Connect with us

Osmanlı Hanedanı

Fatih Sultan Mehmed’in Doğu Seferleri

Fatih Sultan Mehmed’in Doğu Seferleri

“Yedi derviş bir halıya sığmış da, iki padişah bir dünyaya sığmamış”

İran atasözü

Fatih Sultan Mehmed’in 2 imparatorluk, 14 devlet, 200 şehir ele geçirmiş olduğunu söyleyen tarihçiler vardır. Büyük Türk, gerçekten de Doğu Roma ve Trabzon Rum İmparatorluklarını ortadan kaldırmış ve ele geçirdiği bütün bölgeler sayılacak olursa iki yüz kadar da şehir ele geçirmiştir. Ele geçirdiği krallıklardan Sırbistan, Bosna ve Arnavutluk birer devlettir. Bunlar gibi Boğdan, Mora, Karaman ve Kastamonu da az çok devlet niteliği taşımaktadır.

Fatih Sultan Mehmed’in Karadeniz Siyaseti

Osmanlı İmparatorluğu kuruluşundan itibaren Anadolu’yu hâkimiyeti altına almaya çalışmıştır. Anadolu’nun bir bölümü hâkimiyet altına alınsa da Karadeniz’e kıyısı bulunan bazı bölgeler (Samsun hariç) Trabzon Rum İmparatorluğu, İsfendiyaroğulları Beyliği ve Cenevizliler gibi başka otoritelerin elindeydi. İstanbul’un fethinden sonra gerek ekonomik, gerekse siyasi sebeplerden dolayı bu bölgelerde de tam bir hâkimiyet sağlanması gerekiyordu.

Amasra’nın Fethi

Amasra bu dönemde Cenevizlilerin önemli bir ticaret merkeziydi. Cenevizliler, Osmanlı’ya gecikmeli de olsa vergilerini ödeyen lakin bunun yanında denizde soygunculuk yapan ve Anadolu’dan kaçan esirleri kabul eden bir topluluktu. E.S Piccolimini (sonra Papa Pius II.) İstanbul’un fethinden sonra Papa’ya “şimdiden Karadeniz bize kapanmıştır” diye yazmıştı. Ceneviz’in Osmanlı ile yapılan anlaşmalara uymaması üzerine bizzat Fatih tarafından sefer kararı alındı. Sultan, bu seferle bir yıl gibi kısa bir sürede Amasra, Sinop ve Trabzon’u topraklarına katacaktı. Mahmud Paşa’nın denizden, Fatih Sultan Mehmed’in de karadan kuşattığı şehir teslim olarak savaşsız bir şekilde Osmanlı mülküne katıldı. (1460)

Sinop’un Fethi

Fatih Sultan Mehmed, Mora’yı ele geçirdikten sonra Trabzon’u fetih için yola çıktı, her zamanki gibi seferin nereye yapılacağını Sultan’dan başka kimse bilmiyordu. Bursa’dan Ankara’ya geçen Türk Ordusu, Karadeniz’e yöneldi. Mahmud Paşa da 150 parça donanma ile Karadeniz’e açıldı. İsfendiyaroğulları Beyliği’nin başı İsmail Bey’e bir mektup göndererek gelmekte olan donanmayı Sinop limanında konaklatması ve gemilerin gereksinimlerinin giderilmesini bildirdi. İsmail Bey, Fatih’in Sinop’u almak istediğini anlayarak kalesine çekildi. Mahmud Paşa ikinci bir mektupla kalenin teslimini istedi. Şehrin denizden ve karadan ablukaya alındığını gören İsmail Bey kaleyi teslim etti. Huzura çıkan İsmail Bey’i Sultan “büyük bir şeref ve saygıyla” karşıladı ve Yenişehir ve İnegöl’ü tımar olarak verdi. Bu fetih ile birlikte İsfendiyaroğulları Beyliği’ne son verildi.

