Connect with us

İlhanlılar

Bir Devrin Kapanışı: Anadolu’da Moğol Hakimiyetinin Sona Ermesi

Bir Devrin Kapanışı: Anadolu’da Moğol Hakimiyetinin Sona Ermesi

‘’Bir Moğol, bir mahalleye giriyor ve orada bulunan çok sayıda insanı peş peşe öldürüyor ama hiç kimse direnç göstermiyordu… Bir Moğol, esir aldığı bir Ercişliyi öldürecek alete sahip olmadığı için ‘’Başını yere koy ve sakın kımıldama!’’ deyip ayrılmış, bir kılıçla gelip başını vurmuştur. Kurbanı ise katilinin komutuna canı pahasına uymuştur…’’ Ünlü tarihçi İbnü’l-Esîr, 1230 yılında Erciş’te yaşanan bir olayı bu şekilde nakletmiştir [1].

Moğollara karşı çaresizliğin ne boyutlarda olduğu, bu satırlarda çok net bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Daha önceki yazımızda, Anadolu’da Moğolların Türkiye Selçuklu Devleti’ne yapmış olduğu etkiyi ve bu devleti nasıl yıkılışa sürüklediği konusuna yer vermiştik. Bu yazımızda ise Anadolu halkının Moğol tahakkümüne nasıl karşı koymaya çalıştığına ve yıkılmaya yüz tutmuş bir devletten sıyrılıp, yaşamış oldukları bölgeleri korumak için beylik düzeyine nasıl eriştiklerine temas etmeye çalışacağız. Bu doğrultuda İbü’l-Esîr’in yukarıda yer verdiğimiz satırlarını dikkate alırsak, Anadolu’daki varoluş mücadelesinin hiç de kolay olmadığı sonucuna ulaşmış oluruz. Moğollara karşı bir direnç ortamının oluşmasına sebep olan etkenleri ve Moğol hakimiyetinin Anadolu’da nasıl sona erdiğini sizlerle paylaşmayı amaç edindik.

Bizans’a karşı girişilen mücadeleler ve akabinde Haçlı Seferleri, Türklerin Anadolu’daki mücadelesinin bir süre temel noktasını teşkil etmiştir.

1071 yılından sonra Anadolu’nun Türkleşmesi için uzun mücadeleler verilmiştir. 1176 yılında gerçekleşen Miryokefalon Savaşı neticesinde Bizans’ın beli bükülmüş ve Diyâr-ı Rum olarak adlandırılan Anadolu toprakları için ‘’Türkiye’’ (Turkhia, Turquia) kavramının kullanılması sürekli hale gelmiştir [2]. Bu süreçten sonra Türkiye Selçuklu Devleti hızla ivme kazanmış, 1220-1237 yılları arasında hüküm sürmüş olan I. Alâeddin Keykubat devrinde en parlak yıllarını yaşamıştır. Bu parlak devir uzun sürmemiş, I. Alâeddin Keykubat’ın ölümünden sonra tahta geçen II. Gıyâseddin Keyhüsrev’in başarısız siyaseti, devletin her kademesine işlemiştir.

I. Alâeddin Keykubad, Harbiye Müzesi.

1243 yılında Moğollar ile gerçekleşen Kösedağ Savaşı neticesinde Türkiye Selçuklu Devleti için yıkılış süreci de başlamış oldu.

Moğolların Anadolu’daki istila hareketleri Erzurum’da, Kösedağ Savaşı’ndan sonra özellikle Sivas ve Kayseri’de büyük etki oluşturmuştur. Kayseri’de Moğollara karşı Ahiler’in büyük bir direnç gösterdiği bilinmektedir [3]. Zaten Ahi Evran’ın Anadolu’ya geldikten sonra Kayseri’de bir debbağ (deri işleme) atölyesi kurduğu ve bu süreçte halkı Moğollara karşı teşkilatlandırdığı bilinmektedir. I. Alâeddin Keykubat’ın 1237 yılında ölümünden sonra Ahiler; II. Gıyâseddin Keyhüsrev ve Vezir Sâdeddin Köpek’e karşı da tavır almışlardır [4].

