağrîberdî, Memlük tarih yazımının ilk özelliği olan alim-memlük profilinin en güzel örneklerinden birisidir. Buradan hareketle yazar eserinde sık sık emirler arasındaki konuşmalara ilişkin uzun pasajlar verir. Ayrıca evladü’n-nas’tan olması nedeniyle zaten Türkçe bilen İbn Tağrîberdî, bunu eserinin çeşitli yerlerinde vurgular. Bilhassa Memlüklerin iç siyasetine ilişkin kendi dönemi ve babasının döneminde verdiği bilgilerin bu bakımdan son derece ehemmiyet arz eder. Bunların önemini daha iyi anlayabilmek için İbn Tağrîberdî’nin Memlük elit sınıfı ile olan bağlantısına ve bunun eserine yansımasına ayrıca bakmak gerekiyor.

Yukarıda bahsedilen makamları dolayısıyla yazarın babası Tağrîberdî’nin doğal olarak emirler arasında saygın bir yeri ve bağlantısı vardı.

Emir Tağrîberdî’nin memlük olarak elde ettiği bu bağı evlilikler yoluyla daha da güçlendirdiğini görüyoruz. Zira Hacibü’l-hüccab Temurbay’ın ve Halep Naibi Demirtaş el-Muhammedî ez-Zâhirî’nın kızlarıyla evlenmişti [17]. Ayrıca İbn Tağrîberdî’nin eserinden babasının, Sultan Mansur Muhammed’in (ö. 1398) kızı Fatıma ile kadının 1401’deki ölümüne değin evli kaldığını görüyoruz [18]. Yine İbn Tağrîberdî’nin eserinden, babası Tağrîberdî’nin kız kardeşi olan Şirin’in Sultan Berkuk ile evli olduğunu ve Sultan Farac’ın (ö. 1412) annesi olduğunu anlıyoruz [19].

Tağrîberdî ailesinin sarayla olan evlilik bağı bununla sınırlı değildi zira İbn Tağrîberdî’nin ablası Fatıma da Sultan Ferec ile evlenmişti [20]. Sultan Ferec’in ölümünden sonra ablası Fatıma Silahdar Aynal en-Nevrûzî ile evlenmişti. Ayşe adındaki diğer ablası da Dımaşk Naibi Atabeg Akboğa et-Timrâzî ile ve onun ardından Sultan Ferec’in oğlu Halil ile evlendirilmişti. Ablasının kızı Sare de Sultan Çakmak’ın oğlu Muhammed ile evlenmişti.

İbn Tağrîberdî’nin Memlük askeri elit sınıfıyla olan bu bağının yanında ulema sınıfıyla da bağları mevcuttu. Öz ablası Hacer önce Hanefi kadısı Nasırüddin İbnü’l-Adîm Muhammed ile onun ölümünün ardından da Başkadı Celalüddin Abdurrahman el-Bulkunî ile evlenmişti. Babası Emir Tağrîberdî’nin ölümünün ardından üvey annesi Kamer, Halife el-Mutazıdbillah (ö. 1414) ile evlenmişti [21].

Yazarımız İbn Tağrîberdî’nin akrabaları vasıtasıyla oluşan bu ilişki ağını şöyle tablolaştırabiliriz:

YAKINLIĞI EVLİLİK YAPTIĞI KİŞİ(LER)
Babası Emir Tağrîberdî Hacibü’l-hüccab Temurbay’ın kızı / Halep Naibi Demirtaş el-Muhammedî ez-Zâhirî’nın kızı / Sultan Muhammed’in kızı Fatıma
Halası Şirin Sultan Berkuk
Ablası Fatıma Sultan Ferec / Silahdar Aynal en-Nevrûzî
Ablası Ayşe Dımaşk Naibi Atabeg Akboğa et-Timrâzî / Sultan Ferec’in oğlu Halil
Ablasının kızı Sare Sultan Çakmak’ın oğlu Muhammed
Öz ablası Hacer Hanefi kadısı Nasırüddin İbnü’l-Adîm Muhammed / Başkadı Celalüddin Abdurrahman el-Bulkunî
Üvey Annesi Kamer Halife el-Mutazıdbillah

