Connect with us

Doğu Roma

İmparatorluklar Başkenti: Fetih’ten Sonra İstanbul’un İmarı

İmparatorluklar Başkenti: Fetih’ten Sonra İstanbul’un İmarı

“İstanbul’u Sultan Mehmed yapmıştır.” -Neşrî.

Fatih Sultan Mehmed’in, İstanbul’u ele geçirdikten sonraki ilk amacı, bu şehri imparatorluğunun başkenti haline getirmekti. Şehri imar etmek ve Türk-İslam şehri görüntüsüne kavuşturmak için fethin hemen sonraki günü imar hareketleri başlamıştır. Fatih Sultan Mehmed’in imar hareketlerinin temel gayesi İstanbul’u dünyanın siyasi ve iktisadi merkezlerinden biri haline getirmek ve şehri nüfuslandırarak güçlü bir metropol oluşturmaktı.

Fatih Sultan Mehmed şehri savaş yoluyla aldığı için savaştan sonraki üç gün İslam hukukuna göre yağma edilebilirdi ve öyle de oldu. Yağma sonrasında şehrin durumunu gören Fatih, Doğu Roma İmparatorluğu’nda başbakan rütbesindeki Notaras’a “Şehri teslim etmemekle iyi bir iş yapmadınız. Bak ne kadar zararlar, ne kadar hasarlar yapıldı.” demiştir. Notaras ise şehri teslim etme konusunda bir yetkisinin bulunmadığını ifade etmiş ayrıca Sultan’ın bazı adamlarının sözle ve mektupla Doğu Roma İmparatoru ile iletişimde olduklarını ve korkmaması gerektiğini söylediklerini bildirdi. Sultan Mehmed bu söylentileri Çandarlı Halil Paşa’ya bağlamış ve idamına karar vermiştir. Tabi Sultan Fatih’in iktidar mücadelesindeki bu karar, sözün güvenirliğinden çok siyasi bir hamledir.

Patrik Gennadios’a göre İstanbul, imparatorluğun son günlerinde, “fakir ve büyük kısmı gayrimeskûn bir harabe şehri” idi.

Fatih Sultan Mehmed’in, fethi gerçekleştirdikten sonraki ilk icraatları şehri yaşanılabilir hale getirmek ve bu şehrin kaybedilme ihtimalini ortadan kaldırmak üzerine oldu. Sultan, Fetih’in Batı’da nasıl bir etki yaptığını çok iyi biliyordu. Düşmanları bir araya gelerek ittifak oluşturamayacak durumda olsalar bile tehdit hâlâ devam etmekte idi. Bu nedenle Sultan’ın ilk işlerinden birisi yüzyıllardır bakımsızlığa terk edilmiş ve savaş sırasında oldukça hasar almış olan surları tamir ettirmek ve Yedikule’yi yeniden inşa ettirmek oldu.

Yedikule, 1685 (Alain Manesson Mallet).

Şehirdeki askeri imar hareketleri dışındaki ilk imar faaliyetlerinden birisi de Ayasofya’nın camiye çevirtilmesi oldu. Ayasofya camiye çevirtilirken içerisine minber ilave edilip resimlerin üzeri sıva ile kaplatılmış ve dışına da bir minare ilave edilmiştir. Böylece Ayasofya’nın mimarisi bozulmadan kiliseden cami haline getirilmiştir. Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya Cami’ni tamir ve içindeki hizmet sahiplerinin masrafını karşılamak üzere 1350 dükkân, 51 hamam, 957 ev, 32 bozahane, 22 aşhane tahsis ve vakıf etmiştir. Bunların yıllık geliri 13.000 Venedik dukası idi.

Fatih Sultan Mehmed, Fetih’ten sonra çok kısa bir süre İstanbul’da kalmış ve bu süre içerisinde Blakhernai Tekfur Sarayı’nda oturmuştur. Sultan Mehmed bu kısa sürenin ardından Edirne’ye dönerken bir dizi emir vermiş ve ayrıca şehrin güvenliği ve yönetimi için Subaşı (Belediye Başkanı) Süleyman Bey ile Kadı Hızır Bey’i görevlendirmiştir.

