Connect with us

Avrupa Tarihi

Mutlak Monarşiye İlk Set: Magna Carta

Mutlak Monarşiye İlk Set: Magna Carta

Tarih boyunca muktedirler yetkilerini pekiştirmek, güçlendirmek için var olan diğer muktedirleri zayıflatmak istemişler; zayıflatamadıkları zaman uzlaşmak zorunda kalmışlardır. Bu uzlaşma; güçler üzerinde bir denetim ve denge unsuru oluşturmuş; modern devletlerin kurulmasıyla beraber koşulsuz, şartsız, bölünemeyen ve devredilemeyen egemen olan devlette bu denetim ve denge unsurları anayasa şeklinde ortaya çıkmıştır. Modern Anayasa hukukuna göre anayasaların üç fonksiyonu vardır; egemenliğin nasıl kullanılacağını belirtmek, devletin işleyişine dair görev paylaşımı yapmak, insan hak ve hürriyetlerini güvenceye almak. Peki bu süreç nerede başladı, muktedirlerle yönetilenler arasında bir denge kurulmaya nereden başlandı?

Bilinen en eski anayasal belge Magna Carta Libertatum’dur.

Magna Carta Libertatum’da kralın yetkileri kısıtlanmış, bazı temel insan hakları yazılı olarak tanınmıştır. Magna Carta; vergi mükelleflerinin hakları, adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı, angarya yasağı, kişi dokunulmazlığı ve güvenliği ile ilgili düzenlemeleri içinde barındırır. İnsan hakları hukuku doktrininin gelişmesiyle beraber temel insan hakkı olarak kabul edilen bu haklar, Magna Carta’nın yazıldığı dönemde kişilere tanınması büyük bir kazanımdı. Bu kazanımlar Magna Carta’nın yürürlüğe girmesiyle sorunsuzca işletilmeye başlatılmasa da; insan hakları gelişimi için bir dönüm noktası olmuş, ardından gelecek diğer insan haklarına dair olan belgeler için de (bkn. Haklar Dilekçesi –Petition of Rights-, Kişi Güvenliği Yasası –Habeas Corpus Act-, Haklar Bildirgesi –Bill of Rights) temel teşkil etmişti.

Magna Carta’da düzenlenen temel hakları incelemek gerekirse bu haklardan başlıcaları; vergi hakkı, adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı, angarya yasağı ve kişi güvenliği hakkıydı.

Mülkiyet hakkı, 9. maddede düzenlenmişti. Bundan sonra kral ve kral adına işlem yapanlar kimsenin toprağına el koyamayacaktı. Angarya yasağı ise madde 16’da düzenlenmişti, artık hiç kimse asilzadelerin ücreti için ya da diğer herhangi bir kiralık arazi için gerekli olandan daha fazla hizmet vermeye zorlanamayacaktı. İnsan haklarının arasında hiyerarşi gözetilemez; insan hakları insan onurundan kaynaklandığı için hepsi eşit derecede korunmaya değer kabul edilir ancak doğurduğu sonuçlar bakımından adil yargılanma hakkı ve kişi dokunulmazlığı hakkının öncelenmesi gerektiğini düşünen biri olarak Magna Carta’da bu iki hakkın temel hallerinin düzenlenmesini önemsiyorum.

Bu iki temel hak, belgenin doğurduğu diğer sonuçların -iktidarın sınırlandırılması, anayasal belge olması ve ardından gelen diğer belgelerin Magna Carta’ya atıf yapması veya onun altını çizmesi- yanı sıra belki de hukukun üstünlüğü ve hukuk devletine giden yolun ilk taşlarını oluşturuyordu. Zira madde 39 “ülkenin ilgili yasalarına uygun olarak verilen bir karar olmadıkça hiçbir özgür kişi tutuklanamaz, hapse atılamaz, mal ve mülkü elinden alınamaz, sürgüne yollanamaz ya da herhangi bir biçimde kötü muameleye maruz bırakılamaz” diyerek mahkeme kararı olmaksızın bu özgürlüklerin kısıtlanamayacağını belirterek kişi dokunulmazlığı ve güvenliğini düzenlemiştir. Madde 38 başta olmak üzere muhtelif maddelerde de yer alan adil yargılanma haklarının unsurlarına (yargı bağımsızlığı, ispat yükü, cezanın orantılılığı gibi) da yer verilmiş, adalete yönelmiş tarafsız mahkemelerce verilen kararlar olmaksızın gerek bu belgede düzenlenen gerekse teamül biçiminde ihlal edilmeyen hakların kısıtlanmaması için önlem alınmaya çalışılmıştır. Zamanla kişi dokunulmazlığı için Habeas Corpus Act (Kişi Güvenliği Yasası) ile daha da genişletilmiştir.