Tüm bu ilişkiler ağı göz önünde alındığında yazarımız İbn Tağrîberdî’nin Memlük toplumunun üst kesiminde çok sıkı bir ilişki ağı vardı. İlmiye-askeriye sınıfı ile ilgili olan bu bağlarını eserinin pek çok yerinde görüyoruz. “…’dan duydum ki…”, “Babam bana dedi ki…”, “… bunları …’dan dinledim” şeklinde kullandığı cümlelerle İbn Tağrîberdî bu bağlantılarına atıf yapar. Ayrıca Memlük emirleri arasındaki mücadelelerin en ince ayrıntıları, emirler arasındaki konuşmalar ve memlükler arasındaki hoşdaşiyelik bağının önemi, İbn Tağrîberdî’nin verdiği bu konuşmalarda açık bir şekilde görülebilir. Diğer yandan mesela saraydaki protokollere ve adetlere oldukça dikkat edip veren İbn Tağrîberdî, Sultan Ferec devrindeki bir hadiseyi şöyle anlatır:

“Allâme Alaaddin Ali el-Kalkaşandî bana bizzat anlattı: ‘O gün Sadreddin’in hazır olan fakihlerle birlikte oturuşu sırasında oradaydım. Mihrapta sultan Sadreddin’in yan tarafına oturdu. Sağında Atabek Emir Tagrıberdi min Başbuga – yani babam , – onun altında ise diğer emirler vardı. Sultanın sol tarafında ise Şeyh Burhaneddin İbrahim b. Zukkaa, onun altında Mütakıd el-Karakî oturuyordu. Sonra kadılar geldiler. Başkadı Celaleddin el-Bulkînî sultanın sol tarafında emîr-i kebirin üzerinde oturmaya cesaret edemedi ve ilerleyip sultanın sol tarafında İbni Zukkaa ve el-Karakî’nin altında oturdu. Çünkü bu ikisinin Sultan Berkuk zamanından beri kadıların üst tarafında o turma adetleri vardı.’ Ben dedim: Bu âdet, Şeyhun el-Ömerî’den itibaren günümüze kadar böyle devam etmiştir. Meclislerde emîr-i kebir üzerinde ne kadılar, ne başkaları ve hatta ne de sultanın oğlu oturabilirdi. Bunun tek istisnası temiz nesebinden dolayı Mekke hakimi (şerifi)dir.” [22]

Memlük devri tarih yazımının bir diğer özelliğinin günlük deyişlere ilişkin bilgilerin eserlerde kullanılması olduğunu söylemiştik. Şimdi de en-Nücûmü’z-zâhire’den buna ilişkin örnekler verelim: “Arap öpmekle dudak kararmaz.” [23], “İhtiyaç sahibi kördür, tek derdi körlükten kurtulmaktır.” [24]

en-Nücûmü’z-zâhire ile alakalı en önemli sorulardan birisi, bu eserin hangi türe ait olduğu ile ilgilidir. Bu soruya verilebilecek net bir cevap yoktur. Zira kitap 4 türün özelliklerini taşır, bu türler şunlardır; genel tarih, tabakat/teracim, vefayat ve siyasetname. Genel tarih eserlerinin özelliklerini taşır, çünkü her bölümde iç ve dış olayları kronolojik bir sırayla uzun uzadıya anlatır. Tabakat/teracim kitaplarının özelliklerini taşır, çünkü mutad olarak her bölümde mevzubahis olan sultanın ne zaman nerede doğduğu, künyesi, sultan olana kadarki yaşamı ve öldükten sonra karakteri hakkında değerlendirmeler yer alır. Vefayat türünün de özelliklerini taşır, çünkü yine her bölümde o devirde ölen önemli isimleri sayar, onların hayat hikayelerini verir ve varsa eserlerinden örnekler vererek onların durumunu tartışır.

Son olarak bu kitap siyasetname türüne de benzer. Çünkü saray içerisindeki olaylar ve emirler arasındaki düzen ayrıntılı olarak anlatılır. Saraydaki merasimlerden, törenlerden ve protokol kurallarından ayrıntılı olarak bahsetmesi sanki eseri okuyacak saraylılara yönelik bir rehber olması için hazırlamış gibi gözükmektedir. Bunun yanında hangi sultanın nasıl bir adet-gelenek başlattığını/kaldırdığını, o geleneğin ne zamana kadar sürdüğünü özellikle belirtir.

