Osmanlı’ya Fetret Devri’ni yaşatmış bir hükümdar, Timur. Han olmamasına rağmen tarih onu bir hükümdar olarak görmüş ve hakkını teslim etmiştir. Birçok hükümdar ondan korkmuş, korkmayıp rekabete girişenler ise daha sonraları düştükleri hatadan dolayı büyük pişmanlık yaşamışlardır.

Bu içeriğimizde Prof. Dr. Cüneyt Kanat ve Doç. Dr. Mustafa Alican’ın kaleminden ve Yeditepe Yayınevi‘nden çıkan Timur: Yıldızların Bahtına Hükmeden Son Cihangir isimli eserden 10 iyi alıntı yaptık. İyi okumalar.

1 – Timur ve Elindeki Şehzâde

Buhara’ya ulaşarak Timur’un huzuruna çıkan Urus Han’ın elçileri, yanlarında efendilerinin tehditkâr mesajını taşımaktaydılar. Kendisinin sefere çıktığı sırada yokluğunu fırsat bilerek ülkesine saldıran yeğeni Toktamış’ın oğlunu öldürerek ülkesine kaçtığını belirttiği Timur’dan âsi şehzâdenin kendisine teslim edilmesini istiyor, aksi halde savaşa hazırlanmasını söyleyerek onu tehdit ediyordu. Emir Timur, kendisini yeterince tanımadığını ve neler yapabileceği konusunda bir fikri olmadığı anlaşılan Urus Han’ın talebini duraksamadan reddetti. Han’a gönderdiği mektupta böyle bir tehdide pabuç bırakmayacağını açık bir biçimde vurgulamış ve eklemişti: “Bize sığınmış birini düşmanına teslim etmek, örf ve âdetlerimize aykırıdır. Bu konuda ısrar edildiği takdirde savaşmaktan kaçmayacağımız da kâti surette bilinmelidir.”

2 – Timur ve Ürgenç

Çekirge sürüsü gibi Ürgenç’e dalan Timur’un askerleri, taş üstünde taş bırakmadılar. Yağma ve talan günlerce sürdü. İnsanların çığlıkları gökyüzüne yükseldi. Acı haykırışları, bir kısmı yıkılmış harap bina ve surların duvarlarında, ormanlarındaki vahşi hayvanların olanlara şahit olmamak için korku içinde deliklerine çekildikleri dağların eteklerinde yankılanıp durdu. Timur’un muzaffer bir emir olarak payitahtı Semerkand’a geri dönerken yanında Ürgenç’in hadsiz ganimetlerini taşıyan güçlü develer de vardı.

3 – Timur’un, Ürgenç’i Tarlaya Çevirmesi

Şehri işgal eden Timur, burada yaşayanların Semerkand’a tehcir edilmesini buyurmuş, hatta bu kadarla da kalmayarak arazisine arpa ekilmesini emretmişti. Timur’a ihanet etmenin, onun arkasından düşüncesizce iş çevirmenin bedeliydi bu: Yalnızca diz çöküp harap olmak değil, aynı zamanda tarihin sayfaları arasından da mümkün mertebe silinmek ve hafızalardan koparılıp atılmak.




4 – Toktamış’ın Timur’a İhâneti

Timur, Şiraz’da zaferlerinin tadını çıkarırken gelen haberler bütün keyfini kaçırmaya yetmişti. Toktamış, zamanında bir evlat gibi bağrına basarak hakkı olduğuna inandığı tahtı ele geçirip ulusunun başına geçebilmesine yardımcı olduğu Altın Orda hanı kendisine yaptığı iyilikleri çabuk unutmuş, yokluğunu fırsat bilerek Hazar Denizi’nin kuzeyinden Harezm’e inmişti. Bir eşkıya gibi davranan Toktamış’ın bunu yapacağı belliydi, esâsında. O, Timur’u hiçbir vakit gerçek bir hükümdâr gibi görmemişti. Başı belada olduğu dönemde gelip kendisine sığınması ya da onun desteğini almak için her şeyi yapması, Timur’a olan saygısından veya bağlılık duygusundan değil, muhtaç durumundan kaynaklanıyordu.

Kendisi gibi hanedan mensubu bir şehzade ile şansı yaver gitmiş bir âşiret reisinin oğlundan başka bir şey olmayan Timur, nasıl eşit olabilirdi? Muhtemelen ona içten içe bir nefret duyuyordu. Neticede Çağatay ulusunu bir araya getirmek gibi, aslında Cengiz Han soyundan gelen bir hükümdara yakışacak türden bir hedefin peşinde koşmak için fazla sıradan biriydi. Amcasının hışmıyla baş etmek zorunda olduğu dönemlerde ona sığınmaktan başka çare bulamamamış olması Timur’u meşru bir hükümdar yapmazdı. Toktamış için olsa olsa geçici bir sığınak, hükümdarlığını ele alması için yalnızca basit bir araç olabilirdi, kendisine Kürekân diyen bu adam.

