Arnavutluk’un Bağımsızlığına Giden Süreç: Prizren Birliği

Bu makalemde Balkanlarda çok stratejik bir konumda bulunan Arnavutluk’un tarihi geçmişi ve Arnavutların ulusallaşma süreci hakkında bilgi vereceğim. Osmanlıların, Balkanlardaki faaliyetlerinin Arnavut ve Arnavutluk coğrafyasına olan etkisiyle birlikte özellikle 19. yüzyılda Balkanlarda artan milliyetçi ayaklanmalar karşısında Arnavutların ulusal bilinç kazanma süreci ve bu süreç sürerken Osmanlı İmparatorluğu ile yaşanan siyasi ve askeri sorunlar ile Prizren Birliği’ne değineceğim.

Makalem, Arnavutluk’ta yaşanan milliyetçi hareketler ve Arnavutların milli kimliklerini kazanma sürecine ışık tutarken aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlarda meydana gelen milliyetçi tabanlı değişimlere karşı gösterdiği refleksif tepkilerden de bahsederek  19. yüzyılda Balkanların genel durumunu daha iyi anlatmayı amaçlamaktadır.

Giriş

Osmanlılar, 1354 yılında Rumeli topraklarına ayak basar basmaz kazandığı çeşitli savaşlar ve mücadeleler sonucunda kısa bir zamanda Balkanlarda kendilerine yeni bir hayat sahası oluşturdular. Osmanlılar, Arnavutluk’ta feodal beyler arasında yaşanan mücadeleler sonucunda bölgedeki beyler, Osmanlıdan yardım istenmiş ve bunun üzerine 1381 yılında Yanyalı Thomas Preljboviç’e destek olmak için Osmanlılar bölgeye girmiştir [1]. Bölgedeki Sırp hâkimiyetinin zayıflamasıyla, Arnavutluk’un Topia ve Balshaj gibi en güçlü aileleri kendi aralarında iktidar mücadelesine giriştiler.




Topiaların Osmanlılardan yardım istemesi neticesinde bir kez daha bölgeye gelen Osmanlılar yapılan savaşta galip gelmiş ve 1385 yılı itibarıyla birçok Arnavut prensliği Osmanlı hâkimiyetini tanımışlardır.

Osmanlıların bu bölgedeki ilerleyişi öyle hızlı gelişti ki 1354 yılında Rumeli’ne geçen Osmanlılar 1381 yılında Arnavutluk içlerine akınlar düzenlemiş hatta 1415-1417 yılları arasında Arnavutluk’u kendisine bağlı bir sancak haline getirerek sınırlarını Adriyatik’e kadar genişletmiştir. XVI. yüzyılın başlarından itibaren tam anlamıyla kontrol altına alınan Arnavutluk coğrafyasında Katolik ve Ortodoks inancına sahip Arnavutlar yaşamaktaydı. Osmanlıların Arnavutluk’u kontrolü altına almasıyla birlikte bu bölgede İslamlaşmanın başladığını görüyoruz.

Bölgede yaşayan Arnavutlar, Slav Ortodoksluğu altında ezilirken ibadetlerini de serbestçe yapamamaktaydılar. Ayrıca bölgeye gönderilen Katolik papazların yeterince donanımlı olmaması ve papazlar arasındaki nüfuz mücadelesi nedeniyle Arnavutlar arasında ciddi hoşnutsuzluklar bulunmaktaydı. Osmanlıların bölgede Arnavutlara özgürlükler getirmesi ve ibadet dillerine müdahale etmemesi Arnavutların zamanla İslamlaşmalarında önemli etkenlerden birisidir.

Arnavutların İslamlaşmasında dini nedenlerin yanında ekonomik nedenlerini de olduğu görülmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Müslümanlardan ve gayrimüslimlerden farklı vergiler alınmaktaydı. Gayrimüslim cemaatinde bulunanlar din özgürlüğü, mallarının ve canlarının korunması gibi farklı nedenlerle haraç ve cizye gibi vergilerde ödemekteydi. O dönemde Arnavutluk coğrafyasındaki ekonomik durumun da iyi olmadığı düşünülebilecek olduğundan Arnavutların İslamlaşmasında ekonominin de diğer bir etken olduğunu söyleyebiliriz.

Arnavutların İslamlaşmasındaki bir diğer faktör, Osmanlıların bölgedeki güçlü feodal beylere tımar vererek kendisine bağlamasıydı. Güçlü beylerin zamanla İslamiyeti seçmesi, yönetimindeki insanların da zamanla İslamlaştığı görülmektedir [2]. Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimlerin yanı sıra İslam’ı seçenlere sosyal hayatta pek çok ayrıcalık tanınmıştır.

Örneğin İslamiyeti seçen kişiler gerekli donanımlara sahip ise devlet kademesinde görev alabilir, silah taşıyabilir, askere alınabilir ve vergilerden muaf tutulurdu.

Bu imkânların sunulması sosyal hayatını iyileştirmek isteyen birçok Arnavut’un İslamiyet’i seçmesinde etkili olmuştur.  Ayrıca birçok yabancı tarihçiye göre Arnavutlar, İslamiyet’i Sırplara ve Yunanlılara karşı bir kimlik kalkanı olarak kullanmışlardır. Daha önceleri Ortodoksluğu kabul eden Arnavutlar, Yunanlaştırma politikalarına maruz kalmış, daha sonra Sırp Ortodoksluğu da benzer uygulamalar ile Arnavutları kültüründen ve kimliklerinden uzaklaştırmaya çalışmıştır [3]. Bu çerçeveden bakıldığında İslamiyet’i seçen Arnavutların diline ve kültürüne herhangi bir müdahalede bulunulmaması Arnavutların Müslüman olmasında önemli nedenlerden birisidir.