Ayrıca İbn Tağrîberdî zaman zaman aralara girerek hadiseler hakkında değerlendirmelerde, yorumlarda bulunur ve nasihat verir. Bence bu durumun oluşmasında eserini bir sultanın oğluna yazmış olmasının etkisi büyüktür. Bu durumu açıklayan güzel bir örnekle ortaya koymak istiyorum.

İbn Tağrîberdî, Timur’un Bağdat’ı zaptı hakkındaki bilgileri hocası Makrîzî’nin es-Sülûk’undan almasına rağmen ekleme yapmıştır:

İbn Tağrîberdî – en-Nücûmü’z-zâhire Makrîzî – es-Sülûk
“(…) Timur 795 yılının Şevval ayının yirmi birinci günü orayı ele geçirmişti. Timur’un Bağdat’ı zaptının sebebi, adı geçen Üveys oğlunun emirlerini katletmekte aşırıya kaçması, halkına fazla zulmetmesi, insanların namusuna el uzatması ve kötü şeyler yapmasıydı. Bir nasihatta bulunayım: Filozoflar şu yedi hasletten birine sahip olan kişinin halkını yönetemiyeceğini bildirmişler: Ahmaklık, yalancılık, küçük yaşlılık, fakirlik, zalimlik, cimrilik ve uçkur düşkünlüğü.[25] “(…) Timur, [795 yılının Şevval] ayın[ın] yirmi birinde Cumartesi günü Bağdat’ı aldı. Çünkü Ahmed b. Üveys devletin ümerâsını katletmede, halkına zulmetmede çok aşırıya gittiğinden ve ahlâksızlığa kendini iyice kaptırmış olduğundan Bağdat halkı Timur’a mektup yollayarak Tebriz’i istilâsından sonra onu Bağdat’a gelmeye ikna ettiler.[26]

Yukarıda gösterilen durumlar göz önüne alındığında bu eser tek bir kaynak türünün özelliğini taşımaktan ziyade, yazarı tarafından oldukça iyi bir şekilde bilinen pek çok türün başarılı bir şekilde birbirine eklemlenmesiyle incelikle işlenmiş bir şaheser niteliğine bürünmüştür. Yaptığı zeyllerden es-Sülûk ve el-Vâfî gibi alanının en iyi kitaplarına aşina olan İbn Tağrîberdî, bu iki eseri en-Nücûm’da birleştirmeyi başarmış gibi gözükmektedir.

Yukarıda 5 maddede özetlediğim Memlük tarih yazımının özelliklerinden bir diğeri olan, sadece siyasi olaylardan değil diğer pek çok hadise hakkında bilgi verme durumu en-Nücûmü’z-zâhire için de geçerlidir.

İbn Tağrîberdî, her sultanın devrinde yapılan atamalardan, azillerden ve sürgünlerden bahseder. Doğal afetleri, salgın hastalıkları ve pahalılığı ıskalamaz. Ziyafetler hakkında da bilgi verir. Mesela 1460 yılında yaşanılan pahalılıktan ve veba salgınından şöyle bahseder:

“Cümadilâhire’nin ilk günlerinde, pahalılık ve memâlik-i celbânın zulmü yetmiyormuş gibi, divan kayıtlarında [veba yüzünden] gösterilen ölü sayısı 316’ya ulaştı. On yedi musallada cenazesi kılınanların sayısı ise 1910’a çıktı, ama insanlardan duyduğuma göre bir günde Kahire’de ölenlerin sayısı üç binin üzerindeydi.” [27]

en-Nücûmü’z-Zahire’de bulunan Memlük tarih yazımının diğer unsurlarına gelecek olursak, İbn Tağrîberdî de eserinde yeri geldiğinde Memlük Devleti’nin mücadele ettiği bazı topluluklarla yapılacak savaşları “cihad” statüsünde verir. Bu topluluklar şunlardır: Haçlılar, Moğollar ve Karakoyunlular. Memlük askerleri İbn Tağrîberdî için “İslam askerleri”dir. Bu noktada yazar, kendinden önceki Memlük tarihçilerinin izinden gider. Diğer yandan emirler arasında yaşanılan mücadelelerden ve herhangi bir sultana karşı başlatılan isyandan “fitne” olarak söz eder. Eserinde çoğu şeyi yazgıya bağlayarak, Allah’ın izni dışında hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğini ve edenin en sonunda bulacağını vurgular:

