Connect with us

Anadolu Tarihi

Demir Çağı (MÖ. 1. Binyıl) Anadolu’sunda Yazılar ve Yazıtlar

Demir Çağı (MÖ. 1. Binyıl) Anadolu’sunda Yazılar ve Yazıtlar

Okuma Süresi: 17 dakika

Yazı, genel olarak bir dilin görsel dizge bütünlüğünü yansıtan bildirişim simgelerinden oluşmuş ve simgelerin hafızada kalacak şekilde yer etmesinden doğmuştur. Tarihsel olarak yazı; taş, pişmiş toprak, papirüs ve benzeri araçlar üzerinde boyama, kazıma, çizme ve bastırma gibi yöntemlerin uygulanmasıyla oluşmuştur. Yazının ilk kez nerede doğduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bazıları Mezopotamya’yı, bazıları da Mısır’ı yazının doğduğu memleket olarak kabul eder. Genel olarak M.Ö. 3400-3200 yılları arasında Mısır ve Mezopotamya’ da ilk yazı örneklerine rastlanır. [1]

İlk yazılı belgelerde kullanılmış ya da kullanılma ihtimali bulunan işaretlerin sayısını tespit etmek zordur çünkü bunlar, etrafımızda var olan her şeyin betimlenmesinden oluşuyordu. Dağ için dağ, yıldız için yıldız resmi çiziliyordu. Yazı hem Mısır’da hem de Mezopotamya’da teknik imkanlar çerçevesinde iç ve dış değişim geçirmiştir. Dış değişim Mezopotamya’da çivi yazısının doğuşuna yol açmıştır çünkü yazı için kullanılan materyal yumuşak kil ve kamıştan oluşmaktaydı ve kil pişirildiğinde çizilen resimlerin topaklanmalar, yarılma ve kapanmalar nedeniyle görüntüleri kaybolabilmekteydi. Temiz yazılmış bir metnin ortaya çıkması zor, zahmetli ve kısmen de tesadüfîydi. Bu sıkıntıyı gidermek için Mezopotamya’da yumuşak kili çizmek yerine üzerine bastırmak yöntemi icat edilmiştir. [2]

Anadolu’da ilk yazılı belgelere Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda rastlanmaktadır. Bazı araştırmacılar Hattuşa’da Hititçe için kullanılan yazı sisteminin kökeni olarak Eski Asur çivi yazısını, bazıları da Kuzey Suriye’deki Tell Açana VII. katmanında kullanılan çivi yazısını gösterirler. Anadolu’nun özgün yazı sistemi hiyeroglif yazıdır. Bu yazı sistemi Mısır hiyeroglif yazısından etkiler taşımaktadır. Kökeni III. bin yılda kullanılan damga işaretlerine kadar uzayabilir. Hem Hititler döneminde hem de Geç Hitit Şehir Devletleri döneminde kullanılmıştır ve Anadolu’da II. binyıldan I. binyıla geçişte bir kültürel devamlılık olduğunu gösteren önemli bir örnektir.

I. bin yıl Anadolu’sunun önemli özelliklerinden bir tanesi yazı türlerinin zenginliğidir.

Doğu Anadolu’da Urartular çivi yazısı kullanmaya devam ederken, Güney ve Batı Anadolu’da alfabe kökenli yeni yazı sistemleri ortaya çıkmıştır. Fenike yazısının Anadolu’ya girmesi bir dönüm noktası olmuştur. Fenike yazısı olasılıkla Frig yazısına kaynaklık etmektedir. M.Ö. VII. ve VI. yüzyıllarda Sami etkisi vardır. Lidce ve Karca gibi erken dönemlere tarihlenebilen yazı örneklerinde de bu izlere rastlanmaktadır. Likçe de olasılıkla erken dönemlerde ortaya çıkan bir proto-Anadolu yazı sisteminin sonucu olarak doğmuştur. Ayrıca başka bir döneme de değinecek olursak; Anadolu’nun. Romalıların eline geçmesi kısmen bazı kolonilerde Latince’nin kullanılmasının önünü açmıştır ancak Latince, mezar yazıtları dışında bir kullanım alanı bulunmamıştır. [3]

Eski Anadolu Dilleri alanının önemli dönüm noktası Hristiyanlığın devlet dini kimliği kazanmasıdır. Hristiyanlık ile birlikte herhangi bir Anadolu halkının diline ve yazısına ilişkin izler kaybolmuştur. [4] Eski Anadolu’da arkalarında çeşitli izler bıraktıkları halde kaybolup gittikleri söylenebilecek çeşitli halklar vardır. Anadolu’nun her kültür veya halk grubu ne yazık ki yazılı kültüre geçmemiştir. Yazılı kültüre geçenlerin ancak bir bölümü kendilerine özgü yazı sistemleri kullanmışlardır. Frigler, Lidyalılar, Karyalılar ve Sidediler kendi kültür kimliklerinin tanınmasına olanak sağlayan yazı sistemleri kullanmışlardır.