Fatih Sultan Mehmed bir devlet başkanı olduğu kadar, aynı zamanda bir şehir planlamacısı idi. Sultan Fatih’in başkenti yapmak istediği şehir yalnızca yeniden imar ve iskân edilmiş değil, bir plan üzerine kurulmalı, yanlara doğu değil “merkezler” etrafında kümeler şeklinde gelişmeliydi. İlk büyük cami Ayasofya oldu; Müslüman mahalleri, bu cami ve bedesten (Kapalı Çarşı) çevresinde belirmeye başladı.

Kapalıçarşı, 19. yüzyıl (John Varley).

Büyük İslam Tarihçisi Taberi’ye göre Sasaniler, kasaba, köy, yol ve köprü yapmayı hükümdarın en temel ödevleri arasında sayarlardı.

Fatih Sultan Mehmed bir an önce imparatorluğunun başkenti olacak İstanbul’un imar edilmesini istiyordu. Böylece şehir bilimsel, düşünsel, ekonomik ve siyasi bir güç olarak dünyanın sayılı yerlerinden birisi olacaktı. Böyle bir şehri öyle imar etmek gerekiyordu ki İstanbul’un o harabe ve fakir halinden eser kalmamalıydı. Fatih Sultan Mehmed, 1455 kışında meşhur Kapalı Çarşı’nın çekirdeği olan Büyük Bedesten’in yapımını emir etti. Aynı yıl şehre bol su getirmek için su yollarının onarımını emretti. Fatih Sultan Mehmed şehirde yaptırmakta olduğu inşaatları bizzat yerinde teftiş ederdi. Şehrin göbeğinde yaptırdığı ilk sarayı (Eski Saray) sonra uygun bulmadı. Sarayburnu’nda inşa ettirdiği Yeni Saray’ın (Topkapı Sarayı) ilk bölümü 1464-65’te tamamlandı.

Fatih Sultan Mehmed 1459 yılında hükümet görevlilerini huzura çağırdı ve şehrin imari faaliyetlerine katılmalarını emretti. Veziriazam Mahmud Paşa, sultanın emrini yerine getirerek İstanbul’un en gözde alışveriş merkezi olarak bugüne kadar devam eden Mahmud Paşa sitesini kurdurdu. Burada cami, medrese, imaret yaptırdı ve bu hayır tesislerine gelir için hamam, çarşı ve han gibi ticari tesisler yaptırarak vakfa devretti. İstanbul’un imarına katkıda bulunanlar arasında yüksek rütbeli yeniçeri subayları, topçu subayları, devlet ulularından Molla Gürani, Şeyhülislam, Fatih’in lalası, İstanbul kadısı, bilginler, bir kasap, bir semerci ve hatta bir de pehlivan vardı. İstanbul’un yeniden imarında esas rolü ise bütün Osmanlı şehirlerinin kuruluşunda ve gelişmesinde olduğu gibi vakıf kurumları oynamıştır. Bugün devlete ait birçok kamu hizmetlerinin; yani halka açık binalar, ibadethaneler, ticari yerler, seyyahların barındığı imaretler, çeşme ve hamamlar, köprüler, mektep ve hastanelerin inşası ve idaresi işini vakıf kurumu yerine getirmekte idi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun kamu hizmetleri fikrinden uzak olduğu, yalnız tebaayı istismar ettiği iddiası tamamen yanlıştır. Reayanın refahı bir din vazifesi olarak benimsenmiştir. Fatih’in kendi vakfiyesinde şunlar yazılıdır:

“Hüner bir şehr bünyad etmektir
Reâya kalbin âbâd etmektir.”