Arnavutluk’taki İslamlaşma sürecine bakılacak olursa Arnavutlar arasında İslamlaşmanın birden ve kitleler halinde gerçekleşmediği, aksine bireysel halde gerçekleşen bu sürecin uzun yıllar sonucunda gerçekleştiği görülecektir. Osmanlı İmparatorluğu’nun XIV. yüzyılda ayak bastığı Arnavut topraklarında XV. ve XVI. yüzyıllardaki hâkimiyeti ile yavaş yavaş başlayan İslamlaşma süreci XVII. yüzyıla kadar devam etmiş ve bu dönemden sonra Arnavutlar arasında kitleler halinde İslamlaşmalar yaşanmıştır [4].

Tarihi kayıtlar ile ortaya konulan gerçekler neticesinde Osmanlı’nın bölgede zor kullanarak din değiştirme faaliyetlerini yürütmediği açık bir şekilde ortaya konmaktadır. Bu arka plan doğrultusunda Arnavutların kendilerini İmparatorluğun kurucu unsurları arasında görmeleri ve Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine değin devlete bağlı kaldıklarını görmekteyiz.

Balkanlardaki Milliyetçi Hareketler ve Balkanlar’ın Genel Durumu

Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. yüzyılda Balkanlarda ortaya çıkan milletler sorununun temeli 18. yüzyılın sonlarına dayanmaktadır. Bununla birlikte Balkanlardaki problemlerin artması ve sürekli hale gelmesi Tanzimat dönemi içerisinde başlamıştır. Küçük Kaynarca Anlaşması ile Ortodoksların koruyuculuğuna talip olan Rusya kısa bir süre sonra Balkanlarda emperyal isteklerine ulaşmak için çalışmalara başlamış, bunun neticesinde karşı blokta yer alan İngiltere, Fransa ve Avusturya-Macaristan gibi diğer büyük güçler de Balkanlara yönelmişlerdir.

Büyük güçlerin Balkan pastası üzerinde girdikleri mücadeleler sonucunda Doğu sorunu olarak adlandırılan bir süreç yaşanmış, Balkanlarda bulunan uluslar  büyük güçlerin yardımıyla bağımsızlık arayışlarına hız vermişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu içerisinde bulunan Yunan, Sırp, Bulgar ve Romen gibi milletler Osmanlı hâkimiyetine girdikten sonra Osmanlı Millet Sistemi içerisinde dinsel cemaatler düzeyinde özerk bir yapıda, gerek kültürel kimliklerini muhafaza etmeyi gerek geleneklerini korumayı sürdürmüşlerdir [5].

Bu sayede 19. yüzyılda meydana gelen ayrılıkçı hareketlerde ulusların kimliklerinin farkında olduğu görülmüştür.

Bu nedenle bağımsızlık için Yunan milleti, kadim medeniyetlerinin verdiği referans ile dönüşümlerini gerçekleştirmeye çalışırken Bulgar milleti gibi bölgedeki geçmişi çok eskilere dayanmayan unsurlar da Türklerin kendilerine eziyet ettiği gibi bazı argümanlara başvurmuşlardır [6].

Osmanlı Devleti’nin bir imparatorluk haline gelmesiyle beraber yerleşen Osmanlı Millet Sistemi, Tanzimat Dönemi ile birlikte toplum üzerindeki etkisini kaybetmiş ayrıca hürriyet, demokrasi ve eşitlik gibi modern söylemlerde bulunan Balkan ulusları büyük güçler tarafından gerek siyasal gerek askeri açıdan desteklenmişlerdir.

Tanzimat Fermanı’nın getirdiği yenilikler ile daha önceleri cemaatler ve gruplar altında idare edilen unsurlar ayrılıkçı hareketlere yönelmişlerdir. Dini cemaat liderleri ve dolayısıyla kiliseler bir dönüşüm içine girerek misyonlarını değiştirmiş ve milli kiliseler ortaya çıkmaya başlamıştır [7].

Islahat Fermanı ile azınlık haklarının düzenlenmesi büyük güçlerin eline bırakılmış ve böylece Osmanlı’nın bölgedeki denetimi günden güne azalmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu çatısı altında yaşayan Sırp, Yunan ve Bulgar gibi unsurların geçmişte bağımsız dil, bağımsız kilise ve bağımsız devlet temellerinin bulunması onlarda milli bilincin olmasını sağlamış ve bu nedenle bağımsızlık faaliyetlerinde geçmişteki olaylar iyi birer referans sağlamıştır [8].

Böylelikle şu konu daha net anlaşılıyor ki, Balkanlarda bulunan milletlerin coğrafi durumları nedeniyle dışarıya kapalı olmaları ve aslında iç içe yaşayan Balkan milletlerinin kültürel açıdan birbirlerine çok fazla yakın olmamaları, kısa sürede Balkan milletleri arasında yaşanan düşmanca faaliyetleri daha iyi bir şekilde anlamamıza yardımcı olmaktadır. Fransız Devrimi ile dünyaya yayılan ulusçuluk düşünceleri zamanla Balkan milletleri arasında da kendisine yer bulmuştur.

Balkan milliyetçiliğini ve Balkanlardaki ayrılıkçı hareketleri anlatırken sadece Fransız Devrimi sonrasındaki düşünceleri temel almak büyük bir hata olacaktır.

Milliyetçilik, eşitlik ve özgürlük fikirlerinin Avrupa’dan sonra Osmanlı coğrafyasına gelişi sürecinde Osmanlı Devleti’nin yaşadığı mali ve askeri sorunlar neticesinde imparatorluğun birçok bölgede merkezi otoritenin zayıflaması ve bölgede Rusya gibi emperyal emelleri olan büyük bir gücün bölgedeki aktif siyaseti ve Balkanlarda yaşayan milletlerin Osmanlı’nın Tanzimat ve Islahat reformları ile geçirdiği dönüşüm neticesinde Balkan milletlerinin ayrılıkçı faaliyetlerini arttırdığı, böylece imparatorluğun kurulduğu ana merkez olan Balkanların çok kısa bir süre zarfında Osmanlı’nın elinden çıktığının fark edilmesi ve gelişen olayların bu düzlem içerisinde ele alınması gerekmektedir [9].

