Connect with us
fatih-sultan-mehmed

Makale

Fatih Sultan Mehmed Döneminde Kültür Faaliyetleri

Fatih Sultan Mehmed Döneminde Kültür Faaliyetleri

Okuma Süresi: 7 dakika

İşin ilginç tarafı, Müslümanların tarihte ne kadar büyük yerleri olduğuna önce Müslümanları inandıracaksınız. Bu da işimizin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

Fuat Sezgin

Fatih Sultan Mehmed; parlak siyasi ve askeri başarıları, teşkilatçılığı ve kanun koyuculuğu gibi çok bilinen özelliklerinin yanında, döneminin bilim, kültür ve sanat çalışmalarında yeni bir çığır açmayı başarmıştır. Şundan kesinlikle eminiz ki, Fatih Sultan Mehmed’in entelektüel kişiliği ve evrensellik barındıran ufku anlaşılmadan, döneminde ulaşılan bilim, kültür ve sanattaki zirve de anlaşılamaz. Fatih Sultan Mehmed kendisini “Sultanu’l-berreyn ve’l-bahreyn” yani karaların ve denizlerin sultanı olarak görüyordu. Bir elinde Gazali’nin “Tehafütü’l-Felasiye” adlı eserini, diğer elinde ise Homeros’un “İlyada” adlı destanını tutan bu hükümdar, Doğu’yu ve Batı’yı sentezliyordu.

Fatih Sultan Mehmed’in daha şehzadeliği döneminde, Manisa Sarayı’nda Grek ve Latin kültürüyle tanıştığını biliyoruz.

1445’te İtalyan hümanist Ciriaco d’Ancona ve Manisa Sarayı’nda bulunan başka İtalyanlar ona Roma ve Batı tarihini okutuyorlardı. Yakın çevresinde Doğu Romalı, İranlı ve Türk; uzmanlar, aydınlar ve sanatçılar çoktu. Böyle bir ortamda II. Mehmed; Arapça ve Farsçayı çok iyi öğreniyor, Yunanca ve Latince çalışıyor ve ilerleyen dönemde İtalyanca bilen bir Fatih oluyordu. Bunlarla beraber Fatih, sık sık Hocazade, Molla Gürani, Molla İlyas, Hasan Samsuni, Molla Hayrettin ve Akşemseddin gibi âlimlerden görüşler alıyordu.

Fatih Sultan Mehmed, Konstantinopolis’i aldığında kentin kültür merkezi kimliği neredeyse sönmek üzereydi. Fatih, ilk akademik oturumunu fetihten hemen sonra, bir çevirmen yardımıyla Patrik Gennadios ile birlikte Pammakaristos Manastırı’nda (Fethiye Cami) yaptı. Buradaki hoşgörülü yaklaşımı, dinleyenlerde hayranlık uyandırmıştı. Sultan Mehmed fetihten hemen sonra İstanbul’daki kitapların toplatılmasını istemiş ve bazılarının çevirtilmesi emrini vermiştir.

21 yaşındaki Sultan bu büyük zaferinden sonra nihai amacına yöneldi ve İstanbul’u dünyanın bilim ve sanat merkezi haline getirecek hamleleri uygulamaya koydu.

Fatih’in bilimsel çalışmalara ve bilim adamlarına büyük önem verdiğinin bilinmesi ile kısa zamanda İslam dünyasının önemli bilim merkezlerinden çok sayıda bilgin, daha iyi imkânların olduğu İstanbul’a akın etti. Bu dönemde şairler, mutasavvıflar, şeyhler ve benzeri dışında yaklaşık 30 bilim adamı Osmanlı payitahtı İstanbul’a gelmiştir. Yine bu dönemde İstanbul’a gelen İslam bilginleri arasında Hekim Kutbeddin-i Acemi, Hekim Arab, Mehmed Şükrullah Şirvani, Kaysunizade Bedreddin, Hekim Lari, Molla Zeyrek ve Fatih’in hususi kütüphanesine bakan Molla Lütfi sayılabilir.

Devlet bu dönemde pek çok alanda eser veren bilim adamlarını bir araya toplamıştır. Şöyle ki, Osmanlıların matematik dâhisi Kadızade lakabıyla bilinen Musa Paşa, Timur’un torunu Uluğ Bey’in sarayına giderek Semerkand rasathanesinin yöneticisi olmuştur. Kadızade burada Türkistan’dan Türkiye’ye gelerek matematik ve astronomi ilmini yaygınlaştıran iki öğrenci Ali Kuşçu ve Fethullah el-Şirvani’yi yetiştirerek burada yapılan bilimsel çalışmalara büyük katkılarda bulunmuştur. Ali Kuşçu’nun matematik ve astronomiye dair yaklaşık 12 eseri bulunmaktadır. Kuşçu, Zic-i Uluğ Bey’in tamamlanmasına yardımcı olmuş “Faida fi Eşkali Utarid” adlı makalesinde, Merkür’ün hareketleri konusunda Batlamyus’un “el-Macesti” de ileri sürdüğü fikir ve görüşleri eleştirmiştir. Ali Kuşçu aynı zamanda Fatih Külliyesi’ndeki medreselerin temel eğitimden, uzmanlık öğretimine kadar olan basamakları Mahmut Paşa ile beraber programlamıştır.