İstanbul’da girişilen mimari projeler, bünyesinde Doğu Roma İmparatorluğu’nun bin yıllık kültürünü barındıran bu çok katmanlı şehirde, yeni bir başkent; görsel, mekânsal ve kurumsal düzenin oluşturulması amaçlanıyordu. Saltanat yapıları, saraylar, cami külliyeleri, askeri ve ticari binalar bu yıllarda şehrin büyük kısmına yayıldı.

Sarayların ve kamu binalarının mimarisi sosyo-politik ve kurumsal değişimi barındırıp temsil ederken, bu binalar ve kentsel bağlamları aynı zamanda hanedanın filizlenmekte olan imparatorluk vizyonunu ve kimliğini yansıtıyordu.

II. Mehmed’in başlattığı iki büyük proje, yani Doğu Roma akropolünün üzerine inşa edilen Topkapı Sarayı ile Havariyyun Kilisesi’nin bulunduğu bölgeyi kapsayan cami külliyesi, imparatorluk inşasının ve devlet yapısındaki dönüşümün görsel ve mekânsal boyutlarına işaret ediyordu. I. Costantinus’tan sonra kentin ikinci kurucusu Fatih Sultan Mehmed’tir.

Fatih Külliyesi

II. Mehmed’in İstanbul’da şehir içindeki başat mimari girişimi 1463-1470 yılları arasında, bugün Fatih olarak bilinen bölgede inşa edilen dini ve sosyal amaçlı yapılardan oluşan büyük külliyedir. Külliye, İstanbul’un meşhur yedi tepesinden birisi üzerine kurulmuştur. Cami inşasından önce harabe halde olan Havariyyun Kilisesi ve imparator mezarlarının bulunduğu alan yıkılmış, onların yerine cami ile birlikte medrese, imaret, tabhane, hamam, hastane ve kütüphaneden oluşan oldukça geniş bir alan üzerine kurulan Fatih Külliyesi inşa edilmiştir. O güne kadar, ibadet yeri olan cami, ticaret yerleri ve sosyal hizmetlerin verildiği (imaret, hastane vb.) yerler aynı mekânsal bütünlük içinde değildi. Bu bakış açısı gelecek yüzyıllardaki Osmanlı mimarisine bir dizi etkide bulunacaktır. Fatih Külliyesi’nin mimarı Mimar Sinaneddin Yusuf’tur. Eski Mimar Sinan olarak bilinmektedir. Fatih Sultan Mehmed’in imparatorluk üzerindeki radikal fikirleri böylece etkisini mimaride de göstermeye başlamıştı.

Fatih Sultan Mehmed’in, Fatih Külliyesi’ni kurarken ki amacı dini, ticari ve sosyal hizmetleri aynı çatı altında buluşturarak külliye etrafında mini bir şehir inşa etmek idi. Bu amaçla cami çevresine sekiz medrese, bir çocuk okulu, bir kütüphane, bir hastane, yolcu hanı ve ziyarethane yaptırıldı. Bu kamu kurumlarını ayakta tutmak içinde cami çevresine 318 dükkânlık büyük bir çarşı yaptırılmıştır.

Medreselerde altı yüz öğrenci okuyor, hanlarda her gün 160 yolcu kalıyordu. Yolcular, öğrenciler, vakıfta çalışanlar ve semt yoksulları vakfa ait mutfaklardan günde 2 öğün yemek alabilirlerdi. Bir müdür yardımcısının yönettiği hastanede iki doktor, bir göz uzmanı, bir cerrah ve bir eczacı çalışırdı. Hastane, evlerine doktor çağıramayan ya da ilaç alamayan hastaları kabul ederdi. Doktor, yoksul hastaları haftada bir gün evlerinde görür, ilaç dağıtırdı.

Külliye ayrıca imparatorluğun en üst kademesindeki âlimlerin eğitim verdiği sekiz medreseden oluşan çok önemli bir eğitim kurumuydu. Medresede verilen eğitim ile ilgili daha fazla ayrıntı için “Fatih Sultan Mehmed Dönemi Eğitim – Öğretim” adlı yazımı okuyabilirsiniz.