Trabzon’un Fethi

İstanbul’un IV. Haçlı Seferi’nde (1204) Avrupa’dan gelen Latinler tarafından alınması üzerine Doğu Romalılar, İznik ve Trabzon’da iki ayrı devlet kurdu. Trabzon Rum İmparatorluğu bölgede etkinliğini sürdürebilmek için çevresindeki güçlü devletlerle akrabalık yoluyla ilişkiler kurdu, kızlarını Akkoyunlu ve Karakoyunlu Bey oğulları ile Timur ve öteki doğulu hükümdar ailelerine gelin verdi.

Fatih Sultan Mehmed’i Trabzon üzerine yönelten bir takım siyasi, idari, ekonomik ve tarihi sebepler vardır. Bunlardan en önemlisi Doğu Roma İmparatorluğu’nun bir kalıntısı olan Trabzon Rum İmparatorluğu’nun fethi gerçekleşmedikçe İstanbul’un fethinin yarım görülmesiydi. Bunların yanında Trabzon Rum İmparatorluğu, Osmanlı Devleti aleyhine Venedikliler, İran ve Karamanoğulları ile ittifaklar kurmuş; akrabalıkları nedeniyle Akkoyunluların Anadolu’ya göz dikmeleri ve Osmanlı’ya savaş açmaları için girişimlerde bulunmuşlardı.

Fatih Sultan Mehmed, Trabzon üzerine gidildiği anlaşılmasın diye Sinop’un fethinin ardından Erzincan’a yöneldi. Seferin Akkoyunluların üzerine olduğunu düşünen Uzun Hasan, hemen annesi Sarâ Hatun’un da içinde bulunduğu bir heyeti Sultan’a gönderdi. Sultan yapılan görüşmelerin sonunda heyeti de yanına alarak yönünü Trabzon’a çevirdi. Mahmud Paşa’nın denizden, ordunun da karadan şehri kuşatması üzerine David Kommenos “karaların ve denizlerin hâkimine” dayanamayacağını anladı ve şehri teslim etti. Böylece Doğu Roma İmparatorluğu’nun son halkası da yok olmuştu. Doğu Roma’ya ait bütün toprakların fethi için Sultan II. Mehmed’e on yıl gibi bir süre yetmişti. Şimdi bütün unvanlar Fatih’e aitti. Asya’daki, Yunanistan’daki ve Trabzon’daki imparatorlukları temsil eden üç taç ünlü portresini çevreleyecektir. (Özellikle Bellini’nin bir madalyona kazıdığı portresi) O, artık eski ve yeni Roma’nın mirasçısıydı.

Anadolu Hâkimiyeti Mücadelesi

Karaman Seferi

Osmanlı İmparatorluğu, Sultan II. Mehmed döneminde dahi Anadolu Türk birliğini sağlayamamıştı. Orta Anadolu’nun büyük kısmı ve Doğu yaylalarının bütünü devletin sınırları içinde değildi. Bu bölgelerde Osmanlı’ya sınır olan ve her an bir tehdit oluşturabilecek beylikler bulunmaktaydı. Konya, Karaman, Larende ve Torosların güneyinden denize kadar olan sahalara sahip olan Karaman Beyliği ayakta olduğu sürece Osmanlı tüm dikkatini batıya çeviremiyordu. Timur- Yıldırım mücadelesiyle sağlanmış olan Anadolu birliği dağılmış ve Doğu Roma, Venedik ve İran coğrafyasında bulunan devletlerle anlaşmalar ve ittifaklar yaparak ayakta duran beylikler tekrar ortaya çıkmıştı.