Fatih döneminde astronomi ve matematik alanında bunlar yaşanırken tıp sahasında da önemli gelişmeler katedilmekteydi. Osmanlı tıp literatürünün gelişmesinde özellikle Şerafeddin Sabuncuoğlu’nun büyük katkısı vardır. Sabuncuoğlu’nun Türkçe yazdığı ilk cerrahi kitabı olan “Cerrahiyetü’l Haniyye”, Ebu’l Kasım El-Zehravi “el-Tasrif” adlı eserinin tercümesi ile birlikte kendi yazdığı üç kısmı içinde bulundurur. Bu eser, cerrahi müdahaleleri ilk defa minyatürlerle gösterdiği için İslam tıp tarihinde çok meşhur olmuştur. Yine Akşemseddin ismi ile tanıdığımız Muhammet b. Hamza tıp sahasında 3 Türkçe eser kaleme almıştır. Bunlardan biri olan “Maidetü’l Hayat” adlı eserinde “mikrop ve buluşma” fikrini hatırlatan cümlelerin olması dikkat çekicidir. Bu dönemde dikkat çeken birçok ilim insanından biri de Eşrefzâde İznikî’dir. İznikî’nin kimya alanında yazdığı 4 eseri de Türkçe’dir ve bu eserlerden “Mecmuatü’l- Mucerrebat fi’l Kimya”, kimya ile ilgili tecrübelerini anlattığı önemli bir eseridir.

Pozitif bilimler böyle gelişme gösterirken Fatih Sultan Mehmed dini ve felsefi bilimler üzerine de çalışmaları bizzat teşvik etmiştir.

Öyle ki din ve felsefe arasındaki ilişki üzerine Gazali’nin “Tehafüt el-Felasiye” adlı eserindeki eleştirileriyle ve İbn Rüşd’ün bu eleştirilere “Tehafüt el-Tehatüf” adlı eserinde verdiği cevapların karşılaştırılması için Hocazade ile Alâeddin el-Tusi’yi görevlendirmiş ve her ikisine de bu konuda birer eser yazdırmıştır. Hatta dönemin uleması Hocazâde’nin eserini üstün bulunca Alâeddin küçümsendiği duygusuna kapılarak anavatanı İran’a dönmüştür. İbn Rüşd, Gazâli’ye karşı felsefe ve dinin uzlaştırılabileceğini ve tam bir Tanrı bilgisi edinebilmek için aklî çıkarımın gerekli olduğunu savunmuştu. Hocazâde, aklın mantıki ilimlerde kusursuz olmakla birlikte ilahiyatla ilgili konularda kullanılmasının yanlışlara yol açtığını söylemiştir. Böylece averroizm yani İbn Rüşd felsefesi İtalya’da çalışılmış ve Rönesans düşüncesinde önemli bir etmen olmuştur.

Fatih Sultan Mehmed saray nakışhanesini kurarak Baba Nakkaş’ın Mehmed Siyah Kalem’in hattat Yahya Sofi’nin ve Ali Sofi’nin çalışmalarına olanak sağlaması saray merkezli sanatsal çalışmaların başlangıcıdır. Buradan Fatih’in sanatın ve bilimin her dalıyla yakından ilgilendiğini kolayca görebiliyoruz.

Sultan saraydaki âlim ve bilim insanlarına oldukça iyi olanaklar sağlamaktaydı. Yalnız saraydaki bilim insanları gayet kişilikli olduklarını ve gerektiğinde padişaha kafa bile tutabileceklerini Sinan Paşa’nın padişahın gazabına uğrayıp tutuklanması üzerine bilginlerin söz birliği ederek eserlerini yakıp memleketi terk edeceklerini bildirmeleri karşısında Fatih’in Sinan Paşa’yı serbest bırakmak zorunda kaldığı olay ile biliyoruz.

Fatih, kendisini Doğu’da İslamiyet’in Batı’da Hıristiyanlığın tek ve meşru otoritesi olarak görüyordu. Ortodoks Patrikliği’nin yanı sıra Ermeni Patrikliği’nin ve Yahudi Hahambaşılığı’nın kurulmasına izin vermesi de İstanbul’u “Cihanın payitahtı ve semavi dinlerin merkezi” yapma düşüncesinin somut adımlarıydı. Fatih bu amaçla Trabzon’da yetişen Yunanlı bilim adamı Georgios Amirutzes ve oğluna Batlamyus’un (M.S II. yüzyıl) “Geographike Hyphegesi” isimli eserini “ Coğrafyaya Medhal” ismiyle tercüme ettirmişti. Ayrıca bir dünya haritası çizmelerini de emretmiştir. Fatih’in harita merakı, İtalyan şehirlerinde matbaacılar ve editörlerin dillerine düşmüştü. 1478’de Floransa’da Francesko Berlinghieri tarafından yayınlanan “Geographica” önce Fatih’e daha sonra da oğlu II. Beyazid’e sunulmuştur.