Ek olarak; bugünkü Fatih Cami kubbesi, Fatih tarafından yaptırılan kubbe değildir. Kubbe 1765 yılında yaşanan deprem sırasında yıkılmış, III. Mustafa tarafından onarılarak bugünkü halini almıştır.

Topkapı Sarayı

Haliç’e, Boğaz’a ve Marmara Denizi’ne hâkim, İstanbul’un en güzel manzaralı ve stratejik yarımadası olan Sarayburnu’ndaki evvelce Greko-Romen yerleşim yeri ve Doğu Roma akropolü olan arazi üzerinde kurulan Topkapı Sarayı, yüksek duvarlar ve kulelerle kuşatılmış bir yapı topluluğudur ve bir şehir-saray görünümündedir. Topkapı Sarayı özellikle Akkoyunlu hükümdarlarının ve Timur’un saraylarını andırır; Fatih büyük olasılıkla bunlardan etkilenmiştir.

Sultan III. Selim’in cülus töreni, Topkapı Sarayı (Konstantin Kapıdağlı).

Yeni Saray, Fatih’in kendisi için kullandığı unvanlardan olan “iki denizin ve iki karanın hükümdarı” sıfatlarına uyacak biçimde iki kıtaya da, iki denize de hâkim bir yerdedir. Sarayın bir yanı Avrupa, bir yanı Asya’dır. Art arda üç avlu olarak tasarlanmış olan saray, imparatorluğun yönetim ve eğitim merkeziydi. Üç yüz altmıştan fazla odasıyla Harem bölümü, sultan ve ailesinin yaşaması için 16. yüzyıl ortalarında eklenmiştir.

“Sarayın her penceresi bütün dünyayı görmek için açılan gözlerdir.” -Cafer Çelebi

Topkapı Sarayı planında bahçe, havuzlar ve çeşmeler ile donanmış ve kapılarla birbirine açılan avlularında sivil, idari, eğitim ve özel bölgeler açıkça belirtilmiştir. Sarayda yirmi binden fazla kişi görevliydi ve bunlardan dört bin kadarı içerde yaşıyordu. Görevliler için koğuşlar, hamamlar, hastaneler, mutfaklar, camiler ve kütüphaneler tahsis edilmişti. Bunlar dışında yönetim, törenler, özel eğlenceler ve kabuller için özel yapılan daireler bulunuyordu. Saray hazinesi, silahhane ve darphane için müstakil yapılar ayrılmıştı. En önemli yapılardan biri ise Divanhane idi. İmparatorluğun üyelerinin toplantı yeri olan Divanhane’nin arkasında yer alan ve kentin her yerinden görülen, sultanın divan toplantılarını dinlediği Adalet Kulesi ise yöneticinin birinci görevi olan adil olmayı sembolize ederdi. Bu geniş mimari çalışmanın bitirilmesi için 20-25 yıl öngörülüyordu.

Sarayın giriş kapısı olan Bab-ı Hümayun’un üzerindeki kubbeli bölme üzerinde bizzat padişahın emriyle yaldızlı şu yazı hattatlar tarafından yazıldı:

“Allah’ın yardımı ve izniyle bu saray, her iki kıtanın Sultanı, Denizler İmparatoru: hem dünyada, hem öbür dünyada Allah’ın gölgesi; her iki ufuk da Allah’ın sevgili kulu; karaların ve denizlerin mutlak hâkimi, Kostantinniyye’nin fatihi, Fatihlerin babası Murad Han’ın oğlu Mehmed Han’ın imparatorluğu, Allah daim kılsın; 883 yılının şu mübarek Ramazan Ayında gök kubbedeki parlak yıldızlara kadar yücelsin.”