Osmanlı İmparatorluğu, Arnavutluk’a girmeden önce bölgedeki Arnavutlar kuzeyde Katolik, güneyde ise Ortodoks mezhebi inancı taşımaktaydı. Osmanlı’nın bölgedeki hâkimiyeti ile Arnavutlar zamanla İslamlaşmış ve bölgede dini ayrışma daha da belirgin hale gelmiştir. Arnavutlar böylece hem dinsel ve kültürel olarak ayrışırken hem de İslamlaşan Arnavutlar, Osmanlı elitleri ve yöneticileri arasına girmiştir.




Böylece bölgede Katolik Ortodoks ve İslam kültürünün olmasıyla ayrışan Arnavut toplumunun ileride birleşik bir Arnavutluk kurma düşüncesi de engellenmiştir [10].

18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun içerisinde bulunduğu mali sorunlar nedeniyle özellikle Balkanlarda ayanlık adı verilen bir düzen ortaya çıkmıştır. Bu düzen Arnavutluk’ta “Paşalık” adı verilen yerel feodal beylerin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Arnavutluk’ta ortaya çıkan bu yerel beyler birleşik bir Arnavutluk düşüncesi altında bir araya gelmek yerine kendi aralarında mücadele etmeye başlamışlardır. Bu mücadeleler neticesinde kuzeyde Buşhati ailesinin egemenliği altında kuruda İşkodra Paşalığı ile güneyde Tepedelenli Ali Paşa’nın egemenliği altında kurulan Yanya Paşalığı zamanla güçlenerek bölgenin denetimini ele almıştır.

Osmanlı İmparatorluğu bölgedeki yönetimi ve otoritesini kaybetmesi nedeniyle Sultan II. Mahmud bu iki paşalığı aralarında mücadeleye zorlayarak zayıflatmış ve daha sonra da ortadan kaldırmıştır. Tek bir siyasal merkez haline dönüşmeye başlayan Arnavutluk, II. Mahmud’un emriyle İşkodra, Manastır, Kosova ve Yanya olmak üzere 4 idari vilayete dönüşmüştür. Arnavutlar, Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki Müslüman tebaada bulunmaları nedeniyle diğer birçok millete göre daha avantajlı bir konuma sahiptiler.

Ancak değişen şartlar neticesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun içerisine girdiği dönüşüm süreci ile birlikte özellikle Tanzimat ve Islahat fermanları ile beraber Arnavutlar ellerinde bulunan birçok imkânı kaybetmiştir.

1826 yılında aralarında Arnavutların da bulunduğu Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılması ve tımarın yok olması ile beraber Arnavut toplumu ciddi bir sarsıntı yaşamıştır. 1843 yılında Osmanlı’nın bölgede yaptığı düzenlemelere karşı Arnavutların isyan faaliyetleri ilerleyen yıllardaki Arnavut ulusçuluğunun ayak seslerini oluşturmaktaydı [11].

1830 yılında Sultan II. Mahmud, Reşid Mehmed Paşa’yı Arnavutluk’a gönderdi; amacı bölgedeki yerel beylerin otonom faaliyetlerine son vererek merkezi yönetimi güçlendirmekti. 1830 Ağustos’unda Manastır’da 500 yakın Arnavut ileri geleninin bulunduğu bir toplantı gerçekleştirildi ve burada Arnavut liderleri katledilerek uzun süredir yerel liderlerin hâkimiyetinde olan Arnavutluk’ta tekrar merkezi hükümetin gücü sağlanmış oldu [12].

Arnavut Milliyetçiliği’nin Gelişiminde Dil ve Edebi Çalışmalar

Tanzimat Fermanı ile birlikte Arnavutlar ellerindeki birçok imkânı kaybetmişlerdir. Özellikle merkezileştirme çalışmaları, memurların merkezden atanması, tımarın kaldırılışı, zorunlu askerlik kararı ve yeni vergilendirmeler ile Arnavutlar yüzyıllardır alıştıkları sistemin kaldırılmasına büyük tepki vermişlerdir [13].

Diğer yandan Balkanlarda meydana gelen olaylarda Sırp, Yunan ve Bulgar milliyetçi hareketleri Arnavut topraklarını tehdit edici bir hale gelmiştir. Bu durum karşısında Arnavutlar, Osmanlı imparatorluğuna bağlı olmak niyeti içerisinde kendi çarelerini aramak durumunda kalmışlardır.

Milliyetçi hareketlerin ortaya çıkması ve geniş kitleleri ardından sürüklemesi için üç ana dişlinin zamanla görevini yerine getirmesi gerekmektedir. Başta milliyetçiliğin doğduğu topraklar olan Avrupa’da daha sonra ise yayıldığı tüm yerlerde böyle gelişmiştir. Öncelikle bir tüccar sınıfının doğması ve gelişimi sürecinin ardından oluşan burjuvazinin entelektüel sınıfı desteklemesi ve sonrasında hareketin siyasal bir zemin kazandırılarak geniş halk kitleleri ile buluşturulması gerekmektedir.

Arnavutluk’ta da benzer gelişmeler yaşanmış ve 19. yüzyılın başlarından itibaren Arnavut aydın ve vatanseverler bu yönde çalışmalara başlamışlardır.