Bir dilin kaybolmasının, bir halk grubunun veya kültürün kaybolmasıyla, yöntemsel açıdan aynı şey olmadığını belirtmek gerekir.

Örneğin Frigce kayıp diller grubunda yer almaktadır çünkü çözümlenememiş, dil özellikleri pek çok yönüyle anlaşılamamıştır ancak bu uygarlıkların kültür ve siyasi hayatı hakkında konuşabileceğimiz pek çok husus bulunmaktadır.

Frigya tarihi, kentleri, kralları, efsane ve inançları, sanat eserleri, keramiği ve mimarisi hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler derlenebilir. Yazı, temel olarak bir kültür ürünüdür ve kültürle özdeşleşir. Yazı ve dil ise doğuşları ve temsil ettikleri alanlar açısından aynı şey değildir. Ayrıca yazının bir kültürü veya halk grubunu tanımlama konusundaki belirleyici olmayan yönü onun hem elektik hem de muhafazakar yapısından kaynaklanmaktadır. Elektiktir; çünkü belirli bir yazı türünü kullanmaya karar vermiş bir toplum bunu bilinen diğer yazı sistemlerden alıp kendi dili için uygulamaya koyabilir. Örneğin Selçuklu Türk Beylikleri döneminde mektuplar, anıt kitabeleri, mezar taşları ve benzerleri Farsça ve Arapça olarak kaydedilmişlerdir. Eğer elimizde Selçukluların hangi kökenden geldiklerine dair bilgiler olmasaydı, sadece kitabelere bakarak bu dili kullanan insanların İranlılar veya Araplar oldukları sonucuna varacaktık.” [5]

Eski Çağ Anadolu’sunda da buna benzer örnekler vardır. I. binyılda çeşitli halklar için yazışma aracı olmuş en yaygın yazı sistemleri Fenikece, Aramice ve Hellencedir. Bunların her biri kendi çağlarına önemli bir kimlik kazandıkları için Anadolu’ya girmişlerdir. Kaybolup gitmiş insanlardan ve dillerden geriye kalanlardan Anadolu’da Demir Çağı’nda yaşamış olan uygarlıkların yazılarını beş ana başlık altında toplamak gerekirse bu başlıklar uygarlıkların kısa bir tarihi süreci, yazıları ve yazıtları olarak şekillenmelidir.

FRİGLER VE FRİGCE

Frigler, gelişmiş kültürleriyle, antik Ön Asya’nın önemli unsurlarından biridir. Frig kültürünün bazı öğelerine dair sahip olduğumuz bilgi, bugün genel kültürümüzün bir parçasıdır.

Kral Midas ile ilgili, özellikle kulaklarını ve dokunduğu her şeyi altına çevirmesi ile ilgili talihsiz dileğini ele alan pek çok efsanevi hikâye bulunmaktadır. Tanrıların anası olarak bilinen Ön Asyalı Kubaba/ Kybele’nin de Frigya’dan geldiği bilinmektedir. M.Ö. I. binyılda Kybele’nin kültü Asya’ya yayılmış ve Lidya ile Frigya’da Ana Tanrıça olarak tanınmıştır.

Frig sanatçıları müzik dalında da, günümüzde bilinen majör perdenin üçüncü seviyesindeki Frig ölçüsünün belirlenmesiyle önemli bir yere sahip olmuştur. [6]

Frigce, doğruluğu zayıf olmakla birlikte bir Hint-Avrupa dili olduğunu özellikle Grekçeye yakın olduğunu ve daha sonraları Orta Anadolu’da önemli bir rol oynadığını söylemek mümkündür. Frigce, Grekçe, Makedonca, Trakça ve diğer bazı diller Balkan Hint-Avrupa dilleri adı verilen bir bölgesel lehçeye bağlıdır. Frigce en çok Grekçe ile yakınlık göstermektedir. [7]

Eski Frigce Yazıtlı Küçük Ölçekli Kabartma Heykel

Frigce epigrafik belgelerde, bazı anlaşılabilir yazıtlarda ve antik dönem yazarlarına ait çalışmalardaki bazı dolaylı izah kelimelerinde, özellikle İskenderiyeli Hesychius adlı sözlük bilimcinin çalışmalarında ve ayrıca bazı diğer edebi kaynaklarda görülmektedir. [8]

Frig yazıtları,  Friglerin ilk ortaya çıktıkları dönemi takiben, iki gruba ayrılır: Eski Frigce ve Yeni Frigce.