Bu kente “İslambol” adını veren imanın savunucusu, İslam’ın kılıcı Fatih’in ta kendisidir; kent uzun süre bu adla anıldı, belgelere bu adla geçti. Bu şehir en büyük Türk- İslam imparatorluğunun başkentiydi. Topkapı Sarayı hem resmi hem özel ihtiyaçlara hizmet eden, Osmanlı sivil mimarisinin yaklaşık dört yüz yıllık geçmişini barındıran benzersiz bir yapı topluluğudur. Sarayın içerisine yapılan yapılar Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtadaki hâkimiyetini sağlamlaştırdıkça çeşitlenmiş ve Avrupa, İslam ve Türk geleneklerinin sentezini oluşturmaya başlamıştır.

Doğu Roma, Osmanlı, Acem tarzlarında inşa edilen saray içindeki mimari yapılar karmaşık kültürel karşılaşmaların ürünüdür ve bu sentezin amacı II. Mehmed’in evrensel hükümdarlık algısını ifade etmesidir.

“Burası ululuğun, görkemlerin, zaferin en yüceliğin sarayıdır.”

Fatih Sultan Mehmed zamanında adı Yeni Saray olan yapı 18. Yüzyılda III. Ahmed tarafından deniz kıyısına inşa ettirilen bir ek bina olan Topkapı yapısı, zamanla bütün sarayın adı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Fatih Sultan Mehmed 30 yıllık saltanatı boyunca 57 medrese, 29 Bedesten ve büyük ticaret hanı, 59 hamam, 308 cami yaptırmıştır. 308 caminin 184’ü İstanbul’dadır.

İstanbul’un Nüfusu

İstanbul’un nüfusu, Osmanlı’nın fethinden önce 30-40 bin dolaylarına kadar düşmüştü. Fetihten sonra Fatih, İslam hukukuna göre askerlerinin kenti yağmalamasını şehir gönüllü teslim olmadığı için engelleyememiş ancak gelecekteki başkentini en az zarar görmüş durumda ele geçirmeye çalışmıştır. Galata ahalisi savaşsız teslim olduğu için şehrin o bölümü yağmalanmamıştır. Fethi izleyen yıllarda İstanbul’u dünyanın en büyük başkentlerinden biri yapmak için sıkı çalışmalar başlatılmıştır.

Fatih Sultan Mehmed, Edirne’ye dönmeden önce, İstanbul’un iskâna açılması için ilk önemleri aldı. Öncelikle hükümet erkânı İstanbul’a taşındı ve kentin oturulabilir durumda olan saraylarına vergiden muaf tutularak yerleştirildi. Kuşatma sırasında kenti terk eden Rumlar ve Yahudiler için serbest dönüş izni verildi. Ayrıca dini, dili, ırkı ne olursa olsun İstanbul’daki boş evlere vergi vermeksizin yerleşebileceklerini buyurdu. Bu evler onların malı olacaktı.

Fatih Sultan Mehmed öncelikle fethin ganimeti olarak kendi hissesine düşen esirleri Fener mahallesine yerleştirmiş, bir ara vergiden muaf tutmuştur. Sultan II. Mehmed daha sonra şehrin nüfusunu arttırmak için eyalet valilerine, Rumeli ve Anadolu’dan İstanbul’a yerleşmeleri için 4.000 aile göndermelerini emretmiş, İstanbul’a gelenlerin vergisiz ev sahibi olacaklarını bildirmiştir. Fatih’in bu emri görevlilerce isteğe bırakılmış ve uygulamada problemler doğurmuştur. Sultan bu yüzden Osmanlı’da sık kullanılan bir yöntem olan zorunlu sürgün metodunu kullanarak şehrin nüfusunu arttırmaya çalışmıştır.

Fatih Sultan bizzat şehrin nüfuslandırılması işiyle ilgilenmiş ve Amasra (1459), Yeni-Foça (1460), Trabzon (1461), Mora (1458-1463), Karaman (1470’ler), Eğriboz (1473) ve Kefe (1475) şehirlerindeki nüfusları zorunlu göçe tabii tutarak İstanbul’a sürmüştür. Özellikle zengin kişiler ve meslek erbabı kişiler göç ettirilerek şehrin gelişimi hızlandırılmıştır. Şehrin imar faaliyetleri ve nüfuslandırma işlemleri yıldan yıla artış göstermiş ve kent yavaş yavaş bir metropol kimliği kazanmaya başlamıştır.