[Sultan Müeyyed] bunun bir hiyle değil, ilahî bir tecelli olduğunu anladı. Belki geçmişte farkına varmadan –ama Allah farkına varmıştı,- birine yaptıkları kötülüğün bir cezasıydı veya işlenen bir günahın karşılığıydı. Çünkü ceza, yapılan bir iş karşılığı olarak verilir.” [28]

İbn Tağrîberdî’nin eserinde ara ara dile getirdiği bir diğer husus, kendinden önceki bazı tarihçilerin, ki aralarında hocaları da vardır, Türkçe bilmedikleri için yaptıkları hataları vermesidir. İbn Tağrîberdî’nin eserini yazma nedenlerinden birisi bu kaygısı da olabilir. Yer yer bu durumu vurgular:

“Bu hikayeyi anlatmamızın sebebi, Kadılkudat Şihabeddin b. Hacer’in Barsbay’ı Dokmak’ın azatlısı gibi göstermiş olmasıdır, ama gerçek onun söylediği gibi değildir. Türkçeyi bilmediği ve Türklerle haşır neşir olmadığı için bu hatasından dolayı onu ayıplamak gerekmez.” [29]

En-Nücûmü’z-zâhire’nin Makrîzî’nin es-Sülûk’u, Aynî’nin ‘Ikdu’l-cumân’ı ve İbn Hacer’in İnbâ’ el-Gumr’u ile Karşılaştırılması

Öncelikle belirtilmelidir ki bu karşılaştırmalar Türkçe’de mevcut olan kayıtlar üzerinden yapılmıştır [30]. Ve bunlar da ismi verilen eserlerin tam çevirilerini değil kısmi çevirilerini içerirler.

en-Nücûm ile es-Sülûk’un Osmanlılar, Karamanoğulları ve Timur’a dair kayıtları karşılaştırıldığında bilgilerin genellikle örtüştüğü görülür. Yalnız İbn Tağrîberdî es-Sülûk’taki bazı kayıtları atmıştır. Bunlar özellikle Memlüklere yukarıda sayılan taraflardan gönderilen elçiler ve onlara ait Memlük Devleti’ni doğrudan ilgilendirmeyen hadiselerdir. Bununla birlikte eğer imkanı varsa İbn Tağrîberdî aldığı bilgilere eklemelerde bulunmuş, gerekli gördüğü yerlerde değerlendirmeler yapmıştır. Özellikle Dımaşk’ın Timur tarafından ele geçirilmesi olayında bu farklılık kendisini göstermektedir.

‘Ikdu’l-cumân ile en-Nücûm’un Karamanoğullarına dair kısımları karşılaştırıldığında ise benzer hadiselerden bahsedilmesine rağmen İbn Tağrîberdî bu eserden iktibas yapmamış gibi gözükmektedir. Bu anlamda ‘Ikd’daki kayıtlar ile en-Nücûm’daki kayıtlar anlatı olarak örtüşmezler.

İbn Hacer’in İnba’ el-Gumr’u ile en-Nücûm’un Timurlular kısmı kıyaslandığında ise iki kaynağın birbirine en çok yaklaştığı nokta Timur’un hayatı ile ilgili kısımdır. Ancak İnba’ el-Gumr’da konuyla alakalı tek bir rivayet anlatılırken, en-Nücûm’da bu duruma dair iki rivayet zikredilir ki bunlardan birisi İnba’daki rivayete çok az benzer ve farklıdır. Diğer yandan olay iki kaynağın düzenleri farklıdır ve bazı olayların anlatımları örtüşmemektedir. Bu anlamda aralarında doğal bir bağdan söz etmek doğru olmaz.