Böylece yurt dışında modern eğitim almış ve Yunan, İtalyan ve Avusturya okullarında yetişen Arnavutlar milliyetçilik fikirlerinin etkisi altında Osmanlılık fikrine istinaden Arnavut kültürü ve Arnavut kimliği çatısı altında yeni bir dönüşüme hazırlanmaktaydı [14].

Yurtdışında eğitim alan ve bu taze fikirleri Arnavutluk topraklarında yayan aydınlar Katolik, Ortodoks ve bölgede çok sayıda bulunan Bektaşi tekkeleri tarafından ciddi bir destek bulmuştur [15]. Arnavutluk’ta meydana gelen kültürel faaliyetler içerisinde Hristiyan Ortodoks olan Naum Vekilharcı, Jeronim da Rada, Thimi Mitko Konstandin gibi aydın ve vatanseverlerin yanında Bektaşi olan Abdül Fraşeri ve Arnavutların ulusal şairi Naim Fraşeri de yer almaktaydı.

Avrupa, Müslüman Arnavutları Türk olarak değerlendirirken Hristiyan olup da Ortodoks mezhebine inanan Arnavutlar ile Rum Katolik inancına sahip Arnavutlar ise Latin sayılıyordu [16]. Müslüman Arnavutlar Arap harfleri ile Osmanlıca eğitimi alırken Ortodoks Arnavutlar Yunan harfleri ile eğitim almakta ve Katolikler de Latin alfabesini kullanmaktaydı. Ayrıca Yunanistan, Güney Arnavutluk’ta bulunan Ortodoks Arnavutlar için okullar açmış ve burada Grek-Helen kültürünü öğreterek Ortodoks Arnavutları Yunan olarak kabul etmiştir.

Yunanistan’ın buradaki amacı “Megali İdea”  ülküsünü gerçekleştirmek ve ileride doğabilecek Arnavut ulusal hareketinin önünü kesmekti [17].

Yunanistan, Yanya ve Epir’i Doğu Roma’nın mirası olarak görerek burada hak iddiasında bulunmaktaydı [18]. Böyle bir ortamda birbirlerine yabancılaşarak büyüyen nesiller, Arnavut aydınlarının harekete geçmesinde etkili olmuştur. Çünkü böyle bir ortamda yetişen nesiller farklı kimlik ve farklı kültürel anlayışa sahip olarak bir milli kültür ve kimlik ortak dairesinde asla buluşamayacaklardı.

Bu nedenle Arnavut milliyetçiliği ve kimliği din veya mezhep üzerinden değil Arnavutların dili olan Arnavutça üzerinden gelişmiştir.

Bu gelişmeler ışığında çalışmalara başlayan Arnavut aydınlarından birisi olan Vekilharcı, Arapça ve Latince dışında Arnavutçanın da öğretilmesine izin veren okulların açılmasını ve Arnavutların geleceği için önce eğitim yoluyla bilinçlendirme ardından ulusal kurtuluş için silahlı mücadelenin gerektiğini anlatan bir program hazırlamıştı [19].

Bu fikirleri yüzünden Vekilharcı, Rum Patrikhanesi ve Osmanlı yöneticilerinin yoğun tepkisini çekmiştir. Başka bir Arnavut yurtseveri olan Jeronim da Rada; Arnavut dili, folkloru ve edebiyatı ile ilgili çalışmalar yürütmüş ve 1848 yılında ilk Arnavut gazetesini çıkarmıştır. Arnavutçanın antik çağlara kadar uzandığını göstermek isteyen Demetrio Camar da 1864 yılında Arnavut dili üzerine çalışmalar yapmıştır.

Vassa Efendi’nin 1879 yılında yayımladığı “Arnavutluk ve Arnavutlar hakkında Gerçekler”  isimli kitap Arnavutluk milliyetçi hareketinin temel eseri olmaktadır.

Vassa Efendi bu kitapta tarih boyunca Arnavutlar tarafından ikamet edilen toprakların etnik sınırlarının tam ve eksiksiz haritasını vermiş ve farklı dinlere mensup Arnavutların birleşmesine de çağrı yapmıştır [20].

Osmanlı İmparatorluğu kaybettiği savaşlar neticesinde büyük güçlerin Balkanlarda istediği birçok reform ve yenilikleri uygulamaya koydu. Bu nedenle Balkanlarda bulunan birçok azınlık unsura kendi dillerinde eğitim hakkı tanınmış oldu.

Balkanlardaki milletlere verilen “milli dillerinde eğitim hakkı”  neticesinde Arnavutlar da yoğun olarak benzer taleplerde bulunmuşlardır.

1871 yılında Arnavut aydınları ve ileri gelenleri bu isteklerini bizzat Sultan Abdülaziz’e iletmişlerse de bir sonuç alamamışlardır. 1878 yılında Arnavutluk’ta en gelişmiş sancaklar olan Berat, Avlonya ve Ghirokastra’da 80 Türk okulu ve 163 Yunan okulu kendi dillerinde eğitim verirken Arnavutça eğitim veren hiçbir okulun bulunmaması Arnavutça eğitimin ilerlemesini ve yayılmasını imkânsız hale getirmiştir [21].

Bu nedenle yurt dışındaki ve yurt içindeki Arnavutların kültürel dernekler üzerinden yaptıkları yoğun girişimler neticesinde 1885 yılında Korçe’de Sultan II. Abdülhamid in izniyle özel bir okul açılmış ve kısa zamanda bunu pek çok okul izlemiştir.

Ancak muhafazakâr muhalefetin tepkisi nedeniyle bu okullar tek tek kapatılmış ve Arnavutların ulusal dilde eğitim almasını sağlayacak bu faaliyetlere son verilmiştir [22].

