Connect with us

Kitap Tanıtımı

Kemalettin Kuzucu – Kahramanı Yaratmak

Kemalettin Kuzucu – Kahramanı Yaratmak

Okuma Süresi: 5 dakika

Maddi ve manevi çöküşün eşiğinde olan toplumlar psikolojik olarak kendilerini iyi hissetmek için mazilerindeki kahramanları ve destansı hikâyeleri anımsayarak, içerisinde bulundukları kötü durumlardan kurtulmaya çalışırlar. İşte Osmanlı İmparatorluğu’nda da maziye sıkı sıkıya bağlanma ve kurtuluşu geçmişte arama çabaları tam da böyle bir dönemde başlamıştır. 600 yıla yayılan parlak zaferlerin, şanlı kahramanlarının yeniden hatırlanması ile birlikte halkın bozulan maneviyatının yükseltileceği hesap edilmişti. Bu kahramanlardan biri de Alemdar Mustafa Paşa idi.

23 Temmuz 1908’de, II. Meşrutiyet ilan edilmiştir. Bunun neticesinde 93 Harbi nedeniyle kapanan parlamento tekrar açılmış ve Kanun-i Esasi yeniden yürürlülüğe girmiştir. 1909 yılında, 31 Mart Vakası ile beraber 33 yıllık II. Abdülhamid dönemi sona ermiş, yönetim yıllardan beri muhalif taban olan Jön Türklerin ve İttihat ve Terakki’nin eline geçmiştir. Meşrutiyet rejimi devrim ile iktidara geldiğinden dolayı meşruiyetlerini sağlamlaştırmak için kamusal alanda sergilenen birtakım pratiklere ihtiyaç duymuş; hatta bu pratikleri bizzat kendisi icat etmiştir. Konuyu teorik yönden ele almak gerekirse:

Geleneksel iktidar, sırtını alışkanlık gücüne dayadığı için zorunlu bir durum olmadıkça iç statükoyu değiştirecek nitelikli hamlelere ihtiyaç duymaz.

Zira kendini kanıtlamak gibi bir derdi yoktur. Bu yüzden geleneksel iktidarın kamuoyu güveni, devrim iktidarlarına kıyasla katbekat fazladır. Russel’ın “yalın iktidar” olarak adlandırdığı; askeri karakterli olup, düzeni değiştirici hamlelerde bulunan yapılar kalıcı hale gelebilmek için yeni gelenekler icat etmelidirler. Yeni icat edilmiş geleneklerden en önemlisi; eskiyi, yeni amaçlara yönelik kullanabilmektir. İttihatçılar, Avrupa’da kaldıkları dönemde işte bu siyasi teknikleri ve politikaları araştırmış ve iktidar oldukları dönemde öğrendiklerini uygulamaya geçirerek Osmanlı toplumu üzerinde meşruiyetlerini sağlamışlardır. Bu dönemde icat edilen marşlar, savaş anıtları, anma törenleri, ayinler, milli bayramlar gibi gelenekler bu politikaların ürünüdür.

İttihatçılar, Osmanlılık düşüncesiyle Osmanlı milletini oluşturan farklı etnik gruplar arasındaki ayrışmayı durdurup siyasal birliği yeniden tesis etmek için milleti kökleriyle buluşturacak dini, milli ve örfi değerleri canlı tutmaya gayret etmişlerdir. Bu dönemde Osmanlı basını ve hükümeti, maddi ve manevi çöküşten kurtulmak için tarihin tozlu sayfaları arasından Osman Gazi, Selahaddin Eyyübi, Fatih Sultan Mehmed, III. Selim, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Alemdar Mustafa Paşa ve Yavuz Sultan Selim gibi zamanında büyük başarılar elde etmiş komutan ya da devlet adamlarını anmaya başlamış; onları milli şuur ve birliği tesis etmekte önemli birer araç olarak kullanmıştır.

“Kahramanı Yaratmak” isimli eser; İttihatçıların bu politikaları Alemdar Mustafa Paşa ve birçok başka isim üzerinde nasıl uyguladıklarını en ince ayrıntısına kadar anlatmaktadır.

Alemdar Mustafa Paşa’nın İttihatçılar tarafından neden kahramanlaştırıldığına geçmeden önce Paşa’nın hayat hikâyesine kısaca değinmek istiyorum: 18. yüzyılın ikinci yarısı, Osmanlı’da merkezi otoritenin zayıfladığı bir dönemdir. Balkanları etkisi altına alan ayanlık rüzgârına kapılıp; Rusçuk ve civarında yarı müstakil bir yönetim kurmayı başaran Alemdar Mustafa Paşa, Ruşçuk Yarânı adı verilen yenilikçi ve vatansever komitenin destek ve teşvikleriyle tahttan indirilmiş olan III. Selim’i hakkı olan saltanatı kendisine iade etmek gayesiyle İstanbul’a gelmiştir. Asilerin atik davranarak III. Selim’i öldürmesi bu hareketi akamete uğratmış ise de II. Mahmud’u tahta çıkarmak suretiyle başka bir başarıya imza atmıştır.

