15. ve 16. Yüzyıllarda Osmanlı Topraklarının Bölünmesi İçin Uğraşmış 5 Ünlü Kişi

Türkler yüzlerce yıl boyunca Asya ve ön Asya steplerinde hüküm sürmüş bir millettir. Ancak zamanla yaşanan Kavimler Göçü, doğal sebepler ve Moğol tehlikesi nedeniyle Türkler, Avrupa ve Anadolu topraklarına doğru göç etmiş ayrıca yerleştikleri bölgelerde devletler kurmuşlardır. Asya ve Avrupa coğrafyasına hâkim olan Türklerin yönettiği Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa içlerine daha fazla yayılmasını engellemek ve Türkleri Asya’nın içlerine geri göndermek için tarihin birçok döneminde bazen Haçlı Seferleri ile faaliyete geçirilen bazen ise sadece proje aşamasında kalan birçok plan hazırlanmıştır. Bu içeriğimizde, Trandafir G. Djuvara, Türk İmparatorluğu’nun Paylaşılması Hakkında 100 Proje (çvr. Pulat Tacar) isimli eserden alıntı ile 15. ve 16. yüzyıllarda Türkleri Avrupa ve Anadolu topraklarından atmak için düşünülmüş 5 projeyi aktardık. İyi okumalar dileriz.

1 – Burgonya Dükü III. Philip’in (Philip the Good) (1457)

1442 yılında Bizans İmparatoru İoannis Paleologos, Philippe le Bon’a başvurmuş ve “imansızlara” (Türklere) karşı yardımını talep etmişti. Bunun üzerine, bir ticari ve askeri heyet 1448 yılına kadar süren bir sefere yollanmıştı. Philippe’in diğer Hristiyan hükümdarları harekete geçirme çabaları başarısız kaldı. İstanbul’un fethinden sonra dük, Lille kentinde Şubat 1454’te Sülün Ziyafeti adıyla ün kazanan bir davette Türklere karşı bizzat savaşma arzusunu dile getirdi. 1457 Ocak ayında dükün danışmanları “Dük hazretlerinin seferini gerçekleştirmek için yapılması gerekenler” başlığı altında bir muhtıra hazırladılar.

Coğrafya bilgileri için 1455’te yazılmış “Türkleri yenmeye yönelik olup uzmanlar tarafından gözden geçirilmiş istişari görüş” başlıklı bir rapora başvurulmuştu. Buna göre, doğrudan doğruya Gelibolu’ya ve İstanbul’a yelken açılmalıydı, zira ağacın dallarından çok köküne yönelmekte yarar vardı. “O dallardan kastedilen Macaristan, Eflak, Sırbistan, Rusya, Mora ve Romanya’ya komşu diğer ülkelerdi. Köklerden kastım, daha sonra anlatılacağı gibi Konstantinopolis ve Gelibolu’dur.”

Siyasal koşullar Philippe’in bu projeyi gerçekleştirmesine olanak tanımadı. 1463 yılı sonlarında ordusuyla Ancona’ya kadar gitmek üzereydi. Orada Papa II. Pius’un ordusuna katılacaktı. Ama XI. Louis onu bu kararından vazgeçirdi. Seferini ertelediği takdirde kendisine 10.000 asker vermeyi vaat etti. Papa II. Pius’un ölümü ve Haçlı seferine çıkacak askerleri toplamadaki güçlük, Burgonya dükünün İstanbul’u almak için sefere çıkmasını kesin olarak önledi. Ne var ki, Burgonya dükü bu projeyi hazırlarken, Türkler de yavaş yavaş 460 yıl egemen olmak üzere tüm Balkan yarımadasını ellerine geçirmekteydiler!




2 – Fransa Kralı Vlll. Charles (1495)

VIII. Charles, daha çocukluğunda, babası XI. Louis tarafından Doğu’nun kurtarıcısı olma fikrine hazırlanmıştı. Babası 1478 yılında İtalya Ligi heyetine, “Meryem Ana oğluma, soyluları ve şövalyeleriyle birlikte iğrenç Türkler ve diğer imansızlarla savaşma fırsatını, gücünü ve imkânlarını versin diye niyaz ediyorum,” demişti. 1492 yılında Ludovic Sforza tarafından VIII. Charles’a gönderilen ve onu İtalya’ya gelmeye ikna etmeye çalışan Milanolu büyükelçiler ona, “İtalya seferinin kendisine Yunanistan’a geçme ve dilediği biçimde savaşarak Bizans İmparatorluğu’nu geri alma olanağını sağlayacağını, böylece Hristiyan Cumhuriyeti’nin ve Katolikliğin saygısını kazanacağını, bir zamanlar çok kudretli olan Bizans İmparatorluğu’nun bugünkü efendisinin şimdiden korkudan titrediğini ve Fransa gibi bir Hristiyan ülkeden her zamandan daha fazla çekindiğini” söylemişlerdir. De Foncemagne şunu da ilave ediyor: “Napoli’nin fethinin, İstanbul’un ele geçirilmesinin ilk adımı olacağı ve kendisinin (Roi Tres Chretien) ‘Pek Hristiyan Kral’ niteliğiyle bilineceği konusunda onu ikna etmek kolay oldu.”

