10 Farklı Şahidin İfadesiyle Fetih ve Fatih Sultan Mehmed

Bu içeriğimizde, “İstanbul’un Fethi / Çağdaşların Tanıklığı” isimli eserden alıntı ile İstanbul’un fethine ve Fatih Sultan Mehmed’e dair 10 farklı alıntı derledik. İyi okumalar dileriz.

1 – Rumeli Hisarı’nın inşa edilmesi

Günümüzde Rumeli Hisarı.

“[Sultan Mehmed] yapılacağı yerin sınırlarını saban ile işaret etti. Kapılarla kulelerin nerelerde bulunacağı noktaları gösterdi; derin temeller kazdırdı, işleri kimlerin yürüteceğini başkanlara gösterdi ve muhtelif işleri yapacak kişilerin neler yapacağını bizzat göstermek için karşısına aldı, onları sıkıştırdı çünkü birileri duvarları göğe doğru inşa ederken, diğerleri inşa edilecek kuleler için boşluklar yaratacaklar, başkaları da inşaat için lazım olacak taşları gemiler ile uzak yerlerden nakledeceklerdi. Kaplama işlerinde malzeme tedarik etmek için ormanları bütünüyle yıkmak için acele ettiler. Deniz üstünde gemiler yalpalanıyor, Boğaziçi’nin her iki yakasında sürekli olarak sesler yükseliyor, işi yapmaları gerekenlere teşvikler yapılırken acele etmeleri isteniyor ve yapılacak işler için de emirler verenler bulunuyordu.”

Yunanca öğrenmek için İstanbul’a gelen Brescialı Ubertino Puscolo’nun, Domenico Capranica’ya sunduğu kuşatma anlatısından.

2 – Topların etkisi

“Çok sayıdaki atış aleti, mancınık veya toplar arasında üç tane vardı ki bir tanesi on dört talent ağırlığında taş atabilecek, bir ikincisi on iki ve bir üçüncüsü ise on atabilecek gibi idi. Surların kalınlıkları ve sağlamlıkları bakımından bütün diğer küçük topların atışlarına karşı iyice direnmekle beraber devamlı bir şekilde atış yapan bu üçü karşısında yeteri kadar direnemiyorlardı. İkinci atışta surların büyük bir kısmı ve kuleleri de darbe aldılar ve yıkıldılar. Böylece bizim tarihlerimizde bulunan eski bir kehanetin bunu nasıl teferruatlı bir şekilde anlattığını şimdi daha iyi anladık. Derler ki: ‘Vay sana, yedi tepeli şehir, bir genç yiğit seni kuşatacak ve senin çok güçlü surların yıkılacak’.”

Kuşatma sırasında şehirde bulunan Ruteno Kardinali Isidoro’nun Papa’ya yazdığı 6 Temmuz 1453 tarihli mektubundan.

3 – Osmanlı gemilerinin yardım filosunu engelleyememesi

“Gökyüzüne epey çığlıklar yükseldi, gemilerin kürekleri kırıldı, Türkler de kurtulmaları mümkün olmayacak şekilde yaralandılar. Tepenin üstünde donanmasının böyle bir felakete uğradığını gören Türk kralı bir yığın küfürler savurarak atını deniz kenarına sürdü. Adeta kudurmuş gibi iken elbiselerini üzerinden atıp kızgınlığına kurban etti. (…) Sultan, donanma amirali Baltaoğlu’na çok kızmıştı ve vezirlerinin aracı olmaları sonucu onu makamından azledip ve mallarına el koyduktan sonra hayatına dokunmadı.”

Müdaafaya katılan Midilli Adası Başpiskoposu Leonardo’nun Papa’ya yolladığı mektuptan.

4 – Akşemseddin’in mektubu

“Şimdi ihmal ve müsamaha gösterme zamanı değildir. Bunun gibi bir gelişmede hemen bir derin taharriye girişip emirlerin tatbik edilmesinde ve lazım gelen gayretin gösterilmesinde kimin akamete sebep olduğunun belirtilmesi lazımdır. Bu noktanın aydınlatılmasından sonra mesul kişinin derhal görevinden azledilip ağır bir cezaya çarptırılması gerekir ve ağır da bir tekdir uygulanmalıdır. Eğer bu ceza şimdi acele tarafından infaz edilmez ise, özellikle hendeklerin doldurulması sırasında ve muhkem şehre nihai hücumun emredildiği sırada, ordular bu sırada tam bir sonuç almada başarısız kalacaklardır. (…) Şimdi size yalvarırım ki sizin yetkinizde olan her şeyi yapınız bu zaferin elde edilmesi için hem fiiliyat hem de emir vererek yapın. Bunun gibi bir durumda istenilecek tutum, emir hissiyatına pek karışmayacak birisine emri vermektir, merhamet veya ruh kibarlığı onun [=Çandarlı Halil Paşa] olsun. O insanları, lazım geldiği bir tarzda saldırmaya teşvik etmelidir.”