Eski Frigcenin epigrafik yapısı; bilinen en eski kanıtlarla M.Ö. VIII. yüzyıldan III. yüzyıla kadarki süreç içerisinde, büyük bir kısmı parça halinde korunmuş olan 250 adet belge içermektedir. M.S. I. yüzyıldan III. yüzyıla kadarki süreç içerisinde tarihlendirilen Yeni Frigce ile ilgili bulgular çoğunlukla bir lanet cümlesi içeren söz dizileri olarak tanımlanmıştır. Frigce, eski kaynaklarda en son olarak M.S. V. yüzyılda yer alır. [9]

Frigce bir metni parçalara ayırmak, Eski Frigcenin noktalama işaretlerinin düzensizliği nedeniyle oldukça zor bir görevdir. Frigce’nin yazılışı çoğunlukla sağa doğrudur ancak sola doğru ve ters dönmeli bir çift yönlü yazı şeklinde de yazılır. Bu çift yönlü yazım şeklinde yazıda her satır veya harf ters çevrilmiş olarak da yazılabilir. Eski Frigce alfabede 17 çekirdek harf ve değerleri bilinmeyen bazı ek işaretler bulunur. Frigce yazı M.Ö. VIII. yüzyıl başlarında zaten oluşturulmuş ve bu modelden tamamen ayrılmıştır. Bilinen en erken tarihli Frigce belgeler, ilk Grekçe bulgulardan yarım yüzyıl erkene tarihlidir. [10]

Frigler geniş zamana yayılmış iki büyük yazılı belge kaynağı bırakmışlardır: Eski Frigce ve daha geç tarihli Yeni Frigce. 1984 yılında bir araya getirilen Eski Frigce belgeler, geniş bir bölgeye; Büyük Frigya’nın batısına, Midas kentine, Bithynia’ya, Galatya, Gordion’a ve çevresine, Boğazköy’e ait bir bölge olan Pteria’ya, Kapadokya’ya, antik Tyana kentine yayılmıştır. [11]

Hristiyanlık döneminin başlarında, Frigcenin özel olarak bir mezar bağlamında ortaya çıkışına kadar, birkaç yüzyıl boyunca Friglere dair herhangi bir bilgiye ulaşılmaz. Yeni Frigce yazıtların çoğu Grekçe-Frigce iki dilli metinlerdir ve genelde olası yağmacılara karşı bir beddua içeren kitabelerden oluşmaktadır. Buradaki söz dizilerinden yalnızca verilecek cezayı açıklayan bir koşul tümcesini anlayabiliyoruz.

“Her kim bu mezara bir kötülük yaparsa, o…”

Bölgenin dilsel durumu üzerinde bazı olayların derin etkisi olmuştur: Makedon istilası ve Galatça konuşan Keltlerin kuzeydoğudaki bölgelere yerleşmesi. Dilsel olarak Frigyalı elitler kısa sürede Yunanlaşmış ve Frig dili değer kaybederek yalnızca kırsal bölgelerde varlığını korumuştur. Eski Frigce kullanıldığı dönemde, özel ve kamusal, kutsal ve seküler, tüm yazılı kaynaklarda karşımıza çıksa da, Yeni Frigce döneminde, dil yalnızca kutsal bir etkinlik alanıyla “kolonize” olmuş halkın dili olarak sınırlandırılmıştı. Yeni Frigce yazıtlardan bir örnek vermek gerekirse;

“Her kim bu mezara ya da anıta zarar verirse, o lanetlensin.”  [12]