Magna Carta’da düzenlenen bir diğer hak da vergi hakkıdır.

Vergi hakkı, temel insan haklarından bir tanesidir ancak vergi yetkisinin sınırlandırılması diğer sayılan insan haklarından daha farklı bir öneme haizdir. Diğer güvence altına alınan haklar, doğrudan gündelik yaşamı etkileyen, adil yargılanma hakkı göz ardı edilirse iktidarı siyasi olarak sınırlamayan haklarken; vergi hakkı siyasi olarak bir sınırlamayı da beraberinde getirir. Hatta ileride doğacak vatandaşlık ve ona bağlı hakların da bir anlamda bedelidir. Vergi hakkı kuşkusuz ki devletin egemenlik haklarındandır; ancak bu hakkın nasıl kullanılacağı madde 12 ve 14’te bazı sınırlara tabi tutulmuştur. Madde 12’ye göre genel meclisin izni olmaksızın, 3 durum müstesna olmak üzere vergi alınamaz. Madde 14’te de bu 3 durum dışında toplanılacak verginin nasıl belirleneceği, kimlerin genel meclise toplanacağı belirtilmiştir.

Her ne kadar toplanan verginin nasıl ve nereye harcanacağı henüz denetlenemediği için, bütçe hakkından bahsedilemese de vergi mükelleflerinin kendi mümessilleri olarak belirledikleri genel meclis üyeleri eliyle ne zaman vergi koyulacağı üzerinde denetim sahibi oldular. Bu denetim; temsilsiz vergi olmaz ilkesinin ilk görünümlerinden biri olmakla beraber 18. Yüzyılda İngiltere’nin Amerikan Kolonileri arasında da “temsilsiz vergi olmaz” sloganıyla Magna Carta’nın tekrar yorumlanmasına ve zamanla başka toplumsal hareketlere ilham vermesine sebep olmuştur.

Magna Carta’nın insan hakları korunumları dışında bir diğer sonucu iktidarın sınırlanmasıdır.

Magna Carta, kral ile feodal beylerin yetkilerini, haklarını ve yükümlülüklerini belirleyen bir belgedir. Kralın üzerinde bir hukukun olduğunu ortaya koyması, kralın da bu hukuka uygun şekilde hareket etmesi gerektiğini belirtmesi açısından sınırsız monarşiye dayanan egemenlik anlayışını – İngiltere’de- kırmıştır. Magna Carta, gerek feodal beylerle yapıldığı için gerek ferman şeklinde olduğu için Osmanlı İmparatorluğu’nda Sened-i İttifak’a benzetilse de Sened-i İttifak uygulanmayacağı yürürlüğe girmeden önce kestirilebilen, ölü doğmuş bir belgedir. Magna Carta’nın ihtiva ettiği iktidarın sınırlandırılması ancak Tanzimat Fermanı’nda kısmen de olsa vücut bulmuştur.

Benzerleri belgelerin tarihlerine bakılınca bile Magna Carta’nın sağlamış olduğu sınırlandırmanın ne kadar önemli olduğu ve nelere gebe olduğu açıktır. Magna Carta’nın iktidarı sınırlaması hakkında yazılan çok şey vardır; kimileri için modern devletin yapı taşlarından biridir, kimileri için feodal beylerin kazanımıdır, kimileri için içerisinde mitler katılarak şişirilmiş bir balondur. Şahsi olarak Simon Schama’nın da söylediği gibi Magna Carta’nın özgürlüklerinin doğum belgesi değil, despotluğun ölüm belgesi olarak görüyorum. Magna Carta, ihtiva ettiği tüm temel hakların yanı sıra iktidarı sınırlandırmasıyla mutlak egemenin ulaşabileceği gücün sınırını çizmiştir.