Akşemseddin’in Osmanlı gemilerinin başarısız olması üzerine Sultan Mehmed’e yolladığı mektuptan.

5 – Gemilerin karadan yürütülerek Haliç’e indirilmesi

“[Sultan Mehmed] Konstantinopolis’i bütünüyle alabilmek için Konstantinopolis limanında bir donanma bulunması gerektiğini anlayınca, Sütunlar’da demirli bulunan donanması, ki karadan iki mil uzaktır, bütün tayfaların karaya çıkmalarını emretti ve Pera şehri üzerinde bulunan tepelerin tesviyesini yaptırttı. Kıyı tarafından yani Sütunlar’ın bulunduğu yerden donanmayı hareket ettirdi ve üç mil uzaklıktaki Konstantinopolis limanına indirtti ve her şeyin iyi gitmesi için bu adı geçen Türkler çok iyi çevreleri olan yuvarlak malzemeler koydular. Bu yuvarlak odunlara da iyi miktarda yağ döktüler, itmeğe başladılar. Böylece donanmanın bu kısmının nakline başlandı. Bizim Konstantinopolis’teki limanımıza doğru evvela bazı küçük fustalardan başlatıldı. (…) Bu konu edilen fustaların on beş tane sırası olur ve bazen yirmi ve hatta yirmi iki de olur fakat dünyada hiçbir zaman adı geçen fustaları dağ atlatıp da çekme mümkün değildir. Fakat Konstantinopolis limanına yetmiş iki tane indirildi.”

Kuşatma esnasında sağlıkçı olarak bir Venedik gemisinde bulunan Nicolo Barbaro’nun günlüğünden.

6 – Başarısız bir hücum

“Büyük bir çığlık duyuldu, bütün ordu her bir taraftan aynı anda şehre saldırmaya başladı, bağırıp çağırdılar, bazıları muhtelif cins ateşli silahla, bazıları ellerinde merdivenler, bazıları surları yıkmak için aletler getirdi ve şehri elde etmek için her türlü tuzaklarını hazırlıyorlardı. Şehrin sakinleri de bağırıyorlar ve onlara karşı çarpışırken avaz avaz bağırıyorlardı. İmparator da şehrin her tarafına gidip adamlarını teşvik ediyordu, ilahi bir yardımın geleceğine inanıyordu ve halkın toplanması için şehirde çanlar çaldırdı. Türkler de bu güçlü sesi duyunca boynuzları, borazanları ve davulları öttürdüler ve böylece büyük ve korkunç bir boğuşma başladı. Toplarla arkebüzlerin yarattığı gürültü, aletlerin sesleri, çığlıklar ve feryatların yarattığı ses her iki tarafta da birbirine karışıyor ve silahların uğultuları -her iki orduda da silahlardan alevler fırlıyordu- ve bu arada halkın, kadınların ve çocukların da ağlamaları ve sızlanmaları karışınca, yer ile gök adeta birbirine yaklaşmış ve titreşmiş gibi idi.

Hiç kimse birbirinin ne dediğini duymuyordu: Çığlıklar, uğultular, ağlamalar, sızlamalar insanlardan çıkarken, savaş gürültüleri ve çan sesleri birbirine karışıyordu, büyük bir patırtı yaratmıştı. Külliyetli miktarlardaki patlamalar ve toplarla arkebüzlerin yaptıkları atışlar her iki taraftan da yoğunluk kazanınca, şehir ve orduların üzerlerinde kesif bir duman belirdi, kimse kimseyi göremiyor, kim kimle çarpışıyordu belli değildi ve çok kimse bu dumandan dolayı öldü.”

Nestor İskender’in yaşadıklarını anlattığı rapordan.