Fatih Sultan Mehmed, Rum Ortodoks, Ermeni ve Yahudi topluluklarının dinsel önderlerini resmen tanıyarak ve İstanbul’a yerleştirerek şehri evrensel bir metropolis yapmaya çalışmıştır.

Müslüman – Türkler

Fetih’ten sonra şehir nüfuslandırılırken öncelikle Anadolu’dan Türklerin gelip şehre yerleşmesi emredilmiştir. Edirne, Bursa, Filibe, Gelibolu’dan Türkler İstanbul’a zorla göç ettirilmişlerdir. Özellikle ipek, kumaş, baharat ve yün ipliği üzerine ticaretini kurmuş olan ve imparatorluğun en büyük kentlerinden birisi olan Bursa halkı yerlerini terk etmemek için direndiler. Hiçbir zanaatkâr, usta, tüccar; yarı boş, durumu belirsiz İstanbul’a gitmek amacıyla orayı terk etmek istemiyordu. Ancak şehrin gelişimi için normal insanlar değil böylesi insanlar gerekmekte idi. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u her anlamda dünyanın en güçlü başkenti haline getirmek istiyordu ve onun için bundan başka hiçbir şeyin önemi yoktu. Bursa’dan gelen halk Eyüp yöresinin nüfusunu oluşturdu. Anadolu’dan gelenler ise kısa bir süre sonra İstanbul’dan kaçtılar.

Ortodoks Rumlar

Edirne’den Filibe’den, Gelibolu’dan zanaatkârlar, Mora ve İmroz’dan, Limni ve Taşoz’dan köylüler ve vasıfsız işçiler, 1470’den sonra Eğriboz’dan, 1475 yılında ise Kefe’den insanlar İstanbul’a getirildi. Topkapı, Samatya, Kumkapı, Cibali’de ve İstanbul Boğazı kıyılarına Rum toplulukları yerleştirildi. Rumlar kısa sürede buğday ve deniz ticaretinde önemli bir yer tutmaya başladılar. Öyle ki Akdeniz’de İtalyanlara rakip oldular. Rumlar kısa sürede Doğu Roma İmparatorluğu’nda sahip olduklarından çok daha fazlasına sahip olarak yaşam kalitelerini oldukça arttırdılar.

Rumlar ayrıca hükümette ve devletin idari kanadında da görev almaya başladılar. Böyle bir Rum olan Mesih Paşa, II. Beyazıd zamanında sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Tabi bu atamalar Türklerin öfkesini padişahın üzerine çekmeye başlamıştı; lakin Sultan’ın imajı ve otoritel karizması muhalif seslerin kısa sürede kesilmesine neden oldu. Sultan’ın tek amacı başkenti ve imparatorluğu dünyanın en prestijli şehri ve imparatorluğu haline getirmekti. Bu cümleyi sık sık tekrar etmemin sebebi Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul konusunda uygulamaya koyduğu kararlarda bu önceliğe göre hareket etmesinden kaynaklanmaktadır.

Ermeniler

Fetih’ten sonra Fatih Sultan Mehmed, Orta Anadolu’dan ve Doğu Anadolu’dan, Adana ve Patrikhane’nin bulunduğu Bursa’dan çok sayıda Ermeni’yi başkentte getirtti. 1461’de Ermeni Patrikhanesi İstanbul’a taşındı ve Sulumanastır’a yerleştirildi. Samatya’da ve Balat’ta Ermenilere ev verildi. Sultan II. Mehmed, Ermenilere kolaylıklar sağlamı;ş bu işçi ve girişimci insanlar da ipek, yün, tütün ve finans işlerinde çalışmışlardır. Bazı dönemlerde imparatorluk içinde kıskanılacak duruma gelen Ermenilerin hızları devlet tarafından bilinçli olarak kesilmiştir.