VIII. Charles 29 Kasım 1494 tarihinde Floransa’da bir manifesto hazırladı ve bu belge İtalya ile Fransa’da yayımlandı. Bu manifestoda, “Tanrı’nın inayeti ile Fransa kralı olan Charles, ‘Pek Hristiyan Fransız kralları ecdadı’ gibi gücü yettiğince bunlara (Türklere) karşı koymak arzusunu taşıdığını, sürekli olarak Hristiyan dinini tehdit eden hain Türklerin azgın öfkesini yenip Kutsal Topraklar’ı ve Türkler tarafından Hristiyan hükümdarlardan ve Hristiyan halktan koparılmış ülkeleri geri almak için ne kendini ne de olanaklarını sakınacağını” söylemişti.

Arnavutlar Fransız bayraklarını çekmişti. İstanbul’da heyecanlanan Osmanlı Sultanı 120 kalyonunu silahlandırmış ve sınır boylarına 40.000 asker yığmıştı. Philippe de Commynes, “Binlerce Hristiyan ayaklanmaya hazırdı; eskiden kimse bunu hayal bile edemezdi.” diye yazıyor.

Ancak, VIII. Charles’ın hayalleri birdenbire yok oldu. Cem Sultan 25 Şubat 1496 tarihinde öldü; hatta Borgiaların onu zehirlediklerinden kuşku duyuldu. Alphonse d’Aragon Osmanlı Sultanı ile ittifak yapmak istemekteydi. Papa, “Pek Hristiyan Fransa Kralı”na sırt çevirmişti; Bayezid’e yolladığı bir haberciyle, “Venedik’e gönderilecek Türk müzakerecinin, Kral Alfons ile bizim, Sultan’ın iyi dostları olduğumuzu söylemesini sağlayın.” mesajını yollamıştı. 31 Mart 1495 tarihinde Fransa Kralı VIII. Charles’a karşı Venedik ittifakı yapıldı. Kral 20 Mayıs 1495 tarihinde Fransa’ya dönmek için Napoli’den ayrıldı. Plaisance yakınında Fornua’da ittifakın ordusunu yendiği biliniyor.

3 – Papa X. Leo (1513- 1517)

16. yüzyıla damgasını vuran ünlü Papa X. Leo (Leon) sekiz yıl [1513-1521] görevde kaldı; tüm gücüyle, o tarihlerde Avrupa’yı büyük ölçüde tehdit eden Osmanlılara karşı Hristiyan hükümdarları bir araya getirmeye çalıştı.

Papayı göreve getiren kardinaller heyeti, yeni Papanın seçildiğini Hristiyan hükümdarlara bildirirken, Papa’nın Türklere karşı savaşa verdiği önemi de vurgulamıştı. Papa, seçilir seçilmez Lehistan ile İngiltere krallarına ve Avusturya İmparatoru Maximilian’e birer mektup yazarak, onları Sultan’a saldırmaya davet etti. Benzer bir mektubu Moskova Knezi III. Vasili’ye de gönderdi. Kral Sigismund’un Papa nezdindeki büyükelçisi Laurentiusv Micdzielski, Osmanlı ordusunun gücü hakkında bir belge hazırladı. Belgede Osmanlı Sultanı’nın ordusu 300.000 kişi olarak tahmin ediliyor, İskitler [?], Moğollar ve Boğdanlıların 15.000 kişilik bir güçle bu orduyu üç kez yendikleri bildiriliyordu.