Frigcede dört biçimsel durum vardır. Bunlar; yalın, belirtme, tamlayan, yönelmedir. Üç tane de cinsiyet; eril, dişil, nötr bulunur. Aynı zamanda iki sayı; tekil ve çoğul bulunur. Çeşitli dillerin birbirleriyle temasa geçtiği bölgelerde dilsel aktarımlar gerçekleşebilir. Frigcede, aralarında Anadolu dillerinin de bulunduğu diğer Ön Asya dillerinden alınmış kelimeler mevcuttur. Yine de Frigce dikkat çekici bir biçimde kendi anayurdunda soyutlanmıştır. Frig dilinin keşfi hala devam etmektedir. Dilin pek çok yönü malzeme yetersizliği nedeniyle eksik olarak tanımlanmıştır ancak yeni yazıtların keşfinin hızlanmasıyla bu durum değişmektedir. [13]

Frigcenin günümüze ulaşmasına katkıda bulunan şey, hiç kuşkusuz Frigce yazılmış yazıtlardır. Bu yazıtların içeriğine bakıldığında anlaşılmayan kelimelerin arasında muhtemelen tanrı ve krallara ait olabilecek isimler seçilebilmektedir. Devlet eliyle yapılan bu anıtlar için en geç tarih, Gordion’un Kimmerler tarafından istila edildiği ve Frig krallığının sona erdiği VI. yüzyıl başlarıdır. Ayrıca yapımı tamamlanmamış anıtlar da mevcuttur. [14]

Frigler, tanrıçaların çıplak yerlerde olduğuna inanır ve bu tanrıçalara ulaşmak için yaptıkları tapınakların cephesi biçiminde işledikleri kayalar önünde Frigce yazıtlar yazarlardı. I. binyıldan daha geç dönemlere tarihlenen Yazılıkaya Anıtı, Frig Kaya Anıtlarının en görkemlisi, bölgenin ve dünyanın önemli ünik yapılarındandır.

Yazılıkaya Midas (Emine Asuhan Aksakal)

URARTULAR VE URARTUCA

Assur yazılı kaynaklarında “Uruatri” olarak geçen ve M.Ö. 1273 yılında tarih sahnesine çıkan Urartular, batıda Fırat Nehri’nden doğuda Güney Azerbaycan’a, kuzeyde Gökçe Göl ile Aras Vadisi’nden, güneyde Toroslar ve Urmiye Gölü’nün güneyine kadar uzanan geniş bir coğrafyaya egemen olmuş ve Yakındoğu’nun en büyük devletlerinden birisi olmuştur.

Krallığın çekirdek bölgesi bugünkü Van Kalesi ve çevresidir ki bu yüzden Urartu Krallığı’na zaman zaman “Van Krallığı” da denilmektedir. Doğal bir kale görünümünde olan Van, büyük bir başkentin kurulması ve gelişmesi için tüm koşullara sahiptir. Ancak Doğu Anadolu bölgesinde yer alan diğer kentler siyasi ve tarihi olarak bu kadar büyük bir öneme sahip olamamışlardı. Urartu yerleşmeleri genel olarak Doğu Anadolu başta olmak üzere Gürcistan, Ermenistan, Nahçıvan, İran, Irak topraklarına kadar yayılmıştır.

Urartu Krallığı’nın Tarihi Coğrafyası

Yazılı ve arkeolojik veriler Urartu Krallığı’nın kuzeyde ulaştığı en son noktaların, kuzeybatıda Erzincan, kuzeyde Çıldır Gölü Havzası ve kuzeydoğuda Sevan Gölü’nün kuzey batısındaki Lcasen olduğunu göstermektedir. Kuzeybatıda Erzincan-Altıntepe, kuzeyde Taşköprü ve kuzeydoğuda Lcasen kaleleri ise bu yayılımın arkeolojik kanıtları olarak karşımıza çıkmaktadır. [15]

Urartuca, özellikle Eski Hurrice adı verilen bir lehçe ile benzerlik gösterdiğinden, bu dilin M.Ö. II. bin yıl ortalarından geç olmayan bir tarihte Hurriceden farklı bir kol olarak ayrıldığını varsayabiliriz.