Osmanoğulları bir uç beyliği olmanın avantajıyla hızla genişleyip büyümüş ve bölgede etkin bir güç haline gelmişti. Karamanoğulları kendilerini Selçuklu’nun varisi kabul ederek bölgede siyasi bir meşruluk elde etmişti. Karamanoğlu İbrahim Bey, yedi oğlundan en büyüğü olan İshak Bey’i önce veliaht yapmış daha sonra ise bütün devlet işlerini ona devretmişti. Diğer kardeşler bu konuya itiraz ederek Osmanlı’dan yardım istediler. Hareketin başı olan Pir Ahmed Bey’in, Osmanlı’nın kuvvetleriyle birlikte Karaman’ı ele geçirmesi üzerine İshak Bey kaçarak Uzun Hasan’a sığındı ve Ahmed Bey, Karaman Bey’i oldu.

Anadolu üzerine sefere çıkan Fatih Sultan Mehmed, Pir Ahmed Bey’e haber göndererek Ordu-yi Hümayun’a dâhil olmasını istedi. Bey olan Ahmed Bey’in tavırlarında değişiklikler oldu ve orduya dâhil olmamasının yanında alınan bazı Karaman topraklarını geri istedi. Bunun üzerine Türk ordusu Konya’ya girerek Taşeli hariç tüm Karaman ülkesini Osmanlı toprağı haline getirdi. Problemi kökünden çözmeye çalışan Osmanlı Devleti’ne karşı Uzun Hasan, Karaman’a yardım kuvvetleri gönderdi. Yapılan savaşı Osmanlılar kazanırken Pir Ahmed Bey kaçarak Uzun Hasan’a sığındı.

Osmanlı- Akkoyunlu İlişkileri

XV. yüzyılın ortalarında iki Türkmen boyu konfederasyonu olan Akkoyunlular ve Karakoyunlular bütün Doğu Anadolu, Azerbaycan ve Yukarı Mezopotamya’yı aralarında paylaşmışlardı. Akkoyunlular Diyarbakır bölgesinde, Karakoyunlular ise Yukarı Mezopotamya ile Tebriz’e kadar olan kuzey bölgelere hükmediyordu. Uzun Hasan hükümdarlık tahtına oturuncaya kadar Akkoyunlu Devleti pek fazla önem taşımayan bir beylik statüsündeydi. Fakat Uzun Hasan devletin başına geçip Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah ve Türkistan hükümdarı Timur soyundan gelen Ebu Said Miranşah’ı öldürmesi ve topraklarına sahip olmasıyla beyliğin kaderi bir anda değişti. Daha sonra Horasan hükümdarı Hüseyin Baykara’yı da yenerek topraklarının bir kısmına sahip olan Uzun Hasan, beyliği Fırat havalisinden Maveraünnehir’e kadar uzanan büyük ve kuvvetli bir devlet haline getirdi. Bunun, doğuda yeni bir “Cihangir” ortaya çıktığının göstergesiydi.

Osmanlı-Akkoyunlu mücadelesinin nedenleri çok eskiye dayanır. Osmanlı ile Venedik arasında uzun yıllar süren savaş devam ederken Uzun Hasan, Venediklilerle anlaşarak “ikinci cephe” açmaya çalışmıştır. Ayrıca Uzun Hasan, Osmanlı’ya düşmanlık eden Anadolu beyliklerine diplomatik ve askeri olarak sürekli yardım ediyor ve onları isyana teşvik ediyordu. Tüm bu sebeplerin yanında Fatih Sultan Mehmed’e, “Mehmed Bey” diye sıradan bir beye hitap eder gibi hitap ediyordu. Bu gerekçeler Sultan’ı doğuya yönelmeye sevk etti.

Uzun Hasan Osmanlı Devleti’yle harp etmeden önce Venedik Cumhuriyeti ile 1463’te ittifak kurup anlaşmıştı.