Magna Carta neden İngiltere’de ortaya çıkmıştır?

Bu tek cevabı olan bir soru değildir. Hobsbawm, “Sanayi Devrimi neden İngiltere’de oldu?” sorusunun cevabını ararken muhtelif sebepler sayar, hepsinin sonuna da “ama bu yüzden oldu diyemeyiz çünkü aynı şartlar Fransa’da da/Almanya’da da vardı; bu şartların herhangi biri sebebiyle değil hepsi birden İngiltere’de olduğu için devrim İngiltere’de oldu” der. Magna Carta’da da benzer bir yaklaşım benimsemek gerekir; sayılan hiçbir sebep tek başına Magna Carta’yı doğurmamış, hepsi birlikte olduğu için İngiltere’de doğmuştur.

Magna Carta’yı doğuran sebepler gibi, Magna Carta’nın doğurduğu sonuçlar da çeşitlidir.

Daha önce de değinildiği gibi Magna Carta; gerek İngiltere’de, gerekse diğer ülkelerde başka insan hakları hareketlerine ilham olmuştur. İngiltere’de baskıcı bir mutlak monarşiye karşı fren olmuş; fren olacak diğer evrensel nitelikteki belgeler için zemin hazırlamıştır. Kıta Avrupası ve İngiltere’nin siyasi teamüllerini ve devinimlerini birbirinden farklı kılan; İngiltere’de ihtilal olmaksızın ilerleyen sürecin ilk evrimsel halkalarındandır. Kıta Avrupası’nda Katolik Protestan çatışmaları daha başatken, İngiltere’de mezhepsel çatışmalardan ziyade özel mülk sahibi olan Parlamento üyeleri ve Kral arasındaki siyasi hesaplaşma vardı. Daha 13. Yüzyılda Kral’ı yurttaşın özgürlüğü ve kişisel malı üzerinde kısıtlayarak, hukuk devletinin önünü açmıştır.

Sonuç olarak, ilk anayasal belgelerden biri olan Magna Carta; iktidarı sınırlandırmış, bazı temel insan haklarını güvenceye almış, güvence altına almış olduğu haklar zamanla başka bildirgelerle genişletilmiş, Magna Carta referans gösterilerek talep edilmiştir. Kendisinden sonra gelen belgelere kaynaklık etmiş, diğer insan hakları hareketleri için de ilham vermiştir. İngiltere’nin siyasi hayatında belirleyici olmuş, Kıta Avrupası’ndan farklı ilerleyen siyasi seyrini oluşturan ilk halkalardan olmuştur. İhtiva ettiği bazı maddeler, İngiltere’nin hukuk devletini olma yolunu açmıştır. Magna Carta hakkında farklı farklı görüşler vardır; kimileri için despotizmin sonu, kimileri için hakkında fazlasıyla mit bulunan şişirilmiş bir belge, kimileri için İngiltere’nin farklı ilerleyecek siyasi hayatının başlangıcı olmuştur. Hangi görüşler benimsenirse benimsensin Magna Carta, sadece İngiltere için değil dünya tarihi için önemli bir belgedir. Benzeri olan diğer belgelerle arasında olan zaman farkı göz önünde tutulduğu zaman; önemi bir kez daha görülecektir.

Yararlanılan Kaynaklar:

• Oral Sander, Siyasi Tarih 1
• İlyas Doğan, İnsan Hakları Hukuku
• Magna Carta Libertatum Maddeleri
• Simon Schama, A history of Britain
• Simon Shama için eleştiri; https://www.academia.edu/1607601/Magna_Carta_-_Birth_Certificate_of_Modern_Democracy
• Magna Carta Myths; https://www.academia.edu/12988829/Magna_Carta_myths


Tarih-i Kadim bünyesinde bir dönem yazarlık yapmış ancak belirli sebeplerden dolayı aramızdan ayrılmak zorunda kalan değerli yazarlarımızın, emeklerinin saklandığı arşiv bölümü.

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Bir yorum yazın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook

Editör Tavsiyesi

Yazarların Son Yazıları

Daha Fazla: Avrupa Tarihi