Moğolların Anadolu’daki baskıcı tutumlarını Trabzon Rum Devleti fırsata çevirmiş, bu doğrultuda Türkiye Selçuklu Devleti’ne ait topraklarda hakimiyet mücadelesi vermeye koyulmuştur.

Moğol istilalarından kaçarak Anadolu’ya gelen ve yaklaşık altmış bin kişi olan Türkmenler, Trabzon Rum Devleti’nin bu ilerleyişini durdurmuşlardır. Bu Türkmenler Aras Vadisi, Erzurum, Şavşat, ve Artvin bölgelerini ele geçirerek burada hakimiyet kurdular. 1277 yılında Memlûk Sultanı Baybars’ın Elbistan Savaşı’nda Selçuklu-Moğol ordusunu yenilgiye uğratması, Selçuklu-Moğol ilişkilerinin zarar görmesine sebep olmuştur. Bu durumu da fırsata çevirmeye çalışan ve Sinop üzerine sefere çıkan Trabzon Rum Devleti’nin karşısına bu kez de Çepniler çıkmış ve Trabzon Rum Devleti’ni yenilgiye uğratmışlardır [5].

Görülmektedir ki Türkmenler, Moğollar tarafından Anadolu’daki siyasi birliğin parçalanmaya başladığı bir dönemde, buraların Türk toprağı olarak kalması hususunda çok önemli bir yere sahiptirler.

Buraya kadarki bilgilerden anlaşılacağı üzere Anadolu’daki Moğol etkisi, yalnızca Moğollar ile Selçuklular arasında sabit kalmamış, diğer devletlerce de fırsata çevrilmeye çalışılmıştır. Önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi Vatikan Kilisesi, Kösedağ Savaşı sonrasında Anadolu’ya misyonerler göndererek buralarda yeniden Hristiyanlığı canlandırmaya çalışmıştır.

Moğol tahakkümüne razı edilmeye çalışılan Anadolu, yalnız siyasi değil iktisadi yönden de ağır kayıplar vermiştir. Emirlerin hatta sultanların dahi Moğolların sözü altında iş yapmaya başlaması, Anadolu’daki Türkmenleri iyice rahatsız etmekteydi. Nitekim devlet, Moğol baskısı altında ikiye bölünecek hale dahi gelmiştir [6]. Bahsedilen bu dönem, II. İzzeddin Keykâvus ve IV. Rükneddin Kılıç Arslan’ın 1254 ile 1262 yılları arasında hüküm sürdükleri dönemdir. Yine Moğolların baskısıyla II. İzzeddin Keykâvus tahttan indirilmiş ve bu süreçten sonra Anadolu’da Moğollara karşı aralıksız isyanlar başlamıştır. Özellikle uç bölgelerde bulunan Türkmenler, Anadolu’daki bu baskıcı yönetime boyun eğmiyor, bir türlü itaat altına alınamıyorlardı [7].

Moğollara karşı çıkan isyanların aksine onları kabul eden ve yardım dileyenlerin varlığı da bilinmektedir.

Örneğin Mevlâna Celâleddin-i Rûmî’nin büyük oğlu olan Sultan Veled’in, 1271-1296 yılları arasında Anadolu’da genel valilik yapmış olan Samagar Noyan’a methiyesi bulunmaktadır. Bu methiyede; “Sen, akılda ve adalette teksin; dünyadaki (ahlâkî) bozukluğu yok ettin; mertlik seninle son buldu. Gökyüzü gibi hep açıksın, berraksın; melek gibi rehbersin; herkese kapı açansın. Samagar Ağa, Noyan’sın sen; ezelden seçilmiş şahsın; Hak tarafından gönderilmiş herkesin yardımcısısın. Sözün doğru yoldandır, Tanrı nefesindendir; tehlikeden korunmuştur. Beden bakımından Moğol isen de akıl bakımından son derecesin, olgunsun; sen şeytanın ve iblisin düşmanısın… Beğimiz bizi unutma.’’ şeklinde satırlar bulunmaktadır [8].