Urartuca metinlerin neredeyse tamamı; anma amacıyla duvar, sütun, dikme, kaide, stel ve kaya üzerine kazınan yazıtlarıdır. Ayrıca idari metinlerden oluşan az sayıda Urartuca tablet de bulunmuştur. Pek çok kısa adak yazıtı metal objeler üzerine yazılmıştır. [16]

Urartuca Yazıt

M.Ö. I. binyılın ilk yarısında var olduğu bilinen Urartuca hakkında sahip olduğumuz bilgi çok daha azdır. Pek çok farklı türde metni ele geçen Hurricenin aksine, Urartuca ağırlıklı olarak Urartu krallarının Kuzeydoğu Anadolu’dan Transkafkasya’ya uzanan geniş egemenlik coğrafyasının çeşitli bölgelerinde yaptıkları taş yazıtlarda kullanılmıştır. Sayıca beş yüzden fazla yazıt bulunmasına karşın, aşırı derecede tekrarlama yapılmasından dolayı dilsel değeri oldukça sınırlıdır. Bu durum Urartuca hakkında sahip olduğumuz bilginin de oldukça sınırlı olmasına neden olmaktadır.

“Urartuca” olarak adlandırdığımız modern terim, Asurlular ve Urartu kralları tarafından Asur dilinde kullanılan Urartu coğrafi yer adından gelmektedir. [17]

Bilinen en eski Urartuca yazıt yaklaşık olarak M.Ö. 820 yılına, Kral İşpuini dönemine tarihlendirilir. Urartu krallarına ait ilk yazılı belgeler olduğu düşünülen ve İşpuini’nin babası I. Sarduri’ye birkaç yazıt, Yeni Asurca çivi yazısı ile yazılmıştır. En geç tarihli Urartuca yazıtlar ise M.Ö. VII. yüzyıla tarihlendirilir. Urartucanın bilinen herhangi bir lehçesi yoktur. Urartuca metinlerin neredeyse tamamı, anma amacıyla duvar, sütun, dikme, kaide, stel ve kaya üzerine kazınan yazıtlardır. Ayrıca idari metinlerden oluşan az sayıda Urartuca tablet de bulunmuştur. Pek çok kısa adak yazıtı metal objeler üzerine kazınmıştır. [18]

LYDİA VE LYDCE DİLİ

M.Ö. I. binyılda Anadolu halklarından bir diğeri ise Lydialılardır. Kimmerlerin saldırıları sonucunda yıkılan Frig devleti yerine, Lydia devleti bölgede bir güç olarak ortaya çıkmıştır.  Bu bölge, genel olarak Gediz Nehri ve Küçük Menderes Irmağı vadilerini kapsayan ve günümüzde yaklaşık olarak Manisa ve Uşak illerine denk gelen bölgedir. Lydia bölgesi coğrafi olarak doğu ve batı medeniyetlerinin kaynaştığı bir alan içerisindedir. Bunu sağlayan en büyük etken, ticari yolların kesişme noktasında bulunmasından kaynaklanmaktadır. Batı Anadolu’da Gediz ve Küçük Menderes civarında yaşayan Lydialıların nereden geldikleri hala merak konusudur. Antik Çağ yazarlarına göre; Lydialılar, güneyde Karialılar ile kuzeydeki Mysialılar ve Friglerle akraba idiler. Böylece Lydialıların en az ikinci binin ikinci yarısından itibaren var oldukları söylenebilir. [19] M.Ö. VII. yüzyıldan önceki tarihlerde onların kültürleri hakkında yeterli bilgimiz bulunmamakla birlikte Homeros; Lydialılardan Maion, bir dağ eteğinde bulunan kentlerinden ise Hyde olarak söz eder. [20]

Lidya dili Hint-Avrupa dil ailesine mensup olup Hitit ve Frig dilleri ile komşuları Karialılar ve Mysialılar’ın konuştuğu dille benzerlikler göstermektedir. Lydce, 150 yılı aşkın bir süredir bilinen bir dildir. XIX. yüzyılın kaşifleri, bu dile ilişkin ilk belgeleri toplamış ancak dilin çözümüne Lydce-Aramice çift dilli yazıt aracılığıyla ulaşılabilmiştir. Lydce belgelerin sayıca artış göstermesi, Birinci Dünya Savaşı öncesi başlayan ve günümüzde de devam eden Sardis kazıları sayesinde olmuştur. Bugün Lydce yazılı belgelerin sayısı yüzün biraz üzerindedir. Bunlar Lydialı adını verdiğimiz epikorik [21] kültürün çeşitli yönlerinin tanınmasına olanak sağlayacak çeşitli başlıklar içermektedir. [22]

Lydce yazıtların seksenden fazlası Sardis kentinde ele geçmiştir. Bunlar genellikle mezar yazıtları niteliğindedir. Artemision Tapınağı’nın etrafındaki tepelerde ve nekropolde yer alan kaya mezarlarının kapılarına veya mezarların girişine konmuş steller üzerine yazılmışlardır. Küçük bir bölümü de Hermos ve Kayster vadilerindeki yerleşim yerlerinde ele geçmiştir.  Ephesos, Smyrna, Pergamon ve Aphrodisias’ta Lydce yazıtlara rastlanmış olması bu epikorik kültürün yayılım alanının tespiti açısından önemlidir.