Sonuç

İbn Tağrîberdî’nin eseri en-Nücûmü’z-Zahire, Memlükler devri tarih yazıcılığının gözde türleri olan genel tarih, vefayat ve teracim türlerinin özelliklerini taşımasının yanında yazar tarafından bazen saray adetleri hakkında bilgi vermek bazen de nasihat verilmek suretiyle anlatı bölünmüştür. Böylece eser siyasetname türüne dair de izler taşımıştır. İbn Tağrîberdî bu durumu kasıtlı bir şekilde uygulayarak, pek çok türü bir çatı altında başarıyla birleştirmeyi başarmıştır. Yazar eserinde kendinden önceki kaynaklardan özellikle hocası olan Makrîzî’nin es-Sülûk adlı eserinden hayli faydalanmıştır. Bunun yanı sıra gerek Memlük üst sınıfıyla olan aile bağları gerekse bizzat kendi çabasıyla elde ettiği bilgileri de kitabında zikrederek anlatısına fark katmış ve özgün bir eser meydana getirmiştir.

Dipnotlar

[1] İbn Tağrîberdî’nin doğum tarihine ilişkin Ramazan Şeşen (Ramazan Şeşen (haz.), Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, İSAR Vakfı Yayınları, İstanbul, 1998, s. 219), Mustafa Çuhadar (Mustafa Çuhadar, Abu’l-Mahasin Camal Al-Din Yusuf bin Tağribirdi Hayatı, Eserleri, Şahsiyeti ve Eserlerinin İstanbul Kütüphanelerinde Bulunan Yazmalarının Tavsifi (813-874 / 1410-1470), Yayımlanmamış Doktora Tezi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri, 1991, s. 8.) ve W. Popper (W. Poper, “Abu’l-Mahâsin”, the Encyclopedia of Islam, Cilt: I, Brill, Leiden, 1986, s. 138.) 1409 ya da 1410 yılını vermektedirler. Lakin Abdullah Sağır, doktora tezinde eldeki verilerle İbn Tağrîberdî’nin doğum tarihini daha net bir tarih olan 1410 Şubatı’nın sonları ile Martı’nın başlarına tarihlemeyi başarmıştır bkz. Abdullah Sağır, İbn Tağrîberdî’nin “El-Menhelü’s-Sâfî” Adlı Eserine Göre Kahire’de İlmî ve Sosyo-Kültürel Hayat, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Esntitüsü, İstanbul, 2014 , ss. 19-20.

[2] İbni Tagriberdi, en-Nücûmu’z-Zâhire (Parlayan Yıldızlar), çev. D. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 2013, s. 314

[3] Tagriberdi, a.g.e., s. 386.

[4] Mustafa Çuhadar ve İsmail Yiğit, “İbn Tağrîberdî”, Türkiye Diyanet Vakfi İslam Ansiklopedisi, Cilt: 20, Diyanet Basımevi, İstanbul, 1999, ss. 385-386.

[5] Memlük bir babadan doğan çocuklara verilen bu isim hakkında bkz. Seyyid Muhammed es-Seyyid, “Evlâdü’n-Nâs”, Türkiye Diyanet Vakfi İslam Ansiklopedisi, Cilt: 11, Diyanet Basımevi, İstanbul, 1995, ss. 525-526.

[6] Şeşen, a.g.e., s. 291; Çuhadar ve Yiğit, a.g.m., s. 386.

[7] Çuhadar, a.g.t., ss. 43-55; Kürşat Solak, İbn Tagri Birdî’nin “en-Nucûm ez-Zâhire” Adlı Eserinde Geçen Dulkadiroğulları Beyliği İle İlgili Kayıtlar, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 2004, ss. 11-13.

[8] Bkz. İbni Tagriberdi, a.g.e., ss. 12-13; Popper, a.g.m., s. 138; Çuhadar ve Yiğit, a.g.m., ss. 386-388; Şeşen, a.g.e., ss. 220-221; Çuhadar, a.g.t, ss. 59-80.