13. yüzyılda Anadolu Selçuklu askerleri. Kaynak: Osprey.

Niğde valisi Hatıroğlu Şerefeddin Mesud, Moğollara karşı önemli bir isyan başlatmıştır.

Bu isyanı Karamanoğlu Mehmed Bey de desteklemiştir. Şerefeddin Mesud bir taraftan Memlûk Sultanı Baybars’ı Anadolu’ya davet edip yardım isterken diğer taraftan da yakaladığı Moğolları öldürmekteydi. Bu olayı duyan İlhanlı hükümdarı Abaka Han, hızlıca Anadolu’ya kuvvet gönderdi. Sultan Baybars’tan gelecek yardımı beklemeye başlayan Şerefeddin Mesud, Niğde kalesine kapandı ise de kale muhafızının ihaneti ile yakalanmaktan kurtulamadı. İsyanı, Süleyman Pervane’nin buyrukları doğrultusunda başlattığını ortaya atsa da Süleyman Pervane bu sözleri inkâr etti ve Şerefeddin Mesud 1276 yılında öldürüldü [9]. İbn Bibi’nin aktardığı bilgiye göre Şerefeddin Mesud’un elleri, ayakları ve tüm azaları parça parça edilerek ibret olması için Anadolu’nun çeşitli yerlerine gönderilmiştir [10]. Bu isyandan bir yıl sonra Baybars’ın Anadolu’ya girişi ve Moğolları Elbistan’da büyük bir yenilgiye uğratışı, isyanın önemini daha da arttırmaktadır.

Bastırılan bu isyandan sonra Anadolu’da Moğollara karşı bu kez de Karamanlıların faaliyetleri ortaya çıkmıştır. Karamanoğlu Mehmed Bey, bildiğimiz üzere Şerefeddin Mesud’un başlattığı isyana da destek vermişti. Mehmed Bey kendi sınırlarındaki ve sahil bölgelerindeki Moğolları temizleyerek hâkimiyet mücadelesine girişti. Selçuklu-Moğol yönetimine itaatten vazgeçip ödemek durumunda olduğu vergiyi de kesmiştir. Baybars’ın Elbistan’da kazandığı zafer sebebiyle ona kardeşi Ali Bey’i göndererek tebriklerini bildirdi. Baybars da ona sancak ve menşûr göndererek Ermenek’ten sahillere kadarki bölgeyi Mehmed Bey’in himayesine verdi [11]. Mehmed Bey, bu süreçte Moğollara karşı iki kez başarılı olmayı bilmiştir. Memlûk sultanı Baybars’tan aldığı güç ile Selçuklu tahtına hâkim olabileceğini düşünmüş, II. İzzeddin Keykâvus’un oğlu olduğunu iddia ettiği Siyavuş (Cimri) adındaki bir kişi ile Konya’ya yürümüştür. Bu süreçte onu Eşrefoğulları ve Menteşeoğulları da desteklemiştir.

Neticede 1277 yılının Mayıs ayında Mehmed Bey Konya’ya hâkim olup Siyavuş’u Selçuklu tahtına çıkarmıştır [12].

Türkiye Selçuklularında yeni bir sultan iş başına geldiğinde büyük sultanlardan Alâeddin Keykubat’ın sancağı türbesinden çıkartılır ve cülûs töreni bu şekilde yapılırdı. Siyavuş tahta çıkarıldığında da cülûs töreni bu şekilde yapılmış, Alâeddin Keykubat’a ait sancak ve çetr kullanılmıştır [13]. Mehmed Bey ve destekçileri Konya’yı ele geçirdikten sonra bir Divân tertip ettiler. Bu Divân’da, birçok tarihçiye göre Mehmed Bey’in aldığı önemli bir karar vardır: ‘’Bundan sonra Divân’da, dergâhta, bârgâhda, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.’’ Bahsi geçen karar, kaynaklarda yalnızca İbn Bîbî’nin eserinde mevcuttur ve İbn Bibi bu olayı anlatırken Mehmed Bey’in adını, kararın alındığı ortamda zikretmemektedir. Hatta Divân’dan sonra yaşanan tartışmalar neticesinde Mehmed Bey’in verir olabildiğinden bahseder. Hal böyle iken bu kararı, yalnızca Mehmed Bey’e ait göstermenin çok doğru bir tutum olmayacağını düşünmekteyiz. Tarihe Cimri Olayı olarak yerleşen Siyavuş’un tahta çıkmasının planlayıcı gücünün Karamanoğlu Mehmed Bey olması, onun yaşananlar üzerindeki otoritesinin çok fazla olduğu gerçeğini de örtmemektedir. Ayrıca kararın millî duyguların aksine, Farsça yürütülen devlet işlerini bu dil ile yapacak düzeyde olmamaları ile açıklamak da yerinde olacaktır [14].