Artemis Tapınağı

Lydce yazıtların tarihi ilk olarak M.Ö. VII. yüzyıla kadar çıkar. Bu döneme tarihlenen bir kap parçası üzerinde Lydce bir yazıt vardır ve dönem sikkeleri üzerinde de çok sayıda Lydce alfabe örneklerine rastlanır.

Lydce yazılı belgeler temel olarak Perslerin, Lydia’yı işgaliyle artış göstermiştir. Pers istilasının yol açtığı en önemli sonuçlardan bir tanesi, satraplık başkenti Sardis’te çokdillilik ve çokkültürlülüğün önünü açmasıdır. Bu yeni kültürel ortamdan yerliler kadar bölgede yaşayan Hellenler de yararlanmıştır. Bu nedenle Sardis’te, Lydce-Aramice ve Lydce-Hellence çift dilli yazıtlara rastlanmaktadır. Lydce bir bütün olarak yeterince çözümlenememiştir. Dilde anlaşılmayan dil bilgisi kuralları ve sözcük alanları vardır. Yeterince anlaşılamayan veya çözümlenemeyen yazıtlar genellikle formüller şeklinde yazılmış olan yazıtlardır. [23]

Lydce yazıtlar çok büyük oranda sağdan sola doğru yazılmışlardır. Çok az sayıda soldan sağa doğru giden yazıt vardır. Sözcükler arasında ayraç işaretleri kullanılmamış, boşluk bırakılmıştır. Lydce, harf yazılışlıdır ve yazı sisteminde 26 harf bulunmaktadır.

Lydce yazım sistemi IX. ve VIIII. yüzyıllar arasında Anadolu’da şekillenmeye başlamış olan Fenike yazısı temelli yazı sistemlerinin bir üyesidir. Lydce’nin çözümlenmesi ve dil özelliklerinin anlaşılması 1910’lu yıllarda E. Littmann ve W. H. Buckler’ in çalışmalarıyla biçimlenmeye başlamıştır. [24]

William Hepburn Buckler

LYKİA VE LİKÇE

Lykia, Köyceğiz’den Antalya’ya çekilecek bir çizginin güneyinde kalan bir bölge olarak tanımlanabilir. Belli başlı doğal özellikler açısından dikkate değer derecede simetriktir. En başta batıdaki Akdağ’ın iki büyük kolu, doğuda ise Bey Dağı uzanır. Akdağ’ın batısında Ksanthos Vadisi, vadinin ilerisinde küçük Kragos ve Antikragos sıra dağları; Bey Dağı’nın doğusunda ise Alakır vadisi ve onunda ötesinde Tahtalı Sıradağları bulunmaktadır. [25]

Likçe, M.Ö. geç V. yüzyıldan IV. yüzyılın sonlarına kadar tarihlendirilen 200 civarı tablet aracılığı ile bilinmektedir. Kısa yazıtlar genellikle mezarlarla bulunmakla birlikte, mezar sahibi ve mezarı inşa eden kişiler hakkında bilgi vermektedir. Bulunan en uzun yazıt, bir mezar ya da anıtsal yapı olduğu düşünülen ve kentin içinde tepesi kesik olarak görülebilen ‘Ksanthos’un Yazıtlı Sütunu’dur. Bu devasa dört köşeli sütun ilk başta kabartmalar üzerinden yükselmekte ve görünüşe göre üzerinde tahtta oturan bir adam heykeli bulunmaktadır. Bir hükümdar adına dikildiği açıkça belli olsa da, yazıttaki isim büyük hasar gördüğünden pek çok tartışmaya yol açmıştır. Sütunun dört tarafı, çoğunlukla Likçe yazıtlarla kaplıdır. [26]

Ksanthos’un Yazıtlı Dikmesi (Aktüel Dergisi)

Likçe yazıtlar arasında, iki tanesi diğerlerinden daha farklı olan bir lehçe daha ortaya çıkar.