Bunun üzerine özel danışmanlardan bir komisyon kurdu; bunlar Osmanlı İmparatorluğu’na nasıl saldırılabileceği hakkında uzun bir muhtıra hazırladılar. Bu belge 14 Kasım 1517 tarihinde Kardinal Sadolet’nin bir mektubuyla Fransa kralına gönderildi. Belgede saldırı savaşı mı, savunma savaşı mı yapılacağı; bütün Hristiyan hükümdarların katılmasıyla mı, yoksa sadece birkaçının iştirakiyle mi savaş yapılması gerektiği ayrıntılı biçimde inceleniyor, olası masraflar hesaplanıyordu. Düşmanın çıkarabileceği engeller ele alınıyordu. Muhtırada, İstanbul’a gidebilmek için izlenebilecek üç yol inceleniyordu: Ya Almanya-Macaristan yolu izlenecek, ya Dalmaçya-İlirya yolundan geçilecek ya da üçüncü bir yol tercih olunacaktı. Üçüncü yol İtalya’da Ancona ve Brindisi’den çıkılacak deniz seferini ve Mısır ile Yunanistan’dan transit geçişi öngörüyordu. Bu durumda, Hristiyan güçler denize egemen olacakları için ikmal kolay yapılabilecekti. Türklerle savaş halinde olan Müslüman hükümdarların da yardımını sağlama girişimleri yapılabilecek olmakla birlikte, her şeyden önce Tanrı’nın yardımcı olmasını niyaz etmek ve kendi gücüne güvenmek gerekecekti.

Papa 7 Mart 1517 tarihli bir kararnameyle Hristiyanlar arasında ateşkes ilan etmişti.

I. François, İspanya Kralı Charles, İngiltere Kralı VIII. Henry, Portekiz Kralı Emmanuel, Macar Kralı Layoş, Lehistan Kralı Sigismund, Danimarka Kralı Christian ve İskoçya Kralı Jacques, Papa X. Leo’nun bu çağrısına olumlu yanıt verdiler. Bu ateşkesi papanın bir kararnamesiyle onaylanan bir anlaşma izledi.

1518 yılında Papa X. Leo, dört kardinalini Hristiyan hükümdarların Türklere karşı yaptıkları hazırlıklara yardımcı olmak üzere yola çıkardı. Bu arada Roma’da papa ve kardinallerin çıplak ayakla yürüyerek katıldıkları bir dini yürüyüş yapıldı. “Papa Konstantinopolis’i ve Kudüs’ü Hristiyanlara iade etmesi için Tanrı’ya dualar ediyordu.”

11 Ocak 1519 tarihinde I. Maximilian’in ölümü ve I. François’in onun yerine geçme düşüncesinin başarısızlığa uğraması, bu iştah açıcı projeleri durdurdu. Papa X. Leo, 3 Haziran 1519 tarihinde Eflak voyvodasına gönderdiği bir mektupta Türklerle bir antlaşma (truga sive conventio) imzalama olanağına bile değiniyordu.

4 – I. Maximilian (1518)

Papa X. Leo’nun, Hristiyan hükümdarlar arasında barışı sağlamak ve onları Türklere karşı birleştirmek için harcadığı çabaları biliyoruz. I. Maximilian bu fikrin önde gelen savunucularından olmuştur. 1513 ve 1514 yıllarında bu görüş üzerinde ısrar ettikten sonra, 3 Aralık 1515 tarihinde kızına yazdığı bir mektupta, I. François’yla yaptığı mütarekeye değinmekte, bunu barışın ve Türklere karşı savaşın izleyeceğini eklemektedir.

Verdiği sözlere ve ilkelerine sadık olan Maximilian, Papa X. Leo’nun yeni Haçlı seferinin nasıl düzenleneceği konusunda kendisine sorduğu soruya, çok ayrıntılı bir muhtırayla cevap vermiştir.

Maximilian Türkleri “immanissima ac spurcissima Turcarum gens inpune in christianos debacchata [Hristiyanları perişan eden küstah, güçlü Türk insanı] ” olarak adlandırıyor, önce parasal sorunları ve ordunun ikmal konularını ele alıyor, Hristiyanlar arasında büyük bir düzensizlik bulunduğunu kabul ediyor, bunlar arasındaki uyuşmazlıkların askıya alınmasının gerekli olduğunu, Fransa kralının müdahale etmesi icap eylediğini söylüyor; İran’ın desteğinin sağlanmasını tavsiye ediyor, Türklerin saldırılarından sıkıntı çeken başka hükümdarların yardımını bekliyor. Bunların arasında Tunuslular, Faslılar, Libyalılar ve Araplar var.

