Connect with us

Doğu Roma

Moğollar, Selçuklular ve Bizanslılar’da Kadın

Moğollar, Selçuklular ve Bizanslılar’da Kadın

Okuma Süresi: 6 dakika

“Tarih zenginlerin, güçlülerin ve erkeklerin etkinliklerinden ibarettir.” Uzun yıllarca tarih çalışmalarının pek çoğu bu savı haklı çıkarmaya hizmet ettiler. Ancak 20. Yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan Annales tarih ekolü, tarihin içerisinde yer alıp, ona etki eden fakat tarihçiler tarafından çeşitli nedenlerle göz ardı edilen zümrelere dikkat çekmeyi başardı. Bu etkiyle hatrı sayılır bir literatür meydana geldi. Tarih; askeri, siyasi, edebi, iktisadi ve fikri başta olmak üzere pek çok alt disipline ayrıldı. Ancak kaynakların çoğu kez askeri-siyasi olaylara yer veriyor olması tarihin diğer alt disiplinlerinde çalışacak insanların işini bir kat daha zorlaştırıyordu, zorlaştırmaya da devam etmekte. Bu yazımızın merkezinde Orta Çağ dünyasına damga vurmuş 3 önemli toplumun; Moğollar’ın, Selçuklu’nun ve Bizans’ın sıradan kadınları yer alıyor. Yazının, tarih içerisinde kıyıda köşede kalmış kadın dünyasına bir anahtar deliğinden bakmanın ötesinde bir iddiası yoktur. Keyifli okumalar…

MOĞOL KADINI

Moğol toplumu konar-göçer olduğu için geçim ekonomisinin merkezinde hayvancılık bulunuyordu. Konutları ise daha çok keçeden yapılmış çadırlardan ibaretti. Böyle bir yaşam stilinde kadınlar ve erkekler iş bölümü yapmışlardı. Çadırları taşıyan arabaları sürmek, konutları arabalara yükleyip-indirmek, ineği sağmak (kısrakları erkek sağıyordu), derileri işlemek ve dikmek, ayakkabı ve çorap dikmek sıradan Moğol kadınının görevlerindendi.

Diğer taraftan Moğol kızları küçük yaşlardan itibaren ailesi tarafından evliliğe hazırlanırlardı. Bir Moğol kızından beklenen şey iyi bir eş olmasıydı. Bu beklenti sadece sıradan halk arasında değil yönetici zümre arasında da böyleydi. Cengiz Han, kızı Çeçeygen’i İnalçi ile evlendirmeden önce Borçu Noyan’dan ona tavsiyelerde bulunmasını istemiş, o da Çeçeygen’e: “Çeçeygen kızım dinle ki baban seni kız olduğun için Oyrat’a gelin göndermektedir. Erken kalkıp geç yat. Kötü huylarını dışarıya yansıtma. Duygularını gece-gündüz gibi eşit düzeyde ifade etmesini bil. Edepli ol, kaprisli olma. Bütün kötü huylarını burada bırakıp git.” Demiştir.

Evlilik ise pek çok halkta olduğu gibi Moğol toplumunda da önemli görülerek sıradan bir eylem olarak görülmemiştir.

Öyle ki ritüeller evlilikten önce başlamaktaydı. Halk arasında kız isteme geleneği olduğu gibi erkek tarafı başlık parası ödemek de zorundaydı. Diğer taraftan kız tarafı da çeyiz hazırlamak zorundaydı. Çeyiz eşyası içerisinde binek hayvanı, köle ve cariyeler de bulunurdu. Bununla birlikte daha çok hali vakti yerinde insanların çeyiz hazırlayabildiğini belirtmek gerekir.

Ritüeller evlilikten sonra da devam etmekteydi. Evlenen kız evliliğinin ilk günü başını ortadan alnına doğru tıraş eder, geniş bir ferace giyer ve bu feracenin önünü sağdan bağlardı.