Bu lehçe genelde Likçe B olarak bilinir. Bu yazıtlar Ksansthos’taki ‘Yazıtlı Sütun’un uzun bir kısmında ve Kaş şehir merkezinde yerinde korunan zarif ve görkemli bir lahitte yer almaktadır. Likçe yazıtlar, XIX. yüzyılın başlarında ilk kez yeniden keşfedildiğinde bu yeni dil oldukça kafa karıştırıcı görünmüştür. Mevcut yazıt sayısının az olması ve yorumlama zorlukları nedeniyle, Likçe kelime dağarcığımız ister istemez sınırlıdır ancak ilerleme kaydedilmiştir.

Lykia’da ele geçen yazıtlar içinde, Letoon üç dilli yazıtı en önemlisidir. Likçe, Eski Yunanca ve Aramice dillerinin aynı anıtta birlikte yer alması resmi/politik bir söylemden iz vermektedir. M.Ö. I. binyıldan daha sonraki dönemlerde yazılan yazıt, Klasik Dönem Lykia’sının bilinen en uzun ikinci yazıtıdır. Likçe kısmı 41 dizeden oluşur. Bugün Fethiye Müzesi’nde bulunan yazıt ilk olarak 1974’te yayınlanmıştır. Yazıt içeriğinde, Kral Kaunos ve Karanlık Tanrılar Kültü (Arkesimas) kayıtları bulunmaktadır. [27] 

Letoon Üç Dilli Yazıt (Fethiye Müzesi)

HİTİTLER VE HİTİTÇE

Hititlerin; Anadolu’ya Kafkasya üzerinden, Çanakkale Boğazı’ndan ya da Karadeniz’den geldiklerine dair çeşitli görüşler öne sürülmüştür. En genel kabul gören görüş, Kafkasya üzerinden Anadolu’ya geldikleri yönündedir. [28]

Hititlerin dili, Hint-Avrupa Dillerinin Anadolu’nun alt grubuna dahildir.

Muhtemelen bir Hint-Avrupa öncesi Eski Anadolu dili konuşan Hattiler, Hatti ifadesini ülkeleri için kullanmışlardır. Buna karşın dillerine Kaniş kentinden alınma Nesili derlerdi. Hititçe, bugüne kadar bilinen en eski Hint-Avrupa dilidir. Hitit İmparatorluğu’nda bunun dışında Luvi ve Pala dillerinde olduğu gibi Hititçe ile az-çok akraba olan başka dillerde kullanılmaktaydı. Luvca’nın dinsel konularda önemi vardı. Hitit hiyeroglif yazısı ve Luvi dili bu dillerle beraber Hititçe, diğer Hint-Avrupa dillerinden kelime hazinesi açısından kısmen farklı olan Hint-Avrupa dillerinin Anadolu kolunu oluşturmaktaydı. Bunun yanında farklı yazılar da kullanımdaydı. [29]

Resmi diplomatik yazışmaları ve saray arşivleri Asur çivi yazı ile yazıyla yazılırken, kayalardaki kabartmalar ve yazıtlar için hiyeroglif denilen yazı kullanılırdı. Bugün, bu harflerle yazılan dilin bir Luvca lehçesi olduğu bilinmektedir. Hurrice de önemli bir diplomatik yazışma diliydi ve bilhassa Mittani İmparatorluğu ile yapılan yazışmalarda kullanılırdı. Hitit çivi yazısının dili Friedrich Hrozny tarafından 1915 de çözülmüş, Hitit hiyeroglif yazısının 1940’lı yıllarda başlayan çözülmesinde ise Helmuth Theodor Bossert’in büyük katkısı olmuştur. [30]

Helmuth Theodor Bossert

Sonuç olarak, karanlık bir çağla başlamış olsa da M.Ö. I. binyıl, Batı dünyasının tarihsel, efsanevi ve mitolojik aracılığıyla pek çok anısını sakladığı gerçek bir kültür ve uygarlık mozaiğinin gelişmesine sahne olmuştur. Bu olguları tarih sahnesine en doğru şekilde taşıyabilmek içinde Demir Çağı Anadolu’sundaki yazılar ve yazıtları çağdaşı olan uygarlıklarla beraber değerlendirmeliyiz. Coğrafi açıdan ve insani zararlarla günümüze ulaştığı kadarıyla Frigce, Urartuca, Lydce, Likçe ve Hititçe hakkında bilgi vermeye çalıştık. Araştırmaların sonucunda bölgedeki istilalar, saldırılar, hakimiyetler; devletler üzerinde etkili olduğu gibi diller üzerinde de oldukça etkili olmuş ve dönemsel olarak çift dillilik örnekleriyle bunu bize göstermiştir. Aynı zamanda yazı diline bağlı olarak o uygarlık hakkında kesin bilgilere de varılamayacağını hakeza ortaya koymuştur.

