10 İyi Alıntı: Erhan Afyoncu – Fatih Sultan Mehmed

Bu içeriğimizde, Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun “Bir Cihan Hükümdarı Fatih Sultan Mehmed” isimli eserinden Fatih Sultan Mehmed ve dönemine dair 10 farklı alıntı derledik. İyi okumalar dileriz.

Bu içerik, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde Cumhuriyet Tarihi üzerine yüksek lisans yapan Çağatay Yegen (@cagataytarih) tarafından hazırlanmıştır. Katkılarından ötürü kendilerine teşekkür ederiz.

1 – Fatih Sultan Mehmed ve Batı kültürüne olan ilgisi

Fatih’in Batı kültürüne olan ilgisi daha şehzâde iken Manisa Sarayı’nda başladı. İtalyan hümanist Ciriaco d’Ancona (Anconalı Ciriaco/Cyriacus) ve Saray’daki başka İtalyanlar ona Roma ve Batı tarihleri ile eski Yunan filozoflarının hayatlarıyla ilgili kitapları okutmuşlardı. Anconalı Ciriaco, Sultan’a eski Yunan felsefesinin tarihini yazan Yunanlı Diyojen (Diogones) Laertius’u, Heredot’u, Romalı tarihçi Titus Livius’u (Livy), Romalı tarihçi Quintus Curtius Rufus’u, Büyük İskender’in, papaların, imparatorların, Fransa krallarının ve Lombardlar’ın vekayinâmelerini okutmuştu. (Sayfa 11)

2 – Fatih Sultan Mehmed ve şahsiyeti

Fatih Sultan Mehmed, büyük bir komutan, büyük bir devlet teşkilatçısı ve kanun koyucu, açık fikirli ve Doğu ve Batı kültürlerini bilen bir hükümdardı. Seferlere günlerce at sırtında gider, dağlık arazilerde askerleriyle birlikte yaya yürür, her türlü zahmete katlanırdı. Gerektiğinde düşmanın üzerine yalınkılıç gidecek kadar cesurdu. Fatih’ten sonra da Osmanlı tarihinde cihangir hükümdarlar çıkmıştır. Ancak Fatih kadar bilime, düşünceye önem veren bir padişah daha gelmemiştir. Fatih, bir Rönesans hükümdarıydı. Devrin ileri gelen Müslüman ve Hristiyan âlimlerini sık sık huzurunda tartıştırırdı. Bazen de tartışmaya bizzat katılırdı. Arapça, Farsça, Yunanca başta olmak üzere birkaç dil bilen Fatih aynı zamanda “Avnî” mahlasıyla şiirler yazan bir şairdi. (Sayfa 165)

3 – Fatih Sultan Mehmed’in babasına yazdığı iddia edilen meşhur mektubu gerçeği yansıtıyor mu?

Fatih’in babasına mektup yazarak, “Hükümdarsan gel ordunun başına geç, eğer ben hükümdarsam o zaman emrediyorum gel ordunun başkomutanlığını yap” sözünü söylediği daha sonraki tarihçiler tarafından aktarılır. Ancak bu sözlere dönemin kaynaklarında rastlanmaz. Osmanlı tarihçiliğinin en büyük isimlerinden Halil İnalcık’ın, 1444 Buhranı üzerine yaptığı araştırmalar da Fatih’in babasını çağırmak istemediğini ortaya çıkarmıştır. (Sayfa 12)

4 – Topun kullanılması ve Ortaçağ kalelerinin fonksiyonunun bitmesi

Top, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul kuşatmasında etkili bir şekilde kullanmasıyla önemli bir savaş aracı oldu. Böylece Ortaçağ kalelerinin fonksiyonu sona erdi. Bunun sonucunda yıldız tabyalarla desteklenerek topun etkisinin azaltılmaya çalışıldığı yeni bir savunma sistemi; “Trace İtalienne” ortaya çıktı. (Sayfa 24)

5 – “Şehirde Latin külahı görmektense Türk sarığını yeğlerim.”

En güç koşullarda bile Ortodoksluk’tan vazgeçmeyen Bizans halkı, Latinlere borçlu kalmaktansa Osmanlılar tarafından yönetilmeyi tercih ediyorlardı. Nitekim Gennadius’un müttefikleri arasında en başta geleni Grandük Notaras, Bizanslılar’ın duygularını “Şehirde Latin külahı görmektense Türk sarığını yeğlerim” diye en veciz biçimde ifade etmişti. Bu sözü Notaras’a, Ortodoksların 150 yıldır şahit oldukları ve dönemine göre çok ileri bir anlayış olan Osmanlı tecrübesi söyletmişti. Osmanlı Beyliği kurulduktan sonra fethettiği bölgelerdeki halkın dinine karışmamış, onlara ibadet özgürlüğü vermişti. (Sayfa 27-28)