Maximilian, Haçlı seferine çıkacak Hristiyan hükümdarları sayıyor:

Roma-Cermen imparatoru, Portekiz, Fransa, Lehistan, Macar kralları, Bohemya, Silezya, Moravya ve Bavyera prensleri. Bunlara Boğdan ve Eflak voyvodalarının katılmasını istiyor, İskitlerin [?], Moğolların ve Rütenlerin yardımlarının sağlanması gerektiğini de belirtiyor; tüm güçlerin birbirlerini desteklemeleri icap ettiğine değiniyor. Fransa kralı, İtalya, İlirya, Hırvatistan ve Dalmaçya’dan yola çıkacaktır. Bu ülkelerle şimdiye kadar bir sorun olmadığı için yerel halkın desteğini sağlayabileceğini sanmaktadır. Daha sonra hep birlikte Edirne’ye saldıracaklardır.

Ertesi yıl Portekiz kralı, Afrika’yı ve İskenderiye’yi kurtarmış olacak, Yunanistan’ı kat ederek Fransa kralı ve Lehistan kralıyla birleşecektir. Sonra bunlar hep birlikte İstanbul’u kuşatacaklardır. Böylece, Anadolu’nun ve Kutsal Topraklar’ın ele geçirilmesi kolay olacaktır. Fethedilen topraklar, daha sonra Papa ve Kardinaller Meclisi tarafından (eşit biçimde) paylaştırılacaktır.

Türklere karşı birlik kurulması için bir anlaşma imzalanmış, ancak 11 Ocak 1519 tarihinde I. Maximilian ölünce dikkatler bu projenin uygulanmasına değil de yeni imparatorun seçimine çevrilmiştir.




5 – Erasmus (1530)

Erasmus’un Haçlı Seferi taslağı Papa X. Leo’nun, Macaristan’ın Osmanlılar tarafından fethi nedeniyle bütün Hristiyanlık dünyasında “imansızlara” (Türklere) karşı başlatmak istediği hareketin yankıları olarak da değerlendirilebilir. Erasmus, konuyla ilgili muhtırasında Türkleri, “gens barbara, obscurae originis” yani “karanlık kökenli yabaniler” olarak nitelendirmişti. Bugüne kadar Türklere karşı pek çok başarısız savaş verildiği için üzgündü. Türklerin Avrupa’daki fetihlerini sıralayarak, imansızların Hristiyanlar arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle Avrupa’yı fethedebilmiş olduklarını, artık bu din kardeşlerini boyunduruktan kurtarmak gerektiğini düşünüyordu.

Erasmus, dinsel inancın, savaşı haklı bulduğu görüşünü ileri sürenlere karşı çıkmakta, ancak Hristiyanlığın varlığını sürdürebilmesi için Türkleri yok etmek gerektiğine inanmaktadır. Erasmus, kutsal savaş için güçlükle toplanan paraları savurganca harcayan hükümdarları ve bakanları sert biçimde eleştirmekte, sadece Macaristan’ı tehdit eden bir savaşla karşı karşıya bulunulduğunu ileri sürenlerin bu görüşlerini çürütmekte ve Papa ile başka Hristiyanlara tabi olmak yerine, Türklere bağlı olmayı yeğlemek cesaretini gösterenlere karşı öfkesini dile getirmektedir. Erasmus’a göre, Osmanlı İmparatorluğu’nun büyüklüğü insanı korkutmamalıdır. Roma İmparatorluğu ve Büyük İskender’in imparatorluğu da çok büyüktü ve yenilmez sanılırdı; oysa gene de yıkılmıştır. Özetle, Erasmus’un yazdıkları, yeni bir Haçlı seferine davetten çok Türk imparatorluğuna karşı bir iddianame niteliğindedir; ne Hristiyan hükümdarlar arasında akdedilecek ittifakın esasları ne de 16. yüzyıl başlarında çok güçlü olan Osmanlı İmparatorluğu’nun nasıl paylaşılacağı Erasmus tarafından irdelenmiştir.

İçerikte kullanılan yayın: Trandafir G. Djuvara, Türk İmparatorluğu’nun Paylaşılması Hakkında 100 Proje (Çev. Pulat Tacar), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017, İstanbul.


İçeriğimizi beğendiniz mi? Çalışmalarımızı geliştirmemize katkıda bulunmak istiyorsanız bağışçımız olabilirsiniz.


Samet Şahin
13 Ekim 1995 tarihinde Gaziantep'te dünyaya geldi. İlköğretim ve lise eğitimini İstanbul'da tamamlamıştır. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden 2018 yılında mezun olmuştur. Şu an aynı üniversitenin Balkan Araştırmaları bölümde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Özel olarak Osmanlı İmparatorluğu, genel olarak ise Yakın Çağ siyasi olayları ile ilgilenmektedir.