Tarihteki büyük komutanlar arasında yerini alan ve aynı zamanda kendi adını taşıyan imparatorluğun da kurucusu olan Emîr Timur ve Timurlular hakkında, Prof. Dr. İsmail Aka tarafından yazılan ve Kronik Kitap’tan çıkan “Timurlular: Orta Asya’nın Parlak Devri” isimli eserden 10 alıntı yaptık. İyi okumalar dileriz.

1 – Timur ve Ticâret

“Timur, çeşitli ülkelere yönelttiği seferleri ile daha önceki Cengiz Han’ın istilâsının dehşetini bu ülkelerde yaşayan insanlara yeniden hissettirdi. Onun gâyesi, mümkün olduğu kadar geniş toprakları hâkimiyet altına almaktı. Kan dökücülüğü ve tahripkârlığına rağmen Timur, aynı zamanda îmârcı idi. Onun zamanında muhteşem binalar yaptırılmış, sulama kanalları açtırılmış, yeni yerleşim yerleri kurulmuştu. Bilindiği üzere Orta Asya İslâm mimarisinin en parlak devri Timur ve haleflerinin adı ile sıkı sıkıya bağlıdır. Ticâretin devlet için büyük gelir kaynağı olduğunun farkında idi. 1402 yılında Fransa kralına gönderdiği mektubunda, karşılıklı olarak tüccarların gidip gelmesini, zîrâ dünyanın ticâret sâyesinde bayındır bir hâl alabileceğini ifade ediyordu.”

2 – Timur ve Toktamış

“Azerbaycan’a gönderdiği ordunun başarısızlığından sonra Altın Orda hükümdârı Toktamış, Timur’un yokluğundan yararlanarak ansızın doğuya yönelmişti. Toktamış, Suğnak üzerinden Savran şehrine geldi fakat şehir teslim olmadı. Timur’un oğullarından Ömer Şeyh, Endican’dan gelerek Otrar yakınında Toktamış ile savaşmış fakat yenilmişti. Böylece bütün Mâverâünnehr, Toktamış’ın önünde açık bulunuyordu. Toktamış’ın bu faaliyetleri sırasında Timur, Güney İran’daki Şiraz şehrinde bulunuyordu. Toktamış bu harekete girişirken Timur’un düşmanlarını da ayaklandırmaya muvaffak olmuş ve Harezm ile Sir Derya ötesindeki Moğol yurdunda ayaklanmalar çıkmıştı. Harezm’de Kongratlardan Süleyman Sûfi, Toktamış’ın tarafına geçmişti. Bu yüzden Timur beşinci defa olarak Harezm’e çöl tarafından yürüyerek Ürgenç’e gelmişti. Süleyman Sûfi, Toktamış’ın yanına kaçmış, Harezm’i işgal eden Timur ise öfke ile bütün ahâlinin Semerkand’a göçürülmesi ve Ürgenç’in yıkılıp yerine arpa ekilmesini buyurmuştu.”




3 – Timur’un Hindistan’a Seferi

“Timur, yolu üzerindeki putperestlere oldukça ağır kayıplar verdirdikten sonra, yıl sonunda Delhi yakınında Tuğluk hükümdârı ile karşılaştı. Mahmud Han yenilerek kaçtı. Şehre giren Timur, büyük katliam ve yağmada bulunmuş, etrâftaki bazı yerleri de fethettikten sonra, ihtimal ki pek de hoş olmayan haberler alması üzerine bol ganîmet ve fillerle Hindistan’dan ayrılarak 29 Nisan 1399 Salı günü Semerkand’a dönmüştür.”

4 – Timur’un oğlu Miranşah

“Babasının gelmekte olduğunu işiten Miranşah, onu karşılamaya çıkarak Timur’un, Rey şehrinden hareketi sırasında huzura çıktı ise de pek îtibâr görmediği gibi, Tebriz’e bir araştırma komisyonu gönderildi. Onlar defterleri inceleyip Miranşah’ın israf yolu ile etrâfındakilere dağıttıklarını geri aldıkları gibi onu eğlenceye sevkedip memleket işlerinin bozulmasına sebep olanları da îdâm ettirdiler.”

5 – Timur ve Çelebi Mehmed

“Ankara Savaşı’ndan sonra Timur henüz Anadolu’da iken Amasya’ya gelen Çelebi Mehmed, ufak bir-iki çatışmadan sonra bu yöreye hâkim olmuş ve onun bu bölgedeki hukûku Timur tarafından da tasdîk edilmişti. Timur, Çelebi Mehmed’e al damgalı nişan ile hâkimiyet alâmeti olarak kemer ve külah göndermiş, Osmanlı şehzadesi de ilk kestirdiği paraların üzerine Timur’un adını koymuştur.”