6- İstanbul’un fethinin yankıları

İstanbul’dan kaçanların Ege’deki adalara varmasından sonra, İstanbul’un düştüğü haberi her tarafa yayıldı. Mektuplar yazılarak hızlı gemilerle Venedik senatosuna ve Papa’ya gönderildi. 29 Haziran akşamı haber İtalya’ya ulaştı. Mektup senatoda okunduğunda salonu derin bir sessizlik kapladı. Senato üyeleri korku ve şaşkınlık ile birbirlerine baktılar. Ağıtlar, çığlıklar birbirini takip etti. Kimisi saçını başını yolarken, kimisi de göğsünü yumrukluyordu. Hristiyan dünyası bugün dahi atlatamadığı bir şoka girmişti. Kimse bu duruma inanamıyordu. Bazıları Bizans’ın yardımına gidilmediği için Avrupa’daki Hristiyan devletleri suçlarken, bazıları da Bizanslılar’ın işledikleri günahların sonucunda bunların olduğunu ifade ediyordu. Hristiyanlar İstanbul’un Türkler’in eline geçmesini Romalılar’ın Kudüs’ü yakıp yıkması, Hazreti İsa’nın çarmıha gerilmesi ve dünyanın sonu gibi insanlık tarihindeki büyük felaketlerden birisi olarak algıladılar. (Sayfa 45)

7 – Fatih Sultan Mehmed ve cihanşümul hakimiyet fikrinin temelleri

Halil İnalcık, Fetih sayesinde II. Mehmed’in kendisini cihanşümul bir imparatorluğun temsilcisi olarak gördüğünü, mutlak ve hudutsuz bir iktidar kazandığını belirtir. Bu durum, merkeziyetçi devletin kurulabilmesini ve devamlı fütuhat faaliyetlerinde bulunulabilmesini sağladı. Fatih’in cihanşümul hakimiyet fikrinin temelleri geniş bir yelpazeden oluşuyordu: Türk-Moğol hükümdarlık geleneği, İslâmî hilafet telakkisi ve Roma imparatorluk fikri. Fatih, fetihten sonra kendini Roma İmparatorluğu’nun yegâne varisi sayarak, Bizans İmparatorları ile akraba bütün sülaleleri (Trabzon Rum İmparatorluğu, Mora Despotları vs.) ortadan kaldırmak için faaliyete geçmişti. (Sayfa 53)

8 – Belgrad Kuşatması ve Fatih Sultan Mehmed

Türk ordusu dağılmış bir vaziyetteydi. Piyadeler ve süvariler birer tarafa sığınmıştı. Bu surette daha fazla dayanamayan Yeniçeri Ağası Hasan Ağa ve Fatih Sultan Mehmed yanında Mustafa Bey, Özgüroğlu İsa Bey, İshakoğlu İsa Bey ve kardeşi Mustafa Bey olduğu halde Macar ordusuna saldırdı. Padişahın çatışmanın yaşandığı mahalde olduğunu gören Macarlar onu öldürmek için harekete geçti. Fatih, üzerine yürüyen üç Haçlı askerini öldürdü ama kendisi de alnından ve dizinden yaralandı. Padişahın bizzat savaşa katılması Türk ordusunun maneviyatını yükselterek tekrar toparlanmasına vesile oldu. Devlet adamları zor da olsa Fatih’i oradan uzaklaştırdılar. Bu surette hücuma geçen ordu Macarları ordugahtan atarak dış kaleye kadar kovaladı. (Sayfa 64)

9 – İmparatorluğun gerçek kurucusu

Halil İnalcık hocamız, İkinci Mehmed’i Osmanlı İmparatorluğu’nun gerçek kurucusu olarak kabul eder. Fatih döneminde Boğazlar’da, Osmanlı hakimiyeti kurulmuş, Balkanlar’da sınırlar Tuna’ya kadar genişletilmiş ve buralardaki topraklar emniyet altına alınmıştır. Anadolu ve Rumeli’deki Osmanlı toprakları birleştirilmiştir. Uzun Hasan tehlikesinin ortadan kaldırılması, hem Osmanlıların Timur’dan itibaren içine girdiği doğudan gelecek tehlike sendromundan kurtulmalarını, hem de beyliklerin ondan alacağı desteği önleyerek, Anadolu topraklarında hakimiyeti tesis etmesini sağlamıştır. Kırım’ın ve Karadeniz kıyılarının Osmanlı İmparatorluğu’na dahil edilmesi ile birlikte Karadeniz’de belirli bir üstünlük kurulmuştur. Fatih’in en önemli icraatından biri de İstanbul’un yeniden imar ve inşasıdır. Bu, İstanbul’un fethi kadar önemlidir. Fatih, fetihleri yanı sıra devlet kurumlarının oluşmasında da önemli rol oynadı. Bürokrasiden saray teşkilatına, maliyeden askeri örgütlenmeye kadar birçok düzenleme bu dönemde yapıldı. (Sayfa 176)

10 – Fatih Sultan Mehmed ve cenaze merasimi

Cenazeye katılanlar koyu renkli kaftanlar giymiş ve başlarına koyu renkli sarıklar sarmışlardı. Türk âdeti üzere kuyrukları kesilmiş ve eyerleri tersine çevrilmiş atlar Fatih Sultan Mehmed’in cenazesinin önünde yürüyorlardı. Atların gözlerine de tuz serpiliyor, bu tuzlar ağlıyorlarmış gibi atların gözlerini yaşartıyordu. Sultan’ın sarığı ve kırılmış yayları da tabutunun üzerine konulmuştu. (Sayfa 163)

İçerikte kullanılan yayın: Erhan Afyoncu, Bir Cihan Hükümdarı Fatih Sultan Mehmed, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2018.

Fatih Sultan Mehmed ve dönemini dolaylı ya da direkt olarak ilgilendiren içeriklerimize ulaşmak için tıklayın.

Misafir Yazar
Tarih-i Kadim'e misafir yazar olarak katkıda bulunan kişilerin içeriklerinin listelendiği bölüm.