7 – Haliç’e gemilerin indirilmesinden sonra yaptırılan köprüler

“[Haliç’te] limanın bir tarafından diğer bir tarafına büyük fıçıları birbirine bağlayarak bir köprü de inşa ettiler, bunun üzerine külliyetli miktarda piyade ve top koydular. Bu fıçılar üzerine bir başka köprü daha inşa edip suyun üzerinden ikinci bir barikat yarattılar, en seçkin muhariplerden elli bin tanesi burayı işgal ettikten sonraki üç saat zarfında şehri işgal ettiler.”

Samuel isimli bir Bizanslı episkoposun Sibiu şehri başkanı Osvaldo’ya yazdığı mektuptan.

8 – Şehri düşüren hücum

“[Topkapı surları tarafında] Sultan son gücünü göstermek isterken; kendisini çok iyi korumak için özellikle seçilmiş on bin kişilik iki bölük [Yeniçeri] ile yaklaşırken, çok kimse de tahta kuleler, köprüler, merdivenler ve sair eşyalar taşıyorlardı. Bunlar çukurları doldurmaya başladılar ve surlara tırmanabilmek için köprüleri ve merdivenleri kullandılar. Giustiniani burada bir kolubrina atışı ile yaralandı ve bir tabip arayıp tedavi olmak için oradan ayrıldı. Burasının müdafaası için, ayrılmadan evvel iki Cenovalı soyluyu bıraktı. Bu sırada Türkler surların tepelerine çıkıyorlardı. Şehrin içinde müdafaa için bulunan askerler, surların üstünde çok sayıda adam görüp ve Giustiniani’nin gittiğini görünce onun kaçtığını zannettiler. Böylece yerlerini terk edip onlar da fırar etmeye başladılar. Türkler 29 Mayıs günü bu şekilde Konstantinopolis’e girdiler ve kendilerine karşı gelenleri kılıçlarıyla öldürdüler.”

Şehrin savunmasına katılan Floransalı tüccar Jacopo Tedaldi’nin raporundan.

9 – Fetih sonrası 2 günlük yağma

“Önlerine adeta dişi arslanlar, leoparlar ve antilop sürüleri iter gibi olan gaziler genç kızları zorla önlerinde yürüttüler ve mücevherleri ile gençliklerini parlattılar. Sonra da kafir tekfurun sarayından ve zenginlerle kötü kafirlerin evlerinden eşyalar ve altınla gümüş vazolar, kıymetli taşlar, her cins mücevher ve kumaşlar çekip aldılar. Öyle büyük bir miktar ortaya çıktı ki sanki toprak içindeki bütün hazineyi dışarıya çıkartmıştı. Böyle büyük bir zenginlik ve ganimet karşısında şaşkın kalırken şunu sordular: ‘Buna nasıl sahip olabildiniz?’. Sıkça olan bir olaya göre krallara layık inciler, nar gibi büyük ve harika suyun yakutu, sahte bir taş ve cam kolye fiyatına satılmıştır. Altın ve gümüş için bakır ve kalay fiyatı verilmişti. Böylece, bu kıymetli madenler sayesinde, epey sayıda kişi çok kötü bir fakirlikten olağanüstü bir zenginlik durumuna yükseldi.”

Tursun Bey’in Tarih-i Ebu’l-feth Sultan Mehmed Han isimli eserinden.

10 – Roma hedefi

“Konstantinopolis’in fethi sayesinde [Sultan Mehmed] epey bir gurur sahibi oldu ve kısa bir zaman zarfında bütün dünyanın sahibi olabileceğini zannediyor ve onun Roma’ya kadar ulaşmak için bir düşünceye sahip olması için iki yıl bile geçmeyeceğini söylüyorlar; Allah için eğer Hristiyanlar kısa zaman zarfında tedbir almazlar ise çok olağanüstü işler başaracak fakat gerektiği şekilde Konstantinopolis için tedbir alınır ise bu da felaketine yol açar.”

Galata’daki Ceneviz kolonisinin yöneticisi olan Angelo Giovanni Lomellino’nun kardeşine yazdığı 23 Haziran 1453 tarihli mektuptan.

İçerikte kullanılan yayın: Prof. Agostino Pertusi, İstanbul’un Fethi Cilt 1: Çağdaşların Tanıklığı, terc. Prof. Dr. Mahmut H. Şakiroğlu, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul, 2004.

Tarih-i Kadim Arşiv
Tarih-i Kadim bünyesinde bir dönem yazarlık yapmış ancak belirli sebeplerden dolayı aramızdan ayrılmak zorunda kalan değerli yazarlarımızın, emeklerinin saklandığı arşiv bölümü.