Mehmed Bey’in Siyavuş ile beraber Selçuklu tahtındaki hâkimiyeti uzun sürmemiş, 35 günlük bir süreçten sonra Siyavuş tahttı terk etmek durumunda kalmıştır. Daha sonra yakalanarak Aksarayî’nin belirttiğine göre derisi yüzülerek öldürülmüştür [15]. Mehmed Bey de Moğollar ile yaptığı çarpışmalar sırasında kardeşleri ile beraber öldürülmüştür [16]. Yaşananlar yalnızca Karamanoğulları, Selçuklu ve Moğol üçgeninde gerçekleşmiyor; Anadolu’nun dört bir yanında yeni hâkimiyet mücadeleleri ortaya çıkıyordu.

Türkiye tarihinde Kösedağ Savaşı sonrası ortaya çıkan beylikler ”İkinci Dönem Beylikler” olarak adlandırılmaktadır ki bu beylikler, bozulan Anadolu siyasi birliğinden sıyrılıp, kendi bölgelerini koruyup bağımsız olmak için mücadeleler vermişlerdir.

Bu beyliklerin birbirleri ile de mücadeleleri söz konusudur. Türkiye Selçuklu Devleti, sık yaşanan taht mücadeleleri akabinde Moğolların eliyle yapılan taht değişiklikleri ve Anadolu’daki Türkmenlerin isyanları ile 14. yüzyılın başlarına kadar gelebilmiştir. Bu süreçte, artık bağımsız bir devletten ziyade yalnızca adı ile ortada bulunan bir devlet olarak Türkiye Selçukluyu nitelendirmek doğru olacaktır. Çünkü birçok bölgede yeni yeni beylikler ortaya çıkmış, Anadolu’nun mücadele sahasında bu beylikler boy göstermeye başlamıştır. Türkiye Selçuklu Devleti’nin fiilen sona erdiğini kabul ettiğimiz 1308 yılından sonra Anadolu’da Emir Çoban ve Timurtaş gibi İlhanlı valilerinin hüküm sürdüğünü ve bazen bir hükümdarmışçasına faaliyetlerde bulunduklarına şahit olmaktayız. Doğu ve Orta Anadolu’daki Moğol tahribatı, bu bölgedeki Türkmen nüfusunu uç ve batı bölgelere kaydırmıştır. Bahsi geçen bölgelerin Türkleşmesinde Moğolların Doğu ve Orta Anadolu’daki baskıcı faaliyetlerin büyük etkisi vardır [17]. Beyliklerin bazıları devlet statüsünde hareket etmiş ve böyle de adlandırılmıştır [18].

Osmanoğulları da Anadolu’daki mücadeleden başarıyla sıyrılmış, ileriki yıllarda devlet ve imparatorluk seviyesine ulaşmışlardır. Anadolu’nun siyasi birliğini yeniden sağlamaya da yine Osmanoğulları muvaffak olmuşlardır.

Moğolların Türkiye Selçuklu Devleti yönetimine hâkim olması ve siyasi birliğin bozulması ile karşımıza çıkan bu beylikler; Karasioğulları, Aydınoğulları, Saruhanoğulları, Menteşeoğulları, Taceddinoğulları, Sahib Ataoğulları, Germiyanoğulları, Eşrefoğulları, Hamidoğulları, Karamanoğulları, Eretnalılar, Kadı Burhaneddin Devleti, Dulkadiroğulları, Ramazanoğulları, Pervaneoğulları, Çobanoğulları ve Candaroğulları’dır.