Moğollar evlilikte birinci derecede kan bağını gözetseler de bu durum bir erkeğin iki kız kardeşi alabilmesine engel değildi. Baba tarafından kuzenlerle evlenmeye izin verilmezken; anne tarafından kuzenler için böyle bir kural yoktu. Eğer evli bir erkek ölürse, eşi ölen erkeğin ağabeyi ya da kardeşi ile evlenebilmekteydi. Moğolarda çok eşlilik ise sıklıkla görülen bir durumdu. Çağdaşı bir kaynak Moğol hükümdarı Batu’nun 26 eşi olduğunu da belirtmektedir. Diğer taraftan bir Moğol hükümdarının ne kadar eşi olursa olsun Baş Hatun her zaman statü olarak öndedir. Yalnızca Baş Hatun’dan doğan çocuklar ülkenin varisi sayılır; konaklanılacağı zaman ilk olarak baş Hatun konutunu kurar.

Bu yaşamda kendilerin hizmet edecek herkesin öteki yaşamda da aynı şeyi yapacaklarına inandıkları için Moğol erkekleri dul kadınlarla evlenmekten çekinmekteydiler. Çünkü öldükten sonra dul kadınların eski kocalarına geri döneceklerini düşünmekteydiler. Ancak bir evde baba ölürse geleneklere göre en küçük oğlan babasının eşlerini sahiplenmeli ve onlara kendi eşi gibi bakmalıydı.
Moğol erkeklerinin güzellik kıstası bize biraz tuhaf gelebilir. Çünkü o dönemin Moğol erkekleri bir kadının ne kadar küçük burnu varsa o kadar güzel olduğunu düşünürlerdi.

Bu dönemin pekçok Moğol kadının kiloluydu. Ayrıca yüzlerine makyaj yaptıklarını da biliyoruz. Moğol kadınlarının elbiseleri erkeklerin kıyafetlerinden daha uzun olmasının dışında çok farklı değildi. Ağaç kabuğundan ve ya hafif malzemeden yapılmış “bocca” adını verdikleri, çevresi 2 karış yüksekliği 50 santimetreyi bulan bir başlık takmaktaydı. Bazı kadınlar bu başlığa tüylerle bezeme yaptıkları gibi zengin hanımlar da taşlarla bezeme yapmaktaydı.

SELÇUKLU KADINI

Selçuklular her ne kadar ataelrkil bir toplum yapısına sahiptilerse de tarihî kaynaklarda ve eserlerde Selçuklu kadınının bir eş, kız kardeş ve ya anne olarak erkekle birlikte yaşamın zorluklarını paylaştığına dair örnekler görmekteyiz. Çeşitli seramik ve çinilerde betimlenen Selçuklu kadını eşiyle, arkadaş grubu ile beraber ya da tek başına tasvir edildiği görülür. Silah taşıyan kadın tasvirleri ile karşılaşıldığı gibi; Dede Korkut hikayelerinde de savaşçı kadınlardan bahsedilmektedir.

Selçuklu kadını, çağdaşı pekçok toplumda görüldüğü üzere, aile içerisinde daha çok eşine yardımcı konumunda. Kadının görevleri; çocuk terbiyesi, çadırın kurulması, keçe pişirme, çorap örme, süt sağma, peynir-tereyağ yapma, elbise dikme vs. gibi gündelik hayatın akışının devamlılığını sağlayan işlerden ibaretti çoğunlukla. Diğer taraftan pazar yerlerinde mal satışı yapan Selçuklu kadınları da bulunmaktadır.

Moğollar’da gördüğümüz gibi Selçuklu kızı da çeyiz hazırlamak zorundaydı. “Yumuş” adı verilen bu çeyizde bir evin ihtiyacını karşılayabilecek pekçok araç-gereç bulunurdu. Sık sık karşılaşılan bir durum olan, erkeğin savaşa gitmesi durumunda evin reisi anne olmaktaydı.