İki devlet arasında iplerin kopması ise Fatih Sultan Mehmed’in 1471 yılında Karaman Beyliği’nin son toprakları olan Toros, Alanya ve İçel bölgelerini topraklarına katmak isteyince yaşandı. Fatih Sultan Mehmed’in buradaki ana amacı Uzun Hasan’a deniz yoluyla Venediklilerden gelebilecek olan lojistik desteğin önüne geçmekti. Bu gelişmelerin sonrasın Pir Ahmed, Uzun Hasan’ı yardıma çağırdı. Uzun Hasan’ın birlikleri ve Anadolu beylerinden oluşan kuvvetler Trabzon ve Tokat’a saldırdı. Uzun Hasan bu sırada Venedik elçisine yeni bir teklifte bulunmuş ve Tebriz Anlaşması ile iki devlet Osmanlı’ya karşı birlik olmuşlardı. Anlaşmaya göre Venedik, Uzun Hasan’ın ordusunu kuvvetlendirecek ve savaş sonrasında Rumeli Venediklilere, Anadolu ise Akkoyunlulara bırakılacaktı. Antlaşma sonrası Tokat’ın yağmalanması haberi İstanbul’da şok etkisi yarattı. Sultan, Şehzade Mustafa’ya haber gönderdi ve Şehzade, Konya bölgesindeki Beyşehir Gölü yakınında Uzun Hasan’ın ordusunu karşıladı ve savaş Osmanlı’nın zaferiyle sonuçlandı.

Bu küçük çatışmadan sonra iki hükümdar da asıl savaş için hazırlıklarını yapmaya başladı. Fatih Sultan Mehmed savaşın olacağını Uzun Hasan’a gönderdiği ve çok ağır ifadelerin bulunduğu mektubunda açıkça bildirdi. Mektubun son cümleleri şöyleydi; “Er isen meydana gel. Kadın gibi delikten deliğe girme. Hazırlıklarını yap, haber verilmedi deme. Zira ki vücud-u habisin arza-i teleftür ve bu babda özür ve bahane bertaraftır.” (Tursun Bey, Tarih-i Ebul-i Feth)

Her şeyi gören, doğrusunu bilen, en son teknik gelişmelerden haberi olan -bazısını da kendi yapıyordu- Fatih Sultan Mehmed duruma hâkimdi. Bu hazırlıkların yanında Fatih bir de diplomasi atağında bulundu. Uzun Hasan’ın birlikleri Suriye bölgesindeki yerleşimleri ve Birecik’i kuşatma altına almıştı. Fatih bu olaylar üzerine Memlükler’e ittifak çağrısında bulundu ve ittifak gerçekleşti.

İlkbaharda her şey hazırdı.

Edirne’yi oğlu Şehzade Cem’e bırakan Sultan, başkenti de güvenilir adamlarına terk ederek ordusuyla Üsküdar’a, oradan da İznik yolu üzerinden Yenişehir’e geldi. İki ordu 11 Ağustos 1473’te Erzincan’ın kuzeyindeki Otlukbeli’nde karşılaştı. Fatih’in ordusu mükemmel örgütlenmiş, düzenlenmiş ve devrin en modern silahlarıyla donatılmış çok sıkı, disiplinli bir orduydu. Buna karşın Uzun Hasan’ın ordusu, eskiden bu yana Asya’da görülen bilindik oymak yığınlarıydı.

Savaş, Akkoyunluların süvari birliklerinin atılımı ile başladı lakin Fatih’in taktiksel olarak kullandığı topların çıkarttığı ses-ateş gücü bir anda savaşın seyrini değiştirdi. Yeniçeriler ve Şehzade Bayezid’in harekete geçmesiyle de Akkoyunlu ordusu bir iç karışıklık yaşayarak bozguna uğradı. Savaş, Osmanlı ordusunun kesin üstünlüğü ile sonuçlandı. Uzun Hasan’ın savaş meydanından kaçması üzerine ordunun takip etme isteğini Fatih engellemiş ve Uzun Hasan’ın kendisi gibi Türk-Müslüman olan, aynı zamanda da Oğuzların Bayındır koluna mensup Akkoyunlu ülkesinin harap edilmesinin doğru olmadığını belirtmiştir. Osmanlı Devleti, Timur’dan beri karşılaştığı en büyük tehlikeyi böylece bertaraf ederek doğu sınırlarını bir süreliğine güvenlik altına aldı. Osmanlı artık Anadolu’nun büyük bir kısmına hâkimdi ve Memlükler ile sınır komşusuydu. Büyük Türk, Mısır’a doğru bir “fetih” bakışı atıyordu.