Fatih Sultan Mehmed’in Batı kültürüne ilgisi Avrupa’da ciddi etkiler uyandırdı.

Sultan’ın bu geniş vizyonu sonucu Patrik Gennadios Hıristiyan inancını anlatan İ’tikadname’yi telif etti. Roberto Valtorio ise “De re Militari” adlı Roma İmparatorluğu’nun son döneminde Roma savaş gücü ve askeri prensipleri hakkında yazılmış bilimsel bir inceleme kitabı olan eseri Fatih’e sundu. Fatih’in yine bu dönemde Homeros’un İlyada’sını da tercüme ettirmiştir. Fatih’in bu eseri okuduğunu şu olayla bir kez daha anlıyoruz. 1462 yılında Midilli seferine çıkarken İlyada destanındaki olayların cereyan ettiği Truva şehri harabelerinde Aşil, Ajax ve diğer kahramanları hatırlamış; Anconalı Cyriacus’un danışmanlığında onların mezarlarını bulmaya çalışmıştır. Yani Fatih’in bir nevi arkeolog olduğunu söyleyebiliriz. Ünlü tarihçi Mihael Kritovulos kaleme aldığı eserinde II. Mehmed’i “Yunan kültürünün koruyucusu ve dostu” olarak tanıtır.

Osmanlı İmparatorluğu ile Venedik arasında 1453-1479 yıllarını kapsayan birçok çatışma yaşandı. Sonunda imzalanan barış anlaşması ile çatışmalar sona erdi. Fatih Sultan Mehmed anlaşmaya portresinin yapılması için Venedik’in en yetenekli ressamlarından birinin İstanbul’a gönderilmesi maddesini koydurttu. Venedik Senatosu, Fatih’in portresini yapması için 1479’da Gentile Bellini’yi İstanbul’a gönderdi. Bellini padişahın portrelerini ve madalyonlarını yaptı. Sultan Fatih’in Müslüman sanatkârlar tarafından yapılan resim ve minyatürleri de vardır. Nakkaş Sinan Bey’in Fatih’i gül koklarken tasvir ettiği çalışması bu eserlerden bazılarıdır. Tüm bunların yanında Fatih’in kendi kütüphanesi ile Ayasofya, Eski İmaret, Sahn-ı Seman medreseleri kütüphanelerine 80 dolayında özgün eser kazandırdığı biliyor.

Fatih Sultan Mehmed’in yerli ve yabancı bilim ve sanat adamlarına büyük değer vermesi, onları himaye ve teşvik etmesi, ödüllendirmesi, ilim ve kültür merkezleri arasında İstanbul’u zirveye taşımıştır.

Bunun sonucu olarak Fatih devrindeki bilim ve sanat adamlarının genel toplamı 89’a ulaşmış olup bu sayı ilk 6 Osmanlı Padişahı dönemindekilerin toplamından 12 babası II. Murat devrindekinden ise 49 fazladır.

Fatih devrinde dini ilimlerin yanında tarih, coğrafya, felsefe, şiir ve edebiyat gibi sosyal ilimlerde pozitif ilimlerle de matematik, astronomi ve tıp alanında çok önemli çalışmalar yapılmıştır. Fatih ilimde, sanatta ve düşüncede Osmanlı ülkesinde yeni bir çığır açmıştır.

Sultan Fatih bu saydığım özelliklerinin yanında Osmanlı padişahları arasında divanı olarak ilk şair, bahçıvan, “Şahi” toplarının çizimini yapan bir mühendis ve İstanbul’u tekrardan Doğu’nun ve Batı’nın merkezi yaparak I.Constantinus’tan sonra kentin ikinci kurucusu yani bir şehir imarcısı ve tasarımcısıdır. Böyle bir birikimi ise 49 yıllık gibi kısa ömürde yapmış olması ayrıca takdiri hak etmektedir.

Yararlanılan Kaynaklar

• Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ – Halil İnalcık
• Osmanlı Medeniyet Tarihi 2.cilt
• Osmanlılar ve Bilim – Ekmeleddin İhsanoğlu
• Bu Mülkün Sultanları – Necdet Sakaoğlu
• Gazi Padişahlar – Necdet Öztürk
• Devrilmiş Padişahlar – Mehmet Koçak
• Neşri Tarihi – Mevlana Mehmet Neşri


13 Ekim 1995 tarihinde Gaziantep'te dünyaya geldi. İlköğretim ve lise eğitimini İstanbul'da tamamlamıştır. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden 2018 yılında mezun olmuştur. Şu an aynı üniversitenin Balkan Araştırmaları bölümde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Özel olarak Osmanlı İmparatorluğu, genel olarak ise Yakın Çağ siyasi olayları ile ilgilenmektedir. Samet Şahin ile iletişim için: shnsamett@gmail.com

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Bir yorum yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook

Editör Tavsiyesi

Yazarların Son Yazıları

Daha Fazla: Makale