[9] Türbenin vakfiyesi üzerine yapılan bir çalışmada İbn Tağrîberdî’nin iyi bir gelire sahip olduğu ve öldüğünde geride eşi ya da çocuğu olmadığı anlaşılmıştır bkz. Hani Hamza, “Some Aspects of the Economic and Social Life of Ibn Taghribirdi Based on an Examination of His Waqfiyah”, Mamluk Studies Review, Cilt: XII, Sayı: 1, Chicago, 2008, ss. 139-150.

[10] Şeşen, a.g.e., s. 220; Çuhadar, a.g.t., s. 59; Çuhadar ve Yiğit, a.g.m., s. 386; Solak, a.g.t., s. 14;

[11] Şeşen, a.g.e., s. 220; Çuhadar, a.g.t., ss.59 -61; Çuhadar ve Yiğit, a.g.m., ss. 386-387; Popper, a.g.m., s. 138.

[12] Donald P. Little, “Historiography of the Ayyubid and Mamluk Epochs”, the Cambridge History of Egypt Volume I: Islamic Egypt, 640-1517 içerisinde, ed. Carl F. Petry, Cambridge University Press, Cambridge, 1998, s. 420.

[13] İbn Abdüzzâhir’in(ö. 1293) er-Ravzü’z-zâhir fî sîreti’l-Meliki’z-Zâhir ve Teşrîfü’l-eyyâm ve’l-‘usûr fî sîreti’l-Meliki’l-Mansûr siretleri ve İzzeddin İbn Şeddâd’ın(ö. 1285) Sîretü’l-Meliki’z-Zâhir adlı sireti bunlara örnektir.

[14] Little, a.g.m., s. 424.

[15] Makrîzî, Aynî ve İbn Hacer arasındaki münasebetler için bkz. Anne F. Broadbridge, “Academic Rivalry and the Patronage System in Fifteenth-Century Egypt: al-‘Ayni, al-Maqrizi, and Ibn Hajar al-‘Asqalani”, Mamluk Studies Review, Cilt: III, Chicago, 1999, ss. 85-106; Muhammed Mustafa Ziyade, “Makrîzî ve Çağdaşları”, çev. Cüneyt Kanat, Tarih İncelemeleri Dergisi, Cilt:8, Sayı:1, İzmir, 1993, ss .219-232.

[16] Burada şunu belirmek gerekir ki kullanılan en-Nücûmü’z-zâhire çevirisi (İbni Tagriberdi, en-Nücûmu’z-Zâhire (Parlayan Yıldızlar), çev. D. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 2013) tam bir çeviri olmayıp oldukça kısaltılmış, pek çok unsuru atılmış halidir ve Memlükler dönemini kapsar.

[17] Sağır, a.g.t., s. 19.

[18] İbni Tagriberdi, a.g.e., s. 225.

[19] Babam merhum ise kızkardeşinin Sultan Farac’ın anası Hond Şirin’den şefaat dilemesi…” (a.g.e., s. 327.)

[20] İbni Tagriberdi, a.g.e., s. 392.

[21] Sağır, a.g.t., s. 21.

[22] İbni Tagriberdi, a.g.e., s. 386.

[23] a.g.e., s. 120.

[24] a.g.e., s. 429.

[25] a.g.e., s. 301

[26] Musa Şamil Yüksel, el-Makrîzî (Kitâb es-Sulûk) ve İbn Hacer (İnbâ’ el-Gumr)’de Timur ile İlgili Kayıtlar ve Çağdaş Arap Tarihçilerine Göre Timur Tasviri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 2001, s. 7-8.

[27] İbni Tagriberdi, a.g.e., s. 548.

[28] a.g.e., s. 558.

[29] a.g.e., s. 457.

[30] Bunlar şunlardır: Yüksel, a.g.t.; Cüneyt Kanat, Makrîzî’nin Kitâb es-Sulûk’unda Osmanlılar, Karamanoğulları ve Batı Anadolu Beylikleri İle İlgili Kayıtlar, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 1991; Kâzım Yaşar Kopraman, “’Ikdu’l-Cumân’da Karaman-oğullarına Dâir Kayıtlar”, Prof. Dr. İsmail Aka Armağanı, Nejdet Bilgi & Mehmet Ersan & Turan Gökçe & Vehbi Günay & Cüneyt Kanat & Cahit Telci (yay.), Beta Basım Yayın, İzmir, 1999, ss. 43-54.