Beyliklerden bazıları Selçuklu-Moğol yönetimine itaat etmişken bazıları da yukarıda aktardığımız Karamanoğulları gibi Moğollar ile mücadele etmiştir. Yaşanan olaylara göre zaman zaman siyasetlerinde değişiklikler de meydana gelmiştir. Moğollar ile etkileşim kurmuş olan beyliklerin yaşamış oldukları olaylardan bazılarını sizlere örnekler halinde vereceğiz.

Mesud’un sultan olmasından sonra kardeşi Rükneddin Kılıç Arslan’ın Kastamonu’ya gelerek kardeşi ve Moğol yönetimine karşı ayaklandığı bilinmektedir. Melik Rükneddîn Kılıç Arslan, Kastamonu yöresinde Çobanoğlu Muzaffereddîn Yavlak Arslan’ın otoritesini ele geçirip, burada bulunan Türkmenlerin de desteğini alarak başlatmış olduğu bu ayaklanmada ilk olarak başarılı olsa da daha sonraki süreçte II. Mesud, arkasındaki Moğol desteği ile Rükneddin Kılıç Arslan’ı yenilgiye uğratmıştır [19]. Böylelikle Moğol yönetimine karşı girişilen bir isyan daha başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

13. yüzyılın sonlarına doğru Beyşehir yöresinde kurulmuş olan Eşrefoğulları Beyliği’nin de Moğollar ile temasları son derece önemlidir.

Karamanoğlu Mehmed Bey’in 1277 yılında Konya’yı ele geçirdiği zamanda Eşrefoğulları da Karamanoğullarına yardım etmişlerdir. Eşrefoğlu Süleyman Bey’in öldürülen III. Gıyâseddin Keyhüsrev’in yerine geçen geçen II. Gıyâseddin Mesud ile mücadele ettiği bilinse de 1288 yılından sonra muhalefetten vazgeçmiştir [20].

1295 yılında İlhanlı Devleti’nde taht değişikliği yaşanmış, Geyhatu’nun yerine Gazan Han hükümdar olmuştur. Bu değişikliği onaylamayan Moğol kumandanı Baltu, Karamanoğulları ve Eşrefoğullarının çoğunlukta olduğu bir Türkmen kitlesinden aldığı destekle isyan etmiştir. Baltu, İlhanlı kuvvetlerine mağlup olunca çareyi Eşrefoğullarına sığınmakta bulmuş fakat Moğollardan korkan Süleyman Bey bu duruma izin vermemiştir. Neticede 1296 yılında Sülemiş tarafından yakalanan Baltu ödürülmüştür [21]. Görülmektedir ki isyanın başladığı dönemde, taht değişikliğinden yararlanmak isteyen Türkmenler de bu isyana destek vermişlerdir fakat koşulların İlhanlılar lehine döndüğü süreçte geri adım atmak durumunda kalmışlardır.

Gazan Han vefat ettikten sonra yerine geçen oğlu Olcaytu, Anadolu beyliklerinin başına buyruk hareket ettiklerinden yakınarak 1305 yılında İrencin Noyan’ı, Anadolu’ya vali olarak göndermiştir.

İrencin Noyan, Anadolu’da acımasızca faaliyetlerde bulununca Moğollara karşı nefret ortamı iyice gerilmiştir. Bu süreçte Karaman, Germiyan, Hamid ve Candaroğulları başta olmak üzere Anadolu beylikleri İlhanlılar aleyhine harekete geçtiler. Olcaytu bu kez durumu yatıştırmak için 1314 yılında Emir Çoban’ı Anadolu’ya göndermiştir. Sivas ile Erzincan arasındaki Karanbük mevkiinde karargâh kuran Emir Çoban’a, Karamanoğulları hariç Anadolu beyleri itaatlerini bildirmek için gelmişlerdir [22].