Yahudiler

Yahudiler kısa sürede Ermenilere rakip olacaklardır. Zaten Fetih’ten önce orada olan Yahudilere daha sonra Edirne ve Anadolu’dan sürgün edilen Yahudiler de katılacaktır. Ermeniler gibi Yahudiler de iş nitelikleri ve girişimci özellikleri ile Osmanlı yönetimince takdir edilirlerdi. Yahudilerin büyük bir bölümü Osmanlı İmparatorluğu’na dışarından gelmişlerdir. 1470’e doğru Bavyera’dan gelen akından sonra en büyük göç Portekiz ve İspanya’dan kovulan Yahudilerin Osmanlı’ya sığınmasıdır. Fatih zamanında İstanbul’da 17 Yahudi Mahallesi vardı. Yahudiler; Müslümanlar ve Rumlardan sonra kentin 3. büyük nüfusuna sahiplerdi.

1477’de İstanbul ve Galata’da yapılan nüfus sayımı sonuçları şu şekildedir:

Cemaatler:                                      Hane (Ev) Sayısı:
Müslüman                                               9.486
Rum Ortodoks                                        3.743
Yahudi                                                     1647
Ermeni                                                      434
Karamanlı Rumlar                                   384
Avrupalılar (Hepsi Galata’da)                332
Kefeli Gayrimüslimler                             267
Çingeneler                                                   31
Toplam: 16.324

Bu toplam, askeri sınıfı içermiyordu. Dolayısıyla kentin nüfusunun 80.000-100.000 arasında olduğu söylenebilir. İstanbul’un nüfusunun 1530 yılına doğru Ömer Lütfi Barkan tarafından 400.000 – 500.000; F. Braudel tarafından ise 16. Yüzyıl sonunda 700.000 olduğunu tahmin etmektedirler. Fatih’ten bir yüzyıl sonra İstanbul, onun tasarladığı gibi gerçekten bir dünya metropolü haline gelmiştir.

Yararlanılan Kaynaklar:

Osmanlı D. Ve Medeniyet Tarihi Cild II – Ekmeleddin İhsanoğlu
Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi – Feridun M. Emecen
Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı – Franz Babinger
Mufassal Osmanlı Tarihi Cild I – Mustafa Cezar
İslam Ansiklopedisi Mehmed II Cild 7
Klasik Dönemin Üç Hükümdarı Fatih-Yavuz-Kanuni – Yaşar Yücel & Ali Sevim
Türkiye Tarihi II – Sinan Akşin
Fatih ve Fetih Olayı – Levon P. Dabağyan
Fatih’in Tarihi – Tursun Beğ
İstanbul’un Fethi – Kritovlus
Osmanlı Tarihi Cild II – İsmail H. Uzunçarşılı
Fatih Sultan Mehmet – Andre Clot
Cambridge Türkiye Tarihi Cild II
Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ – Halil İnalcık
Devlet-i Aliyye Cild I – Halil İnalcık
Akademik Ders Notları – Halil İnalcık
Aşıkpaşazade Tarihi
Fatih S. Mehmed Tarafından İstanbul’un Yeniden İnşası – Halil İnalcık
Fatih, Fetih ve İstanbul’un Yeniden İnşası – Halil İnalcık
İstanbul’un İncisi Bedesten – Halil İnalcık
İstanbul bir İslam Şehri – Halil İnalcık

13 Ekim 1995 tarihinde Gaziantep'te dünyaya geldi. İlköğretim ve lise eğitimini İstanbul'da tamamladı. Şimdi ise Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans öğrenimine devam etmektedir. Özel olarak Osmanlı İmparatorluğu genel olarak ise Yakın Çağ siyasi olayları ile ilgilenmektedir. Samet Şahin ile iletişim için: shnsamett@gmail.com

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Bir yorum yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook

Editör Tavsiyesi

Yazarların Son Yazıları

Daha Fazla: Doğu Roma