Connect with us

Makale

Asakir-i Mansure-i Muhammediyye’de Yapılan Batılı Tarzda Düzenlemeler

Asakir-i Mansure-i Muhammediyye’de Yapılan Batılı Tarzda Düzenlemeler

Okuma Süresi: 6 dakika

Ordu, geçmişte varlık göstermiş bütün Türk devletlerinin ve hanedanlarının sacayaklarından biri olarak kabul edilmiştir. Tarih de şahit olmuştur ki ordusu yozlaşan bir Türk devletinin ivmesinde düşüş yaşanmıştır.

Klasik orduya nazaran alternatif bir askeri teşkilat ihtiyacının doğmasına dair:

İmparatorluğun bilindiği üzere ilk daimi ordusu, kanunnamelerinin rehberliğinde devletin yükselmesi ve genişlemesinin başlıca amillerinden biri olan Yeniçeri Ocağı idi. Ancak ocak, XVI. yüzyılın sonlarından itibaren kanunnamelerini dışlayarak yerlerine manasız gelenekler getirmişti. İşbu hal de ocağın temel prensibi olan ocak devlet içindir anlayışının devlet ocak içindir doktrinine evrilmesine vesile olmuştu.

Jean-Baptiste Vanmour, Yeniçeri, 18. yüzyıl.

İmparatorluk tüm bu olumsuzluklara rağmen, XV. ve XVI. yüzyıllarda süper güç konumunda olmasının kazandırdığı özgüvenden dolayı Avrupa’daki yenileşmelere nötr kalmış ve tanzimlere ihtiyaç duymamıştı. Ancak Avrupa’nın modern ordularına karşı Osmanlı, klasik orduyla uğraş vermeye devam ettikçe, XVII. asırın son çeyreğinden itibaren Avrupa ordularına karşı alınan mağlubiyetler neticesinde doğan bilançoların devletin bekasına zarar verecek düzeye gelmeye başladı. Hal böyle olunca askeri reform ihtiyacının giderilmesi gerektiği hususu sarayın gündemine oturdu.

XVIII. yüzyılda Prusya’da ve I. Petro dönemi Rusya’sında gözlendiği kadarıyla askeri reformların sivil reformları da öngörmüş çağdaş bir askeri teşkilat oluşturulması aynı zamanda sivil ve merkezi bir bürokrasinin gelişmesini gerekli kılmış; Avrupa tarzında düzenli ve eğitimli ordu kurma girişimleri devletin merkezileşmesine, bürokratik kadrolarının nitelik kazanmasına ve genişlemesine yol açmış, dolayısıyla askerileşme kaçınılmaz biçimde sivilleşmeyi, çağdaş ve merkezi bir devlet yapılanmasını ve merkezi otoritenin güçlenmesini beraberinde getirmiştir. Bu anlamda askeri zafiyetin genelde diğer kurumlardaki yozlaşmanın bir sonucu ve göstergesi olduğu açıktı.

Asakir-i Mansure-i Muhammediyye’ye öncülerinden kalan miraslara dair:

İmparatorlukta askeri modernleşme gayretlerinin ilk somut verileri Sultan III. Selim’in Nizam-ı Cedid ordusuyla başlar. Kabakçı Mustafa İsyanı’nın sonrasında lağvedilmesinin ardından Sekban-ı Cedid ve Eşkinci Ocağı teşebbüsleri ile Mansure Ordusu’na kadar intikal eder. Konunun çok dışına çıkmadan bu teşkilatların Mansure Ordusu’na tesir eden faktörlerini ele alırsak eğer ana hatlarıyla şu hususlara değinilebilir:

• Koca Yusuf Paşa’nın Avusturya ve Rusya ittifakına karşı vuku bulan harbin bitmesinin ardından İstanbul’a dönerken yanında kendisine eşlik eden Avrupalı subayların Levent çiftliğindeki erata talim vermeye memur edilmesiyle Talimli Asker Nazırlığı’nın kurulması.

• Merkezde, Levent, Taksim, Üsküdar, Selimiye ve Hasköy, taşrada ise Aydın, Konya, Niğde, Kayseri, Kastamonu, Ankara, Bolu, Kütahya gibi şehirlere kışlalar inşa edildi ve bu kışlalarda talim görecek askerlerin ikameti, eğitim subayların istihda

mı sağlandı.

• Avrupa standartlarında barut üretmek amacıyla Küçükçekmece’de Azatlı Baruthanesi kuruldu. Bu fabrikayı denetlemek üzere Baruthane Nazırlığı açıldı.