Emir Çoban’ın Anadolu’ya gelmesi ve Moğol zulmünden korktukları için beylerin itaatlerini bildirmeleri, bir süre Anadolu’da sakin bir hava oluşturmuştur fakat 1316 yılında Olcaytu’nun ölümünden sonra yerine küçük yaştaki oğlu Ebû Said Bahadır’ın geçmesi Emir Çoban’ı faaliyete geçirmiştir. Yeni hanın genç ve tecrübesiz olmasından yararlanmak isteyen Emir Çoban, oğlu Timurtaş’ı Anadolu genel valisi olarak atamıştır.

Timurtaş’ın genel vali olması Anadolu’da olumsuz bir hava oluşturmuş ve beyler yeniden bağımsızlık faaliyetlerine başlamışlardır [23].

Timurtaş, Anadolu’da hükümdar gibi hareket etmekte, her geçen gün baskısını arttırmaktaydı. Bu durumdan bunalan Anadolu beyleri, Timurtaş’ı İlhanlı Hükümdarı Ebû Said Bahadır Han’a şikâyet etmişlerdir. Timurtaş hızla Han’dan özür dileyerek affını istemiş ve 1324 yılında yeniden Anadolu’ya genel vali olarak atanmıştır. Bu süreçten sonra durumun düzeleceğini uman Anadolu beyleri için hiç de istedikleri gibi bir sonuç ortaya çıkmamıştır. Yeniden göreve gelen Timurtaş, kendisini şikâyet eden beylerden intikam almaya koyulmuştur. İlk olarak Karamanoğullarına saldırmış fakat sonuç alamayınca Eşrefoğulları üzerine yürümüştür. Bu süreçte Eşrefoğullarının başında II. Süleyman Bey bulunmaktaydı. 1326 yılında Timurtaş Beyşehir’i ele geçirmiş, II. Süleyman Bey’i ise yakalamıştır. Timurtaş, yakaladığı II. Süleyman Bey’in vücudundan çeşitli azalarını keserek onu göle atarak boğdurmuştur [24]. 

Timurtaş, Eşrefoğlu Süleyman Bey’i öldürdükten sonra Hamidoğullarının üzerine yürüyerek Antalya’ya kaçan Dündar Bey’i yakalayıp onu da öldürmüştür [25]. Hamidoğulları’nda daha önceki yıllarda Hamid Bey’in sikke bastırdığı ve bu sikkelerde “humiyet ani’l-âfât’’ (Allah âfattan korusun) ifadesi yer almaktaydı. Burada, Anadolu’da zulüm yapmakta olan Moğollar kastedilmiştir [26].

Görüldüğü üzere Anadolu’daki Moğol zulmü dengesiz bir siyasette dahi devam etmekteydi. İlhanlı hükümdarının izni dışında valilerin kendi başlarına buyruk halleri Anadolu ahalisini son derece zorlamaktaydı.

Timurtaş’ın Anadolu’da baskıcı faaliyetleri sürerken İlhanlı hükümdarı Ebû Said Bahadır Han’ın Timurtaş’ın babası Emir Çoban ile arası açılmış ve onu öldürmüştür. Bu olaydan dolayı Timurtaş’ın isyan edebileceğini düşünen Ebû Said, dayısı olan Emir Ali’yi Anadolu genel valisi olarak atamıştır. Tahmin edilen olmuş ve Timurtaş isyan etmiş fakat Memlûk sultanı Melik Nâsır’a sığınmak durumunda kalmıştır. Mısır’a giderken kendi yerine Emir Eratna’yı naip sıfatıyla bırakmıştır. İlhanlı Devleti ile arasının bozulmasını istemeyen Melik Nâsır 1328 yılında Timurtaş’ı idam etmiştir.