Kaynakça

BROADBRIDGE, Anne F., “Academic Rivalry and the Patronage System in Fifteenth-Century Egypt: al-‘Ayni, al-Maqrizi, and Ibn Hajar al-‘Asqalani”, Mamluk Studies Review, Cilt: III, Chicago, 1999, ss. 85-106

ÇUHADAR, Mustafa, Abu’l-Mahasin Camal Al-Din Yusuf bin Tağribirdi Hayatı, Eserleri, Şahsiyeti ve Eserlerinin İstanbul Kütüphanelerinde Bulunan Yazmalarının Tavsifi (813-874 / 1410-1470), Yayımlanmamış Doktora Tezi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri, 1991.

ÇUHADAR, Mustafa ve İsmail Yiğit, “İbn Tağrîberdî”, Türkiye Diyanet Vakfi İslam Ansiklopedisi, Cilt: 20, Diyanet Basımevi, İstanbul, 1999, ss. 385-388.

ES-SEYYİD, Seyyid Muhammed, “Evlâdü’n-Nâs”, Türkiye Diyanet Vakfi İslam Ansiklopedisi, Cilt: 11, Diyanet Basımevi, İstanbul, 1995, ss. 525-526

HAMZA, Hani, “Some Aspects of the Economic and Social Life of Ibn Taghribirdi Based on an Examination of His Waqfiyah”, Mamluk Studies Review, Cilt: XII, Sayı: 1, Chicago, 2008, ss. 139-172.

KANAT, Cüneyt, Makrîzî’nin Kitâb es-Sulûk’unda Osmanlılar, Karamanoğulları ve Batı Anadolu Beylikleri İle İlgili Kayıtlar, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 1991.

KOPRAMAN, Kâzım Yaşar, “’Ikdu’l-Cumân’da Karaman-oğullarına Dâir Kayıtlar”, Prof. Dr. İsmail Aka Armağanı, Nejdet Bilgi & Mehmet Ersan & Turan Gökçe & Vehbi Günay & Cüneyt Kanat & Cahit Telci (yay.), Beta Basım Yayın, İzmir, 1999.

LITTLE, Donald P., “Historiography of the Ayyubid and Mamluk Epochs”, the Cambridge History of Egypt Volume I: Islamic Egypt, 640-1517, ed. Carl F. Petry, Cambridge University Press, Cambridge, 1998, ss. 412-444.

POPER, W., “Abu’l-Mahâsin”, the Encyclopedia of Islam, Cilt: I, Brill, Leiden, 1986, s. 138.

SAĞIR, Abdullah, İbn Tağrîberdî’nin “El-Menhelü’s-Sâfî” Adlı Eserine Göre Kahire’de İlmî ve Sosyo-Kültürel Hayat, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Esntitüsü, İstanbul, 2014.

SOLAK, Kürşat, İbn Tagri Birdî’nin “en-Nucûm ez-Zâhire” Adlı Eserinde Geçen Dulkadiroğulları Beyliği İle İlgili Kayıtlar, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 2004.

ŞEŞEN, Ramazan (haz.), Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, İSAR Vakfı Yayınları, İstanbul, 1998.

TAGRİBERDİ, İbni, en-Nücûmu’z-Zâhire (Parlayan Yıldızlar), çev. D. Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 2013.

YÜKSEL, Musa Şamil, el-Makrîzî (Kitâb es-Sulûk) ve İbn Hacer (İnbâ’ el-Gumr)’de Timur ile İlgili Kayıtlar ve Çağdaş Arap Tarihçilerine Göre Timur Tasviri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 2001.

ZİYADE, Muhammed Mustafa, “Makrîzî ve Çağdaşları”, çev. Cüneyt Kanat, Tarih İncelemeleri Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 1, İzmir, 1993, ss .219-232.

Tarih-i Kadim Arşiv
Tarih-i Kadim bünyesinde bir dönem yazarlık yapmış ancak belirli sebeplerden dolayı aramızdan ayrılmak zorunda kalan değerli yazarlarımızın, emeklerinin saklandığı arşiv bölümü.