Fatih’in Güney Siyaseti

Fatih Sultan Mehmed’in güney siyaseti Memlükler’i kapsıyordu. Güçlü bir devlet olan Memlükler, Abbasi halifesini ellerinde bulundurmalarıyla da Müslümanların manevi merkezi olmuşlardı. Batı ile Doğu’yu birbirine bağlayan ticaret yolları ve Akdeniz’deki önemli jeopolitik konumu, Fatih’in ilgisini bu topraklara çekiyordu. Sultan II. Mehmed ile Memlükler’in yaşadığı anlaşmazlıklar başlıca şu konular üzerinde olmuştur:

Hicaz Su yolları Meselesi

Hacıların yollarda susuzluktan çok sıkıntı çektikleri şikâyetleri üzerine Sultan Fatih, Memlük Sultanı Seyfeddin İnal’a bir mektup yazarak su yollarının tamirini istemişti. Bunu iç işlerine müdahale olarak algılayan Memlük Devleti, iki devlet arasında gerilimin yaşanmasına neden olmuştur.

Dulkadiroğulları Beyliği’ndeki Taht Kavgaları

Dulkadiroğulları Beyliği (Maraş), Memlük Devleti’ne bağlıydı. Çelebi Mehmed ve Fatih, Dulkadiroğullarının kızlarıyla evlenmişlerdi. Bunun neticesinde beylikteki taht mücadelelerinde etkin rol oynaması üzerine Memlük-Osmanlı arasında çekişmeler yaşanmaktaydı.

Büyük Türk’ün Trabzon’u fethinden sonra birçok devlet elçiler gönderirken Memlük hükümdarı Hoşkadem’in elçi göndermeyip tebrik etmemesi ilişkilerin ne denli bozulduğuna bir başka işaret niteliği taşımaktaydı. Bir başka sorun ise Mısır’ın muhtesibihinin (belediye işlerine bakan memur) elçi olarak Sultan’a gönderilmesi, iki devlet arasında protokol krizine yol açmıştı.

Yararlanılan Kaynaklar:

• Fatih Sultan Mehmet – Andre Clot
• Ana hatlarıyla Siyasi ve Kültürel Osmanlı Tarihi – Veli Şirin
• Tarih-i Ebul Feth – Tursun Bey
• Osmanlı İmparatorluğu Yükseliş ve Çöküş Tarihi II – Dimitri Kantemir
• İstanbul’un Fethi – Kritovlus
• Osmanlı Tarihi II. Cilt – İsmail Hakkı Uzunçarşılı
• Fatih, Boğazların Tahkimi, Karadeniz, Bir Osmanlı Gölü – Halil İnalcık
• Bu Mülkün Sultanları – Necdet Sakaoğlu
• Osmanlı Tarihi – J.Von Hammer
• Kitab-ı Cihannüma – M. Mehmed Neşri
• Fetih 1453 – Hüseyin Tekinoğlu
• Osmanlı İmparatorluğu Tarihi – M. Fatih Ertürk
• Oruç Bey Tarihi – Oruç Bey


13 Ekim 1995 tarihinde Gaziantep'te dünyaya geldi. İlköğretim ve lise eğitimini İstanbul'da tamamladı. Şimdi ise Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans öğrenimine devam etmektedir. Özel olarak Osmanlı İmparatorluğu genel olarak ise Yakın Çağ siyasi olayları ile ilgilenmektedir. Samet Şahin ile iletişim için: shnsamett@gmail.com

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Bir yorum yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook

Editör Tavsiyesi

Yazarların Son Yazıları

Daha Fazla: Osmanlı Hanedanı