• Mühendishane-i Berri-i Humayun adı altında modern askeri teknik okulu açıldı ve Avrupalı mühendisler ile müneccimler (matematik-geometri bilimleriyle uğraşan kimse) tayin edildi.

• Tophane’deki atıl kadro lağvedilerek yerlerine başta İngiltere, Fransa ve İsveç olmak üzere Batılı uzmanlar nezaretinde Avrupa standartlarında toplar ve humbaralar üretilmeye başlandı.

• Bölük, tabur ve alay gibi birlikler Batılı tarzda düzenlendi ve işbu birliklere komuta edecek rütbeler oluşturuldu.

Sağdan ikinci Nizam-ı Cedid askeri.

Mansure Ordusu’nun kurulması, isimlendirilmesi ve teşkilatlanmasına dair:

Sultan II. Mahmut, tahta çıktığı günden itibaren Yeniçeri Ocağı’nı tasfiye etmek için ihtiyatlı bir yol izlemiştir. Sultanın bu sabrı 1826 yılında Vakay-ı Hayriye’nin cereyan olup, ocağın fiilen ardından da resmen kaldırılmasıyla sonuçlanmıştır. Eşkinci Ocağı sultan tarafından lağvedilerek yerine Mansure ordusu nihayetinde kuruldu. Ancak reform karşıtı tek kesim yeniçeriler değildi, din alimleri de yenilenmelere karşı oldukça muhafazakardı, dolayısıyla yeni kurulacak orduya onay vermeleri halkın da onayını beraberinde getireceğinden dolayı hayatiydi. Hal böyleyken yeni orduya Muhammed’in Muzaffer Askerleri şeklinde günümüz Türkçesine uyarlayabileceğimiz Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adı verildi. Böyle bir ismin verilmesinin ulemanın onayını almak için olduğu yargısına, ordunun teşkilatlanmasının bitmesinin ardından Muhammediye kelimesinin yerine Şahane (Padişah) sözcüğünün getirilmesiyle ulaşılabilir.

Sultan II. Mahmud’un kılık-kıyafet reformundan önce ve sonra Osmanlı ordusu. (Kaynak: Mahmud Şevket Paşa, Osmanlı Teşkilat ve Kıyafet-i Askeriyesi)

Teşkilatlanmadan bahis edilecek şu konulara değinilebilir:

• Emeklilik on iki yıl hizmetten sonra mümkün olacaktı. Bu şekilde emekliliğe hak kazanan kimselere aldıkları maaş kadar aylık bağlanacaktı. Yaşlılık veya sakatlık gibi sebepler yüzünden daha önce emekliye sevk edilenler ise duruma göre aylıklarının üçte birini veya üçte ikisini alacaklardı.

• 1832 yılında müşirlik rütbesi ihdas edilmiş ve askeri rütbe silsilesi şu şekli almıştır: Nefer, onbaşı, bölük emini, çavuş, başçavuş, mülazım, yüzbaşı, sol kolağası, sağ kolağası, binbaşı, kaymakam, miralay, mirliva, ferik, müşir. Bu tedricin benzeri hala günümüzde kullanılır.

• Mühendishaneler, baruthaneler ve tophane Batılı uzmanlar denetiminde geliştirilerek kullanımına devam edildi.

• Din ulamasının tepkisini çekmemek için Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan 20 adet Türk ve ya Arap olması kaidesiyle subay istedi. Ancak Mehmet Ali Paşa ordusundaki eğitim verebilecek kapasitedeki subayların Fransız olduğu gerekçesiyle mazeret beyanı sundu. Ordunun kendi subayını yetiştirmesi için 1834 yılında Harbiye Mektebi açıldı, başta Fransa olmak üzere Avrupa’ya öğrenciler gönderildi.

Nizam-ı Cedid ve Sekban-ı Cedid orduları örnek teşkil ediyor ki bu yüzyıllardaki yenileşme hareketlerinin ömrünün kısa olmasının sebebi bu tür tanzimlerin kurumlardan ziyade kişilere bağlı olması idi. Sultan II. Mahmut bu hali iyi okumuş daima tedbirli davranmıştır.