5 – Timur’un Siyasi Hedefi

Sahada geçirdiği yıllar boyunca siyasetin doğasına nüfuz edebilen son derece kıvrak zekasıyla koşulları en doğru biçimde okuyabilme yeteneğine sahip olan Timur, işinin ne kadar zor olduğunun ziyadesiyle farkındaydı. Siyasi ve askeri kariyeri şöyle incelikli bir biçimde incelendiğinde, attığı bütün adımların sanki dev bir satranç tahtası üzerinde zekice kurgulanmış stratejik hamleler olduğu görülür. Bu bakımdan Mâverâünnehir’de bütün bölgeyi kapsayacak kuvvetli bir iktidarı tesis edebilecek tek emirin o olduğunu söylemekte bir mahzur yoktur. Herhalde o da bu şekilde düşünüyor olmalıydı ki, harekete geçmek için pek beklemedi. Hedefi belliydi; ilk olarak Çağatay Hanlığı’nı ihya edecek, daha sonra Cengiz Han’ın kaldığı yerden cihanı fethetmeye devam edecekti.

6 – Timur ve Delhi

Emir Timur, muzaffer bir komutanın kararlılığıyla Hindistan’ın en eski ve gösterişli, doğal olarak da en zengin merkezlerinden biri olan Delhi’ye gelerek 19 Aralık 1398’de şehri ele geçirdi ve onun gazabından yalnızca buradaki Müslüman mahallesi yakasını kurtarabildi. Delhi, Timur’un ordusu tarafından talan edildi. Bütün zenginlikleri yağmalandı. Geride hiçbir şey bırakılmaksızın her şeye el konuldu. Birkaç gün içerisinde, o muazzam şehirden geride, üzerinde akbabaların sevinç çığlıkları içerisinde uçuştuğu talihsiz bir harabe kalmıştı.

Timur bu kadarla da yetinmedi; Delhi civarlarında yaşamakta olan Budist ve Brahmanlar üzerine de askeri birlikler gönderdi. Tapınakları ve yaşam alanları yağmalandı, ellerinde kıymetli eşya namına bir şey bırakılmadı. Bu şekilde Kuzey Hindistan’ı işgal etmiş olan Timur, askerlerini memnun ve bir sonraki seferini finanse edecek büyük ganimetler elde etmiş bir şekilde geri döndü.

7 – Timur’un Casusları

Timur iyi bir komutan ve savaş stratejisti olarak istihbarat teşkilatına çok önem verirdi ve fethetmeyi düşündüğü coğrafyalara yıllar öncesinden casuslar gönderip bilgi toplardı. Memlük kaynaklarının bildirdiğine göre Timur, Suriye’ye gelmeden neredeyse on yıl önce hem Suriye’de hem de başkent Kahire’de onun bazı casusları yakayı ele vermişlerdi.




8 – Timur ve Sivas

Rivayetler, Timur’un uzun görüşmelerin ardından ele geçirdiği Sivas’ta korkunç bir katliama imza attığı yönündedir. Buna göre o, yapılan görüşmeler sırasında şehir kendisine teslim edildiği takdirde kimsenin kanını dökmeyeceğine söz vermiş, bununla birlikte şehre girdikten sonra, özellikle kuşatma esnasında sıkı bir direniş göstererek ordusuna kayıplar verdiren ve bazı kaynaklarda 4 bin kişilik Ermeni sipahi birliği olarak belirtilen ancak bizim o tarihlerdeki Sivas’ın nüfusunu da dikkate aldığımızda oldukça abartılmış bir sayı olabileceğini düşündüğümüz birliği affetmemişti.

Lakin kavli olarak verdiği sözü de unutmamış, sözü edilen bu Ermeni sipahileri, kazdırdığı derin çukurlara attırıp onları canlı canlı gömdürerek katletmişti. Verdiği sözü tutmuş, kimsenin kanını dökmemişti (!).

9 – Timur ve Dımaşk

Şehrin müstahkem surları yıkıldı ve kale kalıntıları yok edildi, Sultan Ferec ve ordusundan kalan her şeye el konuldu. Aynı zamanda evleri yağmalanan şehir halkından işkence yoluyla ve tekrar tekrar artırılan yüksek miktarda altın, gümüş ve paralar toplandı. Yağma edilen evler ateşe verilmiş, Dımaşk korkunç bir yıkımın pençesine teslim edilmişti. İbn Haldun’un bir tutam öfke de ekleyip yazdıklarına göre, yakılan evlerin ateşleri Emevi Camii’ne kadar ulaşmış, mabedin çatısında bulunan kurşunlar erimiş ve direkleri ile duvarları çökmüştü.

10 – Timur ve Yıldırım

Muharebe Sultan Bâyezid’in planladığı gibi gitmemiş, yanında kalan ve sayıları çok az olan Sırp ve Rumeli birlikleri ile çatışmayı devam ettiren Osmanlı hükümdarı, geri çekilerek Aktepe yakınlarındaki Mahmutoğlu Köyü’ne kadar gelse de, burada, kendisini takip etmekte olduğu anlaşılan ve Timur’un bir eşya gibi her vakit yanında taşıdığı kukla Çağatay hükümdarı Mahmud Han tarafında esir alındı. Dünyayı fethe çıkan bir hükümdar olarak Yıldırım Bâyezid, aynı şekilde kendisi gibi dünyayı fethe çıkan bir başka hükümdar karşısında korkunç bir mağlubiyete uğramış, onun gibi bir hükümdarın hiçbir zaman tahammül edemeyeceği bir duruma düşmüştü.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.