DİPNOTLAR

[1] Prof. Dr. Recai Tekoğlu, “Yazının Tarihi ve Anadolu’ya Gelişi”, Aktüel Arkeoloji, S:36(2013)s.20

[2] age s.21

[3] a.g.e. s.21

[4] a.g.e. s.22

[5] Prof. Dr. Recai Tekoğlu, “Anadolu’nun Kayıp Dilleri”, Aktüel Arkeoloji, S:36(2013)s.26

[6] Nejat İşcan, Frigya, İşcan Yayıncılık, Eskişehir, 2002.

[7] Prof. Dr. Recai Tekoğlu, “Frigce”, Aktüel Arkeoloji, S:36(2013)s.74-75

[8] a.g.e s.76

[9] a.g.e. s.75

[10] Nejat İşcan, a.g.e s.8

[11] Sevgi Aktüre, Anadolu’da Demir Çağı Kentleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2003

[12] Prof. Dr. Recai Tekoğlu, “Frigce”, Aktüel Arkeoloji, S:36(2013)s.70

[13] a.g.e. s.80-81

[14] Frig Vadisinde bulunan Bitmemiş Anıt.

[15] Pınar Pınarcık, “Urartu Krallığı’nın Tarihi Coğrafyası Hakkında Yeni Öneriler”, Tarih İncelemeleri Dergisi, S:2(2012), s.460-482

[16] a.g.e. s.482

[17] Dr. Mauro Gıorgıerı, “Hurrice ve Urartuca”, Aktüel Arkeoloji, S:36(2013) s. 87-89

[18] a.g.e. s. 88

[19] Christopher H. Roosevelt, Gyges’ten Büyük İskender’e Lydia Arkeolojisi, çev. Hilal Gültekin Çatak, Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2017.

[20] Engin Eroğlu, Ege Göçleri ve M.Ö. I. Binde Anadolu, Ahi Evren Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S:1, s. 51

[21] Detaylı bilgi için bkz. www.akmedanmed.com/ Recai Tekoğlu, Antalya ve Side Müzelerinde Bulunan Pamfuliya Lehçesi, Sidece ve Pisidce Yazıtlar Korpusu Projesi.

[22] Christopher H. Roosevelt, age, s.37

[23] a.g.e. s.41

[24] Prof. Dr. Recai Tekoğlu, “Lidya Dili”, Aktüel Arkeoloji, S:36(2013)s. 98-101

[25] Engin Eroğlu, s. 47

[26] Dr. John Penney, “Likçe”, Aktüel Arkeoloji, S:36(2013)s.104-106

[27] Nevzat Çevik, Lykia Kitabı, Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü Yayınları, İstanbul, 2015

[28] Çiğdem Maner, Tarih Canavarı Hititler, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2009

[29] Sedat Alp, Hitit Çağında Anadolu Çiviyazılı ve Hiyeroglif Yazılı Kaynaklar, Tübitak Popüler Bilim Kitapları, Ankara, 2001. s.4

[30] http://www.yenikayit.hitit.edu.tr/Kitapciklar/HititTanitimi.pdf

1995’de Eskişehir’de dünyaya gelmiştir. İlkokul ve liseyi İstanbul’da okuduktan sonra 2013-2017 yıllarında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde okumuştur. Şu an Londra’da yabancı dil eğitimi almaktadır. Çalışma alanlarını; Şehircilik Tarihi, Ortaçağ Mimarlık Tarihi ve Sanat Tarihi olarak sınırlandırmıştır. Kasım 2017’den itibaren Tarih-i Kadim’de yazarlık yapmaktadır. Emine Asuhan Aksakal ile iletişim için: emineasuhanaksakal@gmail.com

1 Yorum

1 Yorum

  1. Bülent Karadeniz

    22/07/2018 at 02:02

    Urartu ve Mitani yani Hurit dilleri Türkçe gibi bitişişik yani agglutiné diller değil mi?

Bir yorum yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook

Editör Tavsiyesi

Yazarların Son Yazıları

Daha Fazla: Anadolu Tarihi