Görüldüğü üzere Arnavutluk’ta meydana gelen dil ve kültüre dayalı çalışmalar aydın sınıfın öncülüğünde bir milli kimlik inşası düşüncesiyle başlatılmış, ardından bu entelektüellerin verdiği mücadele Balkanlarda gelişen olaylar neticesinde siyasal bir zemine doğru kaymış ve çok kısa bir süre sonra Arnavutluk’un bağımsızlığına giden yolda temel etmenlerden birisi olmuştur. Arnavutluk’ta meydana gelen gelişmeler diğer Balkan ülkelerine kıyasla başka bir zeminde ele alınması gerekmektedir çünkü diğer Balkan milletlerindeki bağımsızlık hareketlerinde özellikle kiliseler başı çekerken Arnavutluk’ta üç ayrı inanca mensup bulunan Arnavutlar dil şemsiyesi altında birleşerek Balkanlardaki milliyetçilik faaliyetleri arasında çok farklı bir yerde konumlanmışlardır. Bu gelişmeler doğrultusunda Arnavutluk’ta meydana gelen milliyetçi faaliyetler laik bir zeminde oluşmuştur. Bu düşünce zemini neticesinde Ortodoks, Katolik ve İslam inancına sahip olan Arnavutlar ortak bir Arnavutluk ülküsünde birleşmişlerdir.

İlk Siyasi Adım: Prizren Birliği

Tanzimat Dönemi’nden beri baş gösteren isyan, ayaklanma ve kültürel hareket biçiminde başlayan Arnavut tepkisi ilk kez 1878 yılında Prizren Birliği’nin kurulması ile siyasi bir somutluk kazanmıştır. Bu birliğin kurulmasının asıl nedeni Balkanlarda gerçekleşecek olan yeni toprak paylaşımının gündemde olmasıdır. Balkanlarda yeni bağımsızlığına kavuşmuş ve bağımsızlık talepleri içinde olan milletler batılı ülkeler ve Rusya’nın destekleriyle yeni toprak paylaşımı konusunda kendilerine destek olunmasını istemişlerdir.

Bu yaşananlara Osmanlı İmparatorluğu’nun engel olamaması neticesinde Arnavutluk’ta bulunan yurtseverler Osmanlı idaresi Arnavutluk topraklarını koruyamaz ise bu toprakların bizzat Arnavutlar tarafından korunacağını ve özerk bir yönetime geçileceğini Osmanlı merkezine bildirmişlerdir.

1877 yılında Arnavut yurtseverleri aldıkları kararlar olan; çeşitli vilayetlere bölünmüş olan Arnavutluk’un tek vilayet haline getirilmesi, yönetiminin Arnavutlara bırakılması, genç erkeklerin sadece vilayetin korumasında askerliği alınması, eğitim ve yargı alanında Arnavutçanın geçerli olması gibi maddeleri içeren kararları İstanbul’a bildirmişlerdir [23].

Balkanlarda devam eden bu gergin hava sonucunda 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı yaşandı.

Osmanlı orduları Ruslar karşısında çok ciddi bir mağlubiyet alarak savaşı kaybetti. Bu durum neticesinde Yeşilköy sınırlarına kadar gelen Rus ordusu, Osmanlı’nın barış talebini kabul etti. 3 Mart 1878 tarihli Ayastefanos Anlaşması batılı devletlerin müdahalesi ile yeniden düzenlendi ve 13 Haziran 1878 tarihinde Berlin Antlaşması imzalandı.

Bu anlaşma Osmanlı’nın Balkanlardaki topraklarını yeni paylaşımlara açmakla kalmamış ayrıca Osmanlı’nın bölgede egemenliği altında tuttuğu halkların ve toprakların da yönetimini bir hayli zorlaştırmıştır. Ayastefanos Antlaşması ile birlikte Makedonya’yı de içine alan “Büyük Bulgaristan Prensliği” kurulması ve Arnavutlara ait bir kısım toprakların Karadağ ile Sırbistan’a terk edilmesi gibi Rusya’nın bölgede aşırı güçlenmesini sağlayacak olan hükümler Berlin Antlaşması ile tekrar düzenlenerek devletlerarası güç dengesi sağlanmış oldu.

Berlin Antlaşması neticesinde Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsızlığını kazanırken Arnavutluk yerleşiminde olan Gosiva, Ülgün ve Plavya bölgeleri Karadağ’a verilmiştir. Büyük Bulgaristan Prensliği toprakları küçültülerek Bulgar Prensliği haline getirilmiş, kalan bölge Doğu Rumeli Vilayeti ve Makedonya olarak Osmanlı Devleti’ne bırakılmıştır. Ancak Doğu Rumeli Vilayeti’nin Hristiyan bir vali tarafından yönetilmesi ve özerk bir yapıda idare edilmesi kararlaştırılmış, bunun yanı sıra Girit için önerilen reformların uygulanması şartı getirilmiştir.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ise Bosna-Hersek’i işgal ve yönetme hakkı elde etmiş, ayrıca Yeni Pazar Sancağı’nı da yönetme hakkı kazanmıştır.

Osmanlı yönetiminin %70 Müslüman olan ve büyük ölçüde imparatorluğa bağlı bulunan Arnavutluk topraklarını koruyamaması Arnavutların hem kendi topraklarını savunmak için bir örgütlenmeye itmiş hem de diğer milletler gibi özerklik taleplerini açık bir şekilde dinlendirmeye sürüklemiştir [24]. Bu anlaşma neticesinde Arnavutluk’a ait olan toprakların Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan’a verilmekte olduğunu gören Arnavutlar, İstanbul’da bir araya gelerek “Arnavutluk Milletinin Haklarını Müdafaa İçin Merkez Komite” adıyla bir komite kurmuşlardır [25]. Bu komitenin amacı Arnavutluk’ta bir direniş örgütleyerek emperyal amaçlar nedeniyle işgal edilmek isteyen Arnavutluk’u korumaktı.