Emir Ali, Anadolu’ya gelince Eratna hemen onun yanına gelerek ona ve Ebû Said Bahadır Han’a bağlılığını bildirmiştir. Bunun üzerine Emir Ali de Eratna’yı kendi naibi bırakarak Anadolu’dan ayrılmıştır. Bu süreçte Anadolu’daki Moğol baskısı azalmış ve çeşitli bölgelerde Moğollara karşı isyanlar daha da artmaya başlamıştır. Yaşananlar üzerine Ebû Said Bahadır Han bu kez de 1329 yılında Celâyirli Şeyh Hasan’ı Anadolu valiliği ile görevlendirmiştir.  Şeyh Hasan, Anadolu halkının yeniden İlhanlı Devleti’ne itaat etmesi için faaliyetler yürütmüştür. 1335 yılında Ebû Said’in ölümüne kadar bu görevde kalmış, akabinde o da Eratna’yı yerine naibi olarak Anadolu’da bırakarak buradan ayrılmıştır [27].

İlhanlı hükümdarı Ebû Said Bahadır Han’ın ardında çocuk bırakmamış olması, onun ölümünden sonra devlet içinde taht kavgalarına sebep olmuş ve bu sürecin sonunda İlhanlı Devleti yıkılmıştır.

Anadolu’daki Moğol baskısı da Ebû Said’in ölümüyle ortadan kalkmış ve beylikler rahat bir nefes almıştır [28]. İlhanlılar’da taht mücadeleleri, Celâyirliler ile Çobanlılar arasında şiddetlendi. Bunların birbirleri ile mücadele ettiği bu süreçte Anadolu beylikleri gittikçe güç kazanmıştır. 1343 yılına kadar Anadolu’da beyliklerin birbirleri ile mücadelesi sürmüş, büyük bir Moğol tehdidiyle karşılaşılmamıştır.

1343’te Çobanlı Şeyh Hasan, Sivas’ı merkez olarak kullanan Eratna’nın üzerine yürüme kararı aldı ve Eylül-Ekim 1343 tarihinde Sivas-Erzincan arasında kalan Karanbük bölgesinde Eratna ile Çobanlı ordusu arasında büyük bir savaş meydana geldi [29]. Eratna, aleyhine devam eden savaşı beklenmeyen bir şekilde kazanmayı bilmiş ve böylece Çobanlıların da Anadolu’da hakimiyet kurma düşünceleri suya düşmüştür [30].

Karanbük Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun genel hali, Doğu Roma (Bizans) ile Osmanoğullarının yürüttüğü savaşlar ve beyliklerin birbirleri ile mücadelelerinden ibarettir. Bu süreç Osmanoğulları lehine ilerleyecek ve Anadolu’da yeniden siyasi birlik meydana getireceklerdir. Moğolların, Anadolu’ya teşkilatlı olarak yerleşmeyi başaramaması ve her gelen yöneticinin kendi bildiği şekilde yönetimde faaliyet göstermesi, Anadolu halkındaki Moğol nefretini sürekli arttırmıştır. Her fırsat bulduklarında bağımsızlık yoluna başvuran Türkmenler, 1335 yılında Ebû Said Bahadır Han’ın ölümü ve akabinde 1343 yılındaki Karanbük Savaşı ile Moğol tehlikesinden kurtulmuşlardır.

Anadolu’da Moğol hakimiyetinin bulunduğu süreç ve daha sonraki yıllar incelendiğinde buradaki Moğol etkileri dikkat çekmektedir. Bu hususta Moğollar, Anadolu’yu hukuk ve maliye alanlarında, kültürel bakımdan dil ve mimari alanlarda etkilemiştir. Ayrıca Türklerin, Moğollara ait olan unvanları kullandıkları da görülmektedir [31].

 

15 Haziran 1995 tarihinde Trabzon'da dünyaya geldi. İlköğretim ve lise eğitimini yine aynı şehirde tamamladı. Şu anda Kastamonu Üniversitesi Tarih bölümünde 4. sınıf olarak lisans öğrenimine devam etmektedir. Yazılarını genel olarak Ortaçağ tarihi üzerine hazırlamaktadır. Özelde ise Selçuklular, Moğollar, Memlûkler ve Altın Orda konularına ilgi duymaktadır. Ağustos 2017 tarihinden itibaren Tarih-i Kadim'de yazarlık yapmaktadır.

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Bir yorum yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook

Editör Tavsiyesi

Yazarların Son Yazıları

Daha Fazla: İlhanlılar