6 – Timur ve Tatarlar

“Anadolu’ya yerleşmiş olan Tatarlar, Ankara Savaşı’nda Timur’un saflarına geçmişlerse de Timur, Tatarlar için bir felâket olan teşebbüsünden vazgeçmedi. Onları Mâverâünnehr’e göçürmeye karar verip ordusunu bir yay gibi sevkederek Tatarları sürüleri ile birlikte göçürdüler. Timur devri tarihçilerinden Hâfız-ı Ebrû’ya göre bunlar 30.000 çadır idiler. Onları Timur’un göçürme teklifini mecbûren teklif etmişler ise de İran’da daha Damgan’a vardıklarında ayaklanmışlar, bu hareketleri ise ağır bir şekilde cezalandırılmış, öldürülen 2.000 – 3.000 kişinin başından kuleler yapılmıştı ki, İspanyol elçisi Clavijo, birkaç ay sonra buradan geçerken bu kuleleri görmüştü.”

7 – Timurlular ve Doğu Anadolu

“Kara Koyunlu beyi, vaktiyle Timur’a baş eğip Timur tarafından Mirza Ömer’in buyruğuna verilen ve şimdi de Türkmenlere karşı düşmanca bir tavır takınan Van hâkimi İzzeddin Şir üzerine giderek onu yenilgiye uğratmak sûretiyle kendisine tabi duruma sokmayı başarmıştır. Ardından Avnik üzerine yürüyerek Timur’un, Azerbaycan’dan ayrılırken “Türkmen Kara Yusuf’a dikkat etmesini” tembihlediği Emîr Doladay’dan kaleyi almaya muvaffak olmuştu. Böylelikle Timurlular, Doğu Anadolu’daki son üslerini de elden çıkarmış ve bölgedeki Timurlular hâkimiyeti kesin olarak sona ermişti.”

8 – Timur ve Rusya

“Timur, Özü Irmağı taraflarına giderek Toktamış ile birlikte hareket etmiş olan kabîleleri yağmalayıp onları Balkanlara doğru sürdükten sonra kuzeye, Don Irmağı’na yöneldi. Moskova yakınlarına kadar gelerek etrâfı yağmalamış ve dönerek Azak şehrine gelip burayı da yağmalamıştı. Timur kışın ise Hacı Tarhan (Ejderhan) ve Berke Sarayı üzerine gitmiş, buraları ciddi bir mukâvemet görmeden ele geçirmişti. Her iki şehir de yağma edilmiş, üstelik yakılmışlardı. Berke Sarayı’nda yapılan kazılarda bu yangının izlerine rastlanmıştır.”




9 – Şahruh

“Ordu, Sultân Muhammed üzerine giderken Şahruh, Isfahan’ın ileri gelenlerini tutuklatarak Rey’e dönme karârı almış ve yola çıkmıştı. Sâve’ye gelindiğinde hükümdâr ekseriyeti seyyid ve ulemâdan olan bâzı kimseleri yine Gevherşad’ın ısrârı ille astırdı. Hâlbuki böyle bir şeye; dini kendi siyasi maksatlarına âlet eden, üstelik ulemâdan hiç korkusu bulunmayan Timur ve dedesini taklit eden Uluğ Beg bile cesâret edememişlerdi. Dindâr bir hükümdâr olarak bilinen Şahruh’un, haleflerinin daha sonraları mahvolmalarının ve hükümdârlığın Miranşah ve Ömer Şeyh’in oğullarına geçmesinin sebebini, seyyidlerin bedduâlarında arayan yazarlar çıkmıştır.”

10- Hüseyin Baykara

“Yâdigâr Muhammed’in öldürülmesinden sonra, son Timurlular hükümdârı Hüseyin Baykara’nın Herat hâkimiyeti, 1506 yılındaki ölümüne değin aralıksız sürdü. Onun başşehri Herat ise tıpkı Orta Çağların diğer medenî merkezleri gibi hem ince medeniyet hem de sefâhat ve eğlence merkezi idi. Sultân, oğulları, ordusu ve şehir halkı kendilerini tamâmen eğlenceye kaptırmışlardı. Hâkimiyetinin ilk 6-7 yılında hükümdâr dindârca bir hayat sürmüş, ondan sonraki 40 yılda ise her gün öğle namazından sonra içmiştir. Ömrünün bir kısmını kazaklık ve dolayısıyla akınlar ile geçirdiğinden, zaferlerinden sonra eğlenceye dalardı. Yanındakilerde tabii onu taklit ederlerdi. Fetih ve sefer düşüncesi artık beylerde kalmamış olup, devlet sınırlarının genişlemesi de söz konusu olmuyordu. Hüseyin Baykara’nın başlangıçta Şiîliğe temâyülü vardı. O bakımda 12 İmam’ın adı ile Şiî hutbesinin okunmasına izin vermişti. Fakat sonraları bâzı olaylar dolayısıyla ve bilhassa Ali Şir Nevaî’nin tesiri ile Sünnîliği tercih etmiştir.”

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.