Berlin Kongresi’nden üç gün önce 10 Haziran 1878 tarihinde 300 Arnavut ileri geleninin katılımı ile kurulan Prizren Birliği, Arnavutluk’taki toprak paylaşımına karşı ortak bir direniş faaliyeti başlatmış ve her türlü işgal ve asimilasyon politikalarına karşı Arnavutların ortak mücadele edeceklerini vurgulayarak batılı güçlerin kongredeki kararları üzerinde etki oluşturmaya çalışmışlardır.

Arnavutlar özellikle Karadağ’a teslim edilmesi istenen üç bölgenin milletler prensibine aykırı olduğunu vurgulamışlardır. Buna rağmen bizzat Bismark “Arnavut diye bir millet yoktur.” şeklinde açıklama yaparak bu bölgelerin Karadağ’a verilmesinin sorun teşkil etmeyeceğini söylemiştir [26].

Bu karar neticesinde örgütlenen Arnavutlar, bölgeyi Karadağ güçlerine teslim etmemek için savaşı göze almışlardır.

Arnavutluk ve Karadağ birlikleri arasında yaşanan savaş neticesinde Arnavutlar, Karadağ birliklerini mağlup ettiler. Arnavutların bu başarısı ve tepkileri üzerine büyük devletler tekrardan masaya oturma kararı almış, Gosiva ve Plava şehirlerini Osmanlı sınırları içerisinde kabul ederek Ülgün limanının Karadağ’a verilmesini kararlaştırılmışlardır. Arnavutlar bu karara tepki göstererek bu bölgenin de Arnavut yerleşiminde olduğunu belirtmişlerdir.

Ancak büyük güçlerin zorlamasıyla II. Abdülhamid, Derviş Paşa komutasında 18 tabur askeri bölge göndererek Arnavut direnişçilerini bölgeden çıkarmış ve Ülgün limanını Karadağ’a teslim etmiştir [27].

Prizren Birliği’nin ilk amacı olan Arnavut topraklarını koruma ülküsü büyük oranda yerine getirilmiştir. İki yıl boyunca Karadağ ile mücadele eden Arnavut birlikleri Berlin Antlaşması’nda Karadağ’a bırakılan bölgeleri savunmuş ve neticede bu bölgelerin imparatorluk sınırları içerisinde kalmasını sağlamıştır. Siyasi ve askeri düzeyde yaşanan gelişmeler Arnavut kimliğinin oluşumunu büyük oranda etkilemiştir. Balkanlardaki Osmanlı otoritesinin kaybolması ve özellikle Arnavut topraklarını koruyamayacak hale gelmesi Arnavutların milli kimlik ve özelliklerinin oluşumunun temel nedenlerindendir.

Arnavutların ilk amacı olan toprak bütünlüğünü koruma düşüncesi kısmen yerine getirilmiş ve artık ikinci aşama için çalışmalara başlanmıştır. Arnavutların ikinci amacı olan özerk bir Arnavutluk isteği ve bu yoldaki  talepleri başkentte tepkileri neden olmuş ve 1881’de ilan edilen “Geçici Arnavut Hükümeti” üzerine ordu gönderilerek başta Abdül Fraşeri olmak üzere birçok delege yakalanarak hapsedilmiştir.

Prizren Birliği gösterdiği askeri ve siyasi başarıların yanında kendi içinde çok ciddi sorunlar yaşamaktaydı. Birlik içinde Müslüman gelenekçiler ile özerklik taraftarı olan Arnavut milliyetçileri arasında ayrışmalar ve sorunlar yaşanmaktaydı. Birliğin kuruluşu ve kimliğinin belirlenmeye çalışıldığı görüşmelerde Müslüman gelenekçiler birliğe İslami bir karakter kazandırılması gerektiğini ve Arnavut olmayan Balkan Müslümanlarının da birlik içinde muhafaza edilmesi gerektiğini söylediler [28].

Çoğunluğu da elinde bulunduran  gelenekçilerin bu fikirleri o dönem iktidarda olan II. Abdülhamid’in izlediği siyaset ile de örtüşüyordu.

II. Abdülhamid’in, birliğin Osmanlı İmparatorluğu topraklarını koruması ve ayrılıkçı refleksler göstermemesi nedeniyle müdahale etmemeye gayret gösterdiği ayrıca gelenekçi tarafı destekleyerek birliğin yalnızca Arnavutlar için değil tüm Balkanlar için aynı tepkiyi vermesini gerektiğini arzuluyordu. Bu gelişmeler ışığında Prizren Birliği’ni takip eden yabancı gözlemciler birliğin İslami bir karakter taşıdığını ve Osmanlı’nın Balkanlarda yaşadığı sınır değişikliğine karşı mücadele ettiğini söylemişlerdir [29].

II. Abdülhamid, Prizren Birliği’nin Osmanlı topraklarını korumaya çalışması nedeniyle Yakova, Prizren ve Debre  gibi şehirlerdeki askeri ve devlet bürokrasisi içinde yer alan memurlara birliğin çalışmasına engel olunmaması emrini vermiştir. Ancak süreç devam ettikçe Prizren Birliği içerisinde yer alan milliyetçi kanat ve bu kanadın liderliğini yapan Abdül Fraşeri’nin öncülüğünde birlik kimlik değiştirmeye başlamıştır.

Abdül Fraşeri’nin milliyetçi fikirleri Güney Arnavutluk’ta bulunan Bektaşi tekkelerinden destek görmüş, Karadağ’dan gelen Katolik Arnavutların da Fraşeri’yi desteklemesi ile Prizren Birliği, İslami kabuğundan sıyrılmış ve içerisinde yer alan gelenekçi tayfayı tasfiye ederek Arnavut milliyetçilerin önderliğinde Arnavutluk’un özerkliğini isteyen bir yapıya kavuşmuştur [30].