BİZANS KADINI

Bizans toplumu ataerkil bir yapıya sahip olsa da ev ile aileyi anne yönetmekteydi. Bu durum Bizans hukukuna da yansımış; ailenin ekonomik işlerini idare konusunda kadına önemli ölçüde özgürlük sağlamıştı.

Kadınların ortalama ömrü 35 yaş civarında iken kabul edilen evlilik yaşı 12 idi. En çok ölüm oranı ise 15-24 yaşı arasındaki çocuk doğurma döneminde gerçekleşmekteydi.

Kadınlar evlendirilirken, özellikle soylu kadınlar, diplomatik ya da ekonomik amaçlar için bir araç olarak kullanılıyordu.

Bu durum Selçuklu ve Moğol toplumunda da sıklıkla gözlenmekteydi. Soylu aileden gelen kadınların birçoğunun servetleri ve kendi mülkleri vardı. Kadının evlenirken sahip olduğu malları(drohma) kocası yönetebilse de kadın müdahale hakkına sahipti. Kadın ayrılsa dahi mallar kadında kalırdı. Kadın yeniden evlenmesi durumunda ise bu haklarını yitiriyordu. Boşanan ya da dul kalan sıradan bir kadın sıklıkla yeniden evlense de ; soylu bir kadın ya ayrı yaşar ya da manastır yaşantısını tercih ederdi.

Fener Patrikhanesi’nin 14.yüzyıldaki kayıtlarında, kilise mahkemelerine şikayette bulunmuş birçok kadının davasının bulunması bize kadının dava açabilme yetkisinin olduğunu göstermektedir. Ayrıca kadınların giysi dikmek, parakende ticaret, ortaklaşa maden işletmeciliği, gıda üretimi ve satışı gibi etkinliklerde bulundukları anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte muhafazakar olarak nitelendirilebilecek olan Bizans toplumunda şehirli/aristokrat kadınlar sıklıkla ruhbanların eleştrisine maruz kalmaktaydı. Patrik I.Athanasios, Ayasofya’ya gelen makyajlı, süslü aristokrat kadınları eleştirerek tek amaçlarının gösteriş olduğunu söylemiştir. Meteoralı Athanasios ise kadını “tene müptela olmuşların ihtiraslarını canlı tutan bir bela” olarak nitelendirmekten geri durmamıştır.

Yararlanılan Kaynaklar:

NICOL, Donald M., Bizans’ın Soylu Kadınlar, çev.: Özden Arıkan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, Mart 2001.
WILLEM, Ruysbroeckli, Mengü Han’ın Sarayına Yolculuk 1253-1255, ed.: Peter Jackson, David Morgan, çev.: Zülal Kılıç, Kitap Yayınevi, İstanbul, Kasım 2010.
TURAN, Refik (ed.), Selçuklu Tarihi El Kitabı, Grafiker Yayınları, Ankara, Eylül 2012.
TEMİR, Ahmet(çev.), Moğolların Gizli Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1986.
GÜNDÜZ, Ahmet, “Tarihi Süreç İçerisinde Türk Toplumunda ve Devletlerinde Kadının Yeri ve Önemi”, The Journal of Academic Social Science Studies, 5(5), Ekim 2012.


1994 yılında Adana’da doğdu. İlköğretim ve lise eğitimini doğduğu şehirde, lisans eğitimini Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih Bölümü’nde tamamladı. Hali hazırda Ege Üniversitesi'nde yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Genel olarak Ortaçağ tarihine, özelde ise Haçlılar Çağı’na ilgi duymaktadır. Mayıs 2016 tarihinden beri Tarih-i Kadim çatısı altında yazılar ve çeviriler hazırlamaktadır. A. Onur Çalışır ile iletişim için: onrcalisir@gmail.com

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Bir yorum yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook

Editör Tavsiyesi

Yazarların Son Yazıları

Daha Fazla: Doğu Roma