Mansure Ordusu’na Avrupalı subayların ithaline dair:

İmparatorluk her türlü teknik konudan geri kaldığını fark etmesinin ardından pratik çözümler arayışına girdi. Harp Mektebi kurulmasına rağmen eğitim verebilecek bir zabit bulunmuyordu. Nizam-ı Cedid ordularında talimcilik ve subaylık yapmış olan Çukadar Emin Ağa, Kebapçı İbrahim, Kalyoncu Mustafa ve Osman Ağalar çağdaş teknikler, askeri taktikler konusundan oldukça yetersizlerdi dolayısıyla Avrupa’dan subay ithal etmek dışında akıl karı bir çözüm bulunmuyordu. Sultan II. Mahmut ordunun ivedilikle dönemin popüler ordularından olan Fransa modeli bir teşkilat olmasını buyur ediyordu.

Dönemin seraskeri Hüsrev Paşa Avrupalı subayları tayin etme sorumluluğunu üzerine alarak Fransız General Galliard’ı ikna etti. Galliard disiplinli bir talim programı hazırlayarak eratın eğitimini üstlendi. Ardından Piyemonteli Giovanni Timoteo Calosso’yla temas kuruldu. Yoğun uğraşlar sonucunda Calosso süvari talimcisi olmayı kabul etti. Çeşitli referanslar yoluyla Luigi Calligaris, Grasso, Vincenzo Riva, Kont Bagliacca, Giuseppe Donizetti gibi bando, top gibi diğer askeri sınıflar için talim görevi için İtalyanlardan da yararlanıldı. Polonyalı General Chrzanowski Wojciech ve Prusyalı von Moltke gibi dönemin yetenekli subaylarının da orduda ücretli olarak istihdam edilmesiyle subay açığı kapatılmaya çalışıldı. Orduda gayrimüslim subay varlığının oluşması sebebiyle halktan, din ulemasından tepkiler gecikmemiştir. Erat ise kefereden emir almayız sloganını üretmiştir. Devlet erkanı ise bu hale karşın bu subayları İslami takma adlarla tanıtmaya başlayarak Müslüman göstermeye gayret etmiştir. Örneğin Donizetti, Don İzzet Paşa, Calosso, Rüstem Paşa, Galliard Muallim Hurşid lakaplarını almıştır.

Sonuç olarak Babıali’nin geri kalmışlığını geç fark etmesi orduyu yüzyıllık bir kısır döngünün içine düşürmüş, cumhuriyet dönemine kadar ordu yabancı subaylara emanet edilmiştir. Bu yargı. dünyada askeri bir kült olarak tanınan Türklerin bu konumlarını XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Avrupa ordularına kaptırdığına işaret eder.

Bibliyografya

*Karal, Enver Ziya. Osmanlı Tarihi V. Cilt, Nizam-ı Cedid ve Tanzimat Devirleri (1789-1856). Türk Tarih Kurumu Yayınları. 10. Baskı. Ankara. 2017.

*Beydilli, Kemal. Nizam-ı Cedid. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt: 33. 2007.

*Özcan, Abdülkadir. Sekban-ı Cedid. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt: 36. 2009.

*Özcan, Abdülkadir. Eşkinci Ocağı. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt: 11. 1995.

*Özcan, Abdülkadir. Asakir-i Mansure-i Muhammediyye. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt: 3. 1991.

*Çelik, Yüksel. Nizam-ı Cedid’in Niteliği ve III. Selim ile II. Mahmud Devri Askeri Reformlarına Dair Tespitler (1789-1839). Nizam-ı Kadim’den Nizam-ı Cedid’e III. Selim ve Dönemi. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları. İstanbul. 2010.

*Çelik, Yüksel. Asakir-i Mansure Ordusu’nda Talim Sisteminin Değişmesi ve Avrupalı Uzmanların Rolü (1826-1839). Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 19. İstanbul. 2008.

97 senesinin Haziranında Gaziantep'te doğdu. İlkokul eğitimini Ankara'da, lise eğitimini Antalya'da bitirmesinin ardından Marmara Üniversitesi'nde tarih öğrenimi görmeye hak kazandı. Hala bahsi geçen üniversitede lisans programını idâme ettirmektedir. Genel olarak Avrupa'nın umumî askerî tarihine, özel olarak da Antik Helen ve Roma askerî tarihlerine alakadardır. 2016 Eylülünden itibaren Tarih-i Kadim kurumunda yazarlık yapmaktadır. Necip Ümit Oral ile iletişim için: necipumitmollaoglu@gmail.com

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Bir yorum yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook

Editör Tavsiyesi

Yazarların Son Yazıları

Daha Fazla: Makale