Prizren Birliği’nin milliyetçilerin kontrolü altına girmesiyle milliyetçi Arnavut aydınları özerklik taleplerini bir kez daha başkente bildirmişlerdir.

Bu talepleri II. Abdülhamid tarafından dikkate alınmaması üzerine Prizren Birliği, emrindeki 20 bin kişilik askeri kuvvet ile Osmanlı yönetimine karşı mücadele kararı almış ve kendilerini “Geçici Arnavut Hükümeti” ilan etmiştir. II. Abdülhamid, Arnavutluk’ta gerçekleşen bu harekete karşı 1881 yılında Derviş Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu bölgeye göndererek birliğin çalışmalarına son vermiş ve milliyetçi liderleri sürgüne yollamıştır.

Prizren Birliği başkentin bu müdahalesi ile dağılsa da bu birlik Arnavut bağımsızlığı için bir milat olmayı başarmıştır. Arka planda devam eden dil ve kültür çalışmaları, Balkanlarda gerçekleşen toprak paylaşımları nedeniyle Arnavut hareketine siyasi bir kimlik kazandırmış ve Arnavutluk topraklarının işgal edilmesi üzerine Arnavutların gösterdiği tepkilerle Arnavutlar hem ciddiyetlerini Babıâli’ye hem de diğer Batılı güçlere göstermişlerdir.

Sonuç

Osmanlı İmparatorluğu’nun neredeyse Balkan coğrafyasına adım atmasıyla birlikte Osmanlılar ile Arnavutlar arasında ilişkiler başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun Arnavut coğrafyası üzerindeki hâkimiyetiyle birlikle bölgede başlayan Osmanlı denetimi ve idaresi özellikle XVI. ve XVII. yüzyıllarda Arnavutların kitleler halinde İslamlaşmasına neden olmuştur.

Bu süreç çerçevesinde, bürokrasiden orduya kadar birçok mevkide Arnavut kökenli Müslümanlar devlet kadrolarına girmeye başlamışlardır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı medeniyeti karşısındaki konumunu koruyamaması ve kaybettiği savaşlar neticesinde XIX. yüzyılda Osmanlılar artık anavatanı olarak gördükleri Balkanlar üzerinde dahi egemenliklerini koruyamaz hale gelmişlerdir.

İmparatorluğun kuruluşundan beri kendilerini bu devletin kurucu unsuru olarak gören Arnavutlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun içerisindeki bulunduğu durum ve büyük güçlerin Balkanlarda uygulamaya koydukları planlar dolayısıyla kendi öz yurtları olarak kabul ettikleri Arnavutluk topraklarını korumaya çalışmışlardır.

Arnavutların vatan olarak gördükleri toprakları koruması ve yakın bir süreçte başlayan Arnavut dili ve kimliği bilinci kısa sürede bir bütün haline gelerek öncelikle özerklik talebi olarak kendisini göstermiş, daha sonra da Arnavutluk’un bağımsızlığına giden süreci hazırlamıştır.

Arnavutlar, Osmanlı İmparatorluğu’na bağlılıklarını sürdürürken kendi öz savunmaları için Prizren Birliği isminde bir örgütlenmeye gitmiş ve bütün Arnavutları dil şeması altında bu örgütlenmede birleştirmişlerdir.

Sonuç olarak Arnavut milliyetçi hareketine baktığımız zaman Arnavut milliyetçiliğinin Balkanlarda meydana gelen diğer milliyetçi hareketlerden başka bir konumda olduğu görülecektir. Arnavut milliyetçi hareketi merkeze karşı bir bağımsızlık talebi nedeniyle ortaya çıkmamış, aksine önceleri Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı olan milletlerin bağımsız devletler kurdukça Arnavut topraklarından pay istemelerine karşı tepkisel bir milliyetçilik olarak kendisi göstermiştir.

Dipnotlar

[1] Rezart Mezani, İttihat ve Terakki Arnavutlar ve Arnavutluk, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2003, ss. 10.

[2] Fahri Maden, “Arnavutluk’ta Bektaşilik ve Arnavutluk’un Bağımsızlığına Giden Süreçte Bektaşiler”, Avrasya Etüdleri Dergisi, Sayı: 44, 2013, ss. 143-144.

[3] Luan Afmataj, “Arnavutluk Bektaşiliği, Başlangıcı, Gelişmesi ve Günümüzdeki Durumu”, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2009 ss. 27.

[4] Fahri Maden, a.g.e. ss. 143.

[5] Nuray Bozbora,  Arnavut Milliyetçiliğinin Gelişimi,  Balkanlar El kitabı 1. Cilt (Ed. Bilgehan A.  Gökdağ,  Osman Karatay)  Akçağ Yayınları,  Ankara,  2013,ss. 556.

[6] Fahri Yetim, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Dağılma Döneminde Balkan Milliyetçiliği ve Büyük Güçler”,  Selçuklu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 25, 2011, ss. 289.

[7]  Fahri Yetim, a.g.e. ss. 289.

[8] Nuray Bozbora, a.g.e. ss. 556.

[9] Fahri Yetim, a.g.e. ss.290.

[10] Nuray Bozbora, a.g.e. ss.557.

[11] Georges Castellan, Balkanların Tarihi, (Çev. Ayşegül Yaraman Başbuğu), Milliyet Yayınları, İstanbul, 1995, ss. 373.

[12] Barbara Jelavich, Balkan Tarihi Cilt 1, (Çev. İhsan Durdu ve Gülçin Tunalı ve Haşim Koç), Küre Yayınları, İstanbul, 2013, ss. 392.

[13] Adem Urfa, Osmanlı İmparatorluğu’nda Arnavut ve Arap Milliyetçilikleri (1908-1918), Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2010, ss. 41.

[14] Adem Urfa, a.g.e. ss. 42.