Alemdar Mustafa Paşa, bu hareketi sebebiyle sadrazamlığa getirilmiş ise de; bu defa da kendisi yenilikçi aleyhtarlarının hedefi olmuş ve Bâbıâli/Alemdar Vakası olarak bilinen 27 Kasım 1808 tarihli isyan neticesinde ölmüştür. Cesedi günlerce sokaklarda teşhir edildikten sonra Yedikule surlarının dibinde bir hendeğe atılmış; birkaç vefakâr adamı cesedi bulunduğu yerden çıkararak gizlice defnetmişlerdir. Mezar taşı ise ancak yirmi yıl sonra, 1826 tarihli Vaka-yı Hayriye ile sağlanan sükûnet ikliminde dikilebilmiştir.

İttihatçılar, Alemdar Mustafa Paşa’yı simgeleştirerek ve onu törenlerde anarak; hem Alemdar Mustafa Paşa’nın yenileşme çalışmalarını ve demokratikleşme atılımlarını hatırlatmak istemekteler, hem de kendilerinin de bu kutsal değerlere bağlı olduklarını göstermekteler.

Ayrıca İttihatçılar bu tören, milli bayram, mevlit ve anma organizasyonlarını halk ile iç içe olmak ve yönetici- yöneten ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtmak için bir araç olarak kullanmışlardır. Böylece Alemdar Mustafa Paşa’nın reformist ve statükoya karşı takındığı tavır, İttihatçıların durumunu anlatmakta tam bir sembol görevi görmüş ve bu yüzden Alemdar Mustafa Paşa simgeleştirilmiştir. Bu amaçlarla Alemdar Mustafa Paşa; ölümünden bir asır sonra hatırlanmış, II. Meşrutiyet yönetiminin siyasi politikaları ve ideolojileri doğrultusunda kullanılmıştır. Öyle ki gündelik politikalarda bile uyuşamayan Osmanlı aydınları, Alemdar Paşa’nın Osmanlı siyasal düzenine yeni bir soluk getirdiği ve Meşrutiyet düşüncesine giden yolda önemli bir gedik açtığı hususunda mutabık kalmışlardır.

Sonuç olarak; İttihatçıların tüm bu çalışmalarına; birlik ve beraberlik düşüncelerine rağmen, etnik milliyetçilik hareketleri sonucu Balkanlarda yaşanan sorunlar ve ardından çıkan Cihan Harbi ile birlikte İttihatçılar, Rumeli’nin kaydından ve imparatorluğun dağılmasından sorumlu tutulmuşlardır.

Sonuç:

• Eser, Alemdar Mustafa Paşa üzerinden Osmanlı’nın son yüzyılının iç ve dış politikasını ve siyasi figürlerini mercek altına almıştır. Ayrıca eser; Osmanlıcı, İslamcı, Milliyetçi, Batıcı, Liberal ve Materyalist dünya görüşüne sahip Meşrutiyet entelijansiyanın geçmiş bilincini ve tarih bilimine yaklaşımını ortaya koymaktadır.

• Eser, İttihat ve Terakki hükümetinin sosyal ve siyasi kimliği belirleyen simgesel yapı olan “siyasi sembolizm” kavramını nasıl kullandığını anlatmaktadır. Ayrıca milli marşlar, bayraklar, kuruluş törenleri gibi unsurlar, eserde bu kavram çerçevesinde incelenmektedir.

• Eser, Alemdar Mustafa Paşa’nın çiftçilikle ve hayvancılıkla uğraşan bir yeniçeri çocuğu olarak dünyaya gelmişken, Osmanlı yönetim sisteminin basamaklarında hızla yükselerek kulluk kimliğinin dışına çıkışını ve siyasi elitizmin en üst noktasına nasıl gelebildiğini anlatmaktadır.

• Eser, II. Meşrutiyet yönetiminin, politikalarını halka benimsetmekte kullandığı araçlar olan tiyatro, monografik eserler, gazeteler, makaleler, anıtlar ve anma törenlerini nasıl kullandıklarını ve dönemin aydınlarının fikir yapılarının olaylar üzerinde ne derece etkili olduğunu anlatmaktadır.

Yoğun emeklerle hazırlanan ve bizlere Osmanlı’nın son dönemindeki siyasi, sosyal ve psikolojik durumunu anlatan bu eseri oluşturan Prof. Dr. Kemalettin Kuzucu’ya teşekkürü bir borç biliriz. Eseri Timaş üzerinde incelemek için tıklayın.

Samet Şahin, Tarih-i Kadim.

Tarih-i Kadim tarafından tavsiye edilen ve bu sebeple tanıtımı yapılan kitaplara bu profil altından ulaşabilirsiniz.

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Bir yorum yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook

Editör Tavsiyesi

Yazarların Son Yazıları

Daha Fazla: Kitap Tanıtımı