[15] Fahri Maden, “Arnavutluk’un Bağımsızlık Süreci (1877-1913)”, Avrasya Etüdleri Dergisi, Sayı: 39, 2011, ss. 162.

[16] Bilgin Çelik, “Arnavut Ulusal Hareketi İçinde İlginç Bir Dönemeç: Ortodoks Arnavutların Patrikhane’den Ayrılma Çabaları” Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, Sayı: 16, 2004, ss. 133.

[17] Rezart Mezani, a.g.e. ss. 50.

[18] Bilgin Çelik, a.g.e. ss. 135.

[19] Nuray Bozbora, a.g.e. ss. 559.

[20] Dritan Egro, “Arnavut Milliyetçi Doktrininde Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Avrupa’nın Algılanışı”, Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, Sayı: 33, 2013, ss. 32.

[21] Georges Castellan, a.g.e. ss. 374.

[22] Nuray Bozbora, a.g.e. ss. 563.

[23] Nuray Bozbora, a.g.e. ss. 560.

[24] Barbara Jelavich, a.g.e. ss. 391.

[25] Said Olgun, XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında Arnavut Milliyetçiliğinin Gelişmesinde Mektepler, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Elazığ 2015, ss. 38.

[26] Kushtrim Shehu, Prizren Birliği’nden Bağımsızlığa Arnavut Milli Kimliğinin Oluşumu (1878-1912), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2011 ss. 95.

[27] Süleyman Kani İrtem, Osmanlı Devleti’nin Makedonya Meselesi, (Haz. Osman Selim Kocahanoğlu), Temel Yayınları, İstanbul, 1999, ss. 119.

[28] Rezart Mezani, a.g.e. ss. 56-57.

[29] Ali Sacit Türker, II. Abdülhamid Dönemi Osmanlı Devleti’nin Arnavutluk Siyaseti, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya 1996, ss. 13.

[30] Adem Urfa, a.g.e. ss. 50-51.

Kaynakça

Afmataj, Luan (2009). Arnavutluk Bektaşiliği, Başlangıcı, Gelişmesi ve Günümüzdeki Durumu. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

Armaoğlu, Fahir (1997). 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Birecikli, İhsan Burak (2009). Arnavutluk Meselesi Üzerine Bir Değerlendirme. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 29(2), 1023-1046.

Bozbora, Nuray (2013). Arnavut Milliyetçiliğinin Gelişimi. (Ed. Bilgehan A. Gökdağ, Osman Karatay), Balkanlar El Kitabı Cilt 1, Ankara: Akçağ Yayınları.

Castellan, Georges (1995). Balkanların Tarihi. (Çev. Ayşegül Yaraman Başbuğu), İstanbul: Milliyet Yayınları.

Çelik, Bilgin (2004). Arnavut Ulusal Hareketi İçinde İlginç Bir Dönemeç: Ortodoks Arnavutların Patrikhane’den Ayrılma Çabaları. Osmanlı Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, 16, 131-150.

Egro, Dritian (2013). Arnavut Milliyetçi Doktrininde Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Avrupa’nın Algılanışı. Osmanlı Tarih Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, 33, 31-41.

İrtem, Süleyman Kani (1999). Osmanlı Devleti’nin Makedonya Meselesi. (Haz. Osman Selim Kocahanoğlu) İstanbul: Temel Yayınları.

Jelavich, Barbara (2009). Balkan Tarihi Cilt 2. (Çev. Zehra Savan, Hatice Uğur), İstanbul: Küre Yayınları.

Jelavich, Barbara (2013). Balkan Tarihi Cilt 1. (Çev. İhsan Durdu, Gülçin Tunalı, Haşim Koç), İstanbul: Küre Yayınları.

Kılıç, Seda (2006). Bir Osmanlı Aydınının Arnavutluk’a Dair Görüş ve Düşünceleri. Ankara Üniversitesi Osmanlı Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, 19, 257-271.

Kuzucu, Kemalettin (2012). Lahiyalar Işığında Bağımsızlık Sürecinde Arnavutluk’un Sosyal ve Siyasal Durumu (1860-1908). Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 13(2), 309-332.

Maden, Fahri (2011). Arnavutluk’un Bağımsızlık Süreci (1877-1912). Avrasya Etüdleri Dergisi, 39, 155-196.

Maden, Fahri (2013). Arnavutluk’ta Bektaşilik ve Arnavutluk’un Bağımsızlığına Giden Süreçte Bektaşiler. Avrasya Etüdleri Dergisi, 44, 141-176.

Mezani, Rezart (2003). İttihat ve Terakki Arnavutlar ve Arnavutluk. Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir.

Olgun, Said (2015). XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında Arnavut Milliyetçiliğinin Gelişmesinde Mektepler. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Elazığ.

Shehu, Kushtrim (2011). Prizren Birliği’nden Bağımsızlığa Arnavut Milli Kimliğinin Oluşumu (1878-1912). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

Türker, Ali Sacit (1996). II. Abdülhamid Dönemi Osmanlı Devleti’nin Arnavutluk Siyaseti. Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya.

Urfa, Adem (2010). Osmanlı İmparatorluğu’nda Arnavut ve Arap Milliyetçilikleri (1908-1918). Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

Yetim, Fahri (2011). Osmanlı İmparatorluğu’nun Dağılma Döneminde Balkan Milliyetçiliği ve Büyük Güçler. Selçuklu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 25, 286-296.

Samet Şahin
13 Ekim 1995 tarihinde Gaziantep'te dünyaya geldi. İlköğretim ve lise eğitimini İstanbul'da tamamlamıştır. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden 2018 yılında mezun olmuştur. Şu an aynı üniversitenin Balkan Araştırmaları bölümde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Özel olarak Osmanlı İmparatorluğu, genel olarak ise Yakın Çağ siyasi olayları ile ilgilenmektedir.